|

 |
Un Sandığı-4 Çıktı Kitabını
basın mensuplarına tanıtan Gazeteci Mehmet Göçer, diğerlerinde olduğu
gibi kitabın bu sayısında da oldukça ilginç konuların yer aldığını
söyledi. 112 Ayrı konunun yer aldığı kitap 287 sayfa olarak tasarlandı.
2 Yıl önceden yazımına başlanan kitabın basılarak piyasaya sunulma
çalışması bu güne kadar devam etti. Göçer, “Bu kitabım daha önce
yayınlanan 3 ciltten biraz daha ilginç ve biraz daha farklı diyebilirim.
3 Yılda 13 bini aşkın davayı karara bağlayan ve Jet Hakim unvanını alan
Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hacı İbrahim Gözükara’dan 8
anekdot aldım. Bu kitapta her yaştaki okurlarımıza mesajlar var.”dedi.
Ayrıca Mehmet Göçer, “Ashab-ı Kehf ‘in Afşinde olduğuna ve güneş doğar
doğmaz mağaraya yansımasını mahkeme kararıyla tescillettirme
çalışmalarımız bu kitapta yer alıyor. Mağaranın tanıtımı konusunda 5
ayrı dilde hazırlanan tanıtım broşürleri hazırlandı.”ifadesini kullandı. |
Un Sandığı 4. Cilt Kitabımı Merak
Edenlere Bilgi Anahtarı

KARDEŞ ÜLKE SUÛDÎ ARABİSTAN KRALINA
UMRE YOLCULUĞUM VE GÖRDÜĞÜMÜZ HİZMETLER
ESHAB-I KEHF HAKKINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR İÇİN
TIKLAYINIZ 
The Fellows of the cave-7 Sleepers

ESHAB-I
KEHF GROTTAN I AFSHIN ”SJU SOVANDE”

|
Un sandığı nedir? |
Mehmet Göçer tarafından kaleme alınan özellikle
Elbistanın Sesi Gazetesi köşesinde yazdığı köşe yazılarından oluşan. Elbistan,
Afşin ve çevresinde olan ilginç olayların anlatıldığı kitabın adıdır. |
|

|
|

|
Sahip ve kurucusu olduğum
Elbistanın Sesi
Gazetesi'nin sohbet köşesinde 2001 yılı sonlarında yayınlamaya başladığım
yazılarımı, “UN SANDIĞI” adını verdiğim kitapta toplayarak, muhterem
okurlarıma sunmanın mutluluğu içindeyim.
Toplumumuzun aile sohbetlerinde, düğün odası, kahve ve cenaze evi
sohbetlerinde konuşmalara dikkat ettim; insanlara en tatlı geleninin, geçmişte
kişiler arasında yaşanan bilhassa kıssadan hisse yansıtan olayların olduğunu
anlamam üzerine bu yöntemi seçtim, araştırmalara başladım.
Olaylardan hiçbirisi efsanevî değildir. Üstelik ulaşabildiğim
kaynak ve olayın ilgilisinin fotoğraflarını imkânlarım ölçüsünde temin etmeye
çalıştım.
Birbirinden ilginç olmasıyla birlikte bilhassa
Elbistan, Afşin ve çevresinde en çok ses getiren ve dünyada eşi görülmemiş,
diğer bir deyimle ilk ve son Durdu Gök'ün aşk hikâyesi olduğu için; kitabımın
adını “UN SANDIĞI” koymuş bulunuyorum.
Allah nusret ve ömür lutfederse, devam eden ciltlerde buluşmak temennisiyle
saygılar sunuyorum. - Mehmet GÖÇER |




Un Sandığı
4. Cilt Kitabımı Merak Edenlere Bilgi
Anahtarı Sunmak İstiyorum:
Mehmet Göçer
Bir
kitabın ele alındığında, fihrist ile ön söz, diğer deyimle takdim yazısı okunur
okunmaz, mahiyeti, seyri ve neler anlatmak istediği anlaşılır. Bu bağlamda, UN
SANDIĞI 4. Cilt kitabımın ön sözünü yazan, Çiçek'li hemşehrimiz Prof. Dr.
Abdullah Günen'in ön söz yazısını bir anahtar niyetine sunuyorum.
Elekten
elercesine gözden geçirildikten sonra yazılan işbu yazıyı okuduktan sonra,
kitabımı edinmek isteyenlere telefonum: 0 536 544 58 58.
Normal
telefon: 0 344 415 40 40. Faks : 0 344 415 40 40/den 13. Ayrıca: 0 544 329 45
51 ve 0 537 855 32 55; Himmet Göçer'den de iletişim sağlanabilir.
Bu
haberleşmeler sonucu kitabım ödemeli gönderilebilmektedir.
Durumu siz
Sayın Okurlarımın yüksek bilgisine sunar, bu vesile ile Muharrem-i Şerif yeni
yılınızı kutlar, yuvanızda ömür boyu mutluluklar dilerim.
TAKDİM
Prof. Dr.
Abdullah GÜNEN
Mehmet Göçer, büyük
mücadelelerle 23/08/1957 yılında yayınladığı Elbistan Postası, onu kapatmasının
ardından 30 Temmuz 1960 tarihinde yayınladığı Elbistan'ın Sesi adlı yerel
gazetesinde toplumun sesini yansıtmaya çalıştığı, gerek gazetesine giren,
gerekse haricen hazırladığı yazılarını kitap haline
getirmiştir.
 |
Mücadele dolu yaşamın
içinden geçen yazar, yaşadığı toplumda anlatılanları, onları etkileyen
olayları, başlarından geçenleri oldukça titiz bir çalışmayla
kitaplaştırmıştır. Burada yazılanların genel özelliği halk arasında
sözlü olarak konuşulan, halkın değer verdiği insanların başlarından
geçenlerin anlatıldığı, rivayet olarak anlatılan olayların asıl
muhataplarının bulunarak birinci elden hikayelerin dile getirilmesidir.
Bunun yanında kendi başından geçenler, topluma ders niteliği taşıyan
ibretlik olaylar da kitabın konusudur.
Bu kitap aslında bir
hayat yolculuğunun çok açık bir fotoğrafı gibidir. Kitabın sayfaları
yazılmadan önce sohbetlerle, düğünlerle, cenazelerle, çeşitli dostluk
meclislerinde oluşturulmuştur zaten. Bu anlamda yazar bu ve buna benzer
çalışmaları ile bir nevi kendi hikâyesini de yazmıştır. |
Toplumun ihmal edilen manevi
dinamiklerini basit gibi görünen ancak herkesin anlayacağı bir o kadar da
derinlikli ibretlik olaylarla gözümüzün önüne getiren yazar, toplumumuzun bir
anlamda bilge yönünü de gözler önüne sermektedir.
Kitap, ahlâkî nitelikli
öğütlerden ve kıssalardan oluşmaktadır. Yazar toplumun yozlaşmasına neden olan
âmiller ile bunun önüne geçmek için alınması gereken tedbirleri deneyimlerinden
de yola çıkarak geniş bir şekilde ele almaktadır. Eserde anlatılan hikâyelerde
bilgelik, hikmet yolunun önemsendiği ve önemsenmesi gerektiğine vurgular
yapılmaktadır. Anlatılan hikâyelerde bir taraftan somut çözümlere yer verilmekte
diğer taraftan manevi değerlerin önemine vurgu yapılmaktadır. En önemli ahlâk
sorunlarından olan “ADALET” konusu üzerinde sıklıkla durulmakta ve toplumun
temeli olduğuna dair hikâyeler anlatılmaktadır. Toplumsal ahlâk ile ilgili
nezaket kurallarına da ayrıca yer verilmiştir. Toplumda refahın, özü sözü bir
bireyler aracılığıyla sağlanacağı üzerinde durulmaktadır.
Eser, bir seyahatname görünümü de sunmaktadır.
Halkın gelenek ve göreneklerinin aktarılması anlamında büyük öneme sahiptir.
Çalışma, konuya uygun atasözleri ile süslenmiş ve akıcılık kazandırılmıştır.
Ayrıca çalışmada Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Napolyon gibi
önemli tarihi şahsiyetlere de yer verilmiş ve onlar ile ilgili ibret alınacak
konular üzerinde durulmuştur… “Fedakârlığa talip olunuz” gibi gündelik hayatı
kolaylaştıracak özlü sözlere de yer verilmiştir. Eserde zaman zaman Şeyh Sâdi ve
Mevlâna gibi ünlü şahsiyetlerden şiirlere de yer verilerek eserin akıcılığı
sağlanmıştır.
Anlatılan hikâyelerde insanın
ahlâki özelliklerini kaybettiğinde onu geri kazanmasının güç olacağı ve dolayısı
ile kaybetmeden bir takım şeylerin değerinin bilinmesi gerektiği üzerinde
durulmuştur. Ayrıca dil’in kullanımının çok önemli olduğuna dair sözlere de yer
verilmiştir. Yunus’tan verilen “dil ola kese savaşı, dil ola kestire başı, dil
ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz” ifadeleri dil ile davranış ve ahlâkın
arasındaki sıkı ilişkiyi göstermesi açısından oldukça manidardır.
Eserde yalnızca insan ilişkileri
ve ahlâk konularına değil, çevre ve çevrenin korunması ile ilgili konulara da
yer verilmiştir. Örneğin Mehmet Emin Yurdakul’dan verilen şu dörtlük çevreye
olan duyarlılığın en güzel örneklerindendir:
Sakın kesme,
her dalından bir güzel kuş ses versin,
Sakın kesme,
gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin,
Sakın kesme,
aziz vatan günden güne şenlensin
Sakın kesme,
bu sevimli yurda kanat kol gersin.
Hacı Bayram Veli’den
“Bilmek
istersen seni;
Can içre ara
canı. Geç canından bul anı.
Burada kişinin kendini bilip
tanımasının yine kendi ile mümkün olduğu, kendi içine kıvrılmak gerektiği
yönünde öğütlerde bulunulmaktadır. Yöresel hikâyeler öğüt verici bir tarzda
anlatılmıştır. Yöre halkının sözlü ve yazılı geleneğe dayalı kültürü hem Hz. Ali
gibi kutsal şahsiyetlere hem halk ozanlarına hem de edebî şahsiyetlere
dayanılarak anlatılmıştır. Eser, özellikle sözlü kültürün yaşatılması bağlamında
da önem taşımaktadır. Ayrıca halkın üst makamlardaki devlet büyükleri ile olan
diyaloglarına yer verilmiş ve Anadolu halkının küçümsenmeyecek bir toplum ve
siyaset algısına sahip olduğu gözlenmiştir.
Yazarın dikkat çeken bir diğer
özelliği ise, akademik hayatta önemli bir etik mesele olarak görülen kaynak
gösterme konusuna gösterdiği hassasiyettir. Adından bahsedilen kişilerin ev
bilgilerine varacak kadar detaylı bilgilerin yanında, kaynak kişiler veya adı
geçen kişilerin fotoğraflarını esere koyması da ilginç ve aynı zamanda takdir
edilecek bir yöntem olarak görülmelidir.
Asıl memleketi olan Darende
yanında yaşamının büyük bir kısmını geçirdiği Elbistan ve yöresinin
problemlerini, halkın yaşayışlarını dile getiren yazıların yoğunlukta olduğu bu
eser, aslında toplumdaki güncel meselelere de örnek hikâyeler yoluyla çözüm
önerileri getirmektedir.
Elbistan’ın Sesi gazetesinde
yazdığı köşe yazıları ile bulunduğu ilçenin dertlerini, problemlerini dile
getirme amacını gütmesi beklenirken, toplumdaki genel bozulmaya yönelik
dikkatleri çekmesi ve hak arama yöntemi olarak da kendi hayatından örnekleri
kitaba taşıması, özellikle hakkını arama konusunda ne yapacağını bilmeyen
insanımıza çok güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Elbistan’ın Sesi dediğimizde
klasik anlamda bir Elbistan fanatiği olmaktan ziyade, Elbistan’a katkı sunan
Türkiye’nin her yerinden gelmiş kamu görevlilerinin hakkını teslim etmesi ve
onlardan övgüyle bahsetmesi de geniş ve derin bir memleket sevdası olduğunu
göstermektedir.
Bu tür eserlerin gözden kaçan
ama çok önemli olan bir işlevi de vardır. Bazı tarihi veya yaşayan siyasi
şahsiyetlerin görünenden farklı özelliklerini gözler önüne sermesidir.
Dolayısıyla bir başka yönüyle insanları değerlendirmek, belki de asıl
kişiliklerini görmek adına bu tür eserlerin çok büyük faydası olmaktadır.
Elinizdeki eser de bunun güzel örneklerinden birisini teşkil etmektedir.
Kitabın bir başka özelliği de;
samimiyetin, kitabın ilk sayfasından itibaren kendini hissettirmesidir.
Günümüzde yazılan kitaplarda kurgu endişesiyle samimiyetin heder edildiğini
görürüz çoğunlukla, ancak bu kitapta kullanılan dil, yazarın kurgu endişesinden
ziyade bir şeyler anlatmak endişesini taşıdığını ve bunu da en doğal haliyle
yaptığını görüyoruz.
Özellikle ibret verici
hikâyelerin sonucunda gençlere yönelik tavsiyeleri, aslında gençlere verdiği
önemi göstermesi açısından da önem taşımaktadır. Kitabın birçok yerinden
gençlerin işin içinde olduğu dürüst ve ahlâklı olmakla ilgili olaylar bunu
göstermektedir.
Daha önce yayınlanan kitapların devamı niteliğinde olan bu
eserin, kültür, siyaset ve tarih hayatımıza çok önemli hizmetleri olacağını
görüyorum.
Yazara, yaptığı bu güzel çalışma için teşekkür ediyorum.
Umarım bu tür çalışmaların sayısı bu vesile ile artar ve Türkiye’nin farkında
olmadığı dinamiklerinin farkına varılır.
Gazi
Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi
Fizik Bölümü Başkanı
Ankara,
2009
|