|
|
|
Mehmet Göçer |
Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a Açık Mektup |
|

|
|
Şu bir gerçek ki, UN SANDIĞI’na mutlaka UN konulacak
diye bir mecburiyet yok. Adı Un Sandığı’dır. Eskiden, ANADOLU’nun bir çok
evinde kullanılan bu bir ihtiyaç maddesi olup, halen de bazı evlerde
bulunmaktadır. Sandığın unu silindikten sonra; döğme, bulgur, düğürcük
konur, mercimek, nohut. fasulye ve daha akla gelebilecek her türlü
baklagiller veya hububatgiller v.s. konur. |

|
Benim, UN SANDIĞI adını verdiğim kitabım da buna benzer. Müstehcen
olmama, sözü edilen ilgili tarafı da kırmama kaydı başta, kitabıma
konulacak konular; daha önce de yazdığım gibi okuyan stres atacak,
kıssadan hisse alacak, hele de gençler ibret alacak ve kendilerine
ders çıkartacak konular, benim deyimimle yaşanmış olaylar, yeni
deyimle (anekdot) hikâyelerin bu gün dışına taşarak yeni yaşanan ve
de geniş bir KAYISI yetiştiriciler topluluğunu yakından ilgilendiren
bir olaya yer vermek istiyorum : |
|
AÇIK MEKTUP: Bu başlığı taşıyan ve de 13 Nisan 2006 tarihli
Gazetemiz ELBİSTANIN SESİ’nde Kayısıcılarımızın vahamet arz eden
durumunu dile getiren; Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a
yazdığım mektubu, çok az bir düzeltmelerle kitabıma alıyorum |
|
“Başbakanımız Sayın
Recep Tayyip ERDOĞAN'a sesleniyoruz:
Müşkül Durumda Olan
Kayısıcılarımız; Fındık da Olduğu Gibi; DEVLET DESTEĞİ İSTİYOR!..
Sayın
Başbakanım; evvel Allah, Yüce Milletimizin verdiği güven ve de
lütfettikleri oy sayesinde, ADALET KALKINMA PARTİSİ (AKP) olarak
iktidara geldiniz. Hayırlı olsun dileğimizi tekrarlıyor, işi çok da
güzel ve güven verici şekilde götürüyorsunuz. Bundan dolayı da
tebrik ve takdirlerimizi sunuyoruz, yerel bir gazete olarak. |
|
Malatya havalisi ile, Malatya'nın alternatifi durumuna yaklaşan
Elbistan ve havalisinde aile sayısı yüz binlere varan KAYISI
YETİŞTİRİCİSİ; emeğinin karşılığını alamamasından dolayı son derece
müşkül duruma düşmüştür.. Öyle ki, bundan dört yıl önce kg. dört
milyon Tl. satılan kayısı, bu gün kg. 500 tl.den başlayarak birinci
kalitedeki kayısı azami iki milyon, yani 2 ytl. ye ancak
satılabilmektedir. İlaç başta, çeşitli masrafı ise en az iki misli,
belki üç misli artmıştır. Başka bir gelir kaynağı da olmayan (ki, iş
bulmak zaten zor) bu aileler, inanır mısınız? Benzetmede hata olmaz;
1940'ların sıkıntısını çekmektedirler âdetâ... Çünkü; sosyal yönden,
bildiğiniz gibi masraflar o nispette artmış, geliri ise çok farklı
düşüş kaydetmiştir...
Sayın Başbakanım, konuşmalarınızda; "DOĞRUDAN DESTEK, ayrıca
akaryakıtta indirim ile destekliyoruz çiftçimizi" diyorsunuz. Allah
razı olsun, az da olsa bir çay ve kahvaltı parası.. Bu inkâr
edilmiyor. Ancak, kayısı bahçeleri, bildiğiniz gibi, çok parçalar
halinde küçük arazilerde yetiştirilmiş ve de yetiştirilmektedir.. Şu
bilinmiş ola ki; Akaryakıtta indirim, yapılan zaruri masraflar
karşısında “Devede bir kulak” misâlidir.. Doğrudan Destekten ise;
500 dönüm, bin dönüm ve daha fazla arazi sahipleri mükemmel rant
elde etmektedirler. Bizim, zatıâlilerine duyurmak istediğimiz sorun;
varını yoğunu, diğer deyimle bütün ümidini kayısıcılığa bağlayan,
aldığı ürünü de maliyetine dahi satamayarak açıktan zarar eden, bu
durum karşısında nerdeyse açlıktan ağzı kokacak duruma gelen
KAYISICILARIMIZIN vahim durumuyla ilgilidir. Onlara tercüman olmak
için zatıâlilerini rahatsız ediyoruz. Çünkü, bendeniz, yokluk içinde
kıvrananlar başta, haksızlığa uğrayanların mücadelesini vermiş,
onların ve hep onlara benzer müşkül duruma düşmüşlerin derdine
karınca kararınca derman olmaya çalışmışımdır, elli yıllık yerel bir
gazeteci olarak… |
|
Bağışlayacağınızı umarak bu his ve tutkumu bu gün siz değerli
Başbakanıma aşağıda ki soruları mesleğim gereği soruyor, feryat ve
figan içinde çırpınan kayısıcılarımızın derdine derman olmanızı
ısrarla istirham ediyorum, istirham ediyoruz...
Lütfen bu sesese kulak
veriniz!.. Zira bu ses; kocaman bir topluluğun sesidir derken,
önemli olduğuna inandığım bir konuya da açıklık getirmek istiyorum
şöyle ki:
Kayısının insan
sağlığına, bağırsak yumuşatma başta bir çok hastalığa şifası
uzmanlarca ısrarla ifade edilmektedir. Karadenizli kardeşlerimiz
bağışlasınlar; yine uzmanların ifadesine göre, kayısının şifası
fındıktan çok daha farklıdır. Hattâ, yine uzmanlar; “İnsanlar
kayısının şifasını bilse her gün en az beş adet kayısı yer”
demektedirler. Bunun bilinci içinde olanların; uyguladıklarını ve de
çok şifa bulduklarını açıktan ifade ettiklerine şahit olmaktayız.
Denemesi ise bedeva.. Çünkü; kayısının şifası bilimsel olarak
tespit ve teşhis edilmiş durumdadır. Malatya Tarım İl Md.lüğünce
yapılan tanıtım broşürlerinde belirtilen şifa listesini yayınlamaya
kitabımın sayfaları yetersizdir. Bu böyle olduğu halde dünya
insanlığına şifa derecesi tanıtılamamıştır. Bu da ayrı bir konu. Bu
kadar şifalı olmadığı halde Fındığa Devlet Desteği verilmiştir. Bu
duruma; “Bir torpil mahsulü” diyenler var. Ben ise demiyorum.
Çiftçisini desteklemek Devletimizin görevidir. Bu çiftçilere bu
hakkı kazandıran Karadeniz bölgesi Milletvekillerine helal olsun...
Ama ve ama, bizim Millet Vekillerimiz her nasılsa, insan sağlığına
böyle şifa etkisi olan kayısının üreticilerinin sorunlarını; geçmiş
de dahil Başbakanlarımıza duyuramamışlar, dolayısı ile Devlet
desteği sağlayamamışlardır…
Sayın Başbakanım; kayısının şifasını bir an için
Fındık şifası seviyesinde kabul edelim; o zaman, fındığa Devlet
desteği veriliyor da kayısıya niçin verilmiyor? Bunu zatınızdan
soran hatırlı bir siyasetçimiz yoksa, (Ki; yok duruma göre… Hatırı
olanların da hatırı geçmemiş olabilir...) O zaman, bir basın mensubu
olarak, bendeniz görevi icabı soruyor:
- "Öte dünyada, bu konu ile
ilgili, siz sorguya çekilmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?" |
|
"Geçmişte, Karadeniz
toplumuna bu hak verilmiş, KAYISI’cıya verilmemiş, bunlara haksızlık
yapılmış, hiç olmazsa, bu hatayı ben düzelteyim, bu haksızlığa ben
son vereyim” diyemez misiniz?. Aslında, bu durum görevinizin içine
girse gerek diye düşünüyor, soruyu yineliyorum; Öte
dünyada, bu toplumun uğradığı haksızlığın önlenmesine emir
vermediğiniz için,
-Sorguya
çekilmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
-Bu konuda bir
garantiniz var mı?
- Garantiniz
olmadığına göre; -Vebal altında kaldığınızın farkında mısınız? ...
diye sormak zorunda kaldım zatınızdan...
-Biz, yerel
gazeteciyiz. Lügat parçalayarak yetişmedik. Olduğu gibi görünen,
göründüğü gibi olan gazeteciyiz...
-Belki bir başbakana böyle soru
sormak kuralı aşmış olabilir. Ama, öte dünyada sorguya çekileceğime,
bu dünyada sorguya çekilmemi tercih ettim. Lütfen bırakınız da
içimizden geldiği gibi konuşalım, belki derdimizi böyle daha iyi
anlatabilirim diye böyle konuştum.
Siz büyük
insansınız. Bunun bilinci içindeyim. Büyüklerin bir iyi tarafı da
hataları affedici olmasıdır.. Bu sebeple, bu sorularım kural dışına
çıkmışsa bağışlayıcı tarafınızın ağırlıkta olduğunu bildiğim için
böyle sordum, böyle konuştum.
Sayın
Başbakanım, "Aşk ağlatır, dert söyletir" diye bir cevize var. O
misal; -Bu camianın sorunları, görevim açısından beni dert sahibi
etmiştir. Lütfen; ÖMERÜL FARUK'un (R. Anh.) meziyetlerini bir
okuyunuz. Nasıl adalet uygulamış, bir gözden geçiriniz... Un
çuvalını gece sırtına alıp, açlıktan ağlaşan çocuklarını, kazanda
taş kaynatarak avutmaya çalışan dul kadının kapısını nasıl çaldığını
bir düşününüz..
İşte, bu kayısıcılarımız arasında, belki taş kaynatan yoktur ama,
unu suya karıştırıp kaynatarak çocuklarının karınlarını doyurmaya
çalışan aileler çoktur. Etrafınızdaki yiğitlerin; tabanı size gül
gülistan göstermelerine, doğruluk tarafı var ise de, onlara yüzde
yüz rağbet etmeyiniz demek zorunda kalıyorum. Çünkü bu aileleri
yakından tanımaktayım, onların derdi ile hemderdim…
-Ah!.. Tebdil-i kıyafetle, bu ailelerin
içine bir girseniz!.. Ruhu sıkıldığından köy kahvesine giden ve
parasını ödeyemediği için çayı borca içen yiğitlerimizi bir
görseniz.. - Gırtlağına kadar borca giren aileleri
bir görseniz!..
- "Yarın icracı kapıya gelirse ben ne yapacağım?" diyerek derin
derin düşünen aile reislerinin hallerini bir görseniz? |
|
-Açık söyleyeyim ki;
bunu uygulasanız; benzi solmuş durumda olan yiğitlerimizi
bizzat göreceksinizdir... Hani, Cenabı ALLAH, İki cihanın Serveri
Peygamberimiz (SAV)': "YA MUHAMMED; SEN ONLARI BENZİNDEN
TANIRSIN..." buyruğu Âyetin muhatabı olan o zamanın ashaplarının
çektiği açlık gibi, bu gün, bu ıstırabı çekenler çoğunluktadır.
Onurunu zedelememek için, aç olduğunu bildirmemektedirler; bu günkü
kayısıcılarımız...
-Bu gün bu, perişanlık
içinde kıvrananlara kim acıyacak acaba?... İnanır mısınız? bu koca
toplumun tek ümidi siz diniz… Siz de böyle bunlara yaklaşmaz, bir
tebdil-i kıyafetle yaklaşıp, bu acıklı hallerini görmezseniz,
bunların hali ne olur? diye; bağışlayınız tekrar soruyorum bir yerel
basın olarak...
Sayın
BAŞBAKANIM; Bu topluma Devlet desteğinin verilmesi ile hazinemizin
zarar edeceğini mi sanıyorsunuz? -Hayııır!.. Bu düşüncedeyseniz,
kesinlikle yanılıyorsunuz!.. Çünkü bu mahsul bir çok ülkelere değeri
nispetinde satılacak, satan kurum da geniş kâr edecektir. Bu
tartışmasız bir konudur, durumdur.
Kayısıcılıkta Malatya
ve havalisi dünyada birinci sıradadır. Şifası da ilmen ve tıbben
tespit edildiğine göre; yineliyorum; bu topluluğa acıyıp Devlet
desteği verirseniz, yaptığınız en hayırlı işler zincirine bir halka
da bunun ile eklemiş olacaksınız…
Varolsun Devletimiz; bu YÜCE MİLLET sayesinde, oldukça büyüktür. Bu
hizmeti bu topluluğa lütfederseniz, hem çok büyük bir manevi
vebalden kurtulacak, hem de hazinemiz, yada hazinemize dayalı kurum
para kazanacaktır. Örneğin; KAYISI verilip petrol alınamaz mı? Veya
benzeri alış verişler. Bu önemli hizmetin gerçekleşmesine
talimatınız, bu topluluğun ıstırabını sona erdirecek ve de onların
gönüllerini daha iyi kazanacaksınızdır. “Alternatifim yoktur.
Canları isterse?” diye bir büyüklük ve kibir hissine kapılırsanız,
(Ki, bu çok tehlikelidir. Zira kibir’in hasmı Allah’tır.) Bundan en
ufak bir kuşkunuz olmasın…
Bu feryat ve
figanı duyacağınızdan kuşkum yoktur. Umarım; gazetemizi ve de ayrıca
(bilgi @unsandigi.com-www.unsandigi.com ) internet adresime girerek
bilgi edinmeyi maiyetinizdeki görevliler zatınızdan saklamazlar.
Dolayısıyla okur, gereğine emir verir, iki bölge halkı
kayısıcılarına düğün-bayram ettirirsinizdir.
Takdir sizin diyor, selam ve saygılarımızı sunuyor,
başarınızın artarak devamını diliyorum, diliyoruz . 08/05/2006
Mehmet GÖÇER
ELBİSTANIN SESİ
|



|