ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 544 329 45 51
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Mehmet Göçer

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a Açık Mektup

                       Şu bir gerçek ki, UN SANDIĞI’na mutlaka UN konulacak diye bir mecburiyet yok. Adı Un Sandığı’dır. Eskiden, ANADOLU’nun bir çok evinde kullanılan bu bir ihtiyaç maddesi olup, halen de bazı evlerde bulunmaktadır. Sandığın unu silindikten sonra; döğme, bulgur, düğürcük konur, mercimek, nohut. fasulye ve daha akla gelebilecek her türlü baklagiller veya hububatgiller v.s. konur.

Benim, UN SANDIĞI adını verdiğim kitabım da buna benzer. Müstehcen olmama, sözü edilen ilgili tarafı da kırmama kaydı başta, kitabıma konulacak konular; daha önce de yazdığım gibi okuyan stres atacak, kıssadan hisse alacak, hele de gençler ibret alacak ve kendilerine ders çıkartacak  konular, benim deyimimle yaşanmış olaylar, yeni deyimle (anekdot) hikâyelerin bu gün dışına taşarak yeni yaşanan ve de geniş bir KAYISI yetiştiriciler topluluğunu yakından ilgilendiren bir olaya yer vermek istiyorum :
AÇIK MEKTUP: Bu başlığı taşıyan ve de 13 Nisan 2006 tarihli Gazetemiz ELBİSTANIN SESİ’nde Kayısıcılarımızın vahamet arz eden durumunu dile getiren; Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a yazdığım mektubu, çok az bir düzeltmelerle kitabıma alıyorum

“Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'a sesleniyoruz:

Müşkül Durumda Olan Kayısıcılarımız; Fındık da Olduğu Gibi; DEVLET DESTEĞİ İSTİYOR!..

      Sayın Başbakanım; evvel Allah, Yüce Milletimizin verdiği güven ve de lütfettikleri oy sayesinde, ADALET KALKINMA PARTİSİ (AKP) olarak iktidara geldiniz. Hayırlı olsun dileğimizi tekrarlıyor, işi çok da güzel ve güven verici şekilde götürüyorsunuz. Bundan dolayı da tebrik ve takdirlerimizi sunuyoruz, yerel bir gazete olarak.

Malatya havalisi ile, Malatya'nın alternatifi durumuna yaklaşan Elbistan ve havalisinde aile sayısı yüz binlere varan  KAYISI YETİŞTİRİCİSİ; emeğinin karşılığını alamamasından dolayı son derece müşkül duruma düşmüştür.. Öyle ki, bundan dört yıl önce kg. dört milyon Tl. satılan kayısı, bu gün kg. 500 tl.den başlayarak birinci kalitedeki kayısı azami iki milyon, yani 2 ytl. ye ancak satılabilmektedir. İlaç başta, çeşitli masrafı ise en az iki misli, belki üç misli artmıştır. Başka bir gelir kaynağı da olmayan (ki, iş bulmak zaten zor) bu aileler, inanır mısınız? Benzetmede hata olmaz; 1940'ların sıkıntısını çekmektedirler âdetâ... Çünkü; sosyal yönden, bildiğiniz gibi masraflar o nispette artmış, geliri ise çok farklı düşüş kaydetmiştir...                                            Sayın Başbakanım, konuşmalarınızda; "DOĞRUDAN DESTEK, ayrıca akaryakıtta indirim ile destekliyoruz çiftçimizi" diyorsunuz. Allah razı olsun, az da olsa bir çay ve kahvaltı parası.. Bu inkâr edilmiyor. Ancak, kayısı bahçeleri, bildiğiniz gibi, çok parçalar halinde küçük arazilerde yetiştirilmiş ve de yetiştirilmektedir.. Şu bilinmiş ola ki; Akaryakıtta indirim, yapılan zaruri masraflar karşısında  “Devede bir kulak”  misâlidir.. Doğrudan Destekten ise; 500 dönüm, bin dönüm ve daha fazla arazi sahipleri mükemmel rant elde etmektedirler. Bizim, zatıâlilerine duyurmak istediğimiz sorun; varını yoğunu, diğer deyimle bütün ümidini kayısıcılığa bağlayan, aldığı ürünü de maliyetine dahi satamayarak açıktan zarar eden, bu durum karşısında nerdeyse açlıktan ağzı kokacak duruma gelen KAYISICILARIMIZIN vahim durumuyla ilgilidir. Onlara tercüman olmak için zatıâlilerini rahatsız ediyoruz. Çünkü, bendeniz, yokluk içinde kıvrananlar başta, haksızlığa uğrayanların mücadelesini vermiş, onların ve hep onlara benzer müşkül duruma düşmüşlerin derdine karınca kararınca derman olmaya çalışmışımdır, elli yıllık yerel bir gazeteci olarak… 

           Bağışlayacağınızı umarak bu his ve tutkumu bu gün siz değerli Başbakanıma aşağıda ki soruları mesleğim gereği soruyor, feryat ve figan içinde çırpınan kayısıcılarımızın derdine derman olmanızı ısrarla istirham ediyorum, istirham ediyoruz...                                                              Lütfen bu sesese kulak veriniz!.. Zira bu ses; kocaman bir topluluğun sesidir derken, önemli olduğuna inandığım bir konuya da açıklık getirmek istiyorum şöyle ki:

      Kayısının insan sağlığına, bağırsak yumuşatma başta bir çok hastalığa şifası uzmanlarca ısrarla ifade edilmektedir. Karadenizli kardeşlerimiz bağışlasınlar; yine uzmanların ifadesine göre, kayısının şifası fındıktan çok daha farklıdır. Hattâ, yine uzmanlar; “İnsanlar kayısının şifasını bilse her gün en az beş adet kayısı yer” demektedirler. Bunun bilinci içinde olanların; uyguladıklarını ve de çok şifa bulduklarını açıktan ifade ettiklerine şahit olmaktayız. Denemesi ise bedeva..  Çünkü; kayısının şifası bilimsel olarak  tespit ve teşhis edilmiş durumdadır. Malatya Tarım İl Md.lüğünce yapılan tanıtım broşürlerinde belirtilen şifa listesini yayınlamaya kitabımın sayfaları yetersizdir. Bu böyle olduğu halde dünya insanlığına şifa derecesi tanıtılamamıştır. Bu da ayrı bir konu. Bu kadar şifalı olmadığı halde Fındığa Devlet Desteği verilmiştir. Bu duruma; “Bir torpil mahsulü” diyenler var. Ben ise demiyorum. Çiftçisini desteklemek Devletimizin görevidir. Bu çiftçilere bu hakkı kazandıran Karadeniz bölgesi Milletvekillerine helal olsun... Ama ve ama, bizim Millet Vekillerimiz her nasılsa, insan sağlığına böyle şifa etkisi olan kayısının üreticilerinin sorunlarını; geçmiş de dahil Başbakanlarımıza duyuramamışlar, dolayısı ile Devlet desteği sağlayamamışlardır…                                                                                             Sayın Başbakanım; kayısının şifasını bir an için Fındık şifası seviyesinde kabul edelim;  o zaman, fındığa Devlet desteği veriliyor da kayısıya niçin verilmiyor? Bunu zatınızdan soran hatırlı bir siyasetçimiz yoksa, (Ki; yok duruma göre… Hatırı olanların da hatırı geçmemiş olabilir...) O zaman, bir basın mensubu olarak, bendeniz görevi icabı soruyor:                                               - "Öte dünyada, bu konu ile ilgili, siz sorguya çekilmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?"

"Geçmişte, Karadeniz toplumuna bu hak verilmiş, KAYISI’cıya verilmemiş, bunlara haksızlık yapılmış, hiç olmazsa, bu hatayı ben düzelteyim, bu haksızlığa ben son vereyim” diyemez misiniz?. Aslında, bu durum görevinizin içine girse gerek diye düşünüyor,          soruyu yineliyorum; Öte dünyada, bu toplumun uğradığı haksızlığın önlenmesine emir vermediğiniz için,

      -Sorguya çekilmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?                           

      -Bu konuda bir garantiniz var mı?                                                      

      - Garantiniz olmadığına göre; -Vebal altında kaldığınızın farkında mısınız? ... diye sormak zorunda kaldım zatınızdan...                              

     -Biz, yerel gazeteciyiz. Lügat parçalayarak yetişmedik. Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan gazeteciyiz...                                                    -Belki bir başbakana böyle soru sormak kuralı aşmış olabilir. Ama, öte dünyada sorguya çekileceğime, bu dünyada sorguya çekilmemi tercih ettim. Lütfen bırakınız da içimizden geldiği gibi konuşalım, belki derdimizi böyle daha iyi anlatabilirim diye böyle konuştum.                                  

          Siz büyük insansınız. Bunun bilinci içindeyim. Büyüklerin bir iyi tarafı da hataları affedici olmasıdır.. Bu sebeple, bu sorularım kural dışına çıkmışsa bağışlayıcı tarafınızın ağırlıkta olduğunu bildiğim için böyle sordum, böyle konuştum.

      Sayın Başbakanım, "Aşk ağlatır, dert söyletir" diye bir cevize var. O misal; -Bu camianın sorunları, görevim açısından beni dert sahibi etmiştir. Lütfen; ÖMERÜL FARUK'un (R. Anh.) meziyetlerini bir okuyunuz. Nasıl adalet uygulamış, bir gözden geçiriniz... Un çuvalını gece sırtına alıp, açlıktan ağlaşan çocuklarını, kazanda taş kaynatarak avutmaya çalışan dul kadının kapısını nasıl çaldığını bir düşününüz..      

              İşte, bu kayısıcılarımız arasında, belki taş kaynatan yoktur ama, unu suya karıştırıp kaynatarak çocuklarının karınlarını doyurmaya çalışan aileler çoktur. Etrafınızdaki yiğitlerin; tabanı size gül gülistan göstermelerine, doğruluk tarafı var ise de, onlara yüzde yüz rağbet etmeyiniz demek zorunda kalıyorum. Çünkü bu aileleri yakından tanımaktayım, onların derdi ile hemderdim…                                             -Ah!.. Tebdil-i kıyafetle, bu ailelerin içine bir girseniz!.. Ruhu sıkıldığından köy kahvesine giden ve parasını ödeyemediği için çayı borca içen yiğitlerimizi bir görseniz..                 - Gırtlağına kadar borca giren aileleri bir görseniz!..                              

- "Yarın icracı kapıya gelirse ben ne yapacağım?" diyerek derin derin düşünen aile reislerinin hallerini bir görseniz?

-Açık söyleyeyim ki; bunu uygulasanız; benzi solmuş durumda olan yiğitlerimizi bizzat  göreceksinizdir... Hani, Cenabı ALLAH, İki cihanın Serveri Peygamberimiz (SAV)': "YA MUHAMMED; SEN ONLARI BENZİNDEN TANIRSIN..." buyruğu Âyetin muhatabı olan o zamanın ashaplarının çektiği açlık gibi, bu gün, bu ıstırabı çekenler çoğunluktadır. Onurunu zedelememek için, aç olduğunu bildirmemektedirler; bu günkü kayısıcılarımız...                        

-Bu gün bu, perişanlık içinde kıvrananlara kim acıyacak acaba?... İnanır mısınız? bu koca toplumun tek ümidi siz diniz… Siz de böyle bunlara yaklaşmaz, bir tebdil-i kıyafetle yaklaşıp, bu acıklı hallerini görmezseniz, bunların hali ne olur? diye; bağışlayınız tekrar soruyorum bir yerel basın olarak...

      Sayın BAŞBAKANIM; Bu topluma Devlet desteğinin verilmesi ile hazinemizin  zarar edeceğini mi sanıyorsunuz? -Hayııır!.. Bu düşüncedeyseniz, kesinlikle yanılıyorsunuz!.. Çünkü bu mahsul bir çok ülkelere değeri nispetinde satılacak, satan kurum da geniş kâr edecektir. Bu tartışmasız bir konudur, durumdur.

Kayısıcılıkta Malatya ve havalisi dünyada birinci sıradadır. Şifası da ilmen ve tıbben tespit edildiğine göre; yineliyorum; bu topluluğa acıyıp Devlet desteği verirseniz,  yaptığınız en hayırlı işler zincirine bir halka da bunun ile eklemiş olacaksınız…                                                                                               Varolsun Devletimiz; bu YÜCE MİLLET sayesinde, oldukça büyüktür. Bu hizmeti bu topluluğa lütfederseniz, hem çok büyük bir manevi vebalden kurtulacak, hem de hazinemiz, yada hazinemize dayalı kurum para kazanacaktır. Örneğin; KAYISI verilip petrol alınamaz mı? Veya benzeri alış verişler. Bu önemli  hizmetin gerçekleşmesine talimatınız, bu topluluğun ıstırabını sona erdirecek ve de onların gönüllerini daha iyi kazanacaksınızdır. “Alternatifim yoktur. Canları isterse?” diye bir büyüklük ve kibir hissine kapılırsanız, (Ki, bu çok tehlikelidir. Zira kibir’in hasmı Allah’tır.) Bundan en ufak bir kuşkunuz olmasın…

      Bu feryat ve figanı duyacağınızdan kuşkum yoktur. Umarım; gazetemizi ve de ayrıca (bilgi @unsandigi.com-www.unsandigi.com ) internet adresime girerek bilgi edinmeyi maiyetinizdeki görevliler zatınızdan saklamazlar. Dolayısıyla okur, gereğine emir verir, iki bölge halkı kayısıcılarına düğün-bayram ettirirsinizdir.

         Takdir sizin diyor, selam ve saygılarımızı sunuyor, başarınızın artarak devamını diliyorum, diliyoruz      . 08/05/2006

                                                                         Mehmet GÖÇER         

                                                                       ELBİSTANIN SESİ