ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 544 329 45 51
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Eshab-Kehf Hakkında

 

İngilizce için tıklayınız

               23/08/1957 yılında “ELBİSTAN POSTASI”, O’nu kapatmamı müteakip devamı; 30 Temmuz 1960’da çıkartmaya başladığım  Elbistan’ın Sesi Gazetesinin, bilindiği gibi halen yayını sürmektedir. Bu tarihten beri, sözünü edeceğim kutsal mekân ESHABܒL KEHF’in yerinin belirsizliği hafızamda iz yapmıştı..                                      

            Bu konu ile ilgili kitap ve kaynaklar beni AFŞİN üzerine odakladı. Odaklama da ne ki, âdeta zincirledi. İçimden bir ses; “İşte kaynaklar; oku, değerlendir, bu kutsal mekânın yeri AFŞİN” diyordu.. Nitekim bu duygum üzerine çalışmalarımı yıllardır sürdürdüm.Yaklaşık 50 yıldan beri merakımı mucip olan bu önemli konuya UN SANDIĞI 1., UN SANDIĞI 2. cilt kitaplarımda yer verdim.. Bu durum sayın okurlarımca da malûm..                                                                                                                                                                        

             Bu kutsal mekânın yerini, KUR’AN-I KERİM’in KEHF SURESİ ilgili âyetlerindeki tarife göre en uygun MAĞARANIN AFŞİN’de olduğu felsefesinden çıktığım yolu bir tünel kabul edersek; tan yerinin ağarmaya başladığı an misâli karanlık arkamızda kaldı, tünelin ucu göründü, derken beklenen GÜNEŞ de doğdu.. Ne mi demek istiyorum?                                                                                                                                                                            Müsaadenizle anlatmak isterim; son derece güvenilir çeşitli kaynaklardan elde ettiğim bilgiler, bulgu ve belgeler, yaklaşık İKİ BİN (2000) YILDAN BERİ bu ALLLAH  DOSTLARININ, UYANMAKSIZIN (309) ÜÇYÜZ DOKUZ YIL  UYUDUKLARI MAĞARA nerede olduğu konusunun sırrı bence çözüme kavuştu gibi. Gibi diyorum, çünkü en doğrusunu ALLAH bilir.                                                                                                  

               UN SANDIĞI 1. cilt kitabımda yer alan Kazakistan’lı Kubay NAZAR ve Elbistan eski Müftüsü merhum REŞİT Yinanç’ın yazılarının ciddiliği anlaşıldı, böylece açtığımız tespit davası da amacına ulaşmış oldu.. Gerçi, dünyanın 33 yerinde ESHABܒL KEHF Mağarası bulunduğundan bahsedilmektedir. Biz, hiç birine itiraz etmiyoruz. İtiraz etmeye hakkımız da yok, yetkimiz de yok..   ALLAH’ın hikmetinden sual olunmaz. Belki onlar doğrudur. Ancak, gözle görülür, elle tutulur bu durumu, yani bu mağara yerinin Afşin’de olduğunu; bilgi, bulgu  ve kaynak konuşturarak iddia ediyorum, o kadar.

 

 

         Şimdi, bu durumu dünya insanlığına duyurmam gerekiyor.. Bilindiği gibi, gazetecilik fıtratının gereği, elde ettiği haberleri kamuya duyurmak ve bilgilendirmektir. Ben de bunu yapıyorum. Bunun için de Internet en kestirme yol tabiî.. Açtığım SİTE: www.unsandigi.com   Bu site; 1. ve 2. Cilt Un Sandığı kitabımın kapakla beraber ÖN SÖZ’ler ve de içindekiler listesiyle birlikte, örnek olsun diye birkaç fıkramı da siz sayın okurlarımın bilgisine sunmuş bulunuyorum. Bunlar, kitabımın mahiyetini kısmen anlatan bir kılavuz. Ancak, sütunumda yoğunluk Eshabü’l Kehf konusu olacaktır. Elde ettiğim bilgileri cömertçe insanlık âleminin bilgisine sunacağım. İnsanlık âlemi diyorum, çünkü bu olay tüm insanların merak edeceği bir konudur. Özellikle bunu belirtmek isterim. Bilindiği gibi tümü Internete konulursa kitaplarım elimden çıkmış olur. Kaldı ki, kitabımın bir gün okullarda bir çok konusunun ders yapılmasının muhtemelliği söz konusudur. Bunu ben değil, uzman kişiler söylüyor. Örneğin, “Tireni ilk görenler” başlıklı fıkranın Kocaeli Ü. Fen ve Edebiyat Fakültesinde ders yapıldığı gibi…                             Siz Sayın Okurlarıma şunu hatırlatmak isterim ki, UN SANDIĞI  1. cildin 14. sayfasında da belirttiğim gibi; yaşanmış bir olay hafızanızda var ise olayın ana hatlarını;  “Mehmet Göçer, Gazeteci-Yazar – Elbistanın Sesi Gazetesi -ELBİSTAN ” adresime gönderdiğiniz takdirde, sizin fıkra da, cilt serisi devam edecek kitaplarımın sırada olan ilk cildine konulacak, dolayısı ile siz de ölmez yitmezler içinde yer alacaksınızdır. Ancak, şunu hatırlatmak isterim ki, olay mutlaka yaşanmış olacak ve de kıssadan hisse sergileyecektir. Telefonlarım; (0344 415 40 40, Faks: 415 40 41, Cep; 0536 544 58 58.   gazete@elbistaninsesi.com

                 

                  PAPA Mrs. XVI BENEDİKT’i AFŞİN’e DAVET EDİYORUZ:         

                Şimdi; ilgisi dolayısı ile başta Hıristiyan topluluğuna, dolayısıyla VATİKAN’da yeni seçilen HIRİSTİYAN Âleminin DİNİ LİDERİ PAPA Mrs XVI.BENEDİKT ’ın yüksek bilgisine sunuyor, bizzat teşrif edip görmelerini saygı ile arz ve de davet ediyoruz. Ayrıca Budizm topluluğuna, Hinduizm topluluğuna, başta yurdumuz olmak üzere tüm Müslüman ülkeler topluluğuna, özetlersek tüm DÜNYA insanlığına sesleniyorum!.. Ve yine; aldığını satan çerçi misâli, elde ettiği haberleri objektifce insanlığa ulaştırarak onları bilgilendiren, gönüllerini aydınlatan AJANS’lara, görüntülü ve yazılı BASIN mensubu meslektaşlarıma sesleniyorum: Geliniz!. İki bin yıl önce yaşayan YEDİ UYURLAR’ın; 309 yıl uyudukları mağarayı görünüz. İnsanın, öldükten sonra yeniden dirileceğinin canlı örneği, ilgili âyette de belirtildiği gibi işte burada yaşanmıştır. Öyle bir kutsal mekân ki, gördükten sonra bilhassa HIRİSTİYAN ÂLEMİNİN YENİ LİDERİ BU YERİ, umarım HACC İLAN EDECEKTİR. Çünkü, bu kişiler İSA PEYGAMBERİN HAVARİLERİDİR, ESHABIDIR. CENABI ALLAH ONLARA “DOSTLARIM-YÂRÂNLARIM” buyurmuş, DAKYANUS’un şerrinden korumaya almış, sığındıkları bu mağarada 309 yıl uyku vermiştir. Bu konu kutsal kitap İNCİL’de de yer almıştır. Bunun Dünyada ikinci bir örneği ve benzeri yoktur. Bir örnek daha vermek istersek; HIRİSTİYANLIK döneminde  yapılan KİLİSE’nin mihrabı her nasılsa yarım kalmış, mimarı dizaynına dokunulmadan İSLÂMİYET döneminde tamamlanmıştır. Dünyada iki ilâhi dini, o tarih itibariyle birbirine kaynaştıran 2. bir MİHRAP yoktur. Varsa göstersinler. Bu HARİKAYI; dil ve kalem ile tarif etmem mümkün değil..Çünkü, tek DÜNYA HARİKASIDIR: Tek kelime ile MAĞARAYI mahallinde görmeleri için;  iddiamı yineliyor, TÜM DÜNYA İNSANLIĞINA ÇAĞRIDA bulunuyorum!. Geliniz, bu kutsal mekânı görünüz. Yeri gelmişken kısa bir açıklama yapmak istiyorum şöyle ki; Afşin, Elbistan ve çevresi halkından edindiğim önemli bir hususu ifşa etmek istiyorum; bu makam halkın ilâhî hastanesi âdetâ. Anlattıklarına göre; bazı aileler, hastasının bu kutsal makamda bir gece kaldıktan sonra iyileştiğini apaçık anlatanlara rastladığım olmuştur.. Bunun yorumunu yapmaya bilgim ve kültürüm yetersiz. Buradan ötesini psikoloğlara, dahası; YEDİLER’in ruhunu taşıyan ve onlara yakın ALLAH ile dost olanlara bırakalım. Şunu açıkça ifade edeyim ki, bu kutsal mekânı görenler; buna sebep olduğum için şahsıma teşekkür edecektirler.. Bu kadar güveniyorum.          

                Diğer taraftan, bu yerin tespit keşfinin seyrini ve gerçekleşme safhasını merak edenler olacaktır elbette. Arz etmek isterim: Afşin Sulh Hukuk Mahkemesince bilirkişi tayin edilen GAZİ Ü. Fen Edebiyat Fizik Bölümü Kastamonu Fakültesi Dekânı Abdullah GÜNEN, Astronomi bölümünden Ankara Ü. Fen Fakültesi’nde Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Birol GÜROL ve yine Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr.Zekeriya MÜYESSEROĞLU bilirkişilikleriyle, 24/06/2005 saat 04.30’da olay yerine gidildi. Âlet, edevat ve cihazları ile hazırlıklarını yaptıktan sonra beklemeye başlanıldı..Bu kutsal mekânın sevdalıları AFŞİN’li kardeşlerimden de bir grup gelmiş, herkes heyecanla beklemekteydiler. Heyecan dorukta. Nihayet beklenen an geldi. Saat 05.05 geçe doğan güneşin Mağaranın içine girdiği, YEDİLER’in uyudukları yeri kapladığı gözlendi.Tabiî ki Güneşin yükselmesi beklenildi. Derken Güneş; dört saat gibi zaman içinde sözü edilen yerden  ayrıldı.. Bu sırada gelen Hakim, tespit duruşmasını başlatmadan önce, bilirkişilerle birlikte keşif mahallini gezip gördükten sonra açık havada duruşmayı başlattı. Avukatımız HACI BAYRAM VELİ  ARIKAN Mahkeme ile muhatap olduğu sırada sürpriz bir gelişme oldu; AFŞİN BELEDİYE BŞK: İRFAN GEDİKBAŞI, belediye adına Noterden vekâlet verdiği,  ilçede görev yapan 18 AVUKATIN, DAHİLİ DAVA OLDUKLARINI AÇIKLADI. Hakim Bilirkişileri dinledikten sonra, mahkeme tespit raporunun hazırlanması için, istekleri üzerine bir ay mühlet verdi. Bilirkişilerin imzaları alındıktan sonra duruşma sona erdi. Gerçekten bir ay sonra rapor geldi. Rapor ve diğerlerini de siteme almış bulunuyorum.

                                 

                Yaklaşık 50 yıllık çalışmamın sonucunu yukarıdaki değerlendirmemden sonra, bir önemli konuya açıklık getirmek istiyorum: Yüce Mahkemeye başvurumuzda, talebimiz sade ve sade BU MAĞARAYA GÜNEŞ VURUP VURMADIĞIDIR: YEDİ UYURLARIN 309 yıl bu mağarada uyudukları yer burası mı dır?, değil midir? Konusu ile kesinlikle ilgisi yoktur. Dilekçemizde  belirttiğimizin temeli de bundan ibarettir. Kamuya özellikle duyurmak isterim.

 

                Sayın okurlarıma bir müjde vermek isterim ki, buraya kadar olan yeri İNGİLİGZCE’ye çevirmek için de uğraş vermekteyim. Olağanüstü bir engel olmadığı  takdirde 15 gün içinde, çeviriyi de siteme geçeceğimi sanıyorum. Tümünü İNGİLİZCEYE çevirmeye şimdilik gücüm kâfi değil. İleride, diğer kısımlarını da çevirmek yegâne arzumdur. Ancak bu zamana bağlı         . “Neden İNGİLİZCE?” denecek olursa, dünyada en çok konuşulan dil olduğu için…  ESHABܒL KEHF’le ilgili diğer bilgi ve belgeleri  

Yüksek bilginize sunuyorum:

                06 TEMMUZ 1992 tarih ve 2989 sayılı ELBİSTANIN SESE GAZETESİNDEN:

                DULKADİROĞLU BEYLİĞİ şahsiyetlerinden SULTAN ALÂADDEVLE BİN SÜLEYMAN NASREDDİN ‘in, 505 (Beş yüz beş) Yıl önce yayınladığı oldukça uzun, bir Diyanet müfettişinden elde ettiğim VASİYET NAME sitemde ve de; neşretmeye hazırlandığım UN SANDIĞI 3. cilt kitabımda geniş yer kaplayacağından, yalnız 08. parağrafın 41. satırından itibaren bölümü aynen  neşrediyorum:

                “……Elbistan muzafatından Efsus karyesinde yarısı  bütün hukuku ve rüsumile vakfettim. Bu da halis malimden olup, ahrette azlık (azık) olsun Allah-ı Zülcelal Hazretlerinin inayetiyle vakfeyledim. Bunu da İmamı Âzam kavline göre, vakıf kıldım. EFSUS köyünün diğer yarısını bütün hukuk ve rüsumile ESHABܒL KEHF MEDRESESİ’ne vakfeyledim. Naşanut köyünü ve Ceridi, bütün hukuk ve rusumile koyun vergileri ile vakıf eyledim ve Boynuyoğunlu’da bütün şer’i hukuk  ve örfi rusumile ve âdetiağnamı ile serbesiyet üzere vakfıdır. Keza, Kayapınar, Resul, Hacilar, Sevinsağir ve Sevinkebir ve Çanakçı’da ESHABܒL KEHF medresesine vakıftır. Bunlar sahih ve şer’î surede açık ve muteber yolda mühkem ve müseccel vakıflardır. Bunların cümlesini mütevelliye teslim ederek İmamı Azam hazretleri kavline göre sıhhat lüzumuna hüküm edilmiştir. Erbabı vukufdan ve Bac Pazar Eshab-ı Kehf’den maada kimse onlara müdahale edemez. Çünkü sahih şer’i suretde mühkem  müseccel vakıfdırlar. Bu vakıfları yaptıktan sonra şöyle şart ettim ki bina eyleyup vakfettiğim bu medresenin müderrisliği el akdem üzere Maraş ulemasına aittir. Sonra Meraşlı olmayıp asıl ecnebi oldukları halde dedesi, babası ve kendisi Meraş’ta oturan, sonra babası ve kendisi sakin olan, sonra kendisi sakin olan bu tertip üzere medresede müderris olurlar, sonra Meraş’a en yakın olan köylerin ulemasına yakınından uzağa doğruya, sonra Meraş’a en yakın olan beldelerin ulemasına şart eylemiştir. Bunların cümlesinde istihkakdır. Akli ve nakli ilimlerden talim ve istihraca muktedir olmak, aklı selim tabi müstakîm geniş takrir sahibi, şarap içmekten ve mukeyyefat kullanmaktan uzak bulunmak lazımdır. Gözlerine hastalık olmayacak, tatlı sözlü, güzel ahlâklı, derse devamlı olmak gerektir. Ancak ahkâm ve ayân indinde Meraş kadısı izinile tatili icab eder. Bir şer’i özür bulunursa devam etmeyebilir. Yine şart ettim ki tevliyat evladıma, evladı evladına aşağıya doğru nesil boyunca onlara aittir. Sonra kardeşlerime, sonra kardeşlerimin evladına aşağıya doğru aittir. Sonra kızlarımın evladına, sonra kızların evladına aşağıya doğru aittir. Sonra tevliyet kime münasip ise ona ait olacaktır. Bunların cümlesi zükurdan olacaktır. Umeradan olsun, başkalarından olsun her layık olan mütevelli olabilir. Az veya çok miktarda muayyen vakıf tahsis etmiş olduğum her medresenin vakfı o medresenin müderrisine aittir. Evkafda tasarruf etmek murad eden her müderris evkafda tasarruf külfetine katlanmaktan aciz değilse idare eder ve tevliyetin öşrünü elile mütevelliye verir. Eğer tasarrufdan aciz ise o takdirde mütevelli tasarruf eder ve tevliyetin öşrünü alır, kalanını müderrise verir. Eğer medrese rakabeye muhtaç ise o zaman mütevelli tevliyetini öşrünü evvela medresenin rakabesine sarf eder, şayet kâfi gelirse, eğer kâfi gelmezse o zaman müderristen rakabeye kâfi gelecek miktarda bir meblağ alır. Onu rakabeye sarf eyler, böylelikle rakabe tamamlanır.

                Vasiyetim şudur ki müderris, talebe, imam hatip, müezzin, ferraş kayyım, şeyh, fazıl ve eşrafdan olsun. Âyan ve ileri gelir takımından bulunsun, küçük ve sıbyanda olsun, akraba veya uzak olsun, bu evkafla ilgisi olan beni hayır duadan unutmasunlar. Ders ve namaz sonlarında bana dua etsinler. Benim son dileğim budur. Masrafları tayin ettim. evkafın tahsisatını yaptım.

                Böylece işim temam oldu. Her kim ki yazılanı tağyir eder ve bu yazılanlara muhalif bir temessük ibraz ederse o iftiracı ve yalancıdır. Her kim ki benim ölümümden sonra bu nameyi değiştirmeye kalkışır, onun şartlarını bozmak isterse; Emir, Kadı, Muhafız, Vali olsun, âmil aşağı tabakadan âyan ve ahrardan olsun, uşak, zalim, ihtiyar-genç hangi sınıfdan olursa olsun bunu yaparsa, çok büyük zulüm işlemiş olur, en sıkıntılı gününde Allah’ın lağneti o gibi zalimlerin üzerine olsun. Her kim ki bu vakfın tamirine, onun devamına şartlarının tenfiz ve ifasına, kayıtlarının icra ve subutuna, ahkâmın tervicine alâmet ve hudutlarının muhafazasına çalışırsa; ahret gününde büyük Tanrının rızasına nail olur. Eshap yemin ile beraber (sidri mahdud) de haşır olunur. Allah-ı Teâlâ bu Vakfın tahribine çalışır, onu bozar, tamirine engel olursa, onun rüsum ve hududuna taarruz ederse, Allah onu parça parça etsin.

                Bunun böylece yazılıp üzerine şahid ikame edilup edilmesi Hicretin 916 yılı Muharrem ayı’nın on dördüncü günü ceryan etmiştir…”

                Not: İmkân dahilinde kelimeler aslına uygun olarak yazılmıştır.  Elbistanın Sesi

(Elbistanın Sesi Gazetesi’nin 06 Temmuz 1992 Pazartesi günkü sayısından alıntı)

                                                                                  

PROF. Dr. FARUK SÜMER’in kaleme alıp, TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI VAKFINCA ISBN 975-7628-10-7 numara ile bastırılan  ESHABܒL KEHF (YEDİ UYURLAR) kitabından:

  “KURAN’DA ESHÂBܒL-KEHF HAKKINDA BİLGİLER”

                “ESHBܒL KEHF mağara arkadaşları demektir. Kehf Arapça’da mağara mânâsına geliyor. Eski Türkçe’de mağaraya “önür deniliyordu.Yine Türkçe bir kelime olan “in” ise, arslan, ayı, kurt ve diğerleri gibi vahşi hayvanların barındıkları yerlere veriliyordu.

                ESHABܒL KEHF kimlerdir? Ne yapmışlardır? Bu ve diğer meseleleri cevaplandırmak için ilk önce KUR’AN-ı KERİM’deki âyetleri zikretmek, şüphesiz yerinde olacaktır.

                Bilindiği üzere ESHÂBܒL KEHF ile ilgili âyetler KUR’AN-ın  XVII. (18) suresinde bulunmaktadır. Bu surenin âyetleri Mekke’de nâzil olmuş, yani orada indirilmiştir. 106 âyetten müteşekkil olan bu surenin 9-26 arasındaki âyetleri ESHÂBܒL  KEHF’e tahsis edilmiştir. Anlaşılacağı üzere, 106 âyetten ancak 17 âyette ESHABܒL  KEHF’den söz edilmiştir. Buna rağmen, bu sureye Eshabü’l Kehf suresi denilmiştir. Aynı surede HAZRET-İ MÛSA’nın bir adamla yaptığı yolculukta gördüğü hadiseler ile  Zülkarneyn Kıssa’sı da yer almıştır. Eshabü’l Kehf Suresi’nin başında: “Tanrı’ya sonsuz övüş olsun, o sapıtanlara uğrayacakları pek kötü akibeti haber vermek (inzâr) ve güzel davranışlı inananlara ebediyen sahip olacakları bir mükâfatı (ecr) müjdelemek için dosdoğru bir kitap indirmiştir.

                -Tanrı kendisine “oğul edindi” diyenleri korkutmak için bu gerçek kitabı indirmiştir. –Tanrı oğul edindi- diyenler yok mu, ne onlar, ne de ataları bir şey bilirler.   

“Ağızlarından çıkan bu ağır söz sadece bir yalandan başka bir şey değildir.” İfadeleri yer alıyor ve 9. âyette: “ Sen Eshabü’l-Kehf’i  ve “rakîm”i (yani kitabeyi) kerametlerimizden (Min âyetinâ) biri mi sandın?

 Sözleri ile Hazret-i Peygamber’e hitap edildikten sonra, mağara arkadaşları üzerine şu bilgiler veriliyor: Hani o zaman gençler bir mağaraya sığınıp; “Ey Rabbimiz, bize iyilikte bulun ve işimizde başarılı kıl” dediler. Onları, O mağaranın içinde uykuya daldırdık..Yıllarca hiçbir şey duymadılar. Sonra her iki taraftan hangisinin iddiasına isabet olduğunun bilinmesi için onları uyandırdık. Sana mağara arkadaşları hakkında gerçek haberleri anlatıyoruz. Şüphe yok ki onlar, Rablerine iman etmiş birkaç genç idiler. Biz de onların doğruluk yolundaki gayretlerini, hidayetlerini artırıp, kalplerini inançla güçlendirdik. O zaman onlar şöyle söylemişlerdi: “Rabbimiz göklerin ve yer yüzünün ıssıdır. (sahip, malik) Biz O’ndan başkasına tapmayız; taparsak bu gerçekten, pek saçma bir şey olur. Şu bizim kavmimiz yok mu? O’nlar, Tanrıdan başka ilâhlar edinmişler; fakat bunun için kuvvetli bir delil getirmeli idiler. Tanrı’ya karşı yalan uydurandan daha insafsız kim olabilir? Madem ki, onlardan ve onların taptıklarından ayrıldınız, mağaraya çekildiniz. Orada Rabbiniz lütuflarını size göstersin ve işinizi de kolaylaştırsın. Baksa idin güneşin, mağaranın sağ tarafından doğup sol tarafından battığını, onların da mağaranın ortasında olduğunu görürdün. Bu, Tanrı’nın mucizelerindendir.Tanrı, her kime doğru yolu göstermiş ise o doğru yoldadır.Her kimi saptırır ise,artık ona yol gösterecek birisi bulunmaz. Sen onları uyanık sanırsın, halbuki onlar uyumakta idiler. Biz onları sağa ve sola çevirip döndürdük. Köpekleri de ön ayaklarını uzatmış bir halde girişte yatıyordu. Sen onları görsen dehşete düşer, kaçardın. Sonra birbirleriyle soruşsunlar diye onları uyandırdık. Onlardan biri “ne kadar kaldık?”dedi. Bir gün veya daha az” cevabını verdiler. Tabiî bunu Tanrı daha iyi bilir” dediler. İçimizden biri şu gümüş para ile şehre gitsin; temiz yiyeceklerden alıp getirsin ve yerimizi öğrenmemeleri için de dikkatlice davransın; ellerine geçirdikleri takdirde ya bizi taşla öldürürler, yahut zorla kendi dinlerine döndürürler. Böyle olunca da, artık kurtulamayız. Sonra Tanrı’nın vaadinin doğru olduğunu ve bunda şüphe bulunmadığını bilmelerini Onlara duyurduk. Hani halk onlar hakkında çekişmiş ve üzerlerine bir bina yapın, demişlerdi. Halbuki Tanrı onların durumlarını daha iyi biliyordu. Çekişmede galip gelenler “Üzerine bir mescit yapacağız” dediler. Fakat şimdi mağara arkadaşlarının sayısı hakkında gayba taş atar gibi (hiçbir şeye dayanmadan) O’nlar üç kişidir, dördüncüsü köpektir; yahut dörttür, beşincisi köpektir; beştir altıncısı köpektir, hayır yedi kişi idiler, sekizincisi köpektir) diyecekler.

                De ki Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onları ancak pek az kimse bilir. Artık bu hususta anlatılanın, belli olanın dışında kimse ile münakaşa etme, kimseye de bir şey sorma; hiçbir şey hakkında da Tanrı dilerse demeden “Ben bunu yarın yaparım” diye söyleme, unuttuğun zaman Tanrıyı an ve şöyle de: “Ulu Tanrı beni daha yakın bir zamanda doğruya ulaştır” ESHABܒL KEHF Mağaralarında üç yüz dokuz (309) yıl kaldılar. Bununla beraber, de ki; “Allah (C.C.) ne kadar durduklarını daha iyi bilir”.

“İşte, ESHABܒL  KEHF hakkında KUR’AN-ı KERİM’de bulunan bilgiler bunlardan ibarettir. Anlaşılacağı üzere bu bilgiler, HAZRAT-i PEYGAMBER ile müşrikler arasında Eshabü’l - Kehf konusu üzerindeki, münakaşalar dolayısı ile yapılan açıklamalardır.”

                 Yukarıdaki açıklama, değerli ilim ve bilim adamı Prof. Dr. Merhum Faruk SÜMER’e aittir. Diğer belge ve bilgileri de tüm insanlığın yüksek bilgisine aşağıda sunmaktayım.                                                                                                                                                                                                                         “Buna nerden ve nasıl tevessül ve teşebbüs ettin?” diyenler olacaktır elbette. Arzetmek isterim: ilk parağrafta da söz ettiğim gibi, bu konuda 50 (elli) yıllık çalışmamın sonucunu almam gerekirdi. Bunu da  ancak resmi belge ile elde edebilirdim. Nitekim öyle oldu,  bu doğrultu da çalışmaya başladım.

                Avukatım Hacı Bayram Veli Arıkan’a fikrimi şöyle açıkladım: Eshabü’l Kehf konusunda UN SANDIĞI 1. cilt kitabımda yer alan, KAZAKİSTAN’lı Kubay NAZAR ve Elbistan eski Müftüsü merhum Reşit YİNANǒın yazılarına dayanarak “tespit davası açalım”  teklifinde bulundum. O da, “hay hay, isteğinize bağlı.” dedi. Bilgisayarın tuşlarına inip kalkan parmakların görevi sona ereceği anda, Afşin Eshabü’l Kehf Külliyesini Koruma Derneği ve de Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Bekir Sıtkı CAN da, “Derneğimizi de dahili dava eder mi- siniz” dedi.Tabiî ki ilgisi dolayısıyla; “Memnuniyetle” dedim. Bu arada mahkeme harcını, avukatım benim adıma yatırma zahmetine katlandı. Hakim Sayın Hülya Karabidek Hanım Efendi, davaları çabuk bitirme tutkusu dolayısı ile tespit keşfinin biran önce yapılmasını istemesine rağmen, bilirkişi açısından sorun ile karşılaşıldı, ister istemez gecikme oldu. Bu tespit keşfinin, önü kışa geldiğinden 24 Mayıs 2005’e gün verildi. Mahkeme bilirkişinin; “FİZİK PROFÖSÖRܔ olması şartı getirdi. Yukarıda da belirtildiği gibi, Mahkemenin istediği şartlar yerine getirilip gereken keşif gerçekleşti.                                                                                                                                                                                               Şimdi, yukarıdaki çağrıma Muhterem AFŞİN’liler de katılıyor, Dünyaya haykırarak, şöyle diyorlar: “AFŞİN’de OLMASINA RAĞMEN İKİ BİN YILDAN BERİ, “YERİ MEÇHUL” denilen ESHABܒL KEHF YEDİ UYURLAR MAĞARASI’nın AFŞİN’de olduğu belgelenmiştir. Bu yer Afşin’e 5 km. batı kesimi BİNBOĞA DAĞININ doğu eteğindedir. GELİNİZ, GÖRÜNÜZ, MİSAFİRİMİZ OLUNUZ.” diyorlar. Zaten; ESHABܒL KEHF KÜLLİYESİNİ KORUMA DERNEĞİ de, “yediuyurlar.com” adı ile internette daha önce site açmıştı. Geniş bilgiler mevcut. Açıp okuyabilirsiniz. Arz ediyorum.                                                                                                                             

                               Bilirkişi ekip bşk. Prof. Dr. Abdulluh GÜNEN’in mahkemeye sunduğu raporun üst yazısı:                                

T.C.

AFŞİN SULH HUKUK MAHKEMESİ

SAYIN HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO       : 2004/18 D.İş

KONUSU           : Bilirkişi raporudur.

                Sayın Hakimliğinizce 19.04.2005 tarihli kararla ‘‘Afşin Eshab-ı Kehf külliyesinde  Eshab-ı Kehf  mağarasına düşen güneş ışınlarının açısının tespiti için 07.05.2005 tarihinde bilirkişi olarak Prof. Dr. Abdullah GÜNEN tarafından keşif mahallinde inceleme yapılarak mahkemenize 08.06.2005 tarihinde ön rapor sunulmuştur. Ön raporda, konunun Astronomi ve Uzay bilimleri ile de ilgisi olması vurgulanarak bu alanda iki bilim adamının bilirkişi heyetine dahil edilmesi tavsiye edilmişti.

                Hakimliğinizce bu öneri dikkate alınarak, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri öğretim üyeleri  Yrd. Doç. Dr. Zekeriya MÜYESSEROĞLU ve  Yrd. Doç. Dr. Birol GÜROL’u bilirkişi heyetine dahil edilmiştir. Bilirkişi heyeti Prof. Dr. Abdullah GÜNEN başkanlığında 24.06.2005 tarihinde saat 04:30’da keşif mahallinde hazır bulunarak güneşin doğuşunu ve mağaraya girişini gözlemleyerek gerekli inceleme ve ölçümleri yapmıştır. Bilirkişi heyetinin yapmış olduğu inceleme sonucu, mahkemenize tevdi edilmek üzere ekteki raporda sunulmaktadır.

Takdir yüce mahkemenindir. 22.07.2005

Prof.Dr. Abdullah GÜNEN

G.Ü.Kastamonu Fen-Edebiyat Fakültesi Dekânı          

                Eki: Üç adet Bilirkişi raporu

                (Kroki ve tablodan mürekkep 4 sahife)         

BİLİRKİŞİ RAPORU

                Konu : Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi’nde bulunan mağara içine Güneş ışığının düştüğü açı ve mağaranın ışık gördüğü zaman aralığının tesbiti.

Yöntem :  Konunun sonuca ulaştırılması için aşağıdaki işlemlerin yapılmıştır;

i) Olay yerinin enlem ve boylamının belirlenmesi (konum saptama),

ii) Mağara ağzı doğrultusunun belirlenmesi (mağara ağzının coğrafik kuzey doğrultusu ile yaptığı açı),

iii) Farklı tarihler için Güneş’in doğma/batma zamanları ve konumunun belirlenmesi,

iv) Güneş ışığının hangi konumlarda mağara ağzına düştüğünün saptanması.

Not : Bölgenin tarihi gelişimi içinde mağaranın önüne inşa edilen ek yapılar bu hesaplamada dikkate alınmamıştır.

Gözlem ve ölçümler : Üç kişiden oluşan bilirkişi heyetimiz, yukarıda belirtilen ölçümlerin yapılması için, 24 Haziran 2005 tarihi saat 04:30 da (ileri yaz saati uygulamasına göre) olay yerine gitmiştir. Saat 05:22’de Güneş’in ufkun üstüne çıktığı ve ışığın o anda mağara içine düştüğü gözlenmiştir. Mağara ağzının yöneldiği doğrultu göz önüne alındığında Güneş’in batışı sırasında hiç ışık almayacağı belirlenmiş ve bundan sonraki ölçüm ve hesaplar Güneş’in doğduğu konum ve sonrasındaki hareketi üzerine yapılmıştır.

Eshab-ı Kehf  Külliyesinin enlem ve boylamı GPS (Global Positioning System, Küresel Yerbulma Sistemi) aleti ile (±6 metre duyarlıkta) ölçülmüştür. Bulunan değerler:

Metin Kutusu: Enlem : 38° 15¢ 00².7 Kuzey,              Boylam : 36° 51¢ 17².5 Doğu
Ortalama deniz seviyesinden yükseklik: 1460 m.


 

 

                Mağara ağzına ilişkin doğrultunun belirlenmesi amacıyla pusula kullanılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda mağara ağzına ilişkin doğrultunun manyetik kuzey (azimutu) doğrultusu ile 115° açı yaptığı belirlenmiştir. Pusuladan okunan yönlerin manyetik kuzey kutbuna göre olması, buna karşın Güneş doğrultusunun coğrafik kutba göre belirlenmesi nedeniyle pusuladan okunan değer düzeltilmiştir. Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi’nin bulunduğu konum ve ölçüm yapılan tarih için bu düzeltme değeri 5° olarak hesaplanmıştır. Buna göre mağara ağzı doğrultusu coğrafik kuzey ile 110° lik açı yapmaktadır. Söz konusu coğrafik yönler ve diğerleri, ekte sunulan (Külliye’ye ilişkin, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan) proje üzerinde gösterilmiştir.

                Güneş’in doğma/batma zamanı ve konumları : Buradaki hesaplar için bilirkişi heyetimizce hazırlanmış bir bilgisayar programından yararlanılmıştır. Doğma zamanına ait konumlar azimut açısı olarak verilmiştir. Azimut açısı, kuzeyden doğuya doğru 0° ile 360° açı derecesi olarak dikkate alınmıştır. Çizelgede üçüncü sütunda verilen güneşin mağara içine düşme açısı, mağara ağzı doğrultusunun coğrafik kuzey ile yaptığı 110° açı derecesi ile 2. sütundaki azimutu arasındaki fark alınarak bulunmaktadır. Ayrıca çizelgede 2005 yılı için farklı tarihlerde Güneş’in doğduğu doğrultu, mağarayı aydınlatma süreleri verilmiştir.

                Sonuç : 13 Mart ile 1 Ekim tarihleri arasında (202 gün) Güneş doğarken mağara, içine düşen Güneş ışınları tarafından aydınlatıldığı belirlenmiştir. (10 dakika ve daha uzun süre ile). Yılın en uzun günü olan 21 Haziran tarihinde Güneş 59°.6 azimut açısı yani 50°.4 derece ile doğmakta ve mağara içi, saat 05:22:07 den 09:29:31’e kadar ışık almaktadır. Mağaraya ışığın 1 saat ve daha uzun süre ile düştüğü gün sayısı toplam 170 (28 Mart ile 14 Eylül tarihleri arası) olarak tespit edilmiştir. 22  /  07  /  2005

 Prof . Dr. Abdullah GÜNEN

G.Ü. Kastamonu Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı

 Yrd. Doç. Dr. Zekeriya MÜYESSEROĞLU                                                

Yrd. Doç. Dr. Birol GÜROL

A.Ü. Fen Fakültesi                                                                                  

A.Ü. Fen Fakültesi

Astronomi ve Uzay Bilimleri Astronomi ve Uzay Bilimi


                Güneşin aylara göre mağaraya giriş seyir cetveli haritada şöyledir:

 

Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi'nin bulunduğu bölgede Güneş'in doğduğu andaki azimut açıları, mağaraya geliş (düşüş) açıları ve mağaranın ışık alma süreleri

Tarih

Doğu azimutu (derece)

Güneş'in mağaraya düştüğü açı (derece)

Mağara içinde Güneş ışığının bulunma süresi (saat)

13-Mar

93,8

16,2

00:10

14-Mar

93,3

16,7

00:15

15-Mar

92,8

17,2

00:17

16-Mar

92,3

17,7

00:20

17-Mar

91,8

18,2

00:25

18-Mar

91,3

18,7

00:27

19-Mar

90,8

19,2

00:30

20-Mar

90,3

19,7

00:32

21-Mar

89,8

20,2

00:37

22-Mar

89,3

20,7

00:40

23-Mar

88,8

21,2

00:42

24-Mar

88,3

21,7

00:47

25-Mar

87,8

22,2

00:50

26-Mar

87,3

22,7

00:52

27-Mar

86,8

23,2

00:55

28-Mar

86,3

23,7

01:00

30-Mar

85,3

24,7

01:05

02-Nis

83,8

26,2

01:15

04-Nis

82,8

27,2

01:20

05-Nis

82,3

27,7

01:25

07-Nis

81,3

28,7

01:30

08-Nis

80,9

29,1

01:35

10-Nis

79,9

30,1

01:40

12-Nis

79,0

31,0

01:45

13-Nis

78,5

31,5

01:50

15-Nis

77,6

32,4

01:55

17-Nis

76,7

33,3

02:00

18-Nis

76,2

33,8

02:05

20-Nis

75,3

34,7

02:10

21-Nis

74,9

35,1

02:14

23-Nis

74,0

36,0

02:19

25-Nis

73,2

36,8

02:24

27-Nis

72,9

37,1

02:29

28-Nis

71,9

38,1

02:34

30-Nis

71,1

38,9

02:39

02-May

70,3

39,7

02:44

04-May

69,5

40,5

02:49

06-May

68,8

41,2

02:54

 

Tarih

Doğu azimutu (derece)

Güneş'in mağaraya düştüğü açı (derece)

Mağara içinde Güneş ışığının bulunma süresi (saat)

07-May

68,4

41,6

02:58

09-May

67,7

42,3

03:04

11-May

67,0

43,0

03:09

12-May

66,7

43,3

03:12

15-May

65,7

44,3

03:17

16-May

65,4

44,6

03:19

17-May

65,1

44,9

03:22

18-May

64,8

45,2

03:24

19-May

64,5

45,5

03:27

20-May

64,2

45,8

03:29

21-May

64,0

46,0

03:32

22-May

63,7

46,3

03:34

25-May

62,9

47,1

03:39

28-May

62,3

47,7

03:44

31-May

61,6

48,4

03:49

03-Haz

61,1

48,9

03:54

08-Haz

60,4

49,6

03:59

14-Haz

59,8

50,2

04:04

21-Haz

59,6

50,4

04:04

28-Haz

59,8

50,2

04:04

30-Haz

59,9

50,1

03:59

06-Tem

60,6

49,4

03:54

10-Tem

61,2

48,8

03:49

13-Tem

61,7

48,3

03:44

16-Tem

62,3

47,7

03:39

19-Tem

63,0

47,0

03:34

22-Tem

63,8

46,2

03:32

23-Tem

64,1

45,9

03:29

24-Tem

64,3

45,7

03:27

25-Tem

64,6

45,4

03:24

27-Tem

65,2

44,8

03:22

28-Tem

65,5

44,5

03:19

29-Tem

65,8

44,2

03:17

30-Tem

66,1

43,9

03:14

31-Tem

66,4

43,6

03:12

01-Ağu

66,8

43,2

03:09

02-Ağu

67,1

42,9

03:07

03-Ağu

67,4

42,6

03:04

Tarih

Doğu azimutu (derece)

Güneş'in mağaraya düştüğü açı (derece)

Mağara içinde Güneş ışığının bulunma süresi (saat)

04-Ağu

67,8

42,2

02:59

06-Ağu

68,5

41,5

02:54

08-Ağu

69,2

40,8

02:49

10-Ağu

70,0

40,0

02:44

12-Ağu

70,8

39,2

02:39

13-Ağu

71,1

38,9

02:34

15-Ağu

71,9

38,1

02:29

17-Ağu

72,8

37,2

02:24

19-Ağu

73,6

36,4

02:19

20-Ağu

74,0

36,0

02:14

22-Ağu

74,9

35,1

02:10

24-Ağu

75,8

34,2

02:05

26-Ağu

76,6

33,4

02:00

27-Ağu

77,1

32,9

01:55

29-Ağu

78,0

32,0

01:50

31-Ağu

78,9

31,1

01:45

01-Eyl

79,4

30,6

01:40

03-Eyl

80,3

29,7

01:35

04-Eyl

80,8

29,2

01:30

06-Eyl

81,7

28,3

01:25

08-Eyl

82,7

27,3

01:20

09-Eyl

83,2

26,8

01:15

11-Eyl

84,1

25,9

01:10

13-Eyl

85,1

24,9

01:05

14-Eyl

85,6

24,4

01:00

16-Eyl

86,6

23,4

00:55

17-Eyl

87,1

22,9

00:50

19-Eyl

88,1

21,9

00:45

20-Eyl

88,5

21,5

00:40

22-Eyl

89,5

20,5

00:35

24-Eyl

90,5

19,5

00:30

25-Eyl

91,0

19,0

00:27

26-Eyl

91,5

18,5

00:25

27-Eyl

92,0

18,0

00:22

28-Eyl

92,5

17,5

00:17

29-Eyl

93,0

17,0

00:15

30-Eyl

93,5

16,5

00:12

01-Eki

94,0

16,0

00:10

 

38424

93,8

0,006944

 

38531

59,8

0,169444

38425

93,3

0,010417

 

38533

59,9

0,165972

38426

92,8

0,011806

 

38539

60,6

0,1625

38427

92,3

0,013889

 

38543

61,2

0,159028

38428

91,8

0,017361

 

38546

61,7

0,155556

38429

91,3

0,01875

 

38549

62,3

0,152083

38430

90,8

0,020833

 

38552

63

0,148611

38431

90,3

0,022222

 

38555

63,8

0,147222

38432

89,8

0,025694

 

38556

64,1

0,145139

38433

89,3

0,027778

 

38557

64,3

0,14375

38434

88,8

0,029167

 

38558

64,6

0,141667

38435

88,3

0,032639

 

38560

65,2

0,140278

38436

87,8

0,034722

 

38561

65,5

0,138194

38437

87,3

0,036111

 

38562

65,8

0,136806

38438

86,8

0,038194

 

38563

66,1

0,134722

38439

86,3

0,041667

 

38564

66,4

0,133333

38441

85,3

0,045139

 

38565

66,8

0,13125

38444

83,8

0,052083

 

38566

67,1

0,129861

38446

82,8

0,055556

 

38567

67,4

0,127778

38447

82,3

0,059028

 

38568

67,8

0,124306

38449

81,3

0,0625

 

38570

68,5

0,120833

38450

80,9

0,065972

 

38572

69,2

0,117361

38452

79,9

0,069444

 

38574

70

0,113889

38454

79

0,072917

 

38576

70,8

0,110417

38455

78,5

0,076389

 

38577

71,1

0,106944

38457

77,6

0,079861

 

38579

71,9

0,103472

38459

76,7

0,083333

 

38581

72,8

0,1

38460

76,2

0,086806

 

38583

73,6

0,096528

38462

75,3

0,090278

 

38584

74

0,093056

38463

74,9

0,093056

 

38586

74,9

0,090278

38465

74

0,096528

 

38588

75,8

0,086806

38467

73,2

0,1

 

38590

76,6

0,083333

38469

72,9

0,103472

 

38591

77,1

0,079861

38470

71,9

0,106944

 

38593

78

0,076389

38472

71,1

0,110417

 

38595

78,9

0,072917

38474

70,3

0,113889

 

38596

79,4

0,069444

38476

69,5

0,117361

 

38598

80,3

0,065972

38478

68,8

0,120833

 

38599

80,8

0,0625

38479

68,4

0,123611

 

38601

81,7

0,059028

38481

67,7

0,127778

 

38603

82,7

0,055556

38483

67

0,13125

 

38604

83,2

0,052083

38484

66,7

0,133333

 

38606

84,1

0,048611

38487

65,7

0,136806

 

38608

85,1

0,045139

38488

65,4

0,138194

 

38609

85,6

0,041667

38489

65,1

0,140278

 

38611

86,6

0,038194

38490

64,8

0,141667

 

38612

87,1

0,034722

38491

64,5

0,14375

 

38614

88,1

0,03125

38492

64,2

0,145139

 

38615

88,5

0,027778

38493

64

0,147222

 

38617

89,5

0,024306

38494

63,7

0,148611

 

38619

90,5

0,020833

38497

62,9

0,152083

 

38620

91

0,01875

38500

62,3

0,155556

 

38621

91,5

0,017361

38503

61,6

0,159028

 

38622

92

0,015278

38506

61,1

0,1625

 

38623

92,5

0,011806

38511

60,4

0,165972

 

38624

93

0,010417

38517

59,8

0,169444

 

38625

93,5

0,008333

38524

59,6

0,169444

 

38626

94

0,006944

 

 

                Şunu açıkça ilan ediyorum ki, ikibin yıldır karanlıkta kalmış bir olayın aydınlatılmasına vesile olan bendeniz,.Bu kutsal mekân hakkında, KURAN-I KERİM’in ilgili Âyetindeki tarife uyan ikinci bir mağara gösterildiği takdirde, sergilediğim iddialarımdan vaz geçmeye hazırım. Bu itibarla, çağımıza göre düzenlenen raporlar ile elde ettiğim  bulgu, bilgi ve belgeleri DÜNYA insanlığının takdirine sunmuş bulunuyorum.

                 Yaptığım araştırmalara göre Dünyada böyle 2. bir mağara bulunmadığını bildiğim için, tab ettirmeye çalıştığım UN SANDIĞI 3. cilt kitabım ile, burasının dünyada tek mağara olduğu iddiamı şimdiden ilan ediyorum.

                 Elime geçen YEREL BİR KİTAPÇIK ise şöyledir:

                Afşin Tanır kasabasından merhum Hayâti Vasfi TAŞYÜREK (şimdi olmasın) sıkı dostum idi. Yıl 1962. Mağara Yârâni Yedi Uyurlar -Eshabü’l Kehf başlığı altında matbaamıza getirdiği şiir ve nazm ile hazırladığı bilgi ve belgeler bugünkü konumuza âdetâ doping sayılsa gerek. Merhumun ruhu şâd olsun diyor, bu önemli belgeyi de tüm insanlığın bilgisine sunuyorum:

 

“Mağara Yârâni YEDİ UYURLAR ESHABI- KEHF”

                 Başlıktaki cümleler, Hayati Vasfi TAŞYÜREK’in bizzat kaleme aldığı  kitapcığın kapağından alınmıştır. Fiyatı iki (2) Tl. olan, 1963’de Gençlik Basımevi adını taşıyan matbaamızda bastırılan, telif  hakkı AFŞİN İlkokul Yaptırma Derneğine bağışlanan ve de 32 sayfadan oluşan kitapcığı; hem yazarı HAYATİ VASFİ TAŞYÜREK’in, hem ilgili okul yöneticilerinden bu eserciğe emeği geçip ebediyete intikal edenlerin ve hem de konunun asıl muhatabı YEDİ UYURLAR’ın ruhlarını şâd etmek için işbu UN SANDIĞI 3. cilt kitabıma alıyorum. Rahmetlik, kitapcığın birisini de bizzat imzalayarak şahsıma ikram etmişti.                                                     1931 yılında Afşin ilçesine bağlı Tanır kasabasında dünyaya gelen, Efendi, İsmet ve Erdal adında 3 erkek çocuk babası, kitabımı yazmaya başladığım 16 Şubat 2005 tarihi itibarı ile, kayın biraderi Mustafa KANDEĞER’den aldığım bilgiye göre 14 torun dedesi olan Hayâti Vasfi TAŞYÜREK; 1950’den 1990’lara, yani vefatına kadar Afşin, Elbistan ve yöremiz, hattâ yöremiz de ne ki? nüktedanlığı, şair ve yazarlığı ve de 10'a yakın şiir kitabı ve kitapcığı ile İlimiz Kahramanmaraş’ı da aşarak yurdumuzda adından bahsettiren, sözün özü; yeri doldurulamayacak kültür yüklü bir şahsiyet idi..

                ROMA İmparatorluğu döneminin; iki bin yıl (2000) öncelerine dayandığı tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır. Roma döneminde yaşadığı bilinen Kral Dakyanus (*); Hristiyanlık Dini’nin İsa Peygamber Aleyhisselam tarafından ilan edilmesine karşı çıkmıştır. Allah’ın varlığını ve de gönderdiği İNCİL Kitabıyla Hakk Din olan Hristiyanlığı kabul edenlere zulüm – işkence yapmaya, hattâ dininden dönmeyip israr edenleri öldürmeye başlamıştır. YEDİLER de buna, yani Dakyanos’a karşı çıkanlardandır. Bir rivayet 3’ü sağ, 3’ü de sol kolu danışmanları olan, diğer bir rivayete göre; asîl bir aileden, Allah'a inanmışlardan olan bu yiğitler,   bir kedinin âni hırçınlaşıp atlayarak kaçışından korktuğunu bizzat görmeleri üzerine; “SEN ALLAH OLAMAZSIN. BAK, BİR KEDİDEN KORKTUN” demeleri üzerine; “Bu sır kalsın, ifşa ederseniz sizi öldürtürüm” diyen DAKYANOS’tan korkarak kaçmaya karar verirler.                                                                                   Yolda rastladıkları çoban da ALLAH’’a inananlardandır. Durumu anlatıp saklanacak bir mağara aradıklarını söyleyince; “ Ben de ALLAH’a inananlardanım. Kabul ederseniz ben de size katılmak isterim” deyip, birlikte yola devam ederler. O anda hikmeti ilâhi çobanın koyunları taş olur. Afşin’in 6 km. batısındaki bir mağaraya sığınırlar. (Güneş doğar doğmaz içine giren bu mağara, Emirli köyünün 3 km. batısındadır.) Nihayet, sözü geçen mağaraya sığınan ALLAH dostu YEDİ UYURLAR’ı nâzım, yani şiir ile tarif eden Hayati Vasfi TAŞYÜREK’in şahsıma bizzat imzalayıp verdiği kitapcığını aşağıda aynen neşrediyorum. Konusu ve önemi açısından “Bir eser” diyecek kadar kıymetli bu eserciğe geçmeden önce, bu hususu içeren çalışmalarımdan, UN SANDIĞI 2 kitabımda değindiğim gibi elinizdeki bu 3. cilt  kitabımda da  kısaca bilgi vermek istiyorum, şöyle ki:

(*)Bir rivayete, diğer deyimle bu bölgede yaşayan insanların ağızdan ağıza aktarılarak bu günlere kadar gelen bilgiye göre; DAKYANOS’un 1000 (Bin) adet boğası mevcut olup, AFŞİN’in batı arkasındaki 3300 rakımlı dağda otlatıldıkları için, bu dağa BİNBOĞA  denilmiş, Coğrafya kitaplarına da bu ad (BİNBOĞA DAĞI) olarak geçmiştir. Dikkat edilecek olursa cümlenin akışı da çok güzel uyum sağlamaktadır. Bu konudaki belgelerimiz zincirine bir halka da bu olsa gerek diye düşünüyorum.

                Bu itibarla Şair, Yazar ve Nükteci Hayati Vasfi Taşyürek’in nazımla dile getirdiği deyişleri aynen neşrediyorum:

                 “MAĞARA YÂRÂNİ YEDİ UYURLAR”

 “Bu seriyi kaleme almaktan gayem, YEDİLERE karşı duyduğum sonsuz hayranlığı dile getirmekten ibarettir. Deyimlerin esasını çevredeki söylentilerle bu konudaki araştırmalarım teşkil eder.

YEDİLER’in gerek isimleri, gerek uyudukları mağaranın bulunduğu yer hakkında söylenenlerin hepsine hürmet beslemekteyim.

Önce: “Zannetmem ki değer mekânlarında/ Bunların kıymeti İymanlarında” olduğuna göre, bundan ilerisinin incelemesi de, münakaşası da yetkili üstadlara düşer. Kaldı ki; bizim bu konu da hiçbir iddiamız yoktur. 309 sene bir mağarada uyuyan (7) yedi delikanlının ilahi kitaplarda hikâye edilen hayatlarını ve örnek hareketleri ile sonuçlarını destanlaştırmakla bir hayranlık ifade etmek istedik.

Bu ufak broşürle YEDİLERİN gerçek durağı olan Afşin’e küçük bir hizmette bulunabildimse bahtiyarım. TANIR:1959 Hayati Vasfi TAŞYÜREK

YEDİ UYURLAR DESTANI

 Yüzyıllar öncesi ARABİSUSTA (1)

Eşraftan sayılır yedi genç var dı.

Bu gençler bu devirde, her hususta

Hakkın birliğine inanırlardı.

Bu günlerde bu civarın âmiri

Takyanus denilen zâlimin biri (1)

Şerriyle korkutmuş idi her yeri

Puta kurban keser tapınırlardı.

Büstüne ibadet için o sultan

Bütün ülkesine eyledi ferman

Bu emri tutmayan yüzlerce insan

Kırbaçlar altında kıvranırlardı.

Hakk’a iman eden bu yedi gence

Sökmedi bu emir sıra gelince

Dediler; “yapsanız türlü işkence

Bizim kalbimizi Hakk aşkı sardı”                                                                                                                                     (1) Afşin’in asıl ismi Arabisus idi. Zamanla Arabsus, Arpsus, Erbsus ve Efsus olmuştur. Yarpuz da denilirdi.

(2-Takyanus; asıl ismi Takyus, Tacisus olduğu halde zamanla Takyanus, Takyanoz şeklini almıştır.

 

Takyanus Efsus’un bu gençlerini,

Takip etti bir zaman peşlerini,

Gençler de kesince ümitlerini,

Tek düşünceleri yurttan firar dı.

Dediler; “gidelim biraz kenara”

“Bakalım ne şekil alır manzara”

“İbadet  etmekten ise küffara”

Bu yolda yürümek en büyük kâr dı.

Çıktılar şehirden gizlice gençler

Fakat nereyeydi bu meçhul sefer?

Gezerken bir çobana rast geldiler

Çoban da İmanlı sırdaş arar dı.

Sordular; “var mıdır gizlenecek yer?”

Saklanalım biraz bulaşmasın şer

Çoban; “vardır” diye önde ilerler

Köpeği de peşi sıra koşar dı.

Durup konuştular “aman bu hayvan?”

“Bildirir bizleri en nâzik bir an”

Taşladılar; “gelme” diye bir zaman

Bunlar taşladıkça Kıtmır coşar dı.

Nihayet Mevlâsı dil verdi kelp’e;

“Ne istersiz benden? Biraz durun be!..”

“Sizdeki İymandan eser var bende

“Bu hale YEDİLER şaşırmışlar dı.

Çoban; “geldik” dedi “O mağaraya”

Uygun ise gizlenelim buraya,

YEDİLER toplandı hep bir araya

Kalplerini artık emniyet sardı.

Sığındıktan sonra Gâni Hüdâ’ya

Cümlesi gönülden var dı duaya

Emanet ettiler canı Mevlâ’ya

Bir huzur içinde uyumuşlar dı.

 

YEDİLERİN DUASI

Kavmimiz ayrıldı gerçek yolundan

Bizi selâmete erdir İlâhi.

Sen yardım etmezsen Takyus elinden,

Kaçıp kurtulmamız zordur Yârabbî.

Tanrı (*) eylediler bir âciz kulu

Bir kediden korkan olur mu Ulu,

Hakk’a kavuşur mu benliğin yolu?

Sapkınların gözü kördür İlâhi.

                               (*)Rivayete göre,Tacisus veya Thecianes bir gün odasında istirahat ederken, pencereden atlayan bir kedinin bu ani hareketinden irkilmiş ve korkmuştu. O’nun bu halini gören yakınları kediden korkan bir varlığın Tanrı sayılamayacağını ortaya atmışlardı.

TAKYANUS’un GAZABI

İşitince Takyanus bu firarı;

Arattı, tarattı bütün civarı

Bulduramayınca uyuyanları

Taş olan kalbiyle kazaplanmıştı.

Sordurdu gençlerin yakınlarına

“Haber verin” diye “onları bana”

İhanet eder mi ata oğluna;

İçleri “bilmeyiz” diye yanmıştı.

Vadedildi “kim söylerse bu yeri?

“Buldurursa bize firarileri”

İhya olur bu vade bir serseri

“Ben bulurum” diye iştahlanmıştı.

Ararken kâfirin işi rast geldi;

Bu mutlu ve gizli mekânı buldu,

Zâlim Takyanus’un gözleri güldü

Buğuz dolu kalbi ferahlanmıştı.

Bir veziri memur edip bu hale;

Dedi; “çabuk ulaş sen o mahal’e

Mağranın kapısın kisle tut hele”

Böylece bir ölüm hesaplanmıştı.

Varırken kâfirler gurur içinde

Uyurdu YEDİLER huzur içinde

Pek vahşiyâne bu umur içinde

Vezirin yüreği paralanmıştı.

Belirdi kalbinde insaf eseri

Dedi; “belki tarih arar bu yeri,

Olsun tarihi bir kitabeleri”

Diye, özel bir taş hazırlanmıştı.

Mağranın kapısı kisle tutuldu

Böylece Takyanus dertten kurtuldu (!)

YEDİLER

Ana-Ata’sının boynunu bükmüş

Tenha bir mağrada durur YEDİLER.

Hak yolunda nice eziyet çekmiş;

Takyanus’dan haber verir YEDİLER

Zâlimin zulmünden yırarlar iken,

Çobanla hal hatır sorarlar iken,

Gizlenecek bir yer ararlar iken;

Çoban Pınarı’na varır YEDİLER.

Anlaşıp el ele verildiğinde;

Kıtmır’ın sırrına erildiğinde,

Sürünün taş olmuş görüldüğünde,

“Ah!..” diye dizine vurur YEDİLER.

Kul dünyada eker ahrette derer;

Hakk’ın hikmetine akıl mı erer?

Köpekleri bile cennete girer;

Sırattan korkusuz Yürür YEDİLER…

HRİSTİYANLIĞIN GELİŞİ

Devrinde PEYGAMBERKEN O HAZRETİ İSA’nın

On iki Havarisi (*) vardı Ruhu Rahman’ın

Erişince Efsus’a bir elçisi İSA’nın

Dediler; “var mı senin, şu put için kurban’ın?”

“Kapıda kesmedikçe, giremezsin kurbanı”

"İşte bu heykeldürür bu ülkenin Rabbâni”

Görünce bu muazzam gafleti Havariyyun;

“Ben dışarda kalayım şehir sizlerin olsun”

Diyerek sur dışında bir hamam icar etti

Sırrını gelenlere tek tek aşikâr etti.

"Ben ki Hava Dinini biliyorum" diyordu (**)

Çokları da Hakk dine inanıp gidiyordu

Bir Delikanlı geldi kolunda bir dilber kız

Dedi "Hamam komple bize ait yalınız"

(*  Havari elçi

(** Hava, dini o zaman Hristiyanlığa verilen isim Hakk Dini.

"Ücretin her ne ise emret fazlasıyla al"

"Ben buna razı olmam, bu bence fena bir hal"

Diye türlü itiraz ettiyse de hamamcı

Fikrinde israr etti durdu aslı haramcı

Havariyyun; "Ey!. Oğul, etme bu iş fenadır"

"Bana ne!.. son olacak fenalıklar sanadır"

Diyerek razı oldu bu icara çarnaçar,

Fakat O’nlar hamama girince kubbe uçar

Her iki haramzâde can verirler böylece

Ve devrin Hakimine haber gider şöylece

Hamamcı bilir idi Hava Dinini gerçek,

Gençleri bu sihirle öldürmüş olsa gerek

Bundan haberder olan İmin ehlinin biri,

Hemen geldi elçiye, dedi “terk et bu yeri”

Deminki ölen gençler… oğludur Takyanus’un

Çabuk uzaklaş buradan yoksa pişman olursun

Havariyyun sezince işin vahametini,

Terk etti o saatte zulüm memleketini

Yetişemedi O’na atlıları zalimin

Böyle girdi Efsus’a Musa’nın yaydığı Din.

BELİREN BEHRELER

Her faniye kısmet olan ölümden

Dakyonus da canın kurtaramadı.

Sonra gelenler de ecel önünden

Kurtuluşa çıkar yol bulamadı.

Döndü bir eyyamdır değişti çehre

Mü’min’den de Âmir bulundu şehre

İstedi Allah’tan manevi Behre (1)

Bu bürhane sebep neler olmadı.?

Efsus’ta bir sürü sahibi var dı

Bunu kışlatacak bir köm arar dı (2)

Kis ile tutulmuş mağrayı gördü

Kapısını açmak oldu muradı.

İşte bu mağara 7 Arslan’ın

İlk uyudukları nurlu mekânın

Kendisiydi; dostlar sırr-ı Rahman’ın

Hâlâ huzur içre uyuyorlardı.

(1)- Hazreti İsa Peygamberin göğe huruç etmesini Dakyonus’un din adamları noksanlık görüyorlardı. Bunun için Efsus’un Hristiyan Hakimi, Allah’tan bir mucize talep ediyordu….Sonra da iki fırkadan hangisi, O’nların mağarada ne kadar kaldıklarını hesap edip zaptedecek, ayırt edelim diye uyandırdık.

(2)- Koyun sürüsü için kışlak, ağıl.

YEDİLER UYANIYOR

YEDİLER mağranın açılmasından

Bilmem kaç gün sonra uyanmışlardı.

Karınlarının çok acıkmasından

Baş başa vererek konuşmuşlardı.

Dediler; “-Bir günün tamını veya .

“-Nısfını uyumuş olmalıyız ya”

Ne kadar uyuduklarını Mevlâ’ya

Koydular, çünkü çok acıkmışlardı.

Dediler; “-Yemliha, çarşıya git de

Bize biraz yiyecek temin et de

Ama, gayet gizli yolları güt de

Tutulma” diyerek yollamışlardı.

Yemliha Efsus’a yaklaşınca;

Değişiklik gördü şehre bakınca

Her gördüğünden bir şüphe kapınca

Yüreği sızladı, benzi sarardı.

Sordu bir yolcuya; “bura neresi?”

“-Takyanus diyarı, Efsus kalesi”

YEMLİHA şaşırdı;” bu, neyin nesi?”

“-Hakk Dine ne zaman inanmışlardı?”

Girdi hudutsuz bir şüpheyle şehre,

Görmedi şehirde bildik bir çehre,

Ancak tanıdığı yer ile kubbe;

Diğer bildikleri ne olmuşlardı?

Geldi bir fırına istedi ekmek,

Paraya fırıncı dedi; “Ne demek?”

“Bu para bir gömüden çıksa gerek;

“Yoksa bunu nereden almışlardı?”

Sordu; “Bu Dakyanus parası nerden?”

“Geçmiştir eline? “-Getirdin neden?”

“Doğru, evet öyle Yemlihayım ben”

“Buralıyım” deyince şaşmışlardı.

Dediler;”-Sen kimin YEMLİHA’sı sın?”

“-Tanımadık seni, sen yabancısın?”

“-Bilen varsa eğer bir kişi çıksın?”

Etrafını bütün halk sarmışlardı.

Halkı pek meraka attı Yemliha

“-Biz dün firar ettik” deyince daha

Dediler; “-Öyleyse gel padışaha”

Çünkü halk bu sırra şaşırmışlardı.

Yemliha daldı çok derin bir fikre

Başladı taptığı ALLAH’ı zikre,

Padışah bu halden erişti şükre

O’nlar Mevlâya bel bağlamışlardı.

Hakimin yakini olan kimseler,

“-Emir’e duanız kabul”  edilir

YEMLİHA’yı tekrar hep dinlediler

Mü’minler gönülden ağlamışlardı.

Evinin yerine geldi YEMLİHA

Dedi; “-Yurdumuz du bura dün daha”

Devir dönmüş, zaman geçmiş iş heba

Bütün halkı büyük bir merak sardı.

“-Siz bu güne kadar neredeydiniz?”

“-Nerede kazanır, nerde yerdiniz?”

“-Uyuduğumuzu biliyoruz biz,

“Beni ekmek almağa salmışlardı”

“-İsterseniz eğer fülan mağrada”

“-Bekliyor yoldaşlar beni orada”

“-Beraber gidelim siz buyurunda

Cümlesi peşinden yollanmışlardı.

Mağraya pek yakın gelince millet,

YEMLİHA onlara eyledi minnet,

“-Hepimiz beraber girersek şâyet”

“-Korkarlar, doğru ya korkuturlardı”

Eğlendi burada bütün ahâli

Anlattı YEMLİHA  değişen hali

Yârenler halas’ın yok ihtimali

Cümlesi ALLAH’a niyaza vardı.

Mevlâ sevmiş idi YEDİLER’ini

Gizledi milletten sevdiklerini

Görmedi topluluk daha birini

Onlar beklemekte aldanmışlardı.

Nice bekledikten sonra daldılar;

Kimseyi bulmayıp şaşa kaldılar,

Elleri boş şehre yollandılar

YEDİLER böylece namlanmışlardı.

(1)- Bu yerin Azizler Pınarı olduğu, bu pınara da Azizler Pınarı denmesine sebep;

YEMLİHA’nın: “Ey!. Azizler, siz durunuz. Ben yoldaşlarıma haber vereyim.” demesinden kaynaklandığına bağlanmaktadır.

İKİNCİ BİR RİVAYET

Tebdili kıyafet ettikten sonra

Korka korka şehre vardı YEMLİHA.

Hiçbir tanıdığa rastlamayınca

“-Bura nere?” diye sordu YEMLİHA.

Dün İSA’nın adı güç anılırken;

Herkesi İsa’vî görmekteyim ben

Tanımalarına imkân vermeden

Rızk alıp dönmeyi kurdu YEMLİHA.

Aldı bir dükkândan yiyecek ekmek

Paraya Fırıncı dedi “ne demek?”

“Bu bir define bulmuş olsa gerek”

Denince korkuyu ırdı YEMLİHA.

“-Bulduğun define nerede? söyle”

“Sırf senin olmasın, bölüşek şöyle”

“Kıyafetin başka işiniz hiyle”

Müşkül bir duruma erdi YEMLİHA.

“Biz YEDİ arkadaş, bize göre dün,

“Kaçtık pençesinden zalimin, zulmün”

“Nasıl da değişmiş vaziyet bu gün”

Diye doğru cevap verdi YEMLİHA.

“Defineden hisse vermezsen bize;”

“İyilik yakışmaz demektir size”

“Götürürüz seni hakimimize”

Vardı huzuruna girdi YEMLİHA.

Hakim iyi kalpli bir insan idi;

“Sen kimsin, bunu nerden aldın?” dedi,

Başındaki hali birbir söyledi,

Hakime de hüzün verdi YEMLİHA.

“Dakyanus öleli yüz yıllar oldu”

“Saltanat kimlerden kimlere kaldı?”

“Genç yaşın, çok ömrün aklımı aldı”

Deyince kelâma durdu YEMLİHA.

“Biz birkaç genç idik yaşardık burda”

Dakyanus bizleri bıraktı darda”

“Kaçtık Bencülüse dostlarım orda”

Diyerek hakimi yordu YEMLİHA.

“Buyurun gidelim, görün onları”

“Tekrar dinleyiniz bu olanları”

Takılıp peşinde yollananları

Mağranın dışına kordu YEMLİHA

RİVAYETİN DEVAMI

YİNE ŞİİRLE ANLATILIYOR

 

YEMLİHA’nın dönme vakti gelince;

Korkulu bir fikre daldı YEDİLER:

O’nu Takyus tuttu zannneyleyince,

Saldığına pişman oldu YEMLİHA.

Tuttuysa Dinine döndürdü O’nu;

Felâket olacak bu işin sonu,

“Kurtar bizi dardan, ey!.. lutfu gâni

Şeklinde tazarru kıldı YEMLİHA.

YEMLİHA bu anda girdi içeri,

Anlattı başından geçen işleri,

“Sizi bekliyorlar, çıkın dışarı”

Korkuyu bırakıp güldü YEDİLER.

Uyku çektikleri uzun yılları,

Bu arada gelip geçen halları,

Bunlar “Ba’sü bâdel mevt”in halları

Olduğunu şeksiz bildi YEDİLER.

 

“Kabzoldu ruhları derin uykuda”

“Hizmet olsun için Hakk’a Mabud’a”

“Konuldu her biri altın tabuta”

Bazılar der böyle oldu YEDİLER:

 

RÜYA

Hakimin düşüne girip YEDİLER;

“Bunu neye böyle yaptın?” dediler

“Biz ne altın tabut, ne taht isteriz”

“Ne de bahtımızdan hoş baht isteriz”

HAKK yoluna giren gerçek yolcular

Maddî arzulardan beri oldular,

Düşüp yorulanlar ziynet peşine

Derman bulamadı aşk ateşine

“Bizim de var idi uygun halimiz”

“Anamız, atamız, haylı malımız”

“Biz geçtik hepsinden Allah yolunda

“Dünyaya güvenmen ârif olun da”

“Tabutları gel al dışarı attık”

“Arama bizleri, bizleri battık,

“Nerede dedeler? Noldu babalar?”

“HAKK yolunda boşa gitmez çabalar”

“YEDİLER’den ibret alabilene”

“Ne mutlu İymanla ölebilene”

İSA MESCİDİ

Tabutları içi boş, dışarıda buldu Hâkim

Rüyasını düşünüp hayrete daldı Hâkim

Uyudukları yere bir MESCİT yaptırarak;

Her fırsatta saygıyla ziyaret kıldı Hâkim.

ESHA’ÜL KEHF’i ZİYARET

Şu fani hayatın her olağanı

En az ilâhî bir hikmet değimli?

Bak şu mağaranın YEDİ Arslan’ı

Beşere büyük bir ibret değil mi?

Zannetmem ki eğer mekânlarında;

Bunların kıymeti İmanlarında,

Dakyanus’a zulüm zamanlarında,

O Cevap ne haklı nisbet değil mi?

Selâmeti yurdu terk de buldular

Böylece Allah’a vasıl oldular,

Ah!.. ne kurtuldular, ne kurtuldular,

Ölmezlik en büyük niğmet değil mi?

Ufuklar zulmete olmuşken esir;

Gerçek aşk kalplere etmezken tesir,

Murad-ı İlâhi KELP dile gelir,

Ya bu, ne müstesna kısmet değil mi?

Taş olan sürünün işte izleri,

Ayrı bir âleme çeker gözleri,

Uyku seneleri aşmış izleri;

Melekler eylerdi hizmet değil mi?

İşte meskenleri mutlu MAĞARA,

YEDİLER burada kavuştu nura,

Haıyati günahkâr çıkma huzura

Müslümana tövbe haslet değil mi?

(1) Koyuntaş, iki sürü halinde taş olan koyun ve kuzular.. Düzlükte ve köksüz olan ve sürüyü andıran bu taşlar, YEDİLER’den biri olan çobanın dua ettikleri zaman, taş haline gelen koyun ve diğerinin kuzu sürüsü olduğu söylenir.

Hasan Raşit Tankut’un; yazılarını şu manzumeyle ifade edeceğim:

 HASAN RAŞİT DİYOR Kİ;

Hasan Raşit diyor ki,”Şehirleşen bu Efsus;

Selçuklar zamanında ismi idi Arbesus “

Allah’ın nusretine nail olan ordular;

Yarpuzu Hristiyan ve Ortodoks buldular

Halbuki o tarihte Maraş ile Elbistan

Eski Türk dinindeydi, Yarpuzsa Hristiyan

Âdil, Halife Ömer ordusu çağlıyordu,

Gayri dinli yerleri haraca bağlıyordu.

Haraç kabul eden il yıkılmazdı o zaman,

Efsus karşı gelince oldu hak ile yeksan.

Bu yüzden derindedir tarihi eserleri

Onlar çıkarıldıkça herkes anlar bu yeri.

Efsus’ta kolaylıkla ele geçen eserler,

Bizansın paraları mozayik nümuneler,

Devamı vardır elbet bu güzel eserlerin,

Göğe yükselmektedir anıtı YEDİLER’in,

Bunun her zerresinde ruhumuzdan zevk taşar,

Her nesil tarihinde eserleriyle yaşar.

Haraplanmağa doğru yüz tutması ne acı…

Bence ne acı değil, mutlak şâhâne acı.

 

                               İsmail Hakkı KONYALI da ; “ESHAB’ÜL KEHF AFŞİN’de” diyor

Hayati Vasfi TAŞYÜREK’in şahsıma tevdi ettiği esercikte, büyük ilim adamı İsmail Hakkı KONYALI’nın, o tarihlerde yayınladığı TARİH HAZİNESİ mecmuasındaki bilgileri şöyle özetlemiştir:

“KURAN’dan önce YEDİLER’in hikâyelerine Süryanice bir kitapta rastlandığını, Garpte ise ilk defa (TUHADUSİA CASAN)ın arzı mukaddes hakkındaki eserinde rastlandığını,

Türk ve İslam Eserleri müzesinde 1913 numarada kayıtlı,  (ZÜBDETÜTTERAVİH) adlı eserde Eshab’ül Kehf’in ve köpeklerinin resimlerinin bulunduğunu,

Meskenleri için (Şam’da Gaftan ile İyle arasında, Tarsus’ta Ayabisus da vardır.) denilmekte ise de, itibar edilen ve güvenilen kaynakların hemen hemen hepsinde EFSUS denen  şehrin yakininde olduğunun kaydedildiğini,

EFSUS’un eski adıyla YARPUZ, yeni adıyla Afşin olduğunu,

Yine aynı yazıda; TÜRK’lerin buraya OBRUK da dediklerini, OBRUK’un KAŞKARLI MAHMUT’ tarafından açıklanan vasıflarının ELBİSTAN’ın 25 klm. Batı kuzeyinde bulunan ve ESHABܒL KEHFE nispet edilen  mağara olduğu “ belirtilmektedir.

Keza;(ALİ İBNİ EBUBEKRİ HAREVİNİN)  yazma (KİTABÜL ŞARAT-Fİ MARİFETÜZZİYARAT) adlı eserinde ve İBNİ ABBAS’ın bir rivayetinde;  (BU BAHSE KONU MEKÂN EFSUS OLDUĞU; Ayasus da diyenlerin; eski noktasız harekesiz Arab harflerini okuma hatası)na düştükleri ilave olunmaktadır.

Sayın İsmail Hakkı KONYALI’ya göre YEDİLER’in isimleri çeşitli kitaplarda başka başka yazılmaktadır. O’nun çoğunlukta bulduğu isimlerle halen Afşin’de bir çok kimselere isim olarak seçilmekte olan YEDİLER’in başka yerlerdeki isimler şöyledir:YEMLİHA, MEKSELMİNA, MESLİNA, MERTONES, DEBERBOS, SESABYEN, FESTATAYOS,

KITMIR. Afşin’de ise söylenişleri de şöyledir:

YEMLİHA, MEKSELİNA, MİSLİNA, MERNUŞ, TEBERNUŞ, ŞAZENUŞ, KEFEŞTATAYYUŞ, KITMIR.

“YEDİLER’e zulmeden hükümdarın 241 ilâ 151 yılları arasında hükümdarlık yaptığını, ancak onların sene hesaplarının bizimkilere uymadığını, YEDİLER’in uyandıkları zamanki hükümdarın; (THODAİUS) olduğunu, YEDİLER’in 309 sene uyuduktan sonra uyandıklarını, bunda tarihçilerin müttefik bulunduklarını, KONYALI aynı yazısında belirtmektedir.”

“Bu konuda daha geniş bilgi edinmek isteyenlere adı geçen tarihçimizin Tarih Mecmuasındaki çok kıymetli yazılarını tavsiye ederim.”

“SON BİRKAÇ SÖZ”

“Afşin dolaylarındaki YEDİLER Durağı’nın çevrelerinde görülen aşağıdaki hususları

gözden geçirmek faydasız değildir:

1- Tapu kayıtlarının tetkik edildiğinde, Afşin dolaylarının büyük bir kısmının ziyaret vakfı olduğu, zamanla çevre ileri gelenleri arasında taksim edildiği anlaşılmaktadır.

2- İsa Mescidi denilen ve Keygubat KEYHUSREV, Alâeddevle devirlerindeki tamiratın şaheser mimari kalıntıları arasında Mihrap Taşındaki sanat YEDİLER anıtının tarihi hatırasıdır.

3- YEDİLER Mağarasının pek yakınında bulunan Çobanpınarı’nın kuraklıklarda eksildiği ve yağışlı, fazla yağışlı yıllarda dahi bir katre arttığı görülmemiştir.

4- Mağaranın içindeki damlalardan meydana gelen Gölcük Zemzem suyu kendine has lezzetiyle, ağızda saaatlarca gitmeyen bir tad bırakışıyla hususiyet arzetmektedir.

5- Hiçbir kitapta kaydına rastlanmayan KOYUNTAŞ.. Söylentilere göre, YEDİLER’e karışarak YEDİYİ tamamlayan çobanın sürüsünün yatışını resmeden bu taşlar, köksüzdür ve mürdünle çıkartılabilmektedir.

6- Afşin’e bağlı köyüm olan (TANIR NAHİYESİ) Tanır’da; kendisiyle görüştüğüm ORD. Prof. MÜKRİMİN HALİL YİNANÇ da suallerime sayın İsmail Hakkı KONYALI’yı teyit eder cevaplar verdiği gibi, Efsus’ta

7- Eshab’ül Kehf Mağarasını, çıkrığı yok bir kuyu olarak vasıflandıran Yahya Kemal BEYATLI’nın (Mehlika Sultanı)nı, Afşin’i EFSUS’taki mağarada yazılmış hissiyle okurum:

Mehlika Sultana âşık YEDİ GENÇ

Gece şehrin kapusundan çıktı.

Mehlika Sultana âşik YEDİ GENÇ

Kara sevdalı birer âşıktı.

Mehlika’nın kara sevdalıları

Geldiler çıkrığı yok bir kuyuya;

Mehlika’nın kara sevdalıları,

Baktılar korkulu gözlerle suya.

………………

……………….

Bir hayâl âlemi peyda oldu,

Daldılar hep o hayâl âlemine,

Burası hakikaten çıkrığı yok bir kuyu;

Korkulu gözlerle bakacak sudur.

S O N

HAYÂTİ VASFİ TAŞYÜREK deyip de geçmeyelim. Yukarıda da belirttiğim gibi, gerçekten yeri doldurulamayacak şahsiyetlerden idi. .Merhumun evlatları sağ olsunlar bir kısım şiirlerini NAZAR başlığı altında bir kitapta toplayıp bastırmışlar birkaç yıl önce. Gönül ister ki, tüm şiirleri bir araya getirilerek bastırılsın. Sanırım ve de umarım ki, onu da inşallah gerçekleştirirler. Ben, Elbistan’da oturan, merhumun sonraki eşi Hatice hanımın âbisi,  yani  Kayınbiraderi Mustafa KANDEĞER’den emanet aldığım “DİLE GELEN ANADOLU” şiir kitapcığının kapağına aldığı, millî hislerimizi kamçılayacak, ciddi bir duygu ile okunduğunda gözlerimizin yaşını tutamayacak  kadar anlam dolu  “TUNA” (*)   başlığını taşıyan şiirini de buraya almamla ruhunun sürekli şâd edilmesini sağlayacağımı umarım.

T U N A

Buluştuk Budapeşte’de;

TUNA yandı, ben ağladım!..                                                                                                                                         

Geçmişi yâd ede, ede;

TUNA yandı, ben ağladım!...

 Dert yığılmıştı özüne;

TÜRK tütüyordu gözüne;

Sürdüm yüzüme yüzüme;

TUNA yandı, ben ağladım!..

 “ARAL?” dedi; “MUSUL?” Dedi,

“KAFKAS, KERKÜK nasıl?” dedi,

“Anlat usul, usul” dedi;

TUNA yandı, ben ağladım!..

 “BOZKURT ?” dedi, “ÜLKÜ?” dedi,

“ÜLKÜ besler TÜRK’ü” dedi,

“TÜRK kurtarır ŞARK’ı dedi

TUNA yandı, ben ağladım!..

 Dedem Budin’de can verdi;

Gönlüm ziyaret isterdi

Açtı kalbime gösterdi,

TUNA yandı, ben ağladım!..

Hayati VASFİ TAŞYÜREK

(*) Muhterem Hayati Vasfi TAŞYÜREK, Tanır Belediye Başkanlığı döneminde, İçişleri Bakanlığınca tertiplenen Belediye Başkanları Avrupa gezisi sırasında bu şiiri yazdığını  söylemişti.

                                 Dersimiz yine ESHABܒL KEHF.. Konumuz; bu kutsal mekânın Afşin’de olup olmadığıdır. Biz, çeşitli ve güvenilir kaynaklara dayanarak bu yerin Afşin olduğunu belgeliyorum, belgelemeye çalışıyorum. En ufak bir şüphe kalmaması için de araştırmalarımı sürdürmekteyim. Bu cümleden olarak, Malatya iline bağlı Darende ilçesinde medfun Somuncu Baba Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin 13. göbek torunu ESSEYİT HULÛSİ EFENDİ’nin bir teşriflerinde, bu kutsal mekânın şekil ve durumunu gezip gördükten sonra; “KU’RAN-I KERİMİN TARİFİNDE, SABAHLEYİN DOĞAN GÜNEŞİN MAĞARAYA VURDUĞU İFADE EDİLİYOR. BU TARİFE UYAN MAĞARA BURASIDIR” buyurduğu bilinmektedir.

ESSEYİT HULÛSİ EFENDİ VAKFI tarafından ayda bir yayınlanan DARENDE HABER gazetesinin yönetmeni, şair ve yazar Musa TEKTAŞ’ın aruz vezin yazdığı şiirde de YEDİ UYURLARIN AFŞİN’de olduğu vurgulanmaktadır. İş bu şiire ilaveten; İlahiyat Fakültesi mezunu olmakla beraber, kuvvetli kalemi yanında, güzel de şiir yazan, halen TÜRKOĞLU ilçesi ve de Afşin eski Müftüsü Sayın İmran KILIǒın, ESHABܒL KEHF’in AFŞİN’de olduğu yolunda yazdığı şiir 17 Ağustos 2004 tarihli  Haber Elbistan gazetesinde neşredilmiştir. Bu her iki şiiri de siteme ve tab edilmesine çalıştığım UN SANDIĞI 3. cilt kitabıma alarak, bu kutsal mekânın Afşin’de olduğuna dair belgeler zincirine iki halka da böylece eklediğimi sanıyorum:

 İmran Kılıç’ın şiiri

 ESHÂBܒI KEHF KISSASI

 Roma devri, Dakyanus'un zamanı,

Putperestlik kaplamıştı her yanı.

Zâlîm Kral hiç bilmezdi amanı,

İnliyordu Yaratan'ın kulları.

Hidâyete erişince bir gurup,

Kınadılar, durumunu hor görüp.

Hakk adına, tehlikeli şer görüp,

Terkettiler, zînet şan ve pulları.

Bu gençlerdi, o milletin seçkini,

Hak Dâvânın, dönmez serden geçkini,

Köpürdü Tâgût'un, öfkesi, kini,

Neden ayrılmıştı, doğru yolları?

Efsus'luydu bu Yağız'lar, bu Koç'lar,

Ünlerinden sarsılırdı hep burçlar,

Didik, didik aranırdı, en uçlar,

Yakalanıp, bağlanmaya kolları.

Arzoldular, câni'nin huzuruna,

Parıldayan imanları uğruna,

Çağrıldılar, fitne, fesat çığrına,

Korkutulup, efrad-ı iyalları.

Şunu dedi, onların her birisi:

“Rabbimiz var, boştur O'ndan gerisi”

Hiddetlendi, sırtlanların irisi,

Dedi: “Hemen terk edin hayâlları”

Yâr-ı Ğârlar, o beldeden göçtüler,

Sevdâlanıp, mansıplardan geçtiler.

Köşk yerine, mağarayı seçtiler,

Şeriflerin nâzenin oğulları.

Aldılar hem, dû cihânda âferin,

Müstean'a açarak sînelerin,

Daldılar bir uykuya ki, çok derin,

Gıdaları  maveranın balları.

Kâfirler de, dağa kadar geldiler,

Mağara önünde dona kaldılar,

Kapatarak gûyâ hayıf aldılar,

Ne bilsinler ordaki ahvâlları?

Tam üç asır uyuyup, uyandılar,

Bir gün, ya bir gece geçmiş sandılar,

Birileri, tekrar şehre indiler,

Âyân oldu halka, gizli halları.

Şaşmış idi, gördüğüne görenler,

Hesapsızdı, merak edip soranlar,

Mûcizeydi, âşikâre olanlar;

Kur'an'dadır, kıları, kâlları.

En sonunda Mü'min olan bu kıral,

İletildi, O”na da, olan bu hâl,

Dileyip, Yaratan'a yoktur muhâl,

Donatan O, kupkuruyken dalları

Hep beraber, mağaraya gittiler,

Erenlerin dergâhına, yettiler.

Hasret ile çok muhabbet ettiler,

Görmeğe değerdi hasbihâlları.

Ey yârânlar, bu kıssanın hıssası,

Allah vardır, çekin ahret gussası,

İMRAN HOCA söyler, sözün dahası,

Aldatmasın sakın dünya çulları.

İmran KILINÇ (TÜRKOĞLU Müftüsü)

 

  Musa TEKTAŞ’ın Şiiri:

 ASHAB-I KEHF KISSASI

 Kur'anda anlatılan kıssalardan birisi

İsmi ile müsemma denilmiş "Kehf" suresi

Mekke'de nazil olmuş tamam yüz on ayettir

Bir ayet Medine'de indiği rivayettir

Her ayetin ahiri "elif" ile bitmekte

Hakka ve hakikate o şehadet etmekte

Kehf dağdaki genişçe mağaraya denilir

Bu surede üç kıssa ayrı ayrı anılır

Ashab-ı Kehf kıssası, Musa Hızır seferi

Ve Zülkarneyn setinin verilmekte haberi

Bir gün peygamberimiz İslamı anlatırken

Nadr denen bir müşrik söze karıştı erken

Peygamberin sözünü kesti eyleyip hile

İran hikayeleri anlattı fitne ile

Sonra da Medine'de Yahudi toplumuna

Öğütlerde bulundu akıl verdiler ona

Dediler Peygamberin huzuruna siz varın

Genç yiğitler ve seyyah ile ruhlardan sorun

Bu sual sorulunca bu sure nazil oldu

Hakk kelâmı ve vahyi  suale cevap buldu

"Elhamdülillah" ile başlar birinci ayet

Hazreti Muhammed'e Kur'an kılar beşaret

Kafirin  iftirası küfür ve büyük yalan

Kitaba inanmayan inkarcı, helak olan

Dilerse yeryüzünü yemyeşil yaprak eder

Hakk dilerse bir anda  kupkuru toprak eder

Ashabı Kehf ve Rakîm bir acâip hadise

İbret ile dinleyen alır bunlardan hisse

Hakikaten inanan gençler bunlardır elbet

Kur'anda anlatarak Mevlam gösterir ibret

Onların kalplerini metîn eyledi ekber

Takyanos karşısında kıyama kalktı gençler

Yerin göğün sahibi yalnız bizim Rabbimiz

Biz ondan başkasına asla ilah demeyiz

Allah'tan gayrısına tapmakta zillet vardır

Bu nurlu mağrada mutlaka rahmet vardır

Mağara dostlarının duası ne güzeldir

Duaların içinde manidar ve özeldir

"İz evel fityetü İlel kehfi fekalu Rabbena Atina

Minledünke rahmeten ve heyyi' lena min emrine

raşeda"(Kehf/10)

Kulaklarında perde bir uykuya daldılar

Sonra üçyüz dokuz yıl o şekilde kaldılar

Doğudan doğan güneş batıdan battı ancak

Güneş zahmet vermedi gölgeydi köşe bucak

Bu mekanın konumu kuzey-güney yönünde

Sadık olan Kıtmir'se mağaranın önünde

Sağdan sola  Mevla'nın ihsanıyla döndüler

Yanları çürümedi ve bir gün uyandılar

Bir gün kadar uyumuş gibi uyandı gençler

Rabbimiz müddetini iyi bilir dediler

İçlerinden birini gönderdiler şehire

Elinde gümüş para en helal rızka vere

Nazik davrana sakın kimseye sezdirmeye

Onlara sataşmaya taşlarla ezdirmeye

Hakk kıssayı Kur'anda anlatıp haber verdi

Kesinkes kıyameti kullarına bildirdi

Yedi genç ve köpekleri kıtmir ibret mi ibret

Onların sayısını Hakk iyi bilir elbet

Allah'ın dileğiyle olur her şey her zaman

İnşaalah demeli her işte ehl-i iman

Göklerde ve yerdeki hikmetler asla bitmez

Hüküm ancak onundur kimseyi ortak etmez

Takyanos payitahtı Yarpuz eski bir şehir

Ve tarihte adına Efsûs hem Afşin denir

Hulûsi Efendi de bir sohbette buyurur

"Bizce burda yaşamış Ashab-ı Kehf yedi uyur"

Allah'ın selamıyla edelim hatmi kelâm

Ashab-ı Kehf çok şükür Afşin'dedir ves-selâm...

Musa Tektaş-Darende

 

                Bu konuda araştırmalarımı duyan, 1. ve 2. Cilt UN SANIĞI kitaplarımda: Eshabü’l Kehf’le ilgili kaynak yazıları okuyan İstanbul eski Meral Yayın Evi kurucusu ve sahibi Kadir Meral, 1938’lerde yayınlanan Tarih Mecmuası kitabından fotokopi yaparak şahsıma gönderdiği ESHABܒL KEHF  hakkında, İ. Hakkı KONYALI’nın, yukarıda HAYATİ VASFİ TAŞYÜREK’in  de sözünü ettiği, geniş bir çalışma ürünü olan, önemliden de önemli bu kaynak yazısını iftiharla siteme alıyorum. Daha sonra da  kitabıma alacağımdır.

 İ. H. KONYALI’nın GENİŞ ARAŞTIRMASI:

                “Türk Eserleri Müzesinde bulunan eşsiz “ZÜBDETÜT-TEVARİH”  muhteşem yazının nakkaşı Eshab’ül Kehfi ve Mağaralarını tasvir etmiştir.” Yazısının alt kısmına “ESHABܒL KEHF’İN MUMYALARI  BULUNDU” başlığını yazmış, alt satır çerçeve içinde de şöyle demiştir:

“Bu yazıda on üç asırdan beri bir sır olarak insanlığı meşgul eden (Eshabü’l Kehf ) muamması çözülmüştür. Muharrir, tarih ve ilim âlemini dehşet ve hayret içinde bırakan yeni vesikalar veriyor”

                “Arapça’da (Kehf) büyük mağara anlamına geldiğine göre, (Eshabü’l Kehf’in)dir. (Türkçesi mağara arkadaşları), (mağara yârânı)dır. Kur’an da (Kehf Suresi)nin 9. âyetinde bu ad (Eshabü’l- Kehf-i  v-ar-ra-kim) şeklinde geçer.

                (Rakim)in Arapça’da bir çok mânâları vardır. Eshab-ı Kehf’in mağarasına, bu mağaranın oyulduğu kayaya ve surların köşelerine rakim denildiği gibi, kurşun veyahut taş levha üzerine yazılan veyahut kazılan kita-âbe 1. bu kelime ile ifade ediliyor. Bir çok dilciler ve tefsirciler bu kelimeyi daha ziyade son mânâsı ile izah ettikleri için bunlara Kur’ana göre (Mağara ve kitâbe arkadaşları) demek doğru olur.

                Bu sûrede bilhassa Hristiyanlar ve Hristiyanlık mevzu olarak alınmış, başka bir ifade ile bu DİN ve İSA’ya ALLAH’ın oğlu diyen müntesipleri tenkit adilmiş,Tanrının öldükten sonra insanları diriltebileceğine de işaret olmuştur. (Mağara arkadaşları), Kur’an-ı Kerimde aşağı yukarı şu şekilde anlatılmıştır:

                ALLAH’a bir oğul edindi diyenlerin, Tanrıdan başkasına tapanların, putperestlerin bulunduğu bir şehirde kaç genç ALLAH’ın birliğine ve ondan başka ibadet edilecek Tanrı’nın bulunmadığına inanırlar? Bu yüzden muhitlerinden şiddeti tazyik gören gençler ağzı şimâle bakan bir mağaraya, yanlarındaki bir köpekle beraber sığınırlar. ALLAH onları orada uyutur, gençlerin uyuyuş manzarası çok korkunç ve dehşet verici idi. (309) üç yüz dokuz yıl  sonra uyanırlar. Bunlar uyandıkları zaman, bir gün veyahut bir günün bir kısmı kadar uyuduklarını sanıyorlardı. İçlerinden birini yiyecek almak için şehre gönderirler. O vakit uykularının  çok uzun sürdüğünü öğrenirler. Kur’an-ı Kerimde bunların, şehirlerinin, hükümdarlarının, kendilerinin ve köpeklerinin  adları, sayıları zikredilmemiş, yalnız  sayılarının üç, beş, yedi ve köpeklerinin de bir olduğu hakkındaki rivayetlerle hakiki sayılarını ancak Cenabı Hakk bildiği için üstlerine sadece bir bina yapılması ve fikirleri galebe edenlerin ise üstlerini muhakkak bir secde yeri ittihaz eyleyecekleri yolundaki ihtilaflar alınmıştır. Kıssada; ölümden sonra dirilme inanışının kuvvetlendirilmek istendiğine de işaret vardır. Kur’an-ı Kerimin üzerinde fazla durulmasını pek istemediği bu kıssa hakkında tarihçilerin, tefsircilerin geniş tetkiklere giriştikleri, ESHABܒL KEHF’İ, köpeklerini, mağaralarının yerini, onlara zulüm eden hükümdarı adlandırdıkları, bazılarının mağara arkadaşlarının birer mumyadan ibaret olduğunu ileri sürdükleri görülmektedir.

                Kur’an’dan evvel bu efsanenin şarkta ilk defa olarak beşinci asırda Süryanice bir kitapda yer aldığı Tel Mahralı Deuys tarafından zikredilmiştir. Garpte de ilk defa Theodosiuslus’u (Arzı mukaddes) Hakkındaki eserinde bu efsaneye rastlanmaktadır. Salebi’nin Kitab-i Kısas-il Enbiya’sında bu kıssa geniş bir şekilde tetkik edilmiştir. Yakuti Hemevi de  (Rakim) maddesinde bu kıssayı incelemiştir.

                Türk İslam Eserleri Müzesinde 1973 numarada kayıtlı bulunan Zübdet-üt Tevarih adlı H, 991 yılında 3. Murat adına yazılan eşsiz bir eser ESHAB-İ KEHF’in köpeklerinin ve mağaralarının resmini yapmış, bunlar hakkında da geniş bilgi vermiştir. Tezhibi ve minvetürleri kadar, dili bakımından da fevkalâde mühim olan bu eserde (Mağara arkadaşları) yedi olarak resmedilmiş ve adlandırılmıştır.

                Tarihçilerle tefsircilerin çoğu (Mağara arkadaşları)nın Hazreti Muhammed’le İsa arasında yaşayıp öldüklerinde söz birliği yapıyorlar.

Yedi delikanlının isimleri muhtelif kaynaklarda yedi, sekiz türlü yazılmıştır. En çok kullanılan şunlardır: Yemliha, Mekselmina, Meşlina, Mertones, Debarbos, Serabyon, Efestetayos, Serabyon, köpeklerinin adı Kıtmir, hükümdarlarının adı Dekyanos’dur. Bunların mağarasının Gatfan ile (İLE) arasında bir yerde, Şam civarında Belkada, Endülüsde, Cinan-il-verd adlı bir yerde, Tarsus’ta, Ayasuluğda bulunduğunu söyleyenler vardır. Fakat itibar edilen güvenilebilir kaynakların hemen hemen hepsi bu mağaranın  Ebsüs, Efsüs  denilen şehrin yakınında bulunduğunu söylerler.

                Efsus, eski adı ile Yarpuz, bu günkü idarî teşkilatımızda Maraş vilayetinin Elbistan ilçesine bağlı 31 köylü bir bucaktır. Bu çok eski ve tarihi şehrin adı Arabisus idi. Bu ad asırların ve çeşitli kavimlerin dillerinde Arbsus, Arabsus, Ebsus, Efsus ve Yarpuz şekillerini almıştır. Türklerin buraya Obruk da dediklerini biz tespit etmiş bulunuyoruz. Divan-Lügat-it Türk’de yer alan bu Türkçe kelimeyi Kaşgarlı Mahmut “Yere batmış ortasında su bulunan bir dağ parçası gibi izah eder ki, Elbistan’ın 25 kilometre Batı şimalinde bulunan ve ESHABܒL KEHF’e nisbet edilen mağarada da Kaşkar’lının verdiği vasıfları buluruz. Konya’da da bir çok obruklar vardır ki bunlar yer altından akan suların gözleri gibidir. Türkler yazın peynir ve yağlarını muhafaza ettikleri serin dağ yarıklarına, mağaralara da Obruk derler.

                Dünya kütüphanelerinde pek az nushası bulunan Ali İbn-i Ebi Bekri Herevinin hususî kütüphanemizdeki (Kitab-ül Şarat fi Marifet-iz-Ziyarat) adlı eserinden öğrendiğimize göre bu seyyah 560 H. Yıllarına doğru İstanbul, İznik, Seyitgazi, Ammuriye, Sultanönü, Avigerm, (Eskişehir), Konya yolu ile Ebsus yakınındaki Obruga gelmiş ve buradaki ESHABܒL KEHF’in mağaralarını inceleme imkânını bulmuştur. Biz asırların bu kör düğümünü çözme hizmetini yapmış olmak için verdiği malumatı dilimize çeviriyoruz.

(Obruk) Rum biladında (Anadoluda) etraftan gelenlerin ziyaret ettikleri bir yerdir. Bana haber verdiğine göre Ömer İbni Hattab’ın oğlu Ebu Übeyde’nin Meşhedi de burada imiş. Buradakilerin cesetleri çürümezmiş. Hatta uzayan saçların ve tırnakları keserlermiş. Ben burasını görmeye azmettim. Obruk bir dağın eteğindedir. Bir kapıdan girilip, yer altından yüründükten sonra geniş bir yere çıkılır. Burası yere batmış bir dağ halindedir. Yukarıdan gök görünür. Ortasında bir gölcük vardır. Bunun etrafını Rum çiftçilerinin evleri daire gibi çevrilmiştir. Bunların tarlaları dışarıdadır. İçeride latif bir kilise ve bir mescit vardır. Eğer ziyaretçi Müslümansa Mescide, Hristiyan ise Kiliseye götürülür. Buradan geniş bir mağaraya girilir. Mağarada vücutlarında kılıç yaralarına karşı izleri bulunan ölüler vardır. Bunlardan bazılarının bazı azaları düşmüştür. Üstlerinde pamuk elbiseler görülür. Hayatta imiş gibi hiç değişmemişlerdir.

                Burada bir köşede arkalarını duvara vermiş dört kişi daha gördüm, bunlardan birisi çocuktur. Başına birisinin elini koymuş, birisi esmer renkli bir erkektir. Pamuktan bir aba giymiş, müsafaha ediyormuş gibi eli açıktır. Çocuğun başı bunun kolundadır. Bunun yanında  bir darbe ile üst dudağı yarılmış, dişleri meydana çıkmış bir erkek daha vardır. Bunların hepsi sarıklıdır. Burada gördüğüm bir tabutun içinde bir kadın vardır ki; memesi kucağındaki çocuğun ağzındadır. Arkalarını duvara dayamış beş kişi daha gördüm. Yüksek bir yerde gözüme ilişen bir tah üzerinde on iki erkek vardı. Bunlardan birisi elleri ayakları kınalanmış bir çocuktu.

                Rumlar bunların kendilerinden olduklarını sanıyorlar. Müslümanlar ise bunların Ömer İbni Hattab-ın Ashabından olup, burada öldüklerini söylüyorlar. Bunların saçlarının ve tırnaklarının uzayıp kesildiğinin aslı yoktur. Bunlar, derileri kurumuş, kemiklerine yapışmış ve hiç değişmeyerek öyle kalmış insanlardır.

                İbn’nül Abbas’tan rivayet edilen bir haberden öğrendiğimize göre ESHABܒL KEHF’in mağarası Efsus’dadır. Bunların üstünde Kürtler değil Kıptiler vardır. Arap harfleri ile yazılan EFSUS kelimesini Ayasluğun eski ismi olan EFSUS gibi yanlış okuyanlar ESHABܒL KEHF’in mağarasının AYASLUĞ’da olduğunu iddia etmişlerdir. (Mağara arkadaşları)na zulmeden hükümdarın adı Arap harfleri ile doğru olarak (DAKYÜS) gibi yazılmıştı. İlk Arap yazıları noktasız olduğu için birisi bunu DAKYANUS gibi yanlış okumuş ve böylece kitaplara geçmiştir. DAKYÜS (DECİUS) 241-251 yıllarında hükümdarlık yapmıştır. Mağara arkadaşlarının uyandıkları zamandaki hükümdarın da ikinci THEODOİUS (450-480) olduğu kabul ediliyor. Aralarındaki sene farkı (309)a pek uymaz ama eskilerin sene hesapları da çok karışık bir şeydir.

                Hazreti Ebubekir Halife olduğu zaman Bizans İmparatoruna gönderdiği elçi Ubade Anadolu’dan geçerken (Ashabı Kehf)i tetkik etmiştir. Abbasiye halifelerinden ELvasık Billah da müneçcim Mehmet İbn-i Musa’yı Anadoluya, bilhassa Ashabı Kehf’i tetkik etmek için göndermiştir. Ali İbn-i Yahya isminde birisi de bir gazve dönüşünde Ashab-ı Kehfi görmüştür. Bu zat, mağaradaki cesetleri 13 olduğunu yazarken; filhakika Ashab-ı Kehf yedidir. Amma Rumların bana söylediklerine göre O’nlar kendi din adamlarının, büyüklerinin mumyalarını da bunlara ilâve etmek suretiyle sayıları on üçe çıkmıştır, diyor. Elvasıkın adamı da mağarada on üç mumya gördüğünü açıklıyor. Bunların her üçü de sabır, kafur ve saire gibi zehirli şeylerle mumyalandığını söylüyorlar. Elvasıkın adamı mağaradaki adamlara bu cesetlerin ne vakitten beri burada bulunduklarını sormuş. Kitaplarının yazdığına göre bunlar Hazreti İsa B’as edilmeden dörtyüzyıl evvel bir asır içinde gelip geçen Peygamberlermiş. (2). (İki) Herevide işte bu mumyaları görmüştür. Adetlerini tasrih etmiyor amma, verdiği rakamlara göre mumyaların sayısı 24’den çok fazladır. Hazreti Ebubekir’in elçisile Herevi’nin arasında tam beş buçuk asır, Elvasıkın adamı ile de üç asır kadar bir zaman farkıvardır. İşte bu müddet içinde mağaraya yeni yeni mumyalar ilave edildiği anlaşılmaktadır. Bu mumyaların ne vakte kadar dayandığı, sonra ne oldukları hakkında henüz elimize bir vesika geçmiş değildir. Herevi o vakit Arabistan’da ve daha başka yerlerde bir çok mumya daha görmüştür. Biz son çeyrek asır içinde Anadolu’da bir çok mumyaları mahvettiğimiz gibi, eski devirlerde bunların da yok oldukları anlaşılıyor.

                Başkanlık arşivinde bulduğumuz henüz numaralanmamış ve tasnif edilmemiş 1077 H. Tarihli bir vesikadan öğrendiğimize göre Müslümanlar Ashabü’l Kehfin mağarasında aynı adı taşıyan bir de zaviye kurmuşlardı. Bu tarihte Şeyhülislam tarafından zaviyenin mütevelliliği Mevlâna Mustafa’ya tevcih edilmiş bulunuyordu.    İ. H. KONYALI

(1)     Kitab-ül işarat fi marifet-in ziyarat hususi kütüphanemdeki nusha. Sahife 53. 54.

(2)     Mücem-ül Bülden. Cilt 4, sahife 276 Mısır tabı.

                OSMANLI DÖNEMİ HALEP SALNAMESİNDEN

ESHABܒL KEH’in Afşinde olduğuna dair bir çok delil ve de vesikalar, ilim ve bilim adamlarının, diğer deyimle de DÜNYA insanlığının bilgisine sunmamıza ilâveten, Osmanlı döneminde 1321 yılından önce bastırılan HALEP SALNAMESİ adlı Devlet kitabında da bu konuda geniş bilgi verilmiştir: İşbu kitabın 493-94. sayfasında yer alan bilgiyi de, kelimeleri de kısmen Türkçeleştirerek, aslına uygun şekilde siteme almış bulunuyorum. Tabiî ki daha sonra da kitabıma alacağımdır, ALLAH’tan bir iş mani olmazsa.

                 EFSUS ve ASHABܒL KEHF

                “Elbistan kasabasından ciheti ğarbiyeye (Batı tarafa)  doğru seyri mutedil (Normal yürüyüş) ile beş saat de, EFSUS kasabasına ve Efsus’dan dahi keza ğarba (Batıya) müteveccihen (Yönelerek) bir saat de (ASHABܒL KEHF) ve oradan da yarım saat de (Ashabül rakim) makamı şerifine varılır. YARPUZ-EFSUS namı ile meşhur olan şehri kadimin (Eski olan şehrin) ne vakit ve kimin tarafından bina olunduğu malûm değilse de meşhur Dakyanus’un darül mülkü olduğu müfessirini izam rivayatile  ve kütübü tarihiyenin (Tarih kitaplarının) tasrihatile (Beyanile) sabittir. Efsus şehrinin Hicreti Mukaddesei Ahmediye’den (1628) sene mukaddem (Önce) bina olunup, Roma İmparatoru meşhur Dakyanus’un Payi tahtı olduğu söyleniyorsa da ROMA İmparatorlarından  Dakyanos namında bir kimsenin Efsusu Payitaht ittihaz ettiğine dair malumatı tarihiyeye destires (Elde edilemedi) olunamadı. Ancak ASHABܒL KEHF’in Dakyanos namında bir hükümdar zamanında ğarışerife (Mağarayışerife) iltica eyledikleri müfessirin ve müverrhirin beyninde müttefagun aleyhdir. ( Tarihçiler ve tefsirciler arasında ittifak edilmiştir) Dakyanos’un payitahtı olmağla şehri teşar ve ara sıra zuhur eden meskükat atikasile (eski parası ile) bedidar (Açık) olan EFSUS mevkiinin elyevm (Bugün) mevcut taş amudlarile (Taş direk-sütün) ebniyei kadimesi (Eski yapısı) asarına (eserlerine) ve mesahai sathiyyesine (Yüzeysel sahasına) nazaran vaktile bir Medinei azime (Büyük şehir) olduğu anlaşılıyor. EFSUS kasabası tarihi hicretin (560) senesi hilalinde (Dolaylarında) Selçukiyeden  Kılıç Arslanı sani (İkinci Kılıç Aslan) zamanında zapt ve memaliki Selçukiyeye ilhak olunmuş ve ASHABܒL KEHFi şerif rıbatı (Kervansaray Ğıyaseddin Keyhüsrevin oğlu İzzeddin Keygavus zamanında tarihi hicretin (612) Senesinin Ramazan Şerifinde inşa olunduğu rıbatı mezkurun (Sarayın) kapısı üzerinde elyevm (Bu gün) mevcut ve mahkük (Kazınmış) bulunan kitabei tarihiyyenin şehadeti sadikasile tahkik etmiştir. Vaktile ğarişerifin (Mağara) ağzında inşa olunan mescid hâlen hey’eti asliyesi üzerinde duruyor. Müahharan (bilahare) pek çok emekler sarfile mescidi şerif hücre şeklinde içeriye alınarak  fen mimarisi hayret bahş ukul. (Akılları hayrete düşürecek şekilde) olacak derecede büyük taşlarla mükemmel bir camişerif ve yanında bir medrese inşa olunmuştur. (925) tarihinde Maraş valisi Şahsüvaroğlu Ali bey tarafından tevsi ve tamir edildiği, dış camiişerifin penceresi üzerindeki kitabei tarihiyyeden anlaşılıyor. Şu halde ilk kapıdan içeri girildiği vakit Şehsüvaroğlu Ali Bey’in inşa eylediği camiye ve oradan da İzzeddin Keykavus’un bina kerdesi idiğü (İzzeddin Keykavusun yaptırdığı) anlaşılan camiişerife , oradan da KUR’AN-I Azimüşşanda beyan buyrulan Atik Mescid-i Şerife girilir. Ğarı Şerifin (Mağaranın ağzı) mescidi şerifin içerisine açık ve nazırdır. Ancak mevki begayet (Son derece)sarp ve diğer ebniye (bina yapmaya) ğayrimüsaid bulunduğundan Kehfi şerifin on arşın cihetişarkiyyesinde züvvar için (Ziyaretçiler için) Ribat (Kervansaray) üç kat olarak inşa olunmuştur.