ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

 

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 544 329 45 51
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

     KİTAP HAKKINDA NE DEDİLER?  

Mehmet GÖÇER

Sahip ve kurucusu  olduğum Elbistanın Sesi Gazetesi'nin sohbet köşesinde 2001 yılı sonlarında yayınlamaya başladığım yazılarımı, “UN SANDIĞI” adını verdiğim kitapta toplayarak, muhterem okurlarıma sunmanın mutluluğu içindeyim.      

   Toplumumuzun aile sohbetlerinde, düğün odası, kahve ve cenaze evi sohbetlerinde konuşmalara dikkat ettim; insanlara en tatlı geleninin, geçmişte kişiler arasında yaşanan bilhassa kıssadan hisse yansıtan olayların olduğunu anlamam üzerine bu yöntemi seçtim, araştırmalara başladım.   

            150'yi aşkın olay arasından büyük bir bölümünü, elinizdeki bu, 1. ciltte yayınlamış bulunuyorum. Geri kalanlar ile yeni gelip elimde bekleyenler ve de daha sonra gelecekler; Allah ömür ve de nusret verirse, 2.ciltte yayınlanması programımdadır. Olaylardan

hiçbirisi efsanevî değildir. Üstelik ulaşabildiğim kaynak ve olayın ilgilisinin fotoğraflarını imkânlarım ölçüsünde temin etmeye çalıştım. Bu çerçevede, siz sayın okurlarımızca tarafıma gönderceğiniz yaşanmış olaylara kaynak olan kişi ile mümkün olursa ilgilisinin de fotoğrafının ve sizin mektuplaşma adresiniz ve telefon numaranızla birlikte göndermenizi hatırlatmak isterim.  

          Bu kitabı eline alan ve internet kanalı ile üç yüz elli bin kişinin okuduğunu bildiğim siz saygı değer okurlarıma sesleniyorum: Değil Elbistan ve havalisi, yurt içi ve yurt dışında yaşanan, (Ama mutlaka yaşanmış ve herhangi bir kitapta yer almamış olacaktır) bu ve benzeri olaylar yukarıda da arz ettiğim gibi tarafıma bildirildiği takdirde, hazırlığına başladığım 2., icabında 3. ciltte yer alacaktır.

   Birbirinden ilginç olmasıyla birlikte bilhassa Elbistan, Afşin ve çevresinde en çok ses getiren ve dünyada eşi görülmemiş, diğer bir deyimle ilk ve son Durdu Gök'ün  aşk hikâyesi olduğu için; kitabımın adını “UN SANDIĞI” koymuş bulunuyorum.

   Allah nusret ve ömür lutfederse, devam eden ciltlerde buluşmak temennisiyle saygılar sunuyorum.

Prof. Dr. Halûk TOKUÇOĞLU

İnsanların ömür denilen süreçte, doğumdan ölüme kadar başlarından birçok olay geçer, birçok kişi ile tanışır. Bunların toplamına ise insanın beyninin kıvrımları arasına hapsettiği hafıza diyoruz. İnsanların çevresi ile uyumlu hayat sürebilmesi, mutlu olabilmesi için anıları ve umutları olmalıdır. Hafızasını kaybeden insan anılarını ve umutlarını da kaybeder.
İnsanlar gibi toplumların da hafızalarının muhafazası ve gelecek nesillere aktarılması önemlidir. Kültürel yapımızın korunması ve güzelliklerin çoğalarak anıların taze tutulması o topluma en büyük hizmetlerden biridir.
Elbistan'da hemen herkesin tanıdığı ve sevdiği bir güzel insan bu konuda o güzel üslubu ile elinizde tuttuğunuz eseri bu anlamda toplumumuzun hizmetine sunuyor.
         Bugüne kadar basının Elbistan'daki tek sesi Mehmet Göçer; yaklaşık 50 yıldır sürdürdüğü hizmeti bir başka boyutta hayata geçiriyor. İlkokul yıllarımın “Elbistan Postası”ndan bugünün “Elbistanın Sesi”ne uzanan hizmet zincirinin bu yeni halkasını beğeneceğinizden eminim.
Her sayfası ayrı bir lezzet veren bu kitap, Mehmet Göçer ağabeyimizin yeni eserlerine de kapı aralayacaktır.
Başta Mehmet Göçer olmak üzere, kitaba emeği geçen herkesi kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.

Bahaettin KARAKOÇ

Mehmet Göçer, Anadolu Basını tarihinde bana göre önemli bir isim. Malatya'nın Darende kazasından geldi ve Elbistan'a yerleşti. Ne doğduğu yeri unuttu, ne de yeni yurduna şaşı baktı. Doğduğu yere de, doyduğu yere de maddî ve manevi bütün borçlarını ödemeyi yeğledi.
          Kucaklayıcı oldu. Sıfırdan başladı; korkmadı, yılmadı, yorulmadı; dik yokuşları tırmana tırmana, keskin virajları döne döne doruk çizgisine ulaştı. Yarım asırdır basın dünyasının içinde. Kurduğu matbaa ve çıkardığı Elbistan Postası, devamı Elbistanın Sesi Gazetesi bölgeye çok hizmetler sunmaya devam etmektedir.
Emekli olup, dinlenmeyi çoktan hak etmiştir. Ama O, hâlâ dimdik ayakta, yeni projeler üretmekte ve profesyonel kimliğinin altında atılımcı amatör ruhunu sürekli ateşlemektedir. Eskilerin; “Çarıklı Diplomat” diye nitelediği tipten bilinçli, sevgi yüklü değerli bir halk adamıdır. Öznesi insan, emek ve eser olan bir kültür coğrafyasının nirengi noktalarına böylece değindikten sonra asıl konumuza geliyorum.
Göçer, önce bir halk şairidir. Herkes öyle tanıdı. Sonra gazeteciliği seçti, yazılar yazmaya başladı. Yazdıklarında çarpıcı bir üslûp sergilemez, ama yerelliğin en güzel örneklerini lirik bir üslûpla okuyucularına yansıtır. Elbistanın Sesi Gazetesi çerçevesinde ben Mehmet Göçer'in en sadık okuyucularından birisi, belki de birincisiyim.
        Bu kitap; benim “tanık yazılar” diye nitelediğim yazılardan oluşmuş, iddiasız ama oldukça orijinal bir eserdir. Halk edebiyatının yeni bir boyutu. Gizli kültür kaynaklarımızın sanatlı bir sondajla bir havuzda toplanması.. Hikmetli, iffetli, izzetli tema ve ifadelerin dünden günümüze yansıması… İbret alınacak çok konular var.
Türünde belki bir ilk değil, ama oldukça ilginç. Değişik bir bakış açısı var. Elite ve avama aynı mesafede. Herkesin kolay anlayacağı sade bir dille yazılmış. Umarım hak ettiği ilgiyi görür, yeni baskılarıyla kitaplıklarımızı zenginleştirir.
        Evet, bu kitap tanık yazılardan seçme bir demet; dünün günümüze yansımaları…
Ben beğendim, başka okuyucuların da bu kitaptan çok tat alacaklarından eminim. İnancım kesin. Yazarını kutluyor, okurlarını yürekten selamlıyorum.

Arif BİLGİN

Siz, hiç ilkokulu bitirmediğiniz halde matbaa açmayı düşündünüz mü?
Hele 1950'li yıllarda gençliğinizi yaşıyor olsaydınız, ekmeğinizi kazanmak amacıyla, nüfusu on bin bile olmayan bir şehirde (Elbistan'da) gazetecilik yapmayı göze alabilir miydiniz?
      Göze alsaydınız bile, Elbistan'ın, sosyokültürel gelişmesinin, şehirciliğinin, haberlerinin, edebiyat ve kültürünün yazılı belgesi olabilecek nitelikte olan bu çalışmalarınızı (ELBİSTAN POSTASI-sonra-ELBİSTANIN SESİ GAZETELERİNİ) elli yıl, üstelik, işe, ilkel, harf harf elle dizilen ve kol gücüyle baskı yapabilen âletlerle başlayıp, Anadolu'da çok az bulunan evsafta modern araçlarla bezenmiş bir matbaaya ulaşmak şartıyla devam edebilir miydiniz?
        Sahi, siz hiç, yetmiş yaşınızdan sonra kitap yazmayı düşündünüz mü?
Geçmişten geleceğe bir şeyler bırakmak; dedelerimizin güzelliklerini, maceralarını, esprilerini, sakarlıklarını, hazırcevaplarını, kırılan potlarını, aşklarını, türkülerini, destanlarını, kısaca hiç kimselere benzemeyen farklılıklarını, yarınlara ulaştırabilmek düşüncesiyle, bitmez tükenmez sayfalara göz nurunuzu satır satır döktünüz mü?
     Siz hiç…
    İşte bu zorlukları başaran ve şimdi amacına ulaşmış insanların huzurunu yaşayan Mehmet GÖÇER'in bu kitabını, imla kaygısından, cümle kurgusundan, Türkçe'nin mânâ semâlarında yükselen ve enginlere dalan kartalın süzülüşlerini gözetmeden okuyacaksınız. İlkokul mezunu bir insanın, kendine has üslubuna saygı duyup ve hatta bu üslubu içinde, günümüz Elbistan'ının söyleyiş güzelliklerini bularak okuyacaksınız.. Keşke, kitap boyunca üslubunda daha mahalli olsaydı da bir zamanlar gazetesine, bir sel haberini yazmak için attığı; “Ambarcık'da Söootlü, çıkla çamır ahıyor” başlığında olduğu gibi yazsaydı…
     Dilinize ve kaleminize sağlık Mehmet GÖÇER ağabey diyor, kitabın diğer ciltlerini de okumayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

Celâlettin KURT

Günlük hayatın bütün boyutlarında, insanların başından o kadar hâdiseler geçer ki, bunları yazmaya kalksan, büyük bir çoğunluğu hikâye olur. Bu hâdiselerin kaynağında kimi zaman hüzün, kimi zaman mutluluk vardır. Bazen sosyal bir yara, bazen bir tebessüm hâli; çoğu zaman hikâyelerin konularını oluşturur.
Mehmet Göçer Ağabey; daha önceleri Elbistan'ın Sesi Gazetesi'nde yayınladığı gerçek hayattan alınmış ve hepsi yaşanılmış olan hâtırat türü yazılarını kitaplaştırıyor. İsmini “Un Sandığı” olarak koyduğu kitap çalışmasının hemen hemen büyük bir çoğunluğunu daha önce okuduğumuz için, çalışmasıyla ilgili kanaatlerimizi yazmak da bir nevi boyun borcu oldu…
        “Un Sandığı” adını verdiği kitabının çalışmasında Mehmet Göçer Ağabey, yalın-süslemesiz-hiç de iri sözlere bürünmeden bir güzelliği yakalamış… Klasik ve modern hikâye kurgularının uzağında, fakat kendine has bir üslûpla; bir çizgi tutturmuş eserine… Eseri müsvedde hâlinde okurken, eserin piyasaya çıktığında büyük bir alâka bulacağını düşünüyor insan… “Un Sandığı” okunurken, çalışma insanı hiç yormuyor. Hatta insan, bir çırpıda kendisini bir başka hikâyede buluyor. Belki de hikâyelerin ve hatıratların kısa oluşu, ya da hikâyelerde insanların kendilerini bulması; eserin okunmasını kolaylaştırıyor.
       İnsanların okuma alışkanlığını kaybettiği, gençlerimizin kitap denen yürek güzelinden uzaklaştığı bir dönemde,  “Un Sandığı” adlı eser, özellikle gençlerimizin okuma alışkanlıklarını sağlamak için bir fırsat… Bütün gençlerimizin okuduklarında anlayabilecekleri ve idrâklerine sokabilecekleri bu eser; mutlaka okunmalı diyorum… Ebeveynlerden, böyle bir eseri çocuklarına okutmalarını ve kendilerinin de okuyarak ılık bir iklime bürünmelerini tavsiye ediyorum.
Eğrisiyle, doğrusuyla yürüyen hayat nizâmımızda, özellikle hayata menfî olguların ağırlıklı bir şekilde yerleşmesi, hayatımızı bunalımlı kılmaktadır. Bu bunalımlardan kurtulmanın yolu da sanırım; idrâklerin güzel mesajlarla beslenmesinden geçer. Mehmet Göçer Ağabey; işte bu güzel mesajların fevkinde olarak “Herkesin Bir Hikâyesi Var” mantığıyla derlediği anekdotları kitaplaştırıyor. “Sanat sanat içindir” fikrinden öte, bu toplumun bir ferdi olarak, sanatını ve kitabını toplum faydasına sunuyor.
      Sanıyorum ki, “Un sandığı” adlı eseri okuyanlar; sunulan o güzel mesajlardan ve kitabın sayfalarında girecekleri ılık iklimde büyük bir serinlik duyacaklardır.

2. Cilt

İlhan ATIŞ Vali
 

İnsanın ömründe unutamadığı, yeri ve zamanı gelip anlatıldığında düşündüren, güldüren, bazı zamanlarda da hüzünlendiren, ders almamızı sağlayan, bir anıları vardır. Bu anılar kafamızın hafıza denilen bölümünde saklıdır. Yaşadığımız zamanlar, gördüğümüz insanlar, gezip gördüğümüz yerlerin tamamı hafızamızda yer alır. Zamanla da hafızamızdan kaybolur gider.
İşte, uzun zamandan beri tanıdığım, değer verdiğim kişilerden biri olan Mehmet Göçer kardeşim hayatta yaşanmış veya yaşanması muhtemel olan olayları bu kitapçıkta büyük bir çaba sarf ederek toplamış, insan okuduğunda gerçekten de kendisini olayların içindeymiş gibi bir his uyandırdığı düşüncesini usta bir kalemle ele alarak işlemiştir.
Öyle zannediyorum ki; her paragrafın okunmasında insanlar kendilerine de bir pay çıkaracaklardır.
Türk edebiyatında bir boşluğu dolduracağına inandığım Un Sandığı -2- adlı kitabın hazırlanmasında, başta Mehmet Göçer kardeşim olmak üzere emeği geçenleri kalb-î hislerimle kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.

Yrd. Doç. Dr. Cemil GÜLSEREN


UN SANDIĞI'nın elimizdeki bu ikinci cildi konu yönünden daha da zenginleşmiş, daha da renklenmiş. Üstelik konuların geçtiği çevre de genişlemiş olarak görünüyor. Elbistan, Darende, Afşin, Göksun, Kahramanmaraş ve civarı dışında, Malatya, Urfa, Adana, Sivas, Gürün vb. il ve ilçelerden de yeni tipler, kahramanlar, olaylar, hatıralar yer yer yurtdışına bile gidilmiş, güzel de olmuş.
Öyle sanıyorum ki belki ileride bir TV kanalı bunları kısa kısa bölümler halinde dizi bile yapabilir. Meraklısının eline geçse, harika bir malzeme derlenmiş.
İlginç, ibretli latifeler hem düşündürüyor, hem eğitiyor, hem de eğlendiriyor. Halk bilimi açısından bölge kültürüne büyük bir hizmet anlayana. Gelecek nesillere zarif bir miras.
Sosyoloji, Psikoloji, tarih ve edebiyat hattâ spor tarihi ile ilgili hoş bir antoloji olmuş. Sel önünden kütük kapılmış diyebilirim. Mahalli dil özelliklerinin de yansıtıldığını görebilir okuyucu.
En belirgin tarafı samimi bir üslûp, süsten uzak, yalın ve sâde bir anlatımı oluşu.
Büyük emek harcanmış. Eline sağlık olsun.

(*) Afyon Kocatepe Üniversitesi Uşak Eğitim Fakültesi Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölüm Başkanı, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Başkanı

Mehmet GÜLSEREN

Öyle sanıyorum ki, Mehmet Göçer'in  “UN  SANDIĞI” eseri kimin eline geçmişse okumuştur. Her strese girdiğinde sayfaları arasında gezinmiş; gün görmüş, neler neler yaşamış insanlarla sohbet etmiştir.

            Samimiyetle çevirilen sayfaları arasında, dikkatlice gezinilen satırlarında kendisine göre bir şeyler bulmasını bilen her okur aradığını bulmuştur. Düşünmüştür, bir şeyler söylemiştir. Eli kalem tutanlar ise duygularını okurları ile paylaşmak istemiştir.

            UN SANDIĞI alışılagelmiş anlatım biçimlerinden, yazım türlerinden ap ayrı bir uslüp ve yöntemle kaleme alınmış.. Hayâller yerine, yaşanmış ve yaşatılmış gerçeklerin fotoğrafları çekilerek canlı bir albüm haline getirilmiş… Bu yönüyle de başlıbaşına edebiyatta yeni bir tür ortaya konulmuştur.

            Bir değil birçok kişi; biyoğrafileri, hatıraları, fıkraları, sözleri ve eserleri ve esprileriyle; hattâ kalemleriyle girdikleri  UN  SANDIĞINDA un haline gelerek pişirilmeğe ve hazmedebilecekler için yenilmeğe, gıda alınmağa hazır hale getirilmişlerdir. Bu yönüyle UN  SANDIĞINA bir ANTOLOJİ de demek mümkündür. Kıssadan hisse, tecrübelerden örnekler, nüktedanlardan damlalar Ansiklopedisi…

            Toplumun her kesiminden, hazır cevaplılıkları ile, ince zekâları ve yetenekleriyle, sorun çözmeleri ve yönlendirmeleriyle sevilmiş ve sayılmış ve anılmayı hak etmiş, değişik insanların değişik renk, yetenek ve görüşlerini, usta gazeteci, şair ve yazar, bunlardan da önde bir toplum adamı olan Mehmet Göçer yeteneğini ortaya koyarak, dokumuş ve bizlere örnek bir desen sunmuştur. YÜREKTEN KUTLUYORUZ GÖÇER'i ve de devamını diliyoruz.

            Malatya-22/01/2004

Mehmet GÖÇER

 Un Sandığı 2. Cilt Kitabımız
Hakkında da Birkaç Söz
“Kitabımız” diyorum; çünkü, birden fazla, kişilerin bir araya gelerek hazırladıkları bir kitap durumundadır, elinizdeki Un Sandığı 2. cilt kitap.
Buna kaynak ve bir nevi ortak olan siz değerli okurlarım ile yeni kaynak olacak olan değerli kardeşlerime, ortaklarıma sesleniyorum:
Biraz daha açacak olursak; bu kitabın oluşmasına bendeniz sade vasıta ve de emektarlık yapmaktayım. Bu durum, kitap yazma yönünden Türkiye'de ilk defa başlayan bir nevi toplumun imece çalışmasının ürünüdür... Her arzu eden, göndereceği konu, kitapta yer aldığı takdirde ortağımız olmuş, ölmez-yitmezlerin listesine girmiş, torunlarınızın torunlarınca hatırlanacaksınız demektir. Bunun başka yorumu yok. Çünkü, hedefim, toplumumuzun muhterem bireyleri ile kucaklaşarak bu kitabı, bu kitaplar serisini hazırlamak yegâne arzumdur. Örnek mi istenir?; henüz okunmadan göz atılacak olursa, olaya kaynak olan muhteremlerin resimleriyle, sayfaların süslenmesidir. Tabiî ulaşıp temin edebildiğim kadarı ile.. Resmini temin edemediklerimin de ruhları, şu bir gerçek ki; manevi yönden ortağımızdırlar. İşte, yaşayan kişi doğrudan, merhum veya merhume ise mübarek ruhunun katılımı ile manevi ortağımızdırlar.
Bağışlanacağımı umarak yazımı biraz uzatmak zorundayım. Burada, konuyu yineleyip; herkese, herkesime sevgi ve saygılarımı sunarak sesleniyorum:
Bizzat yaşadığınız, şahit olduğunuz; anne, baba, dede, hala, teyze, amca ve dayınızdan veya bir samimi dostunuzdan dinlediğiniz olayın ana hatlarını yazarak, telefonunuzla birlikte, sizinkine ilaveten mümkün olursa anlatan ve anlatılanın fotoğraflarını göndermenizi istirham ediyorum. “Telefon numarası niçin?” denecek olursa, takıldığım bir yerde; “şu acaba şöyle mi?” deyip, olayı sağlıklı bir çerçeveye oturtmak için. Şunu da yineleyelim ki; kitabımızda yer alacak konu ve konuların kıssadan hisse verir yanı olması, icabında komiklik, muziplik ve sakarlıktan doğan yanı ile stres attırması, bilhassa gençlerin ibret alması v. b. bir durum yansıtması tercihimizdir.
Yeri gelmişken bir konuya da değinmeyi uygun buldum, şöyleki; Un Sandığı kitabımız, umarım ki bazı kurum ve kuruluşlarca, bir gün gelecek, beklenenin üstünde çoğaltılarak yurdumuzun her köşesine ulaştırılacaktır. O zaman da tabiî okuyucu sayısı çoğalacak, bir bakarsın değerli okuyucularımızdan bir çok kişi, birer konu, ilginç bir olayı bana yazıp gönderecek, o zaman da ortak sayımız çoğaldıkça çoğalacak, bu kere de ciltler serimiz tabiî ki artacaktır.
Muhterem okurlarım:
1. Cildi okuduktan sonra; “Stres attırma reçetesi” diye vasıflandıran Eğitimci-Yazar sayın Mehmet Gülseren'in teşhisinde en ufak bir abartma olmadığı kanısındayım. Bu hususta, sayın Gülseren Hocam'n teşhisini tebrik etmeden geçemiyeceğim. Zira; karşılaştığım çok kişilerin aynı fikirde olduklarını bana bizzat ifade etmeleri, şevkimi, hattâ enerjimi de artırmaktadır diyebilirim. Çıktığımız yol, Türkiye'de konusu itibarı ile tek yol gibidir. Belki gibisi de fazla. Olayın mutlaka yaşanmış ve (miş)ten uzak olması, bir nevi ispatlı-şahitli olması güvenirliğimizi artırmaktadır. Hem bu yönden, hem de muhteva zenginliğindendir ki; 1. cilt Un Sandığı kitabımız, Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane'sine 2003/4 4676 Aks. Numarası ile kaydolmuştur. Bu şerefe, yalnız ben değil, hepimiz ortağız. 2. cildimizin de kaydolacağından kuşkum yok. Şurasını da belirtmeliyim ki, yukarıda da söz ettiğim gibi siz değerli ortaklarım sayesinde ciltler zinciri devam edecektir, Allah ömür, sağlığım da elverdiği müddetçe tabiî.
Demek istiyorum ki, bu kitabı hazırlamak oldukça zor. Örneğin, 1. cildin hazırlanışı yaklaşık üç yıl sürdü. 2. cilt ise bir yıl. Yukarıda değindiğim, okulda fıkra anlattığım gibi bir üniversitenin bir fakültesinde de, “Treni ilk görenler” fıkramız ders yapıldı şöyle ki; İzmit Kocaeli Ü.nin bir fakültesinin eline geçen Elbistanın Sesi Gazetesi sohbet köşe yazımı okumaları üzerine matbaamıza telefon açarak durumu anlatıp, “müsaade ederseniz bu konuyu sınıfta ders yapmak istiyoruz” dediler. Biz de”memnuniyetle” cevabını verdik. Bu çerçevede, görüş ve kanaatıma göre, bir gün gelecek UN Sandığı kitabımızın birçok bölüm ve fıkraları muhtemelen okullarda ders olarak okutulacaktır. Ayrıca; “Neden Un Sandığı adını verdiniz?” diyenlere, 1. ciltte de söz ettiğim gibi yineleyelim; bu olay en çok ses getiren bir konu olduğu için bu adı vermiş bulunuyorum.
Bu arada, muhterem okurlarıma bir müjde vermek istiyorum şöyle ki: adını ileri de açıklamayı uygun bulduğum değerli bir prof. bir kurum adına film yapılması için, noterden istediği yetki belgesini gönderdim. Bunun üzerine senaryosunu yazmaktadır. Son telefon görüşmemde; elli sayfa yazdığını, yazacağı yüzelli sayfa ile toplam ikiyüz sayfa olacağını, bu yaz gelip Âlembey köyü ile Tanır kasabası arasındaki arazi durumunu, Durdu Çavuş'un anne ve babasının Ashab'ül Kehf'e gidip dua ettikleri yeri ve özetle genel konumu gördükten sonra film çekiminin gerçekleştirileceği düşünülmektedir. Diğer taraftan, Un Sandığı 2. cilt kitabımızın ön sözünü yazma zahmetinde bulunan Kahramanmaraş Valisi sayın İlhan Atış'a, Yard. Doç. Dr. Sayın Cemil Gülseren'e, Eğitimci Yazar Mehmet Gülseren'e, 1. cildin ön sözünü yazan Gazi Ü. Tıp Fakültesi Dekânı Prof. Dr. Sayın Halûk Tokucoğlu'na, Şair Yazar, sayın: Bahaettin Karakoç'a, Eğitimci Yazar Arif Bilgin'e ve Eğitimci Yazar Celâlettin Kurt'a teşekkür etmeden geçemiyeceğim.
3. cilt Un Sandığı kitabımızda buluşmak dileğiyle. Hoşça kalınız.