Bir Çuvala 30 Kişi
Doldurulma Olayı

Abdulbaki  Ekici

    

        

Bir Çuvala 30 Kişi

Doldurulma Olayı

Filme alınabilecek, TV oyunlarında sergilenebilecek bir komedi. 30 insan bir çuvala sığar mı?” diyenler  olacak, hem de haklı olarak. Amma velâkin, yazımızı okuyanlar; “Haklıymışsınız” diyecektirler kuşkusuz.

Yıl 1938'ler. Olay, Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesine bağlı Celâ köyünün Kötüköy mezrasında yaşanır (Celâ; Ekinözü adı ile ilçe olmuştur).

           Mali durumu oldukça iyi olan ŞARİKLER kabilesinden bir gencin düğünü var.  Ortaören köyünden Memiş Ali de davetlilerden. Memiş Ali; küsleri barıştıran, kavgacıları yatıştıran, bu sebeple de hatırı sayılan değerli bir şahsiyet. Ayrıca, O'nun bu popüler durumuna ilaveten, düğünlerde  şenlik çıkartma ustalığıyla da tanınır. “Dur bakalım, Memiş Ali  bu düğünde ne oyun sergileyecek?” diyenler çok.. "Tilki gibi, O'nun ne yapacağı belli olmaz” derken, O, oyunun  birinci bölümünü başlatmıştır bile:

            Büyük bulgur kazanında, gövde  halinde pişirilmekte olan kısır keçiye göz diken Memiş Ali, durumun keşfini yapar. Bu gövdenin, bacadan sarkıtılacak kancalı örme (kendir) ile dama  çekilerek aşırılması mümkün. Ancak,  aşçıbaşı başta, oradakilerin  dikkatinin başka bir tarafa çekilmesi gerekiyor. Memiş Ali zekî adam. Hemen çaresini bulur; bitişikte koca ahır var, önce, kümesin ahır tarafına açılan takayı açar. Bir sürü, tavuk, horoz, kaz, hindi v.s.  hepsini ahır tarafına geçirir. Ciyak cıyak sesler yükselmeye başlayadursun, akabinde, yemliği başında  bağlı öküzler, inekler, atlar,  eşeklerin yularlarını da çözüp  bırakır. Âdeta bremen

mızıkacıları olayı sergilenmektedir. Ahırda, harıltılar, zırıltılar, gürültüler, tepişme ve kapışmalar kırıla gitmeye  başladığı anda, aşçıbaşı başta, oradakilerin dikkati ahır tarafına çekilmiştir. Çünkü görmeye değer bir manzara. Komedinin bir enteresan yanı, sanki bir hayvanlar harbinin sergilenmesidir. Onlar bu durumu izleyedursun, Memiş Ali, derhal harekete geçer. Ekibi hazır. Damdan sarkıtılan örmenin (kendir) ucundaki kancaya, keçi gövdesinin takılması ile bacadan çekilmesi  bir olur. O fasıl tamam. Ahırda hayvanlar harbini, diğer deyimle kavgasını izlemekten dönen aşçıbaşı bir de bakar ki pişen keçi gövdesinin yerinde yeller esiyor. Tongaya düşürüldüğünü anlar. Oldu bir kere. Ama gam değil. Yüzülmüş bekleyen öteki gövdeyi hemen kazana koyar.

Oyun üç perde. İkincisi bitti. Üçüncü bölüm  gece uygulanacaktır. Yüzükler oynanır.  Sıra türküleri çağrılır. Yüzüğü kaybeden tarafa çeşitli  oyunlar uygulanır. Toramanlar  (güldürücü deyişler) söylenir. Gece yarıyı çoktan geçmiştir. Uyku gözlerde tütmeye başlamıştır. Artık dağılınmaktadır. Ancak, otuzu aşkın  kişi, o odada kalacaktır. Ve kalacaklar kalmış, uyuma faslı başlamıştır. Odanın sergisi, duvarın dibinden  bir ucu  tabana serili,  bir kısmı da dürülü durmaktadır. Memiş Ali'nin arayıp bulamadığı bir manzara. 30'u aşkın misafir kıl çadır üstünde kan uykuya dalmıştır. Akabinde hazırladığı ip ve çuvaldızla çadırın öteki ucunu usulca  üzerlerinden çeker.  Uyuyanlara bir nevi de yorgan ama, bu yorgan  bilinen yorganlardan değil. Memiş Ali, çadırın iki ucunu  diker.  Dikme yeterli değil, hemen bir kova su getirip üzerlerine saçmasını müteakip atına bindiği gibi Ortaören'in yolunu tutar.      

   Kan uykuyu bölmek zorunda kalan misafirler, şaşkınlık  içindedirler. “Bize ne oluyor? Rüya mı görüyoruz?” derler. Kalkmak isterler kalkamazlar. Sesler yükselmeye başlayınca bitişik odada yatanlar uyanıp gelirler. Komik manzarayı görüp, dikilen yerleri söküp, misafirleri kurtarırlar. "Bunu kim yaptı?" demek fazladan. “Memiş Ali, Memiş Ali” Onu tutup, gûya misilleme eziyet, yani oyun yapacaklardır. O ise çoktan  Ortaören'e varmıştır.  Ruhları şâd olsun.

   Elbistan, Afşin, Göksun, Ekinözü, Nurhak ve havalisi düğünlerinde sergilenen  bu oyunlar, bu toplumun kültür yapısındaki oyunların sadece bir kaçıdır.  

         Kaynak, Ortaören köyünden olup, Kızılcaoba mahallesinde oturan, Memiş Ali'nin oğlu, SSK'dan emekli  Abdulbaki  Ekici