Cerrah Ömer

   

    

        

Cerrah Ömer

 Bu kişi, Malatya ili, Darende ilçesi, Balaban Kasabasında (eskiden Nahiye idi) yaşamıştır. Çeşitli bitkilerden elde ettiği ilaçlarla birçok hastalığı tedavi etmesinin yanında, kırık ve çıkıkları da tedavi etmektedir. Bundandır ki, halk bu kişiye; “CERRAH ÖMER” adını vermiştir. Kodallar kabilesindendir. Bu zat-ı muhteremin üç ayrı maharetinden bahsedeceğim bu yazımda.

Aynı yerden olup, halen Ankara-Keçiören, Foça Sokak, Foça Apartmanı 4. katta oturan, Bağ-Kur emeklisi, söz ve sohbeti de oldukça tatlı, Hasan Eser'den dinlediğim,  80 yıl önce yaşanan bu olay şöyle seyreder:

Hisarcık (Asarcık) köyünden, sofrası açık, fakir, fukara ve düşkünler babası, “SENEMOĞLU namı ile anılan Hacı Memet Ağa, köy içinden geçen TOHMA Irmağına, üç gözlü, taş direkli, üzeri ahşap, hayrına bir köprü yaptırır. Hizmete açılışı için bir tören tertiplenir. Çevre köylerden de çok sayıda katılımla, büyük bir kalabalık oluşur. Ağa; “İlk defa ben geçeceğim” der. Atı arap cinsidir. Diğer deyimle 1. sınıf koşu atıdır. Binip köprüye sürer. Olacak ya, orta yere vardığında at birden ürker ve ikisi bir TOHMA Irmağına düşer. Ağa; kol, bacak ve kaburga kemikleri kırılmak suretiyle ağır yaralanır. Durum izleyicileri çok üzer. Bilindiği gibi, 1910'lı yıllar Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma, diğer deyimle çöküş dönemi. Devletin doktoru da yok, eczacısı da yok. O bölgede, böylesi olayların tek çaresi  Cerrah Ömer'dir. Hemen Balaban'a götürülür.

Cerrah Ömer kolları sıvayıp tedaviye başlar. Uygulamaları olumlu sonuç verir. 1-2 ay içinde ayağa kalkar. Bu üstün maharet ve hizmetinden dolayı büyük bir Kürt Halısı hediye eder. Bu halıyı,

Cerrah Ömer'in kızı, yazımıza kaynak olan Hasan Eser'in de teyzesi Safiye Eser Hanımefendi; “O halı işte şu halı” diye 1935'de Hasan Eser'e göstermiştir. Antika sayılabilecek bu halı halen de kullanılmaktadır.

            * * *       

   Cerrah Ömer'in Diğer Bir Mahareti

Şahin kuşu ile av meraklısıdır. Koluna taktığı kırmızı meşin (deri) ve şahini alır. Uçar'a da, kaçara da aman vermez. Havalanıp avını çarpıp düşüren veya tırnağına geçiren şahin kolunu uzatması ile  gelip kırmızı derinin üstüne konar. Ayrıca, uçar ve kaçara da iyi bir atıcıdır. Akçatoprak (Mığdı) köyünde çiftliği var. Ekin biçilmiş, harman sürülüp savrulmuş, yani buğday samandan ayrılmış, haberdar edilen öşür tahsildarı da gelmiştir. Bu sırada tahsildar; “Ömer Efendi, sen meşhur cerrahsın. Şahin kuşu ile de avlanan bölgede tek insansın. Bir de uçar ve kaçarda iyi bir atıcı olduğunu duydum. Ben de buna çok meraklıyım. Bak, tepemizde şu dolaşan  kuşu görüyorsun. Bunu vurursan senden öşür almayacağım” der. Israrı üzerine, evin duvarında asılı tüfeğini alıp ateş etmesi ile kuş önlerine düşer. Ancak, kumarda utulan gibi kızarıp bozarmaya başlayan tahsildara; “Hiç üzülme. Sen ısrar ettin, ben de kırmadım. Ölçümünü yap,  öşürünü al. İşin rast gelsin” der.

            * * *        

                 Bir Diğeri

7 yaşlarında eşekten düşüp kolu kırılan Faramuz Balta, tedavide gecikerek Cerrah Ömer'e getirilir. Bir de ne görsün, kol morarmış. “Gecikmişiniz. Kangrene çevirmiş. Kesilmesi gerekir. Aksi halde tüm vücudu alır. Ondan sonra da yapacak bir şey kalmaz: Ölüm mukadderdir” deyince ailesi razı olur. Kendi yöntemiyle kolu kesip tedavisini yapıp, çocuğu ölümün eşiğinden döndürür. Ruhu ve ruhları şâd olsun.

Dipnot; O mahrumiyet ve yokluk döneminde bile bir kişinin neler yapabildiğinin değerlendirilmesi, bugünkü insanımızın, bilhassa gençlerimizin örnek alabilirler kanısı ile durumu kitabıma taşımış bulunuyorum.