Üç Aylık Arpa

 

 

    

        

 Üç Aylık Arpa

Eşeğine 3 aylık arpa, saman ve su verip gurbete gitme olayı, Malatya'nın Darende ilçesine bağlı, eski adı Şabik, sonraki adı Sakızlı ve yeni adı da Karaoğuz olarak tescillenen köyde yaşanır. Ben bu konuya geçmeden önce, bu bölge insanının geçim ve gurbetçilik konusuna kısaca değinip, kısaca bir izahat vermek istiyorum:
Darende ilce merkezinde esnaf hariç, merkez ile bağlısı kasaba ve köy aile reisleri ve de yetişkin gençlerin yüzde 95'i 2-3, hatta 3, 4, 5 ay gurbete gidip, seyyar alışveriş, diğer deyimle çerçilik yapmak zorundaydılar. Çünkü, gelir kaynakları oldukça kısıtlıydı.
Bunlar; esans satıcılığı, ip, iplik boyama, iğne, iplik, makas, tarak ve diğer ev ihtiyaçlarını satmakla beraber kitapçılık daha öndeydi. Ayrıca, Hallaç mesleği var idi. Pamuk atar, yorgan diker, döşek yaparlar dı. Keza, kuzu yününden keçe yaparlardı. Babam Süleyman Göçer de Hallaç idi. Gedikağzı (Mengelis) köyünden, soyadını hatırlayamadığım Ali Emmi vardı. Babam onunla Hallaçlık dalında ortak bir kaç defa gurbete gitmişlerdi. Ali emminin, gurbetten gelirken; Elbistan'a bağlı Büyükyapalak kasabasında hastalanıp vefat ettiğini, naşının aynı kasabanın mezarlığına defnedildiğini babam söz ederdi. Allah rahmet eylesin. Yıl 1948'ler.
Bildiğim yerlerden; Yenice esansçılık, çerçilik, yün, ip ve pamuk ipliği boyama ve kitapçılık dallarında mahir idiler. Mengelis'in hemen hepsi hallaç idi. Şabikliler ise kitapçılıkla uğraş verirlerdi. Şabik üzerinde ayrıca kısaca durmak istiyorum:
“Bir taş ile iki kuş vurma” misali, hem kitap satıp para kazanırlar, hem de Halk kültürüne hizmet ederlerdi. Bir de, takdire şayân yönleri; birlik-beraberlik örneği sergilemeleridir. Örneğin, seyyar alışveriş yaparlarken Denizli'ye nakletmiş, oranın ticaret hayatına hakim olmuş 250 aile mevcut olduğunu öğreniyoruz. İstanbul, Uşak, Elbistan ve daha başka il veya ilceler. KARAOĞUZ Türk boylarından geldiklerinin tarihi kayıtlarından anlamaları üzerine, Şabik'in adı sonradan Sakızlı olarak değiştirilmiş olmasına karşın; “biz aslımıza rücû edelim” deyip köyün adını KARAOĞUZ olarak resmen değiştirmişlerdir.
Bu toplumun, dikkatimi çeken en önemli yanı birbirlerinden kopmamalarıdır. Örneğin, hangi il veya ilçede bir düğün var? Elbistan, Uşak, Denizli, İstanbul veya başka bir yer veya anayurtları yani köylerinde oturanlar, imkânlar ölçüsünde ordadırlar. Bu duyarlılık cenaze için de aynı. Hele düğünlerindeki şenlik takdire şayân. Yenice düğünleri de bu şenliğe yakın diyebilirim. Karaoğuz'a birkaç yıl önce, el ve işbirliğiyle modern bir cami yaptırmaları ve içini de cennet köşesi gibi döşemeleri bu birliğin en güzel örneği olsa gerek. Elbistan'da Ender Sarrafiye Mevlüt Dinç ve ortağı, Gürbüz Mobilya Faruk Gürbüz, Çağlayan Mobilya ve Sarrafiye Hasan, Cahit ve Hilmi Gökduman ve diğerleri Karaoğuz'dandırlar.
-Yenice'de bu birlik ve beraberlik yok mu? Diyenler olacak elbette. Kısadan ifade edelim; Yenice-Elbistan arasındaki dayanışma, birlik, beraberlik iyi diyecek kadar iyi. Düğün, cenaze katılımları iyi. Ancak, diğer uzak il ve ilceler arası katılımlar zayıf diyecek kadar zayıf. Yanlış mı söyledim acaba? İnşallah yanılmış olurum. Yenice'li, Şuğullu kardeşlerim, sürçü lisan ettiysem bağışlasınlar. Umarım, gelecekte bir hizmet yarışı olur, Yenice, Şuğul halkı; bağış, yardımlaşma konusunda Karaoğuz'luları sollayarak beni utandırırlar. Umarım öyle olur.
Biz gelelim, eşeğine 3 aylık yem verip gurbete giden İbrahim Efendiye:
İbrahim Efendi, güler yüzlü, sözü sohbeti dinlenen, saygı duyulan köyün bir şahsiyeti. Ancak, diğerleri gibi, onun da gurbete gitmesi, kısıtlı olan yıllık bütçeyi o mevsimde takviye etmesi gerekiyor. Gerçi, evlatları hayırlı. Onlar İstanbul'a iş kurmaya gitmişler. Şimdi işleri iyi imiş. Allah, daha iyi etsin. Âmin. Biz gelelim üç aylık arpa hikâyesine.
Kendisi yalnız. Eşeği emanet edecek bir kimse de yok. Düşünür, düşünür. Satsa, baharın pahalıya alacak. Derken, aklına üç aylık yem verme gelir. 90 günün arpasını hesaplayıp bir sandığa doldurur. Bir büyük bulgur kazanı da su. Saman ise yanı başında. Bir sözleşme yapıyormuşçasına; “Aha arpa, aha saman, aha su.. Çok yiyerek çatlayıp ölecek değilsin ya. Sen kararını bilirsin…” deyip kapıyı da çekip kilitler. Derhal Ege ve Marmara bölgesine hareket eder. Kitapçılık dalında uzmandır. Çeşidi bol olduğu için iyi para kazanır. Üç ayın bitmesiyle döner. İlk aklına gelen eşeği olur. Hemen bağladığı samanlığa gider. Kapının kilidini açar. Ancak, kapıyı iter, açılmaz. Nedir bu? Bir merak sarar. Hele biraz daha zorlar. Bir de ne görsün, eşek ölüp nalları havaya dikmiş, yatmaktadır. Tabiî üzülür. Mal canın yongasıdır. Elbette üzülecek. Ertesi gün Darende hayvan pazarına gidip, eskisinden biraz daha iyi bir eşek alıp üzüntüsünü aza indirir.1998'de 70 yaşlarında vefat eden merhumun ruhu şâd olsun.
Kaynak: Bir oda sohbetinde konuşulurken dinlemiştim.