Ağanın Atı, Ağanın Kızı,
Ağanın Hizmetkârı

 

 

    

        

Ağanın Atı, Ağanın Kızı,
Ağanın Hizmetkârı


İlginç olay; Kahramanmaraş ili Afşin (Efsus-Yarpız, Efesus) ilçesi Alemdar köyü ile, Osmaniye'ye bağlı Toprakkale ilçesi Tatarlı köyü arasında yaşanır.
Alemdar köyü (şimdi kasaba) Cinahmetler kabilesinden, takma adı Bekir olan, Pürçüklü Ali namı ile de anılan Ali Erdem 18-20 yaşlarında cıva gibi bir delikanlı. Yarışma olsa erkek güzeli seçilecek kadar da yakışıklı. Ne var ki, gelir kaynakları kısıtlı. Çukurova'ya çalışmaya gider.
Yıl 1920. Tatarlı köyünün ağası Memicioğlu'na hizmetkâr (tutma) durur. Adını da Bekir olarak tanıtır. Bekir geldi, Bekir gitti.
Bekir, iki yıldır kapısında çalıştığı ağanın kızı Anişe'ye âşık olur. Tabiî Anişe de kendisine. “Yiğidi yiğide ver, yatağı çalı dibi olsun” felsefesinden yola çıkıp kaçmaya karar verirler. “Nasıl edelim?” müzâkeresinde kız; “İşte babamın atı, üstelik küheylan. Sen de iki yıldır bakımını, ara ara da binip sporunu yaptırdın, yaptırıyorsun. Çek, bin, beni de terkine al, kaçır” fikrini teklif eder. “Olur mu?” “Niye olmasın?” fikrinde ittifak ederler. Gece yarısından sonra âşık ile mâşuk ata binip üzenginin mahmuzlarına dokunması ile at şahlanır.
“Yakalanırsak ikimizi de öldürürler” korkusunu müşterek taşımaktadırlar. Örf, âdet ve gelenekte de bunun cezası ölüm olduğu tartışılmaz. Hele de kaçırılan bir ağa kızı olursa. At rüzgâr gibi, yol boyu köyleri vızır vızır geçmektedir. Ne üzücü ki, bu aşırı koşturmaya dayanamayan at bir süre sonra çatlayıp ölür. Bir köyden satın aldıkları at ile tehlike de kalmadığı için normal yolculukla Afşin'e, tabiî ki köyü olan Alemdar'a gelir. Annesi ve babası uzun bir aradan sonra güzel bir de gelin ile geldiği için düğün bayram ederler. Genç âşıkların nikâhları kıyılır, düğünleri akabinde yapılıp muratlarına ererler. O, orada dursun. Biz gelelim Memicioğlu ağanın durumuna:
Sabah olur, Anişe kız yatağında yok. “Nerede?, nerede?” diye aranırken ahırdaki at ile birlikte hizmetkâr Bekir'in de yerlerinde olmadığı ortaya çıkar. Bunların kaçtığı anlaşılır. Durum, ağaya çok tesir eder. “Ne yapıyım?” diye kendi kendine mâlühülyâya dalar. Derken aklına, bu üzücü olayı kamufle etmek gelir. Yani kapatmak, gizlemek ister. Bunun için bir formül geliştirip şöyle talimat verir:
“Gece mezarlığa gidip genişçe bir kabir kazınız. Bir tabut götürüp, tersine koyup kapatınız. Ertesi gün; Anişe kız , akşama yakın öldü, yatsı sonu defnettik deyiniz” der.
“Emir demiri keser.” Derhal ekip, gereğini yerine getirir. Ertesi gün; “Anişe kız dün akşam öldü, gece de defnettik.” derler ve bu haber köye yayılır.
“El mi yaman? Bey mi yaman?” diye bir atasözü var. Köy halkının her gün toplanıp sohbet ettiği odada bu konu açılır. Zaten, baş gündem Anişe kızın ölüp ölmediği? Cemaati bir merak sarar. Akıldanenin biri; “Bu işte bir bit yeniği var. Anişe kız ile birlikte ağanın hizmetkârı ve hatta atı da yok. Bu gece gidip mezarı kazıp bakalım” fikrini önerir. Cemaat tarafından ittifakla kabul gören teklif uygulanır. Kabir kazılır, boş bir tabutla karşılaşılır. Böylece Memicioğlu ağanın hizmetkârı Bekir'in at ile birlikte Anişe'yi kaçırdığı ortaya çıkar.
Biz gelelim Anişe'nin yuva kurmasına “Yuvayı dişi kuş yapar” felsefesini tamı tamına uygulayan Anişe, mutlu bir yuva kurmuştur. Geleceğinin de parlak olduğundan emin. Memicioğlu ağanın kızı; elbette sözü sohbeti tatlı olacaktır. Anişe'nin bu durumu, köy kadınlarının gözdesi yapar. Tatarlı köyünden gelin geldiği için köy kadınları, Anişe adına bir de “Tatarlı” adı eklerler; “Tatarlı Anişe” geldi “Tatarlı Anişe” gitti. Üstelik köy kadınlarının birkaç yıl içinde akıldanesi olur.
Bu mutluluk böyle devam ederken, Tatarlı Anişe bir sıkıntı ile karşılaşır. Her yıl gurbete gidip beş altı ay sonra köye dönen eşi Pürçüklü Ali o yıl gelmez. Öyle ki bu gelmeme iki yıla yakın sürer. Pürçüklü Ali'nin gurbetten gelmesinin gecikmesi günün konusu olmaya başlar. Derken köye dedi kodu yayılır; “Duydunuz mu? Pürçüklü Ali kaybolmuş” yaygarası genişler. Bu acıya dayanamayan Anişe hanım içinde biraz da şairlik olmuş olmalı ki uzun bir ağıt (destan) söyler. Bu ağıdın tümünü elde edemiyoruz. Ancak köylü tarafından unutulmayan, laf başı gelince de söylenen dört kıtalı ağıt şu şekildedir:

Ben çizmeni yağlayım mı?
Terkine de bağlayım mı?
Pürçüklalim gelir diye
Ben gönlümü eğleyim mi?
Eğleyim mi?, eğleyim mi?
Ben gönlümü eğleyim mi?
Pürçüklalim gelir diye;
Ben gönlümü eğleyim mi?
Atı nalbatta nallanır;
Kendi konakta sallanır,
Şanı büyük Pürçüklalim;
Ünü Cerit'te söylenir.
Kırat kişner acı, acı;
Düşmana karşı varıcı
Mor melikli Cerit kızı;
Ölmeyip de sağmolucu?

Tabiî bir müddet sonra pürçüklü Ali iyi de bir kazanç elde ederek köye gelip Anişe'sine kavuşur. Ruhu ve ruhları şâd olsun.
Not; Pürçüklü Ali-Anişe Erdem ailesinin; halen sağ oğlu İspir ve Ahmet ile Elif, Emiş, Döndü, Yeter ve Emine adını verdiği çocukları dünyaya gelir. Anişe hanımın anne ve babası zamanla vefat eder, sinirler yatışır, kardeş ve yeğenler ile irtibat kurulur, akrabalık bağları tazelenir. Kızlarından, Elif, Emiş ve Yeter'i; Toprakkale'nin Tatarlı, Lalegül ile adını öğrenemediğimiz diğer bir köye gelin giderler. Memicioğlu ağanın torunlarından birisinin de Elbistan emniyetinde polis (26 Mayıs 2003).
Kaynak; Aynı zamanda Anişe hanımın torunlarından olan şair ve yazar Hanifi Kara.
Not: Anişe Erdem hanım efendinin ağıdındaki hece, vezin, kafiye ve üsluba bakılınca ruhunda iyi bir şairlik hissi hissedilmektedir. Şair ve yazar Hanifi Kara'nın, merhume Anişe hanım anneannesidir. Şu duruma göre Hanifi Kara'nın kan bağı itibariyle şairliği de ondan gelse gerek diye düşünüyorum.