Ziya Öğretmenin Mahareti

 

    

        

Ziya Öğretmenin Mahareti

Dünyadan habersiz bir insanı dünyaya kazandırmak en büyük maharettir, en büyük hünerdir. O hüner ve maharet sahibi de en büyük, en değerli insandır. O'nun içindir ki; Cenab-ı Allah bile; “Benim meslek seçmem söz konusu olsa idi, öğretmenliği seçerdim” buyurmuştur.
Bu sebepledir ki, öğretmenler başımızın tacı, gönlümüzün ilacıdır. T.C.'nin kurucusu, banisi Mustafa Kemal Atatürk'ün; Başöğretmenliği seçmesi ve bu ünvanı almasının altında yatan sır da bu olsa gerek.
Başlıkta sözü geçen Ziya Öğretmenin maharetinden söz edeceğiz bu yazımızda. Olay; Kahramanmaraş, Afşin ilçesine bağlı Lorşun köyü ile (şimdiki adı Altunelma ve de kasaba) Elbistan ilçesi Güneşli mahallesi arasında yaşanır.
Köye okul açılmıştır. Ancak; tayin edilen öğretmenler okula gelen çocuklarla bir türlü uyum sağlayamaz. Her gelen öğretmen çocukların aşırı yaramaz ve haylazlıklarından birkaç gün kaldıktan sonra, idareye; “Beni buradan alınız. Görev yapmam imkân harici” diye dilekçe verir. Aynı durum 5-6 öğretmende yaşanınca, vaziyet günün konusu olur, bilhassa öğretmenler arasında çok konuşulmaya başlanır.
Bu durumu öğrenen, Güneşli Mahallesi Saltlar ailesinden “Tuluk Ziya” namı ile anılan Ziya Salt; “Ben orada öğretmenlik yaparım” deyip göreve talip olur, hemen ataması yapılır. Ziya öğretmen, lakabından da anlaşılacağı gibi boyu kısa mı? kısa. Lorşun'a varır. Okulun anahtarını alır. Fakat, öğretmen olduğunu bildirmez. Kendisi şişman bir çocuk durumunda, çocukların arasına katılır. Koskuç , birdur bir, ip atlama, saklambaç, cıddır baba ve daha birçok oyunları birlikte oynamaya başlarlar. 3-4 gün oyun oynamaları devam eder. Derken çocukların çavuşu durumuna gelir. “Bugün şurada, yarın şurada oynayalım” diyerek okulun bahçesine doğru çocukları yaklaştırır. Tuluk Ziya; “Bura ne imiş?” diye sorar. Çocuklar; “Burası okul” derler. “Bura neye yararmış?” İçeri girip bakalım mı?” der. El çabukluğu ile elindeki anahtarı deliğine koyar. “Aha anahtarı da üstündeymiş” deyip çocukları okula doldurur. “Çok güzel. Oturacak sıra ve masaları da var imiş, oturalım çocuklar” der. Yaz-boz tahtasına geçer. At resmi, it resmi, koyun-kuzu resmi v.s. derken çocukların sınıfa ısınmasını sağlar. Durumdan memnun kalan çocukların; “Burası çok iyiymiş. Biz bilmiyorduk.” Demelerine şahit olunur. Ziya Hoca; “Bu kere; çocuklar, şimdi bakalım okuma-yazma nasıl oluyormuş? Biraz da bunu görelim” der.
A-B-C'den başlayıp, 29 harfi tahtaya sıra ile yazar. “Sen gel Ali, bir A harfi yaz, sen gel Veli B harfi yaz bakalım” diye sınıfdakilerin hepsini tahtaya kaldırır. “Maşallah, hepiniz de harfleri güzel yaptınız” deyip; haydin biraz oynayıp yine gelelim” der, ilk teneffüs molasını verir. Topluca yine bir oyun oynarlar. Biraz sonra yine sınıfa girmelerini sağlar. Böylece bir ay gibi kısa zaman içinde tüm çocukların gönlünü kazanıp okula ısınmalarını, dolayısıyla da okuyup adam olmalarının yolunu açar.
Durumdan, Lorşun halkı son derece memnun olur. Ziya Öğretmeni takdir ve tebrik ederler. “Sana şükran borçluyuz” derler. Böylece, Lorşun halkı; Öğretmen Ziya Salt'ın keskin zekâsı ve taktiği sayesinde ilim ve irfan yuvasına kavuşmuştur. Ruhu ve ruhları şâd olsun.
Kaynak; Emekli Jandarma Başçavuş Cemil Durna.