Yağmur Duası

 

    

        

 Yağmur Duası
İlginç olay, Kahramanmaraş'a bağlı Elbistan ilce merkezinde yaşanır. Bu durumu, yaşı 50'nin üzerinde olanın çoğu bilmekte, yeri ve söz başı geldiğinde konuşulmaktadır.
Kuraklığın zirveye çıktığında Müftü Reşit (Yinanç) Efendinin, yağmur duasına çıkıp da boş dönmesi vaki değildir.
Allah'a kalpten bağlı olanlar için sürpriz olmayan olayın biri 1955'de diğeri de 1959'da yaşanır.
1955'de yağmur duası olayını o günün esnafından Şahin Eren ve Camcı Durmuş Top'dan dinledim.
Başlayan kuraklık had safhaya çıkar. Tüm bitkiler kurumak üzere. Çiftçi son derece endişeli. Bir yılın emeği heba olmanın, halk da paniğe kapılmanın arefesinde. Çünkü, kuraklık en büyük felâkettir. Canlı-cansız her şeyi etkiler.
Elbistan halkının gönül dostu Müftü Reşit Efendiye; “..Hocam, dağ-taş yanıyor. Yağmur duasına ne zaman çıkılacak?” diyenlerin sayısı arttıkça artıyor.
Müftü reşit Efendi kararı verir; “Yarın Cuma namazından sonra, Ceyhan Nehriyle Söğütlü Çayının birleştiği yer olan Suçatı'na gidilecek” ilanı yaptırır.
Bütün camilerden çıkan halk, Suçatı'na akın etmeye başlar. Şehrin merkezinde olan Atik Camisinin önünde biriken halk Müftü Reşit Efendiyle birlikte hareket etmeyi bekler. 100 kiloluk ağır vücutla yaya yürümede zorlanan Müftü Efendinin beklediği eşek gelir. Binerek hareket edilir. Bu halk topluluğu içinde dikkati çeken bir kişi var; saç-sakal birbirine karışık. Müftü Efendinin dikkatini çekip; “Bu da kim?” diye sorar. “Bu bir yabancı turist. “Yağmur duasına gidiyoruz” deyince; “Aklın-mantığın alacağı şey mi? Bu havada yağmur yağar mı? Hava çıngayaz. Güneşin sıcaklığı had safhada” dediği tercüme edilir.
Reşit efendi, merkebini nodurlarken, yan tarafta giden turisti kastederek; “..Heyy!.. Yarâbbîî; şu kefereye karşı beni mahcup etme. Hayırlı ve de kandırası bir yağmur ver” diye göz yaşı döke döke dua alanına varır, varılır. Bir şart ve kural var; “Müslüman kardeşine herhangi bir sebepten küs olan Müslüman katılamaz.” Bu önce ilan edilir ve edilmiştir. O küsler ya o anda barışıp duaya katılır, ya da o meydanı terk eder. Bu İslâm Dini'nin emridir.
Suçatı alanı tıklım tıklım insan. Küçük çocuklardan- 90'lık ihtiyarlara kadar meydan mahşeri bir kalabalıkla dolup taşmıştır. Buna ilaveten, Müftü efendinin daha önce verdiği talimat üzerine; 1 kuzu, 1 dana, 1 merkep, 1 at, 1 tavuk-horoz ve ayrıca yeni dünyaya gelmiş birkaç aylık 1 bebek meydanda yerini almıştır. Yine talimat üzerine; 70 bin adet tesbih yerine kullanılmak üzere nohut-mercimek büyüklüğünde taş da hazır. 70 bin adet tevhit hatmi yapılır. Okunan taşlar çuvala konur. Sırtına alan kişi 2 suyun birleştiği yere dalar. Taş dolu çuval suya bırakılır. Müftü Reşit efendi duaya başlar; Allah'a öyle feryat-figanla yalvarır ki, hem kendi ağlar, hem de “Âmin” diyenler ağlar. Derken bu yalvarış ve yakarış az sonra gökte bulutların görünmesine vesile olur. Daha sonra yağmur başlar. Öyle bir yağmur ki, herkes evine dönüp kaçışmaya başlar ama, eve varıncaya kadar, hiç kimsenin ıslanmadık yeri kalmaz. Öyle ki, iç çamaşırlar da mecburen değiştirilir. Böylece dağ, ova, bütün nebat bol ve saatlerce yağan bereketli yağmura kanar. Herkes düğün bayram eder. Hristiyan turist bu yaşanan durum karşısında dona kalır; “Benim aklım almadı, görüp yaşadığım bu olayı” demekten kendisini alamaz.
Ayrıca; 1959'da da aynı kuraklık baş gösterir. Aynı dua yine Müftü Reşit efendi önderliğinde, aynı yerde yağmur duası yapılır. Halk dua alanı Suçatı'na giderken, inancı zayıflardan, “..hahahaaa! Birer de şemsiye alın. Islanmayınız...” diye gülenler olur. Müftü Reşit efendi, duaya başlar. Yağmur derhal yağar. İç çamaşırlarına kadar ıslanırlar. Bölge halkı yine düğün-bayram eder.
Not, O; alay eden inancı zayıflar elbette mahcup olmuşlardır.