Bahşiş Olarak Kız Verilen

Durdu Çavuş

 Sait Tokuçoğlu

    

        

Bahşiş Olarak Kız Verilen

Durdu Çavuş

    Hatırlanacağı üzre, Durdu Çavuş'un; Afşin- Tanır köyünden Hacağanın kızı Elif ile, filmlerde geçen bölüm ve sahnelerdeki oyunlar gibi ilk evlenmesini, Elbistanın Sesi Gazetesinde yazmış, çok da ilgi çekmişti. Bu ikinci evliliği de son derece enteresan. Ayrıca her Türk'ün göğsünü kabartacak olay olması dolayısıyla durumu kitabıma taşımış bulunuyorum. Ziraat Mühendisliğinden emekli, Elbistanlı olup halen Ankara'da oturan (25-07-2003) Sait Tokucoğlu'ndan bizzat dinlediğim olay şöyle seyreder: (Sait Tokucoğlu; Sağlık Bakanlığı eski Müsteşarı ve halen Gazi Ü.Tıp Fakültesi Dekânı Prof. Dr. Halûk Tokucoğlu'nun babası)

   Durdu Çavuş, Yemen'de asker. Git gide zayıf düşmemizi fırsat bilen İngiliz, maalesef Osmanlı'ya kafa tutabilecek duruma gelmiştir. Her iki ülkenin kurmayları, din adamları Aden Körfezi üzerinde; "BENİM" "SENİN" tartışması başlatmıştır. Bunun halka sorulmasına karar verilir ve uygulanır. Sandıklar açılır. Ne var ki oylar eşit çıkar. Her iki tarafın kurmay ve din adamları tekrar toplanır. Uzun tartışma ve müzakere sonucu asker arasında bir güreş tertiplenmesine,  Aden Körfezi'nin, galip tarafın olacağında ittifak ederler.

Sahaya divan kurulur. Hakem heyeti seçilir. Her iki ülkenin kurmayları başta tüm askeri birlik izlemeye hazır. "BEN GÜREŞİRİM" diyen her asker adını yazdırıp liste oluşur. Olacak ya , her nasılsa geç kalan Durdu Çavuş'un adı listeye girmez. Tozkoparan, ayak, orta, baş altı  derken güreşin sırası başa dayanır ve başlar. İngiliz'lerin, ağır sıkletleri cevval ve atik. Her çıkan Osmanlı askeri yıkılır. Maçı kaybetmemiz an meselesi. O sırada Durdu Çavuş Osmanlı paşalarının önüne diz çöktükten sonra; "MUHTEREM KOMUTANLARIM, BEN PEHLİVANIM, GEÇ KALMIŞIM, ADIMI LİSTEYE YAZDIRAMADIM. GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ PEHLİVANLARIMIZ YENİLİYOR. GÜREŞ BİTMEK VE NOKTALANMAK ÜZERE. İÇİM YANIYOR. BEN GÜREŞMEK İSTİYORUM" der. Memnun olan komutanlar; "SOYUN" derler.

   Sahaya çıkan Durdu Çavuş, çektiği peşrev ile gözleri kamaştırıp, karşı pehlivanların gözünü korkuttuğu gözden kaçmaz. "YA ALLAH, YA BİSMİLLAH" deyip, kurdun koyuna daldığı gibi dalar. Her kucakladığını Elbistan çangalı ile sırtını yere serer. Bir, iki, üç derken tam altı pehlivanı yıkar. Karşısına başka da çıkan olmayınca güreş sona erer, böylece Aden davasını Osmanlı birliği kazanır. Tam bu sırada, bir albay sahaya çıkarak; "Değerli paşalarım, meslektaşlarım, sevgili askerlerim; Durdu Çavuş bizim yüzümüzü ağarttı, Osmanlı'nın onurunu korudu, itibarını göklere çıkarttı. Benim bir kızım var. Allah'ın emri, peygamberimiz Hazreti Muhammed'in (SAV) kavli, İmamı Azam efendimizin iştihadı üzere bu yiğidimize veriyorum. Sizler de şahit olunuz. Aylığımın yarısını da kızım ve damadıma bağışlıyorum" der. Durdu Çavuşun; "Albayım ben evliyim" demesi üzerine; "Evli ol, dinimizde dörde kadar yolu var" der. Hafta içinde evlilikleri gerçekleşir.

   Aradan zaman geçer, bir oğlu olur. Çocuk altıncı yaşına bastığı sırada terhis müjdesi gelir. Hanımı ve oğlu ile İskenderun'a gelmek üzere gemi yolculuğu başlar. Olacak ya, hanımı hastalanıp ölür. Dini vecibeler uygulanıp, cenazesi kılınıp, denizcilik kuralı gereği naşı denize bırakılır. İskenderun'dan çocuğu ile çoğu zaman sırtında, bazan da yaya Elbistan'a, köyü olan Alembey'e gelir. Ne üzücü ki; Yemen'de kazandığı oğlu onsekiz yaşına geldiğinde ani bir hastalıktan ölür. Ruhları şâd olsun. (Durdu Çavuş'un Yemen'deki askerlik süreci 9 yıl sürmüştür.)