|
Günlük hayatın bütün boyutlarında, insanların başından o kadar hâdiseler
geçer ki, bunları yazmaya kalksan, büyük bir çoğunluğu hikâye olur. Bu
hâdiselerin kaynağında kimi zaman hüzün, kimi zaman mutluluk vardır. Bazen
sosyal bir yara, bazen bir tebessüm hâli; çoğu zaman hikâyelerin konularını
oluşturur.
Mehmet Göçer Ağabey; daha önceleri Elbistan'ın Sesi Gazetesi'nde yayınladığı
gerçek hayattan alınmış ve hepsi yaşanılmış olan hâtırat türü yazılarını
kitaplaştırıyor. İsmini “Un Sandığı” olarak koyduğu kitap çalışmasının hemen
hemen büyük bir çoğunluğunu daha önce okuduğumuz için, çalışmasıyla ilgili
kanaatlerimizi yazmak da bir nevi boyun borcu oldu…
“Un Sandığı” adını verdiği kitabının
çalışmasında Mehmet Göçer Ağabey, yalın-süslemesiz-hiç de iri sözlere
bürünmeden bir güzelliği yakalamış… Klasik ve modern hikâye kurgularının
uzağında, fakat kendine has bir üslûpla; bir çizgi tutturmuş eserine… Eseri
müsvedde hâlinde okurken, eserin piyasaya çıktığında büyük bir alâka
bulacağını düşünüyor insan… “Un Sandığı” okunurken, çalışma insanı hiç
yormuyor. Hatta insan, bir çırpıda kendisini bir başka hikâyede buluyor.
Belki de hikâyelerin ve hatıratların kısa oluşu, ya da hikâyelerde
insanların kendilerini bulması; eserin okunmasını kolaylaştırıyor.
İnsanların okuma alışkanlığını kaybettiği,
gençlerimizin kitap denen yürek güzelinden uzaklaştığı bir dönemde,
“Un Sandığı” adlı eser, özellikle gençlerimizin okuma alışkanlıklarını
sağlamak için bir fırsat… Bütün gençlerimizin okuduklarında
anlayabilecekleri ve idrâklerine sokabilecekleri bu eser; mutlaka okunmalı
diyorum… Ebeveynlerden, böyle bir eseri çocuklarına okutmalarını ve
kendilerinin de okuyarak ılık bir iklime bürünmelerini tavsiye ediyorum.
Eğrisiyle, doğrusuyla yürüyen hayat nizâmımızda, özellikle hayata menfî
olguların ağırlıklı bir şekilde yerleşmesi, hayatımızı bunalımlı
kılmaktadır. Bu bunalımlardan kurtulmanın yolu da sanırım; idrâklerin güzel
mesajlarla beslenmesinden geçer. Mehmet Göçer Ağabey; işte bu güzel
mesajların fevkinde olarak “Herkesin Bir Hikâyesi Var” mantığıyla derlediği
anekdotları kitaplaştırıyor. “Sanat sanat içindir” fikrinden öte, bu
toplumun bir ferdi olarak, sanatını ve kitabını toplum faydasına sunuyor.
Sanıyorum ki, “Un sandığı” adlı eseri okuyanlar;
sunulan o güzel mesajlardan ve kitabın sayfalarında girecekleri ılık iklimde
büyük bir serinlik duyacaklardır.
|