“Un Sandığı”

Celâlettin KURT

 

    

         Günlük hayatın bütün boyutlarında, insanların başından o kadar hâdiseler geçer ki, bunları yazmaya kalksan, büyük bir çoğunluğu hikâye olur. Bu hâdiselerin kaynağında kimi zaman hüzün, kimi zaman mutluluk vardır. Bazen sosyal bir yara, bazen bir tebessüm hâli; çoğu zaman hikâyelerin konularını oluşturur.
Mehmet Göçer Ağabey; daha önceleri Elbistan'ın Sesi Gazetesi'nde yayınladığı gerçek hayattan alınmış ve hepsi yaşanılmış olan hâtırat türü yazılarını kitaplaştırıyor. İsmini “Un Sandığı” olarak koyduğu kitap çalışmasının hemen hemen büyük bir çoğunluğunu daha önce okuduğumuz için, çalışmasıyla ilgili kanaatlerimizi yazmak da bir nevi boyun borcu oldu…
        “Un Sandığı” adını verdiği kitabının çalışmasında Mehmet Göçer Ağabey, yalın-süslemesiz-hiç de iri sözlere bürünmeden bir güzelliği yakalamış… Klasik ve modern hikâye kurgularının uzağında, fakat kendine has bir üslûpla; bir çizgi tutturmuş eserine… Eseri müsvedde hâlinde okurken, eserin piyasaya çıktığında büyük bir alâka bulacağını düşünüyor insan… “Un Sandığı” okunurken, çalışma insanı hiç yormuyor. Hatta insan, bir çırpıda kendisini bir başka hikâyede buluyor. Belki de hikâyelerin ve hatıratların kısa oluşu, ya da hikâyelerde insanların kendilerini bulması; eserin okunmasını kolaylaştırıyor.
       İnsanların okuma alışkanlığını kaybettiği, gençlerimizin kitap denen yürek güzelinden uzaklaştığı bir dönemde,  “Un Sandığı” adlı eser, özellikle gençlerimizin okuma alışkanlıklarını sağlamak için bir fırsat… Bütün gençlerimizin okuduklarında anlayabilecekleri ve idrâklerine sokabilecekleri bu eser; mutlaka okunmalı diyorum… Ebeveynlerden, böyle bir eseri çocuklarına okutmalarını ve kendilerinin de okuyarak ılık bir iklime bürünmelerini tavsiye ediyorum.
Eğrisiyle, doğrusuyla yürüyen hayat nizâmımızda, özellikle hayata menfî olguların ağırlıklı bir şekilde yerleşmesi, hayatımızı bunalımlı kılmaktadır. Bu bunalımlardan kurtulmanın yolu da sanırım; idrâklerin güzel mesajlarla beslenmesinden geçer. Mehmet Göçer Ağabey; işte bu güzel mesajların fevkinde olarak “Herkesin Bir Hikâyesi Var” mantığıyla derlediği anekdotları kitaplaştırıyor. “Sanat sanat içindir” fikrinden öte, bu toplumun bir ferdi olarak, sanatını ve kitabını toplum faydasına sunuyor.
      Sanıyorum ki, “Un sandığı” adlı eseri okuyanlar; sunulan o güzel mesajlardan ve kitabın sayfalarında girecekleri ılık iklimde büyük bir serinlik duyacaklardır.