Meçhul Biri Tarafından Taşlanan Ev

    

        

Meçhul Biri Tarafından Taşlanan Ev

62 Yıldan beri hafızamdan silinmeyen ilginç bir olaydan bahsedeceğim bu bölümde…
Yıl 1942. Ben o tarihte 11 yaşında idim. Akıllara durgunluk vereceğini sandığım ilginç olay, Malatya ili, Darende ilçesi Yenice Köyü Aşağı Mahallesinde yaşandı. Yaşandı diyorum, zira ben de bu olayı çocuk olmama rağmen kısmen de olsa yaşayanlardanım.
Olay; “Topal Hacı Süleyman” (Dilekçi) namı ile anılan dedem Süleyman Dilekçi evi ile Sıtkılar ailesinin (Sıtkı Keleş) evi arası, Darende havalisinin baş pehlivanı Kurt Veli namı ile anılan Veli Dilekçi'nin evinde yaşandı.
Sıtkılar'ın evinde bir yatar olduğu bilinir, bazen de görenler olur. Gece, kıyısındaki yoldan geçerken o yatarı gören, ertesi gün söz eder, günlerce konuşulurdu. Bu durum ayrı bir konu. Esas anlatacağım dramatizeli husus, bu yatar ile ilgili midir? değil midir? elde kesin bir belge yok. “İlgili” diyen de oldu. “Değil” diyen de. Bunu şöyle bir yana bırakıp, esas ilginç yaşanan olaya gelelim:
Darende bölgesinin başpehlivanlarından olması dolayısıyla; “Veli Pehlivan” namı ile anılan bu belli şahsiyetin evi geceleri bir meçhul el tarafından taşlanmaya ve bu taşlanma süreklilik arzetmeye başladı. Durum günün konusu oldu. Komşuları da rahatsız etmeye başlaması üzerine toplantılar yapılıp; “Bunu bulmamız lazım” fikrinde ittifak edip evi gece beklemeye karar verdiler. Evin doğu, batı, güney, kuzeyine, hatta gelmesi muhtemel yerlere 10-15 kişi silahlıyerleştirildi. Ne var ki, tam bu koordine altında olan evin taşlanması yine devam etti.
Veli Pehlivan'ın eşi Fadime Teyze anlatmıştı; evin güney kesimi doğu alt kısmında sokağa açılan bir kapı vardır. Ana yola bu sokaktan çıkılır. Bu sokağın alt kesimdeki kapı kısmından meçhul yaratık değnekle duvara vura vura yukarı doğru gelir, pencere görevi yapan takanın camına da vurup anayola çıkar. Bu değnek vurma olayı yazın olduğu gibi kışın da olmuştur. Diz boyu kar iken değnek vurulur. Sabahleyin bakılır ki karda değnek izi var, insan izi yok.
Bu olayın bir halkasını ben de yaşadım. Mevsim yaz. Ay Haziran. Berrak bir gece, ayın da ışığı. Yatsı henüz olmamıştı. Hayat (Üst, 1. kat ev, alt kısmın üç yanı kapalı yer) denilen açık alanda yatıyoruz. Bir anda yarım kilo ağırlığında siyahımsı bir taş avluya düştü. 200 m. mesafeden geçen çaydan alınmış, daha suyu da kurumamıştı. Bu taştan, havluda etrafı çevrili açık ahırdaki koyunlar da ürktü. O anı hiç unutmam.
Bir gün bu hayat denilen kısım çamur ile sıvanmıştı. 7 kadar koyun da avlu içindeki etrafı çevrili, (açık ahır)da kalıyorlardı. Kapısı kapalıydı. Hayatın sıvandığı gece bağlanan kalın ip çözülüp koyunlar çamur sıvalı hayatı baştan sona tepeleyip ahıra döndürmüşlerdi. Bu durumdan Fadime teyze çok rahatsız olmuş; “ O kadar emeğim boşa gitti” der üzüntüsünü belirtirdi.
Sonra ne mi oldu? 2 evli olan Veli Pehlivan ani bir hastalıktan, evli olan kızı yeni doğan çocuğu ile loğusa döşeğinde, babası gibi pehlivan olan biricik oğlu Mehmet Ali de 1949'da avdan gelirken donarak, ikinci eşi Emine Hanım ile dört kız çocuğu da iki yıl arayla vefat ettiler. Özetle bu yuva geçti. Evin yeri şimdi ören, yani virane durumunda.
Bu olay bizzat yaşandı. Dramatizesini kısmen anlattım. “miş” değil, yaşanan bir acayip olay. Bu hadiseyi yakından bilip halen sağ olanlara bir göz atalım; Hamit Hoca (Erden), Culhaların Hacı Bekir, Cuma ve Şıhgülü Coşkun kardeşler, Duran Alkan (Abaza Duran), Süleyman Yücel (Süllü), Elif Dilekçi (Elif Yücel; Uğurlu Mağazası kardeşlerin annesi), Göyüsüyün Hamit ve kardeşi Hacı Ömer Cengiz, Fransız lakabı ile anılan Mustafa Hafif; Dedekuş Mamet namı ile anılan Mehmet Pektaş ve Mehmet (Memik) Yücel.
Not:Bu durumu psikologlar nasıl değerlendirirler acaba demekten de kendimi alamıyorum