Çapanoğlu İle
Büyükyapalaklıların Serancamı

 

    

        

Çapanoğlu İle
Büyükyapalaklıların Serancamı

1998-2003 yıllar arası Malatya'da polislik görevi yapan, Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesi Gökcek köyünden Cevdet Bölükbaşı'nın kaleme aldığı not defterinden ve de; Büyükyapalak eski Belediye Başkanı ve eski il genel meclisi üyesi merhum Ramazan Bölükbaşı'dan ve aynı yer gençlerinden Kemal ve Şahin Kılınç'tan bizzat dinlediğime, Onların da dedelerinden dinlediklerine göre; Yapalak'ın serencamlı tarihçesi şöyle seyreder:
Bilindiği gibi BOZOK Türklerinin yoğun olduğu bölge Yozgat'tır. Yıl 1800'ler. Bu toplum, yani Yapalaklılar o yerin belli ailelerindendir.
Osmanlı döneminde, bilindiği gibi bazı beyler, beylikler var idi. Çapanoğlu da o yörenin beyidir. “Onun dediği dedik” olmasına rağmen, Yapalaklılar, beye ara sıra karşı çıkarlar. Çapanoğlu zeki insan. Bu durumu duymasına, bilmesine rağmen duymamazlıktan, bilmemezlikten gelir. Günler öyle gelip geçer.
Çapanoğlu Beyliği'nde karakucak güreşleri gelenekseldir. Yılda birkaç defa düzenlenen güreş festivalinin birini izlemeye gelen Çapanoğlu, kız kardeşini de beraberinde getirir.
Başpehlivanlığa soyunan Yapalaklı genç, aynı zamanda öz bir ifadeyle erkek güzeli. Rakiplerine göz açtırmaz. Başı, diğer deyimle şalvarı alan bu gence Çapanoğlu'nun kız kardeşi âşık olur. Meydanda tur atarken kaş göz işaretiyle bir nevi anlaşırlar. Daha sonra zaman zaman görüşürler. Bunu öğrenen Çapanoğlu işi hiddet ve şiddete dönüştürmek üzeredir. Durumu anlayan genç, kızı kaçırır, durumu da, kabile büyüklerine arz eder. Enine boyuna müzakere ve hasbihal yaparlar. Alınan karar Yozgat'tan göçmek. Çünkü Çapanoğlu, bundan böyle bu kabileyi kesin kes rahat bırakmayacaktır. Bu düşünceyle topluca hazırlanıp bir gece yola çıkarlar.
Konalga olarak Sivas'ın Çelikhan Ovası'nı seçmişler ve çadırları da kurmuşlardır. Yozgat'tan kaçtıklarını öğrenen Çapanoğlu bir grup süvari askerini peşlerine gönderir ve sözü geçen ovada bulurlar. Kızı vermesi teklifini reddeden Yapalaklı'lar, ister istemez savaşa girerler. Ve bu ansızın girdikleri savaşı kazanırlar. Sağ kalan birkaç asker dönüp durumu Çapanoğlu'na arz ederler. Çapanoğlu derhal yeniden bir grup silahşör asker hazırlayıp kız kardeşini kaçıran Yapalaklı'ların üzerine tekrar gönderir. Orada, O, harp hazırlığı yaparken, Yapalaklı'ların söz sahipleri yine bir toplantı yaparlar. Bölünerek kaçmaya karar verirler. Bir grup Kırşehir'e, bir grup Hatay bölgesine, bir grup Gaziantep bölgesine, bir grup da Elbistan ovasının Çoğluhan (Çavlıhan) yakınına göçüp çadırları kurarlar. Kaçırılan kız Elbistan grubundadır.
Çapanoğlu'nun silahlandırdığı seçkin asker; avcının tavşan izi sürmesi misali; Sivas Kangal, Gürün, Darende üzerinden Elbistan'a, akabinde de Çoğluhan'a gelirler. Kabile reisi Koca Süleyman'dır. Buluşur, konuşur, kızı vermesini teklif ederler. O da, bazı şartlar dairesinde kızı verebileceğini söyler. Çapanoğlu'nun askeri bekleye, yorgundur dinlenedursun.
Koca Süleyman; “Harp hiledir” formülünü kafasına koyar. Kadın elbisesi giydirerek bir grup silahşörünü, çadırın kadınlarıymış gibi içeri geçmelerini sağlar. Daha sonra her içeri geçenin boyunlarını vurdurur. Tuzağa düşürüldüklerini anlayan birkaç asker atlarına binip kaçmayı başarırlar. Yozgat'ın yolunu tutan askerler Çapanoğlu'na durumu bildirirler. Çileden çıkan Çapanoğlu, kendisi de başlarında kalabalık bir asker grubuyla Elbistan ovasına gelir. Ünlü Avşar beyi Dadaloğlu'nu da beraberinde getirir.
Bu arada, Koca Süleyman, grubunun aile reisleriyle bir toplantı daha yapar. Tekrar bölünmeyi uygun bulurlar. Bir grup Adana'nın Tufanbeyli ilçesine, bir grup Göksun'a, bir kısmı da Yapalak'ın batı kuzey bölgesi Kayapınar yakınında Karataş gediği mevkiine çadırı kurup yerleşirler. Tabiî, bu yerleşme, Çapanoğlu hazırlanıp gelinceye kadar gerçekleşir. Şimdiki Yapalak'ın yeri ise bataklıktır.
Çoğluhan'a gelen Çapanoğlu hasımlarını bulamayınca aramaya başlar. Kayapınar semtinde konakladıklarını öğrenip üzerlerine yürür. Dadaloğlu o gece rüyasında; yeşil sarıklı şahıslar görür. İçlerinden birine; “Nereye gidiyorsunuz?” diye sorar. O da; “Bizimkiler zor durumdalarmış, onlara yardıma gidiyoruz” cevabını verir. Ertesi gün gördüğü rüyayı Çapanoğlu'na anlatır ve iyiye alâmet olmadığı yorumunda da bulunur. Buna rağmen Çapanoğlu hiç mi hiç aldırış etmez. Bunun üzerine Dadaloğlu, isyan eder; “Bu tutumunuz çok yanlış” deyip Çapanoğlu grubundan ayrılır.
Tespitini yaptıkları Karataş mevkiindeki çadırlara baskın yaparak, Yapalaklılarla tekrar savaşa giren Çapanoğlu bu harpte de hezimete uğrar.
Bu yenilgi üzerine Çapanoğlu'nun mahiyetinde olan, rüyasını da anlamazlıktan gelerek yenilgiye uğramasından etkilenen ve bu lüzumsuz savaşlardan hiç mi hiç hoşlanmayan Dadaloğlu, savaşı da izledikten sonra aşağıdaki şiiri, diğer deyimle destanı yazar, böylece durum da noktalanmış olur.

Gelin ey ağalar yiğit tartalım;
Görek, göz mizanı kime ağıyor!..
Mevlâm doğrulara zeval vermesin
Yine Bozoklular göğe ağıyor.

Nisbetle mi geldin pehlivanoğlu?
Sandın Beyazıt'ın kolları bağlı
Yapalaklı derler cidası dağlı
Silkip silkip kargısını sağıyor.

Karataş gediği bir düzgün ova
Çekmiş bayrağını dikmişler dağa
Kılıncına yüğrük İsmail Ağa
Çalıp çalıp dallarını eğiyor.

Hacapti(1), orduya koydu bir yankı
Bu asker içinde bulunmaz dengi
İnanın ağalar danıştı, geldi,
Söz dinlemez Çapanoğlu uyuyor.

Kaçma Çapanoğlu edilsin savaş
Askeri ardında hep verdin beleş
Sızlaşır yaralar bin oldu üleş
Karamidi (2) çalıp çalıp savıyor.

Hasan ağa dersen yiğitler bendi
Hacapti orduya koydu bir yangı
İnanman ağalar kendidir kendi
Dönüp dönüp gölgesini kovuyor.

Ömer ağayı dersen badeden içer
Sesini duyanlar akşamdan kaçar
Girgin devler gibi köpüğün saçar,
Sanarsın havadan yağmur yağıyor.

Aşığım da der ki giyme karayı
Pehlivan olanlar açtı arayı
Canik ovası mı sandın burayı
Seyfilerim top top olmuş kovuyor.

Yüce dağ başını bürüdü duman
Bozoklu çağrışır; "el aman aman!."
Salman poyraz olmuş süvari saman
Dayanılmaz zorlu zorlu dövüyor.

Dadaloğlu der ki edelim cengi
Çağrıştı aç kurtlar hep geri döndü
Kurtlar ile kuşlar seyreder cengi
Sarı aslan işte kuyruk dövüyor.



DADALOĞLU
(1):Hacı Abdi
(2):Yapalak'ta Midiler Ailesi