Çivili Kapı

   

    

        

Çivili Kapı

Eskinin uzman köşkerlerinden Elbistanlı Topal Ali'nin anlattığı çivili kapı olayı şöyle gerçekleşir:
Halen adı konuşulan ve konuşulmasına da devam edilecek âlimlerimizden İsak Hoca'nın kardeşi Mamedağa, Gariplik semtindeki üzüm bağının damında kalmaktadır.
Gece yarıdan sonra, kan uykudadır. Bağ damının iki kapısı var. Şardağı, yani batı tarafındaki kapıyı çivileyerek iptal etmiştir. Doğu, yani Ceyhan Nehri tarafındaki kapıyı kullanmaktadır. Mamedağa uykusuna hassastır. Batı kapıdan gelen hırsızlar çivileri sökerek kapıyı açmak için uğraşmaya başladıkları anda uyanır. Hırsızlara şöyle seslenir:
“....kardaşlaaaar!..(!) O kapı çivili. Boşa zahmet çekmeyiniz. Bu taraftaki kapıyı ben açıyorum. Size yarayacak pek önemli bir şey yok ama, yine de gelip bakınız. Beğendiğiniz bir şey varsa alabilirsiniz. (!)” diye seslenince, hırsızlar kaçıp giderler.” Bu durum halen yeri ve zamanı gelince söz edilip gülüşülmektedir. Ruhları şâd olsun.
Söz hırsızlıktan açılınca, değerli Hafızlarımızdan Yusuf Göçer de, kendisinin dostu, bizim de, bizlerin de dostu saatçi Nazmi ile ilgili bir anıyı şöyle anlattı:
“Zeminkat kerpiç damda teşt ve sinilerde serili domates salçasını gece gelen hırsız kovaya doldururken uyanan saatçi Nazmi Efendi yavaşça dama çıkıp yanına varır. Tepesine dikildikten sonra eğilir, fısıltı sesle:
“Kardaaş: ihtiyacın olmasa gelmez, bu domates salçasını götürmek istemezdin. Yardım edebilir miyim? Fazla kova lazım mı?” der. Şaşkına dönen hırsız yıldırım hızıyla damdan atlayarak kayıplara karışır.
Saatçi Nazmi'nin adı geçince Emekli Öğretmen aynı zamanda şair Celâlettin Akat hocamız söze karıştı:
Manevi cephenin yaşayan Yunus'u dersek pek yanılmış olmayacağımı sandığım saatçi Nazmi Efendi terminalde beklemektedir. Uzun seferden gelen otobüsten bir kadn iner. Yaşlı bir hanımefendi; "hamaaal!. hamal; geel, gel!.. Şu bavulu al beni takip et." Saatçi Nazmi Yunus'luğunu gösterir. “Bunda da var bir hikmet” der. Hanım teyzenin, bir hayli de ağır bavulunu omzuna alır. Olacak ya; “yakın” dediği ev bir hayli uzak, hava da sıcak, kan-ter içinde taşıdığı bavulu kapı önüne bırakarak dönüp hızla uzaklaşırken, hanım teyze; “Gitme evladım. Paranı al” der. Saatçi; “Ben hamal değilim. Allah rızası için size yardımcı olmak istedim” deyip ayrılır.