Mükrimîîîn!.. Mükrimîîîn!..”

Hüsamettin Yinanç

Abdulmuttalip Dere

    

        

“Mükrimîîîn!.. Mükrimîîîn!..”   

    Başlıkta okuduğunuz iki cümle, Avrupa'dan, araştırmalarda bulunmak üzere Türkiye'ye gelen bir profesörler heyetine ait.

   Elbistanın Sesi Gazetesinin “Bir Dokun” köşe yazarı Hüsamettin Yinanç'tan bizzat dinlediğim olay şöyle seyreder:

   Yıl 1958. Avrupa'dan, profesörlerden oluşan kalabalık bir heyet, Türkiye'ye gelir, bilhassa İstanbul'da araştırmalara başlar. Gündemlerinde, İstanbul Ü. hocalarından Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç'ı ziyaret ve fikir alışverişinde bulunmak da var.   

   Salona giren heyetin öncüsü; Mükrimin Halil Bey ile görüşmek istediklerini söyler. Görevli, çalışmakta olduğu sınıfı gösterir. Girdiklerinde, sınıfın boş olduğunu, ancak öte yanda tombul bir çocuğun masada kâğıtları karıştırdığını görüp geri çıkarlar. O görevliye; elini de aşağı doğru tutup öteye doğru uzatarak; “ Orada, aha şöyle küçük boylu bir çocuk var. Biz, Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç ile görüşmek istiyoruz” demeleri üzerine, önlerine  düşen görevli kapıyı çalarak içeri girip, sınıfın öte ucundaki masada oturan

zatı muhteremin yanına kadar varıp, “Aradığınız hoca işte bu adam” diye takdim eder.

   Durumu anlayan Yinanç gayet sakin. “Buyurunuz” deyip çay-kahve ikramından sonra bu, sözde profesörler grubunu mini bir imtihandan geçirmeyi kafasına koyan bilgi hazinesi Mükrimin Halil, sınıfta hocanın; “Sen kalk, sen kalk” dediği gibi, güzel bir soru yağmuruna tutar. Devamla; “Sen şu kitabı okudun mu? sen şu kitabı okudun mu?” sorularını da ekler. Ne var ki, beklediği cevabı hiçbirinden alamaz. Şoke olan, yüzlerindeki kırmızılıkları bir türlü atamayan heyet kapıdan çıkıp az ötedekilere, ellerini havaya kaldırıp,( tabiî büyüklüğünü anlatmaya çalışmaktadırlar) “Mükrimîîîn!.. Mükrimîîîn!” diyerek salondan ayrılırlar.   

   Daha sonra Mükrimin Bey, arkadaşı Halis  Beye; geçen serancamı ve komik durumu anlatır; “ Hayret doğrusu, bunlar nasıl profesör olmuş?” demekten kendini alamaz.

                     * * *

"Bir Yıl Dersimiz Hz. Ali"   

 

   Sınıfta ders vermekte ve orta çağı anlatmakta olan Mükrimin Halil Hoca; “Konu Hz. Ali (R.A.)” der. Biraz anlatır. Ancak, her nasılsa uzatmayıp dersi kısa kesince, arkadaki öğrencinin biri, usulca; “Anlaşıldı, anlaşıldı. Hoca, Hz. Ali hakkında geniş malûmata sahip değil” der.

   Bunu duyan Mükrimin Halil Yinanç; “Hazırlanın çocuklar!.. Yarından itibaren başlamak üzere, bir yıl dersimiz Hz. Ali olacaktır” diye seslenir.

   Anlaşılır ki, Hz. Ali, değil bir iki saat, bir yıl boyu anlatılırsa, O'nun yüceliği, İslâm Dini uğrunda vermiş olduğu mücadele ve de savaşlardaki kahramanlıkları ancak anlatılabilir imajını sergiler, sınıfça bu anlamlı yorumda ittifak ederler.   

   Kaynak: Şair, yazar Abdulmuttalip Dere