Samanlığın Takası

    

        

Samanlığın Takası

“…Bu başlık da ne demek?” diyenlerin olacağını sanıyorum. Haklıdırlar da. Önü yok, sonu yok, bu kitabın yazarı olarak ben de diyorum ki: “Samanlığın takası ne demek?”
Bu iki tuhaf kelimenin nerede, ne için kullanıldığının ve de geçen serencamın izahına çalışacağım.
Sinema ve tiyatro sanatçılarına malzeme olması kuvvetle muhtemel ilginç olay, Kahramanmaraş ilinin Elbistan ilçesine bağlı Anbarcık köyü ile (Söğütlü adıyla şimdi kasaba) Beyyurdu köyü arasında yaşanır. Yıl 1921.
“Anbarcıklı Nuruşah” namı ile anılan Nuruşah Uğur, köyün sofrası açıklarından olduğu gibi aynı zamanda ağa ve de telepati ilmini iyi bilen bir uzmandır.
Oğlu Hacı Ahmet evlenme çağına gelmiştir. Nuruşah zeki insan. Başka kapı veya kapılar çalmaya gerek görmez. Ünlü Kozanoğlu beylerinden koparak Elbistan'ın Sultankorusu bölgesi, diğer deyimle yaylasından yer seçip Beyyurdu köyünü kuran, aynı zamanda yakın akrabası olan Ali Bey'in kızı Zarife'ye talip olmayı düşünür. Muhterem eşi, halk dilinde; “Meyrey” diye anılan Meryem hanımefendiye fikrini açıklar. O da; “Çok iyi düşünmüşsünüz” der. Dayızadesi olup bu vesile ile akrabalık bağlarını tazeleyecektir. Bu düşünce çerçevesinde gidip; Allah'ın emri, peygamberimiz (S.A.V) kavlini anarak talip olur.
Ali Bey, ailece düşünürler. Nuruşah, yeğenidir. Üstelik, Anbarcık ve civarının ağası, diğer deyimle adı konuşulan bir şahsiyetidir. Onun oğlu da mutlaka iyi bir delikanlıdır. Anlayış gösterip kızı verirler. Nişan işi tamam. Birkaç hafta sonra hazırlık görülür, düğün başlar.
Kız almaya giden seğmenlerin içinde yeteri kadar pehlivan da gitmektedir, götürülmektedir. Çünkü kız tarafının pehlivanları ile oğlan tarafının pehlivanlarının kıran kırana güreş yapmaları âdettir. Bakalım şalvar oğlan tarafında mı kalacak? kız tarafında mı?. İşin en önemli yanı; kız babası Ali Bey, oldukça onurlu bir ağa. Yenilen taraf olmayı hiç mi hiç istemez.
Beyyurduluların gönülleri kadar güreş yapılacak çayırlıkları da geniş. Ancak, kökten akraba olan bu iki ağa, o anda hısım değil sanki hasım. Güreş son derece iddialı. Öyle ki, âdeta etrafı sallayacak bir güreş. Bu sebeple çevre köylerden büyük bir kalabalık katılmıştır. Katılacak pehlivanlar grup halinde ayrı yerlere oturmuşlardır. Hülasâ, hakem (cazgır) davulcuya; “köroğlunu çal” talimatını verir, güreş başlar.
Anbarcık grubu galip gelme yolunda. Derken başpehlivanlıkta da galip gelince; “Gelinimizi verin, gidelim” derler. Ne mümkün… Ali Bey; “Ben, Afşin tarafından pehlivan getirtiyorum. Ismarladığım pehlivanlar gelir gelmez güreş devam edecek. Güreş bitmeden kız alıp gitme yok!...” der.
Bu gibi işlerde her zaman kız tarafının dediği olur. “Kız tarafı bıçak, oğlan tarafı peynir, kes babam kes” diye de yöremize has bir deyim var. Bu değişmez bir kuraldır. Bu kuralın dışına çıkan oğlan tarafına verilen cevap; “Canı isterse, çengelde kokmuş etimiz yok” şeklinde olduğu bilinmektedir. Bu itibarla Kozanoğlu Ali Bey'in sözü emir kabul edilir.
Afşin tarafından tanınmış pehlivanlar çağrıla ve geledursun. Ali Beye birkaç ispiyoncu şu ihbarda bulunur:
“…Ağa, ağa; sen farkında değilsin. Biz dikkat ettik, damadın babası Nuruşah Hoca var ya; pehlivanlar kapışır kapışmaz hemen kendi tarafının kazanması için mercimek gibi ufak taşlara okuyup üfürdükten sonra, Anbarcık pehlivanlarının oturduğu tarafa fiskeyle atıyor.” Bu ihbarı alan Ali Bey; “Afşin'den pehlivanlarımız geliyor. Güreş başlar başlamaz tekrar dikkat edin. Eğer yine okuyup üflemesi devam ederse bana haber verin. Ona yapacağımı ben bilirim.” der. Afşin pehlivanları gelmiştir. Ünlü güreşçi Camız Ali de birliktedir. Ertesi gün güreş başlar. Olacak ya, Anbarcık grubu yine yavaş yavaş galip gelme hareketi gösterir.
İspiyoncular Ali Bey'e; “Ağa, çok iyi bakıp izledik. Nuruşah Hoca, Vallahi, Billahi, önceki gibi yine mercimek büyüklüğündeki taşlara okuyup üfürüyor, fiskeyle atıyor. Onun için bak Afşin'den gelen grubunuzdaki pehlivanlar da yıkılacak gibi.” Ali Bey sinirlenip; “Nuruşah Hocayı tutup şu samanlığa hapsedin” emrini verir. Gereken yapılmıştır. Fakat, yenilgi devam eder. Özel görevli gibi, ispiyoncular Ali Bey'e; “Ağa bak, hoca yine okuyup fiskeyle samanlığın takasından ufak taşları atıyor” ihbarında bulunmaları üzerine, yine sinirlenen Ali Bey; bu kere de; “Ulan çabuk olun; samanlığın takasını, harar, çuval, çar-çapıt ne varsa getirip kapatınız.” emrini verir. Gereken yapılırken sırada bölge başpehlivanlarından Afşinli Camız Ali ile Anbarcıklı Kanbur Mıstık (Mustafa Yıldırım)'a gelmiştir. Ne var ki Camız Ali de yenilmiş, güreş sona ermiştir. Seğmenler gelini ata bindirip hareket edecekleri sırada enteresan bir olaya daha zemin hazırlanır:
Ali Bey'in kardeşi İsmail Ağa'nın çok maharetli ve sevimli bir bocusu (küçük köpek) vardır. Seğmenlerden birisinin hoşuna gidip “Mühim bir şey değil. Altı-üstü ufak bir köpek. Bunu ben götüreyim” deyip koynuna saklar. Az sonra bocunun kaybolduğu anlaşılır. İsmail Ağa, mavzerini alıp ata binmesiyle mahmuzlara dokunması bir olur. Kese yoldan; Karamağara köyünün batı güney tepesindeki Poyraz Pınarında pusu kurup beklemeye başlar. Gelinin bindiği at önde, atım (Ateş etme) sahasına gelen düğün alayını şoke etmek için havaya bir şarjör boşalttıktan sonra; “Benim bocumu seğmenlerin biri çalmış. Bu bocu verilmezse, ete sıkarım. Ölmek var, dönmek yok” diye haykırır. Bocuyu önemsiz diye koynuna saklayan seğmen hemen iletip İsmail Ağa'ya teslim eder.
Nasrettin Hoca'nın; “yorgan gitti, kavga bitti” dediği komedi gibi o anda yaşanan kavga da sona erer.
Kaynak: Babası merhum Hacı Ahmet Efendiden bizzat dinleyen şair Hacı Hasan Uğur.