|
Yıkılmak Üzere Olan Yuva
İlginç olay; Malatya ili, Darende ilçesine bağlı Balaban kasabasında
(eskiden nahiye idi) yaşanır.
Yıl 1955'ler. Abidi efendinin (Çiftçi) eşi Fedime hanım bir meseleden küsüp,
Karpuz Haceli'nin (Karpuzoğlu) eşi olan ablası Rabia hanımın evine gider.
Yemek, çamaşır v.s. işler yönünden Abidi efendi çok sıkıntılı. Güne günler
eklenir, halen eşi gelmemiştir. Araya giren komşuların, hatta akrabaların
ricası yetersiz kalmıştır. “Odunum” deyip parasını kabul etmeyen gibi
inadını sürdürmektedir. Perişanlık had safhaya çıkar. Birgün bacanağı Karpuz
Haceli'yi evine çağırır. “Şu halimi gör” ifadesi üzerine; “Buna bir çare
bulmalıyız” fikrinde ittifak ederler. “Ne yapalım, ne yapalım?” meşveret
(Müzakere) sırasında biraz da cin fikirli olan Abidi; “Haceli!. Haceli!.;
çaresini buldum, buldum” der ve buluşunu şöyle açıklar: “Baldızın Fedime bu
katı inadını sürdüreceğe benziyor. Ben evinize geleyim. Tartışma başlatayım.
Ses tonumu yükselterek-indirerek “Kalk gidelim” derim. “İllâda odunum” derse
(ki diyeceğe benziyor) o anda sen araya girerek şöyle de:”
“ 'Abidi; madem ki Fedime, bu kadar aracıyı kırdı. Gitmeme de ısrarlı. Şu
duruma göre yola geleceğe de benzemiyor. Bunun bir çaresini bulmamız lâzım;
yanlış anlamayınız, Teklifim şu: “Ablası Rabia hanımı sen götür. Fedime bana
kalsın' dersen bu sorun çözülür.” Bu senaryonun uygulanması üzerine; “Hay
yürekten vurulasın HACALİ. Bu nasıl söz? Abidi efendi, kalk evimize gidelim”
der. Böylece Abidi Çiftçi bozulmak üzere olan yuvasını keskin zekâsı
sayesinde yeniden kurar, huzurlu yaşamları devam eder. Bu kavga da Abidi'ye
ders olur. Bir daha Fedime hanımı incitmez. Huzurlu yaşamları ömür boyu
devam eder. Ruhları şâd olsun.
“Gönlümle mi Gidiyorum Kahpe!..”
Olay, yine Abidi Çiftçi'nin evinde yaşanır. Espri ve şakacılığı ile
muhitinde tanınan Abidi Çiftçi, ağır hasta. Can alıp can vermektedir. Azrail
başucunda, ruhunu almak üzere. Odası, komşudan gelen kadın ve erkeklerle
tıklım tıklım dolu. Herkes derin bir üzüntü içinde. Muhterem eşi Fedime
Çiftçi hanım yüksek sesle şöyle ağlıyor:
“ Kocacığııım, yiğidiiim!.. bizleri nasıl bırakıp gidiyorsun? SÖYLE NASIL
BIRAKIP GİDECEKSİN?” diyerek feryat edişinden rahatsız olan Abidi efendi;
“Kahpe!... gönlümle mi gidiyorum? Keyfimden mi gidiyorumm?” diye Fedime
hanımı azarlar.
Ömrü şenlikle geçen Abidi Efendi; son nefesinde de cemaati güldürür. Az
sonra da Allah'ın rahmetine kavuşur. Ruhu ve ruhları şâd olsun.
Çocukların Ağabeyi ve Sevgilisi
İlgilisi yine Abidi efendi. Yine ondan bahsedeceğiz. Abidi efendiyi,
büyükler kadar çocuklar da sever, sayar.
Bir gün, etrafı çalılarla çevrili tarlasında çift sürdüğünü gören
çocuklardan birkaçı, “Abidi amcayı sinirlendirelim” derler. Tarlanın
kıyısındaki çalıların içinden işaret parmaklarını kaldırıp, indirerek; “Abidiii!..,
Abidiii!...” diye mûziplik yapmaya başlarlar. Bunlara tepkisi sert olur.
Kovalayarak yakalayıp kulaklarını çekmek ister. Yetişmek ne mümkün. Biraz
sonra tekrar gelip muzipliklerini devam ettirmeleri üzerine çifti durdurur.
Samı bağlarını çözer. Öküzleri önüne katıp, ancak evine dönerek sinirini
yatıştırır.
Kaynak: Balaban'dan merhum Gazi Atmaca'nın eşi avukat İbrahim Atmaca'nın
annesi Naciye Atmaca ve “Kasap Hasan” namı ile anılan Hasan Bozdoğan ve
eğitimci-yazar Mehmet Gülseren.
|