“Hayırlı Olsun”a Geldiği
Gelini Boşayan Misafir

 

    

        

“Hayırlı Olsun”a Geldiği
Gelini Boşayan Misafir


Malatya ili Darende ilçesi Yenice kasabası (eskiden köy idi) Aşağı mahallesinden “Demirci Hamit” namı ile anılan Hamit Ekici'den bizzat dinlediğim, ilgilisinin de soyadını Mehmet Fırat'tan aldığım ilginçten de ilginç olay Akçadağ'a bağlı Taşevler (Amoklı) Köyü Taşolar mezrası ile Kozluca köyü (şimdi kasaba) arasında yaşanır.
Yıl 1955. Ay, Temmuz'un sonu. Mulla Karadoğan komşu köy Kozluca'daki, öz kardeşi gibi sevdiği dostu A.E.'nin olağanüstü bir durumdan dolayı çağrıldığı düğününe gidemez. Ezikliğini de bir türlü içinden atamaz. 15-20 gün sonra; “Hayırlı olsuna gideyim” der. Bir adet Cumhuriyet altını alıp, geç de olsa takıntı takıp hayırlı olsun diyecek, düğüne gelemediği için de özür dileyecektir. Rencide olur düşüncesi ile ad ve soyadı üzerinde durmadığımız A.E.'nin evine varır. Gelin ve 10 yaşlarındaki kızları dışında hepsi ekin biçmeye gitmiştir. “Buyurunuz” edilen eve giren Mulla Karadoğan, serilen mindere oturur. O, oturadursun.
Gelin, sözde ev işiyle meşgul olmaktadır. Fakat; ev içindeki gezip-dolaşışından, davranışından kafası bir şey almayan Mulla efendi, zekâsını ölçmek için; “Kızım bir tas su getir” der. Getirdiği su tasını eğilerek verecekken, kendisi ayakta, su tasını da başından yukarıda tutar. Tam bir komedi. Biraz bekler. Biraz daha bekler. Suyu başından yukarıda tutmaya devam eden gelin hanıma; “Sağol kızım, susuzluğum gitti” der. Gelin, suyu akabinde az ötedeki sitile (Su kabına); “Canın isterse iç” dercesine şarıldatarak aktarır. Zekâ odası duvarından en az yarısının eksik olduğuna karar verir. Ancak, “Bir imtihan daha yapayım” deyip tekrar çağırdığı geline; “Kızım, git bana keklik yumurtası büyüklüğünde 9 tane yuvarlak taş topla gel” der. Gelin yarım saate yakın gidip yuvarlak taş bulup gelir. Bu tatbikatla da, zekâ odası diğer duvarının da olmadığını tamı tamına anlamış olur.
“Gelin kızım, gel önüme otur bakalım” der. Diz çöküp oturan gelin hanıma; “..Ben, A.E.'nin yakın dostuyum. Senin kocan olan oğlu M. benim evladım sayılır. Allah'ın emri ile gelin geldin. Almak farz, boşamak sünnet dinimizde. Kocayın manevi babasıyım. Ona vekâleten, Allah'ın emriyle (!) 3'den 9'a seni boşuyorum” deyip, taşları odaya saçar (Mahalli deyimle; “Taşını attım” demektir). Çeyiz olarak neyin varsa al, doğru baban evine git” der. Gelinden itiraz yok. 30'a 20 cm² genişliğinde bir sandığı var. Yazma, bürük ve mendillerini muhafaza eden sandığını alıp gider. 2 dakika sonra tekrar gelir. Duvarda asılı halı ipinden örülmüş torbayı unutmuş, onu da alıp gider.
Bu manzaranın tam gerçekleşmesi karşısında şaşkına dönen evin kızı 1.5 km. mesafede ekin biçen baba, anne ve âbisine koşarak gidip; “Baba!.. baba; bir adam geldi. Gelinimizi boşadı” der. A.E.; “..bu nasıl pezevenkmiş de, gelinimi boşuyor? Bu da olacak iş mi?” deyip küplere binerek eve hareket eder.
Mulla efendi akıllı adam. A.E'ye durumun seyrini anlatmak zaman işi. Kapıyı arkadan kilitleyecek anahtar veya sürgü de yok. Öfkede akıl olmaz. “Ne yapayım? Ne yapayım?” der. Yorgan, döşek, halı-kilim ne varsa kapının arkasına yığar. O zamana kadar A.E.'de gelir. Tepiği vurup, “Ulan pezevenk aç kapıyı. Sen kimsin? Sen Avukat mısın ki, vekâlet verdik de gelinimizi boşuyor veya boşatıyorsun? Açan-açman ses ve gürültüye komşular toplanır. Mulla içerden tanıdık seslere ses verir; “Siz, A.E.'yi yatıştırın. Anlatayım. Benim haklı olduğuma karar vereceksiniz” der. A.E.'nin öfkesinin geçmesini sağlayan komşular, kapıyı açtırırlar. Bir de bakar ki, çok sevdiği dostu Mulla Karadoğan. Ancak, olay çok anormal bir şey olduğu için halen sinirini yenememiş, uyguladığı duruma da bir anlam verememiştir.
Yataklar, halı ve kilimler yerine konur, serilir. Mulla Efendi, işin seyrini anlatırken damat M. eline ayağına kapanır. “Mullemmi, ben kan ağlıyorum. Beni, bu dengesiz gelinden kurtar, halım, hal değil” diye yalvarır. Durumu o anda öğrenen baba A.E. iyice öfkesini yener. “Ne yapalım, ne yapalım?” meşveretine başlarlar. Mulla Efendi; “ Galiba senin 12 koyunun var. Onları sat. Ben de bir o kadar kıyak çıkayım. Komşunuzdan filanın kızını alalım” önerisinde bulunur. Bu teklifte ittifak ederler. Hemen kıza talip olurlar. Allah da yazmış, onlar da uygun bulup kızı verirler. Bir hafta içinde; “Al bunda, ver bunda” geleneğini uygulayıp gelini getirirler, olay da böylece kapanmış olur.
Not; Böyle dost, dostlar başına. Şu samimiyete bakınız. Özetle, bu dostluğa imrenmemek elde mi? Ruhları şâd olsun.