Havada Uçan Dam

 

 

    

        

Havada Uçan Dam

Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesinin Kızılcaoba Mahallesi'nden olup, Elbistan buğday pazarının tanınmış tüccarlarından İhsan Topsakal'dan bizzat dinlediğim ilginç olaydan bahsetmek istiyorum bu bölümde:
1900'lü yıllarda Yemen Harbine giden 10 binlerce askerimizin, bilhassa İngiliz'lerin ve hatta Arapların kalleş oyunları ile bir nevi toplu katliam misali şehit edildikleri hafızalardan silinmiş değil. Atatürk de, bu dramatizeli dönemin içinden, keskin zekâsı, aslan gibi cesareti ve kurnazlığı sayesinde süzülüp gelen dehalarımızdandır.
Bu harpten, nadiren de olsa sağ gelenler olduğu bilinmektedir. Tabiî; adını o anda hatırlamadığı Kızılcaoba'lı bir gazi Yemen'den dönmüştür. Yemen'de 9 yıl kalan bir gazi. y
Çıtak Hasan'ın odası tıklım tıklım cemaatle dolu. Gaziden sorarlar; “Anlat bakalım, Yemen harbinde uzun süre askerlik yaptın. Bu, 9 yılın nasıl geçti?”
Gazi; “Nasıl deyim, nasıl anlatıyım. Bulunduğumuz birliğin üzerine havadan bir dam geliyor. Üzerimize harıl harıl mermi yağdırıp gidiyor. Az sonra, etrafımıza göz atıyoruz ki, sağ kalan çok az, hep şehit olmuşlar.” Dikkat edilecek olursa uçak lafı yok…
“Bu haber inanılacak gibi değil. Dam havada kuş gibi uçacak. Osmanlı askerinin üzerine mermi yağdırıp dönecek ve bu durum tekrarlana tekrarlana askerimiz hezimete uğrayıp şehit edilecek. Akıl mantık işi değil(!)” denir.
Bu söze, bu habere cemaat içinden inanan olmaz. Herkes birbirinin gözüne bakar. “Kafayı üşütmüş galiba?” diyenler olur. Uçak (tayyare) kimin akılana gelir.
Vakit geçmiştir. Gazi yorgun. Biraz sonra kalkıp gider. Odanın akıl danelerinden (!); “Bu adam yalan söyledi. Yalan söyleyenin nikâhı gider” diyenler olur. Hemen, bir hoca, iki şahit oluşturulur. “Gidip bu adamın nikâhını tazeleyeceksiniz” denir. “Çünkü, dam havada uçmaz. Yalan söylediği kesin (!).” deyip bu uygulamayı yaparlar.
600 küsur sene, dünyanın üçte ikisine hükmeden Osmanlı Devletinin hükümranlığı artısıdır. Böyle, geniş bir zaman içinde Kur'an-ı Kerimin tefsirini yaptırmaması da eksi yönüdür. Eğer, Kur'an-ı Kerim'in; teknolojiye verdiği önem, “Ay'ı, güneşi, yeri göğü emrinize âmâde kıldım” âyetlerindeki sır, âlimlerce çözüme kavuşturulsaydı, şimdi uzaya gidenler biz Müslümanlar olurduk. Var mı bunun başka bir izahı diye düşünüyorum.
Not: Kur'an-ı Kerimin tefsirinin Atatürk döneminde yazılmaya başlandığı bilinmektedir.