|
Buğday Sapının, Bir Yiğidi
Kurtarması Olayı
Cephede, buğday sapı yığınının bir can kurtarması ve de sonucunun ilginçliği
dolayısıyla kitabıma taşıdığım olay; Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesi
Sultanlar köyü ile Afyon ili bölgesi arasında yaşanır, olay şöyle seyreder:
Yıl 1919. Atatürk ve silâh arkadaşları, son derece güvendiği Türk milletine
sırtını vererek, yurdumuzu işgal etmek isteyen düşmanlara karşı seferberlik
ilan etmiş, cephede savaş kızıştıkça kızışmıştır. Sultanlar köyü
KARATULUKLAR kabilesinden Salman Efendi de (Eşlik) bu savaşa, yani KURTULUŞ
SAVAŞINA katılanlardan. Sonraki yıllarda; “Ben Atatürk'ün, İsmet Paşanın
silah arkadaşıyım. Öyle ki: O, dâhi ile, öteki kumandan İsmet Paşa ile
dirsek dirseğe düşmanla çarpıştık” diye övünenlerden.
Tarih, Ağustos ayının ortaları. KOCATEPE bölgesinde Yunan askerlerince, Türk
birliğinden bir grup ablukaya alınmış, çember daralmış, can kaybı arttıkça
artmış, artması da sürmektedir.
Salman, bu sırada bir harp taktiği uygular, yığın halinde olan buğday
sapının içine pratik bir şekilde saklanmayı başarır. Şüphelenen iki Yunan
askeri buğday sapını süngüyle bir hayli çakıştırarak arar. Bu sırada
süngünün biri Salman'ın baldırına çakılır. Buna rağmen kıpırdamaz. Düşman
askerleri sap içinde kimse kalmadığına kanaat getirip orayı terk ederler.
Baldırından derin yara alan ve kan kaybı devam eden Salman akşam olunca
dışarı çıkar. İlk iş kanı durdurmak olacaktır. Aksi halde öleceğini bilen
Salman, palaskasını çıkartır. Kasaturanın keskin ağzı ile palaskayı
törpüleyip üğüntüsünü (ununu) yaranın üstüne basıp bez ile bağlayarak kanı
durdurur.
Her taraf kan gölü. Şehit olan arkadaşlarının naaşlarını akşam kararmadan
ağlaya ağlaya izler. Birliğinden sağ kalanların nerede kaldığını bilemez,
arar arar bulamaz “Ben kayboldum, başa gelen çekilir” der. Birliğinin
araştırması sonuç vermeyince şehitler listesine alınır, hafta içinde durum
Pazarcık Askerlik Şubesi'ne bildirilir. Akabinde, Sultanlar köyü
Karatuluklar Ailesine durum tebliğ edilmiş, köy halkınca acı paylaşılmış,
ruhuna Kur'an hatmedilip bağışlanmış, taziye faslı sona ermiştir.
Biz gelelim Salman'ın durumuna: Yaralı olduğu için yol kat edip mesafe
alması oldukça zor. Ancak; bu zoru da başarmak zorundadır. Açlık ise en
önemli sorunu. Amma ve lâkin yapacak bir şey yok. Bazen orman, bazen de
kayalıklar sanki mekânıdır. Ot, kök yiyerek, rastladığı bazı köylerden
aldığı çok az miktarda ekmek ile acından ölmemeye özen gösterirken gece
yıldızların hesabı ve ayın, güneşin doğuş yönleri ile doğu istikametine
yönelir. Bu sırada düşmanın denize döküldüğünden, hezimete uğratıldığından
habersiz. Yaralı aslan durumunda olan Salman, kaplumbağa yürüyüşü ile birkaç
hafta sonra Pazarcık'a ve oradan da Sultanlar köyüne ulaşır.
Vakit sabah. Güneş doğmuş, köylü de işe dağılmaya başlamıştır. Köyün
kıyısında Salman Efendi'nin eşi Meryem Hanım oğlak otlatmaktadır. Kendisine
doğru yabancı bir erkeğin yaklaştığını gören Meryem Hanım; “Sen kimsin?
Necisin? Neden üzerime doğru geliyorsun? Yolu görmüyor musun? Uzaklaş
yanımdan!” diye uyarıda ve “Şimdi bir seslenirsem gör başına gelecekleri
!..” diye sert bir ihtarda bulunur. Bu sırada Salman biraz daha yaklaşır;
“Meryem, tanımadın mı? Ben kocan Salman'ım” demesi ile göz göze gelirler.
Şehit olduğu ilan edilen, ruhuna Kur'an hatmedilip bağışlanan Salman'ın
dirilip gelmesi düşünülür mü? Bu, “Olsa olsa hortlak olur.” Kuşkusuna
kapılıp, korkusundan bayılarak yere yıkılır. Meryem Hanımın ayıkması için,
belindeki matarayı çıkartıp başına su döker, yüzüne gözüne serper. Kalbine
masaj yapar. Neden sonra gözünü açar. Şoku bir türlü üzerinden atamayan
Meryem Hanım kocası Salman Efendi'ye meczup gibi bakmakta, kendisini bir
türlü toparlayamamakta, şaşkınlığı sürmektedir.
“Bu adam kocam Salman ama; nasıl dirilip gelmiş?” kuşku ve düşüncesine
dalan, bir türlü gözlerine inanamayan, hafızası bir türlü almayan Meryem
Hanımın şaşkınlığını anlayan Salman Efendi, başından geçen serancamı uzun
uzun anlatmaya başlar. Anlattıkça kendine gelir. Daha sonra, baldırındaki
süngü yarasını da gösterince, iyice aklı başına gelen Meryem Hanım kocası
Salman Efendi ile köye, az sonra da evlerine girerler.
Bu mutluluk karşısında Salman-Meryem Eşlik ailesi ve O aile kadar da
Sultanlar köyü halkı düğün bayram şenliği yapar, günlerce hoş geldin ve
geçmiş olsun faslı sürer.
Kaynak: Merhum Salman-Meryem Eşlik ailesinin torunu, Süleyman Eşlik'in oğlu
Elbistan Devlet Hastanesi Müdür Yardımcısı Mustafa Eşlik.
Not; Bu vatanı düşman işgalinden; dedelerimizin nasıl ve ne şartlar altında
kurtardıklarını belgelemek ve bu günkü gençliğe bütün çıplaklığı ile
anlatmak açısından durumu kitabıma taşımış bulunuyorum.
Gençler!.. Gençler!.: Atalarımızın kanı ile yoğrulmuş bu vatan topraklarının
kıymetini bilelim, el ve işbirliği ile teknoloji dalında, bilhassa harp
sanayiînde hergün biraz daha ileri gitmenin çarelerine bakalım, özetle çağa
ayak uydurmak konusunda asla ihmal etmeyelim. |