Kalaycı Pehlivan

    


Kalaycı Pehlivan

Hayatında güreşmediği halde güreşe soyunup, güreşmeden berabere kalma olayı, Kahramanmaraş ili Afşin ilçesi ile Sivas'a bağlı Kangal ilçesinin Deliklitaş köyü arasında yaşanır, ilginç olay şöyle seyreder:
Yıl 1956'lar. Afşin'in eski ustalarından Bıçakçı Hüseyin; iyi bir bıçakçı olmasının yanında iyi bir avcı, aynı zamanda iyi de bir kalaycı ustasıdır.
Avcılar ava gidecekleri zaman “avcıbaşı” kabul ettikleri Bıçakçı Hüseyin'i önlerine katarlar. “Bu gün hangi av muhitine gidelim?” meşvereti gereksiz. O hangi tarafa işaret ederse o tarafa gidilir. Herhangi bir sebepten kendisi ava gidemediği zaman kekliğini emanet almak için, akla/karayı seçtikleri bilinmektedir. Çünkü, Harran ovasından getirttirdiği bu kekliğin üzerine öten keklik yoktur. Yukarıda da sözü geçtiği gibi, kendisi ava gidemediği zaman kekliği minnet rica emanet isteyenler olduğu gibi, günlük, haftalık kiralayanlar da olur. Ayrıca bu kekliğe oğlakları ile birlikte iki adet süt keçisi verdikleri halde alamadıklarını o günün avcıları söz eder. Ayrıca şen ve şakraktır da. Bir esprisini söz etmeden geçemeyeceğim; kekliğine yedirmek için ceketinin cebine doldurduğu ceviz içini, keklikçiler kahvehanesinde askıya astığında çaktırmadan, muziplik olsun diye avuçlayan arkadaşını çok sonra öğrenen Bıçakçı Hüseyin; “amma etmişsin. Âfiyet olsun.” deyip gülüştükleri bilinir.
Neyse, biz dönelim esas meselemize. Bıçakçı Hüseyin, kalaycılık yapmak üzere Sivas tarafına gidip vardığı her köyde bazan bir, bazan iki hafta kalarak köyün tüm bakır kaplarını kalaylamak suretiyle geçimini sağlamaktadır. Son gittiği yer Sivas'a bağlı Kangal ilçesinin Deliklitaş köyüdür. Köy oldukça büyük. Burada en az 10 gün kalacaktır. Hüseyin Usta kap kalaylamaya devam ededursun, köyün ileri gelen birisinin, diğer deyimle ağasının düğünü var. Bilhassa o bölgede düğünlerde güreş gelenekseldir. Güreşe, pehlivanları imrendirecek ikramiye konulmuş, etraf köyler de davet edilmiştir. Oldukça iddialı olan güreş başlamış, davulcu Köroğlu havasını çalmaya devam etmektedir. Sözkonusu güreşin final müsabakaları yapılırken, yıllarca anlaşamayan iki kabilenin ileri gelenleri, taraf tutmaya başlayınca; iş daha da ciddileşir. Öyle ki, olası bir kavgaya zemin hazır gibi.
Sıra baş pehlivanların güreşine gelmiştir. O fasıl başlar. Birkaç el tuttuktan sonra haliyle bir tarafın tuttuğu pehlivan, diğer tarafın pehlivanını tuş edince, ortalık birden alevlenir. O sırada, el altından, yenilen taraf ağanın adamlarından biri kulağına eğilerek; “ağam, Afşin'liler doğma/büyüme güreşçi olurlar. İsterseniz şu kalaycıyı adımıza güreştirelim” diye fısıldaması üzerine; “derhal bulun, getirin!” der ve karşı tarafa da “güreş henüz bitmedi, daha güreştirecek pehlivanımız var” duyurusunda bulunulur.
Bilmezler ki, kalaycının, hayatında hiç güreş tutmadığını ve de soyunmadığını. O, güreşe ilgisiz. İzlemeye bile gelmemiştir. Kalay işleriyle meşgulken, ağanın adamları gelip durumu anlatır ve; “ağa seni çağırıyor, güreşe soyunacaksın” derler. Kalaycı; “benim iri yarı olmama bakmayınız. Hiç güreşmedim.” der, ama bir türlü derdini anlatamaz. Bu gövdenin sahibi güreşemez olur mu?” deyip adamı haline bırakmayarak apar-topar tutup güreş meydanına götürürler. Öyle ki, nefesler tutulmuş, herkes gelecek olan pehlivanı beklemektedir.
Huzura varınca, kalaycıya ağa, gizlice der ki; “Bak oğlum! Bugün benim ölüm/kalım savaşımdır. Ne istersen vereceğim, yeter ki beni mahcup etme!.”
Ne yapsın kalaycı Hüseyin.. Görevlendirdiği kişiler gibi, ağaya da söz kâr etmiyeceği kesin. “Peki efendim, güreşeyim” der. Tabiî bu nazlanma zaman alır, ister istemez gecikir. Zannediliyor ki, öbür tarafın korkusundan güreşmeyecek. Uzatmayalım, ağanın adamları; kalaycının, kimi kasketini, kimi çarığını/çorabını çıkartarak güreş şalvarını giydirirler.
Mevsim ilkbahar. Yoğun bulut havayı tamı tamına kaplamış, gök gürleyip şimşek sürekli çakmaya başlamış, yağmur; “yağdım, yağacağım” diyor sanki. San ki demek de fazladan. Kalaycı Hüseyin, nam-ı diğer Bıçakçı Hüseyin içinden; “Allah'ım, iki cihan serveri Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) yüzü suyu hörmetine, İsa Aleyhisselam ve Afşin'de yatan Mağara Yarenleri YEDİ UYURLARIYIN yüzü hörmetine, ben güreşe dalmadan (başlamadan) yoğun bir yağmur ver” deyip sürekli dua ettiği dudaklarının kıpırdamasından anlaşılmakta, ne deyip ne yalvardığını ise yalnız kendisi bilmektedir. Ancak izleyicilerden bu durumu fark eden çok az.. Daha sonra, “sen ne diyordun sahayı dolaşıp peşrev çekerken?” diye soranlara; sözü geçen duayı yaptığını bizzat ifade etmiş, durumu apaçık anlatmıştır. O, orada dursun. Rakibi olan pehlivan dalış yapmak istediği anda, kendisi çaktırmadan kaçamak yapmakta, ağırdan alarak, gûya peşrev çekiyormuş gibi sahayı kavis çizip tur yapmakta, yarım yamalak çektiği sözde peşrevi uzatmakta, karşı pehlivanın dalışına fırsat vermemeye özen göstermekte, misilleme yapmayı çaktırmadan reddetmekte, kucaklaşmayı uzatmaktadır.. Boy 1.95, kilo 105. O biçim de yakışıklı. “Böyle pehlivan ancak Afşin'den çıkar, maşallah” diyen diyene. Bu cüsse ve peşrev karşısında rakibi pehlivanın korkuya ve paniğe kapıldığı da gözden kaçmamaktadır. Sık sık eğilip elini toprağa vurup kaldırdıkça kendine iyi bir pehlivan edası veren Kalaycı Hüseyin'in duası kabul olur. Bir yağmur başlar ki, yerden mi yağıyor, gökten mi yağıyor belirsiz âdetâ. Herkes başı canı kaytına düşmüş, “az ıslanayım” diye kaçan kaçana. Sürekli Köroğlu havasını çalan davulcu çoktan susmuş, onlar da kaçanlar arasına karışmışlardır. Çamaşır ve elbiselerini kucaklayıp kaçanlar arasına karışan her iki pehlivanı ise hakem heyeti “berabere kaldı” ilan etmiştir.
Böylece, Kalaycı Pahlivanın ister istemez güreşe soyundurulması , köyde oldukça elektriklenen havayı, güreşmeden, duası sayesinde olsa gerek yatıştırmış, muhtemel bir kavga da kendiliğinden önlenmiştir.
Kaynak; Kalaycı, namı diğeri Bıçakçı Hüseyin'den bizzat dinleyen, yazar-şair Ahmet Süreyya Durna. Ben de, Turna'dan bizzat dinledim ve Haber Elbistan gazetesinde yayınlanan makalesinden faydalandım. İlginçliği dolayısıyla durumu kitabıma taşımış bulunuyorum.
Not; Ömründe güreşmediği için zorla güreşe soyundurulan Bıçakçı Hüseyin'in, darda kalması karşısında Allaha candan, (dikkat ediniz candan diyorum) yalvarışının boşa gitmediği açık. Demek oluyor ki her darda kalan kişi Allaha candan yalvardığı takdirde o zoru aşacağı kendiliğinden anlaşılmaktadır. Hatırlatmak istedim.

Elbistanın Sesi Yayınları
- 2 -

GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan