Darende ilçesine bağlı Balaban Nahiyesinden (şimdi kasaba) tuz yıkaması ile de tanınan Kekeç Hasan'ın kayın validesi Asiye Teyze; (Tontu) saf, saflığını gölgeleyecek kadar da güleç yüzlü ve de hoşgörülü olmasındandır ki komşuları tarafından oldukça sevilen ve saygı duyulanlardan.
Şaşamanlar gabilesinden Mehmet Korkut vefat etmiştir. (Allah rahmet eylesin). Başsağlığı faslı devam etmektedir. Bu çerçevede, Ailenin büyüğü Osman Efendiye (Korkut), Asiye Teyze, bir komşu kadın arkadaşını da yanına alarak başsağlığına gider. Biraz oturup, biraz da sohbet ettikten sonra kalkarlar. Kapıdan biraz uzaklaşır, az sonra geri dönen Asiye teyze, yeniden kapıyı çalar, başını içeri uzatıp; “Osman Efendi!. Osman Efendi!.. demin söylemeyi unuttum, darısı size!. darısı size!..” diye seslenir. O'nun saflığını yakından bilen, zaten oldukça da olgun bir şahsiyet olan Osman Efendi; “Sağol!. Asiye Teyze, sağol!.” der ve O'nun başsağlığı dileğinde bulunmak istediğini, sürçü lisan olarak yanlış ifade kullandığını anlar ve taziyesini de memnuniyetle kabul eder ve hoş görü ile uğurlar.
Ruhları şâd olsun.
Kaynak, Balaban'dan Kasap Hamza namı ile anılan Hasan Bozdoğan'ın kızı eşim Fatma Göçer'den dinledim. O da, 2004 yılı Ocak ayında 103 yaşında vefat eden annesi, yani kayınvalidem Ayşe Bozdoğan'dan dinlemiştir.

Süleyman Baylar'ın, Elazığ'dan Balaban'a Telefon Etmesi Olayı
Darende ilçesine bağlı Balaban Nahiyesinde yaşanan ilginç telefonla konuşulma olayı şöyle seyreder:
Yıl 1943'ler. Kısıtlı gelir kaynakları yüzünden çok aile reisi gurbete gitmektedir. Bu durum tüm Darendelilerin değişmez kaderidir o tarihte.. Gurbete gidenlerin bazıları seyyar alışveriş, diğer deyimle çerçilik yaparak maişetini temin ederlerken, bazıları da hoşuna gittiği şehire dükkân açmak suretiyle geçimini sağlamaktadır. Bunlardan birisi de Süleyman Baylar. O da Elazığ'ı seçmiştir. Bir ara seyyar çerçilik yapmış, daha sonra küçük bir baraka kurmuş ve daha sonra da güzel bir dükkân açmış, işi her gün iyiye gittiğinden ailesini de Elazığ'a taşımış, öyle ki; daha sonraları işi büyütmüş, mal getirmek için İstanbul'a uçakla gidip gelmeye başlamıştır. O işine devam ededursun, biz gelelim Balaban'la muhaberat durumuna;
O zaman Balaban'da PTT yok. Mal ve can güvenliğini korumasına ilaveten Devlet-Vatandaş bütünleşmesini de şiar (amaç) edinen Jandarma Karakol Komutanı erlere şöyle bir emir verir: “karakolun telefonundan bu halk faydalandırılacaktır.” Emir, emirdir. Bu emrin verildiğini duyan Balaban halkı son derece memnun olur. Herkes komutana teşekkür eder. Sevgi ve saygısını artırır. Ve bu sevindirici durumu gurbetteki tüm Balaban'lılar kısa zamanda duyar, bilhassa onlar düğün bayram eder. Çünkü, geçici de olsa hem hasret gidermekteler, hem de durumlarını sormaktadırlar.
Bir gün, bu niğmetten faydalanmak isteyen Süleyman Baylar ablası Ayşekız Doğanay ile konuşmak için jandarmaya telefon açar; “az sonra arayacağım” deyip kapatır. Asker hemen gidip Ayşekız Teyzeyi çağırır. Diğerleri gibi o da karakolun önünde beklemeye başlarlar. Biraz sonra Süleyman Baylar'dan tekrar telefon gelir; “Ayşekız Doğanay'ı çağırır mısınız?” demesiyle kapıya çıkan asker; “Ayşekız Teyze, seni Elazığ'dan Süleyman Baylar amca arıyor” der. Ahizeyi eline alıp kulağına götüren Ayşekız Teyze'ye kardeşi; “abla nasılsınız?” diye seslenir.
Osmanlı uluçınarlarının son halkalarından olan, birçokları gibi ilim ve irfan dalından ne üzücü ki nasibini alamayan Ayşekız Teyze, elindeki küçük bir odun parçası gibi şeyden ses geleceğini, haklı olarak hafızası almaz. Ses de kesin kes, hasretiyle yandığı kardeşi Süleyman Baylar'ın sesi.. Kapıldığı heyecan içinde, ahizeyi yere atıp hem kapıya doğru koşar, hem de yüksek sesle; “Kardeşim Süleymaaan!.. kadanı alayım, kurbanın olayım. Kapıya ne zaman geldin?” diyerek ortalığı velveleye verir. Kapıda Süleyman tabî yok. “Hani kardeşim nerede?” diye seslendiği ve sormaya başladığı sırada, santralda görevli asker hemen yerinden kalkıp Ayşekız Teyzenin yanına varır. “Teyze gel, gel!. Kardeşin Süleyman amca Elazığ'da. Onun sesi bu makinenin içinde.” deyip yeniden konuşması sağlanır.
Ruhu ve ruhları şâd olsun.
Gençler!: İşte, Atatürk; T.C. Devletini böyle mahrumiyet içinde kurdu. Devletin en önemli kurumu olan Jandarma manyotalı telefon ile muhaberat yapıyordu. Daha sonra, aşama aşama teknolojinin getirdiği sisteme kavuşturdu. Örneğin; bugün, yani bu kitabı yazdığım tarih olan 22 Temmuz 2004 günü, Elbistan Telekom sistemi; Ankara, İstanbul, İzmir ve daha benzeri büyük şehirlerin telefon sistemindeki teknloji düzeyindedir.. Öyle bir, ilkel diyecek kadar manyoteli telefondan, bu günün en yüksek haberleşme sistemine kavuşmamıza temel teşkil eden başta Atatürk ve mesai arkadaşlarına ne kadar teşekkür etsek azdır. Şunu da biliniz ki; O'nların ruhunun şâd olması, sizlerin çağa ayak uyduracak kadar teknolojiye önem vermenizle mümkündür. İşte Türkiyemiz haberleşme dalında çok mesafe alarak çağ atlamıştır. “Yeterli mi?” denecek olursa; “Asla!..” diyoruz. Bırak aya gitmeyi, daha sayılamayacak kadar teknolojide gerideyiz. Aramızda çok mesafe var. Bu mesafeyi kapatmanın yükü, yarınımızın güvencesi sizlerin omuzundadır. Bunu kesin kes bilmenizi isterim. O'na göre çalışın, bu yükü el ve işbirliği ile hergün biraz daha hafifletin. Son söz; el ve işbirliği yaparak ülkemizi, teknolojinin en önde olan ülkeler safına taşıyınız. İşte O zaman, Atatürk'ün dediği kişi ve kişiler siz olacaksınız. Ancak, tüyü bitmedik yetimin hakkı olan hazinemizi, bankacılık formülü ve ihale yolsuzlukları ile soyanlara da göz açtırmayınız. Sakın ola onlar gibi ahlâksız olmayasınız. Terbiyeli ve ahlâklı olmak en yüce meziyettir. Bu meziyeti kazanmak da elinizdedir. “Nasıl mı?” dediniz? Doğru ve dürüst olmak, yalan söylememek, kul hakkı yememek gibi konulara dikkat ederseniz, her zaman ileri gider ve mertebe mertebe, yani basamak basamak yükselirsiniz. Bundan kuşkunuz olmasın… Diğer taraftan, manevi ağırlık taşıyan, Siz Gençler için seçtiğim Lokman Hekimin Öğütlerini de bilgi ve takdirinize sunuyorum:
“Dörtbin Peygamberin hizmetinde bulundum. Sohbetlerinden sekiz öğüt seçtim:”
“1-Namaza durduğun zaman, kalbini muhafaza et.”
“2-Yemeğe oturduğun zaman boğazını muhafaza et.”
“3-İnsanların arasında bulunduğun zaman dilini muhafaza et.”
“4- Başkasının evinde bulunduğun zaman gözünü muhafaza et.”
“5-Başkasına yaptığın iyilikleri unut.”
“6- Başkasının sana yaptığı kötülükleri unut.”
“7- Allah'ı hiçbir zaman unutma.”
“8- Ölümü hiçbir zaman unutma!..”

 

Elbistanın Sesi Yayınları
- 2 -

GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan