|
Papaz ile Arif Tapan
Hoca'nın Hasbihali
İlginç hasbihal olayı , Avusturya ülkesinin Salzburk vilayetinde yaşanır,
durum şöyle seyreder:
Yıl 1997. Mevsim yaz. Afşin ilçesi Bakraç kasabasından (Arıstıl köyü) olup
halen Elbistan'da oturan, Osmanlı Kitabevinin sahibi, emekli imam Arif
Tapan, o tarihte Avusturya İslam Kültür Merkezi ve Avusturya Diyanet İşleri
Başkanlığının davetleri üzerine oradadır.
İnnsburck Eyalet Merkezi Telfs kazası camiinde imam ve hatip. Göreve
başlayalı iki yıl olmuş, Arif Tapan o yerde bayağı adından bahsettirmeye
başlamıştır. Bu arada, Salzburck
Eyalet merkezinde Papazlar (Hristiyan din adamı) ve Hahamlar (Yahudilerin
Din Adamı) Allahın Birliği hakkında bir toplantı tertiplemişlerdir. Bu
toplantıya, Avusturya Diyanet İşleri Başkanlığından, kendilerini tatmin
edecek bir görevli istemişlerdir. Bu istek üzerine Arif Tapan Hoca
görevlendirilmiştir.
Bu sırada, Arif Hoca, Almanca'yı tam bilemediği için, Türk asıllı orada
doğmuş Türkçe ve Almanca'yı iyi bilen iki tane Üniversiteli genci tercüman
olarak yanına alır. Sıra Arif Tapan'a geldiğinde, Allahın (C. C.) Birliğini,
Hz. İsa (A.S.) ağzından, Kur'an-ı Kerimde mevcut olan; “Ben size peygamber
olarak geldim. Benden sonra gelecek ahirzaman peygamberi A. S.
Müjdeliyorum.” Âyeti celilesi ile onları Allahın birliği hakkında ikaza
çalışır. Ayrıca, Yahudi Hahamlarına da, yine Üzeyir A. S. Ağzından Allahın
bir olduğu hakkında ikazda bulunur. Bunu dinleyen bu Hristiyan ve Yahudi din
adamları durumdan memnun olarak Arif Hoca ile sohbeti derinleştirirler. Bu
arada, Salzburck şehrinin Başpapazı; “ismini bizzat telaffuz ederek, Allah
aşkına sizin dininizde en önemli husus nedir? çok kelime ile değil, az
kelime ile, kitabınızda olan âyet ile beni ikaz et” der.
Arif Hoca buna şu cevabı verir: Surei Fussulat'tan 30. âyetle emrolunan;
“Rabbim ALLAH diyen doğru olur” âyeti Celilesini papaza teferruatı ile
anlatır. “Bir de Peygamberinizden kısa bir bilgi verirmisiniz?” diye sorması
üzerine; Arif Hoca; “eğer iman ettim diyorsanız dosdoğru olun” hadisini
anlatınca, papaz ayağa kalkarak, Arif Hocanın alnından öptükten sonra;
“Allah aşkına bu dini yaşayın da sizden görerek biz de Müslüman olalım” der.
Not; demek ki İslam dinine yaşanarak hizmet edilirmiş. Şu bir gerçek ki;
İslam dininin emrettiği doğruluk felsefesi anlatılsaydı, doğru olmanın
faydaları bilinçli bir şekilde gençlerimizin beynine işlense idi, bu
hortumcular, rüşvetçiler, hırsızlar, vurguncular türer, üstelik devlet
mekanızmasında görev verilir miydi? Devletimizi yönetenler, bu âyet ve hadis
gereğinin bilinci içinde olsalarmış, demek ki hazinemiz hortumlanmaz,
rüşvet, irtikap, hırsızlık olmaz, kısaca bu yurt bu duruma gelmezmiş.
“Doğruluk dost kapısıdır” diyen atalar boşa mı demiş? Gençler; doğru olmayı
kulağınıza küpe ediniz, hiçbir zaman doğruluktan şaşmayınız.
|