ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Mevlüd'ün Mezardan Kalkması, Su Yüklü Eşeğin Ürkmesi Olayı

Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesi Kelüsünoğullarından Ali Efendi, Elbistan'ın ünlü tüfek tamircisidir. Başlıkta sözü geçen ilginç olay 1938'de şöyle seyreder:

Tüfekçi Ali, işini bilen ve aşını rahat temin edenlerden. Kışın şehirdeki evinde, yazın da Şardağı'nın doğu eteği Gariplik civarındaki bağ evinde kalır. O devire göre kıralvarî bir yaşayış. İşyeri, çarşının merkezinde bulunan Atik Camii doğu karşısı, şimdiki Çağlayan Mobilya Mağazasının yerindedir.

Dükkânı kapatıp akşam evine dönerken elbetteki eve su gerek. Bunun da kolayını bulmuştur Tüfekçi Ali Usta'nın iki adet tenekesi mevcut.. Bunu böyle demekle tenekeleri  çuvala koyarak suyu taşıdığı sanılmasın. Bu uygulama tenekelerin ömrünü çok kısaltır. Bu ve buna benzer işler için ayrı bir yöntem var bu yörede. (belki de yurdun çok yerinde vardır. Onu bilemem). Semere ağaçtan özel yapılmış mahra denilen araç. (Yanlış benzetmiyorsak ilkel bir tahtırevan). Bunu eşeğinin semerine yükler. Suyu, her akşam Selçuk Hamamı civarı Datkapı Camiî köşesindeki umumi çeşmeden evine giderken doldurup götürür. Uzaklık ise birbuçuk km.dir. Bu durum her akşam tekrarlanır. Aksi halde evde susuzluk baş gösterir, o zaman da eşi muhterem Hatice Hanımefendi ile ister istemez kavga başlar. Eve su taşımanın en çağdaşı da budur. Eşeği olmayan aile kadınları, kız ve gelinleri bizzarur sitil ve kovalarla elde taşımaktadırlar. Bu, burada dursun. Biz gelelim Elbistan'ın Mevlüd'üne:

İriyarı da bir bünyeye sahip olan Mevlüd meczup ve kimsesizdir. Teklif edilen evlerde misafir kalmayı reddeder. İsrar eden ile de hemen kavga hazır. Bu artık, dağda, arazide, hattâ ormanda yaşayıp da evcilleştirilip bir müddet sonra kaçıp ortada dolaşarak yaşayan yaratıklar gibi.. Geceleri; mevsime göre yer seçer. Fırsatını bulup girdiği ahırlar, saklanabildiği virane yerler O'nun mekânıdır. Sühûnet -20, hatta -30 derecelere varan çetin soğuk kış geceleri, ahırların takasından dışarı atılan mayısa (akmın)  kendisini gömerek sabahladığı çok görülür. Mevlüd böyle bir adam. O da, o yaşantısını sürdüredursun. Biz gelelim Tüfekçi Ali'nin eşeğinin ürküp tenekelerindeki suyun dökülmesine:

İğde köyünde (şimdi kasaba) bir kavga olmuş, bir kişi ağır yaralanmış, yaralı Elbistan'a getirilmiş, ne var ki doktorun masasında  henüz müdahale edilirken vefat etmiş, otops işlemi bitmiş, ceset sahiplerine teslim edilmiştir. O dönemde ulaşım oldukça zor. Ölünün hayvan sırtında götürülmesi halinde, cesetten akan kan sahiplerini daha da üzecektir. “En iyisi Gariplik mezarlığına defnetmek” deyip başlarlar mezar kazmaya. Olacak ya, bir çok emek vermelerine rağmen mezarın kazılması gerçekleştirilemez. Sebep, lahit kısmına geldiklerinde bir kaya çıkmasıdır. Orayı bırakıp az ötede bir mezar kazıp ölüyü defnedip giderler. Kazılan yer öyle bırakılır.

Mevsim yaz sonları. Her zaman olduğu gibi Mevlüd'ün gece yatacağı yer belirsiz. Gariplik semtinde gezerken kapatılmayan mezarı görür. Tam aradığı bir yer. Akşam olunca gelip buraya yatar. Mevsim sıcak ama, orası oldukça serin. Mevlüt akabinde derin bir uykuya dalar. Olacak ya, o gün Tüfekçi Ali usta iş yoğunluğu dolayısıyla geç kalmış, yatsı namazını da kıldıktan sonra, sekiz yaşında olan oğlu Hüseyin ile dükkândan çıkmış, Datkapı Camiî köşesindeki çeşmeden tenekeleri doldurduktan sonra eve hareket etmiştir. Yol tam Gariplik mezarlığı kıyısından geçmektedir. Ali Usta, bir gün önce İğde'de bir cinayete kurban giden kişinin defnedilmek için oraya kabrin kazıldığını görmüş, ancak tabandan büyük bir kaya çıktığı için oradan vaz geçilip az öteye kazılan mezara defnedildiğini bilmemektedir. Ayın ışığı olup yol ve arazi kısmen görülebilmektedir.

Kazıldığı gibi bırakılan mezara geldiğinde Ali Usta; “vay canına, bu mezar dün İğde'de öldürülen bir kişi için kazılmıştı. Sahipleri mezarı kapatmadan gitmişler. Bu ceset iki gün sonra kokar, buradan geçilmez olur” diye düşünür. Ceset oraya gerçekten öyle bırakılmış sa, düşündüğü çok doğru. Ama öyle değil, o başka. Hemen, eşeği; “çüüş” deyip durdurur. “Oğlum Hüseyin, eşeğin yularını tut. Ben şu cesedin üzerini toprakla kapatayım” der. Bir gün önce kazıldığı için yumuşak olan toprağı eliyle mezara atıp doldurmaya başlar.

Kan uykuda olan Mevlüd, üstüne toprak yığılmaya başlayınca: “Neeeey!..? Ben ölmedim ki!..” diyerek mezardan yekinip kalkar. O anda eşek ürker, mahra semerden boşanıp yere düşer. Anında tenekeler delinip su olduğu gibi yere dökülür. Ali Usta, sinirlenir; “ulan Mevlüd senmisin? Hay ocağın geçe. Allah müstehakını vere…” diyerek içini boşaltır ama, karşısındaki Mevlüd. Başka ne desin? Serancam da orada biter. Ruhları şâd olsun.

Ertesi gün bu durum duyulur. Ali Usta'ya; “anlat hele nasıl oldu bu iş? diyen diyene olur. Durum günün konusu haline gelir. O yıllardan beri konuşulan bu ilginç olay daha nice yıllar da konuşulacağa da benziyor.

Kaynak;  Ali Ustanın oğlu Hüseyin Çakmak'tan bizzat dinledim.

Not; Gençler, “Gençler!.. Bu kıssadan da hisse alınması mümkün iyi düşünürseniz tabiî. Örneğin; Dulkadiroğlu Beyliğine 183 yıl HÜKÜMET MERKEZLİĞİ yapan Elbistan gibi bir şehirde tenekelerle bağ evine eşek sırtında su taşınması ve eşek almaya mali gücü yetmeyen aile kız ve gelinlerinin elle su taşımaları, Mevlüd'ün enterasan yaşayışı, ölünün köye taşınılamaması, Tüfekçi Ali Usta'nın, (bu güne göre çok iyi) can güvenliği yönünden kuşku duymayarak ıssız sayılacak yerdeki bağ evinde yaz boyu ailece kalmaları v.s..  

O gün yaşanan durum  öyle iken, Avrupa çoktan çağ atlamıştır. Karalamak için konuşmuyorum, bizim ecdat yerinde saymıştır. Geçmişi bırakalım, Avrupa ile aramızdaki teknoloji mesafesini iyi ölçünüz, iyi hesaplayınız. Baş döndürücü bir mesafe karşınızda değil mi? Bunu kapatmak, siz gençlerimize düşmektedir. “- Ne mi yapmalısınız?”.  Önce çok çalışacaksınız. “Ben iş bulamıyorum” ifadesi pek geçerli değil.. UN SANDIĞI 2. Cilt kitabımda yer alan  Zaloğlu Hacı Mehmet Efendinin it ölüsü sürüyerek para kazandığı olayı meşhur. Size it ölüsü sürüyünüz demiyorum. Sadece boş durmayınız demek istiyorum. Hiçbir iş yapamıyorsanız kendinizi kitap okumaya hasrediniz. Alacağınız bilgiler bir gün sizin istikbâlinizi mutlaka parlatacak ve beklediğiniz sonuca ulaşacaksınız. “Al papazı, ver kızı” iskâmbil oyunları, tavla ve benzeri oyunlar sizin değerli vaktinizi öldürmekten başka bir şeye yaramaz. Teneffüs ettiğiniz zehirli sigara dumanı da tuzu büberi… “Ar eden, kâr etmez” ata sözü kulağınızda küpe olmalıdır. Hepinizin de bildiği gibi; dünyada iki şeyin çaresi yok; biri ölümün, ikincisi de giden zamanın geri gelmesi. Atatürk; “TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR” demekle, soruyorum sizlere boş mu konuşmuş? Hâşâ!.. Öyle olunca; siz bu gün nasıl olur da boş vakit geçirirsiniz?. Okuyorsanız, derslerinize çok ve daha çok çalışmanız gerekir. Hocalarınızın verdiği dersi yapmak için iyi çalışmazsanız, ertesi gün derste mahcup olacağınız tartışılmaz. “Bir günü bir gününe benzeyen ziyandadır. (Hadis) buyruğunu Avrupalı şema etmiş, şiar edinmiş ve bu gün aya çıkmıştır. İşte onların kalkınma ve çağ atlama sırrı bu olsa gerek. Hatırlatmak istedim. Sevgilerimle.