|
Mevlüd'ün Mezardan Kalkması, Su Yüklü Eşeğin Ürkmesi Olayı
Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesi
Kelüsünoğullarından Ali Efendi, Elbistan'ın ünlü tüfek tamircisidir. Başlıkta
sözü geçen ilginç olay 1938'de şöyle seyreder:
Tüfekçi Ali, işini bilen ve aşını
rahat temin edenlerden. Kışın şehirdeki evinde, yazın da Şardağı'nın doğu eteği
Gariplik civarındaki bağ evinde kalır. O devire göre kıralvarî bir yaşayış.
İşyeri, çarşının merkezinde bulunan Atik Camii doğu karşısı, şimdiki Çağlayan
Mobilya Mağazasının yerindedir.
Dükkânı kapatıp akşam evine dönerken
elbetteki eve su gerek. Bunun da kolayını bulmuştur Tüfekçi Ali Usta'nın iki
adet tenekesi mevcut.. Bunu böyle demekle tenekeleri çuvala koyarak suyu
taşıdığı sanılmasın. Bu uygulama tenekelerin ömrünü çok kısaltır. Bu ve buna
benzer işler için ayrı bir yöntem var bu yörede. (belki de yurdun çok yerinde
vardır. Onu bilemem). Semere ağaçtan özel yapılmış mahra denilen araç. (Yanlış
benzetmiyorsak ilkel bir tahtırevan). Bunu eşeğinin semerine yükler. Suyu, her
akşam Selçuk Hamamı civarı Datkapı Camiî köşesindeki umumi çeşmeden evine
giderken doldurup götürür. Uzaklık ise birbuçuk km.dir. Bu durum her akşam
tekrarlanır. Aksi halde evde susuzluk baş gösterir, o zaman da eşi muhterem
Hatice Hanımefendi ile ister istemez kavga başlar. Eve su taşımanın en çağdaşı
da budur. Eşeği olmayan aile kadınları, kız ve gelinleri bizzarur sitil ve
kovalarla elde taşımaktadırlar. Bu, burada dursun. Biz gelelim Elbistan'ın
Mevlüd'üne:
İriyarı da bir bünyeye sahip olan
Mevlüd meczup ve kimsesizdir. Teklif edilen evlerde misafir kalmayı reddeder.
İsrar eden ile de hemen kavga hazır. Bu artık, dağda, arazide, hattâ ormanda
yaşayıp da evcilleştirilip bir müddet sonra kaçıp ortada dolaşarak yaşayan
yaratıklar gibi.. Geceleri; mevsime göre yer seçer. Fırsatını bulup girdiği
ahırlar, saklanabildiği virane yerler O'nun mekânıdır. Sühûnet -20, hatta -30
derecelere varan çetin soğuk kış geceleri, ahırların takasından dışarı atılan
mayısa (akmın) kendisini gömerek sabahladığı çok görülür. Mevlüd böyle bir
adam. O da, o yaşantısını sürdüredursun. Biz gelelim Tüfekçi Ali'nin eşeğinin
ürküp tenekelerindeki suyun dökülmesine:
İğde köyünde (şimdi kasaba) bir
kavga olmuş, bir kişi ağır yaralanmış, yaralı Elbistan'a getirilmiş, ne var ki
doktorun masasında henüz müdahale edilirken vefat etmiş, otops işlemi bitmiş,
ceset sahiplerine teslim edilmiştir. O dönemde ulaşım oldukça zor. Ölünün hayvan
sırtında götürülmesi halinde, cesetten akan kan sahiplerini daha da üzecektir.
“En iyisi Gariplik mezarlığına defnetmek” deyip başlarlar mezar kazmaya. Olacak
ya, bir çok emek vermelerine rağmen mezarın kazılması gerçekleştirilemez. Sebep,
lahit kısmına geldiklerinde bir kaya çıkmasıdır. Orayı bırakıp az ötede bir
mezar kazıp ölüyü defnedip giderler. Kazılan yer öyle bırakılır.
Mevsim yaz sonları. Her zaman olduğu
gibi Mevlüd'ün gece yatacağı yer belirsiz. Gariplik semtinde gezerken
kapatılmayan mezarı görür. Tam aradığı bir yer. Akşam olunca gelip buraya yatar.
Mevsim sıcak ama, orası oldukça serin. Mevlüt akabinde derin bir uykuya dalar.
Olacak ya, o gün Tüfekçi Ali usta iş yoğunluğu dolayısıyla geç kalmış, yatsı
namazını da kıldıktan sonra, sekiz yaşında olan oğlu Hüseyin ile dükkândan
çıkmış, Datkapı Camiî köşesindeki çeşmeden tenekeleri doldurduktan sonra eve
hareket etmiştir. Yol tam Gariplik mezarlığı kıyısından geçmektedir. Ali Usta,
bir gün önce İğde'de bir cinayete kurban giden kişinin defnedilmek için oraya
kabrin kazıldığını görmüş, ancak tabandan büyük bir kaya çıktığı için oradan vaz
geçilip az öteye kazılan mezara defnedildiğini bilmemektedir. Ayın ışığı olup
yol ve arazi kısmen görülebilmektedir.
Kazıldığı gibi bırakılan mezara
geldiğinde Ali Usta; “vay canına, bu mezar dün İğde'de öldürülen bir kişi için
kazılmıştı. Sahipleri mezarı kapatmadan gitmişler. Bu ceset iki gün sonra kokar,
buradan geçilmez olur” diye düşünür. Ceset oraya gerçekten öyle bırakılmış sa,
düşündüğü çok doğru. Ama öyle değil, o başka. Hemen, eşeği; “çüüş” deyip
durdurur. “Oğlum Hüseyin, eşeğin yularını tut. Ben şu cesedin üzerini toprakla
kapatayım” der. Bir gün önce kazıldığı için yumuşak olan toprağı eliyle mezara
atıp doldurmaya başlar.
Kan uykuda olan Mevlüd, üstüne
toprak yığılmaya başlayınca: “Neeeey!..? Ben ölmedim ki!..” diyerek mezardan
yekinip kalkar. O anda eşek ürker, mahra semerden boşanıp yere düşer. Anında
tenekeler delinip su olduğu gibi yere dökülür. Ali Usta, sinirlenir; “ulan
Mevlüd senmisin? Hay ocağın geçe. Allah müstehakını vere…” diyerek içini
boşaltır ama, karşısındaki Mevlüd. Başka ne desin? Serancam da orada biter.
Ruhları şâd olsun.
Ertesi gün bu durum duyulur. Ali
Usta'ya; “anlat hele nasıl oldu bu iş? diyen diyene olur. Durum günün konusu
haline gelir. O yıllardan beri konuşulan bu ilginç olay daha nice yıllar da
konuşulacağa da benziyor.
Kaynak; Ali Ustanın oğlu Hüseyin
Çakmak'tan bizzat dinledim.
Not; Gençler, “Gençler!.. Bu
kıssadan da hisse alınması mümkün iyi düşünürseniz tabiî. Örneğin; Dulkadiroğlu
Beyliğine 183 yıl HÜKÜMET MERKEZLİĞİ yapan Elbistan gibi bir şehirde tenekelerle
bağ evine eşek sırtında su taşınması ve eşek almaya mali gücü yetmeyen aile kız
ve gelinlerinin elle su taşımaları, Mevlüd'ün enterasan yaşayışı, ölünün köye
taşınılamaması, Tüfekçi Ali Usta'nın, (bu güne göre çok iyi) can güvenliği
yönünden kuşku duymayarak ıssız sayılacak yerdeki bağ evinde yaz boyu ailece
kalmaları v.s..
O gün yaşanan durum öyle iken, Avrupa çoktan çağ atlamıştır. Karalamak için
konuşmuyorum, bizim ecdat yerinde saymıştır. Geçmişi bırakalım, Avrupa ile
aramızdaki teknoloji mesafesini iyi ölçünüz, iyi hesaplayınız. Baş döndürücü bir
mesafe karşınızda değil mi? Bunu kapatmak, siz gençlerimize düşmektedir. “- Ne
mi yapmalısınız?”. Önce çok çalışacaksınız. “Ben iş bulamıyorum” ifadesi pek
geçerli değil.. UN SANDIĞI 2. Cilt kitabımda yer alan Zaloğlu Hacı Mehmet
Efendinin it ölüsü sürüyerek para kazandığı olayı meşhur. Size it ölüsü
sürüyünüz demiyorum. Sadece boş durmayınız demek istiyorum. Hiçbir iş
yapamıyorsanız kendinizi kitap okumaya hasrediniz. Alacağınız bilgiler bir gün
sizin istikbâlinizi mutlaka parlatacak ve beklediğiniz sonuca ulaşacaksınız. “Al
papazı, ver kızı” iskâmbil oyunları, tavla ve benzeri oyunlar sizin değerli
vaktinizi öldürmekten başka bir şeye yaramaz. Teneffüs ettiğiniz zehirli sigara
dumanı da tuzu büberi… “Ar eden, kâr etmez” ata sözü kulağınızda küpe olmalıdır.
Hepinizin de bildiği gibi; dünyada iki şeyin çaresi yok; biri ölümün, ikincisi
de giden zamanın geri gelmesi. Atatürk; “TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR” demekle,
soruyorum sizlere boş mu konuşmuş? Hâşâ!.. Öyle olunca; siz bu gün nasıl olur da
boş vakit geçirirsiniz?. Okuyorsanız, derslerinize çok ve daha çok çalışmanız
gerekir. Hocalarınızın verdiği dersi yapmak için iyi çalışmazsanız, ertesi gün
derste mahcup olacağınız tartışılmaz. “Bir günü bir gününe benzeyen ziyandadır.
(Hadis) buyruğunu Avrupalı şema etmiş, şiar edinmiş ve bu gün aya çıkmıştır.
İşte onların kalkınma ve çağ atlama sırrı bu olsa gerek. Hatırlatmak istedim.
Sevgilerimle.
|