ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Hulûsî Efendi'nin, Hacı Mevlüt Bozkurt'u, Yaşeyh'a Tanıtması Olayı

Bursa Ulu Camiî inşaatının tamamlanıp hizmete açılmasının akabinde ilk Cuma Hutbesini okuduktan sonra üç kapının üçünden de cemaatla tokalaşması ile kerameti meydana çıkıp herkesin duyması üzerine, oradan Aksaray'a nakleden, daha sonraları da Darende'ye göçüp yerleşen, halen Zaviye mahallesinde bulunan türbesi geniş bir halk kitlesi tarafından sık sık ziyaret edilen ve de Somuncu Baba namı ile anılan Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin 13. göbek torunu Esseyit Hulûsî (Ateş) Efendinin bizzat yaşanan bir olayından bahsedeceğim bu yazımda.

İşbu yazıma biraz yorum ile gireceğim, müsaadenizle. Hepimizce malûm “Tarik” yol demektir. İki harfin eklenmesi ile TARİKAT ünvanını almıştır. Anadolu'nun temelindeki harçları atanlardan, hatırladığım kadarı ile Mevlânâ Celâleddîni Selçûkî, Molla Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Molla Fenârî, Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Akşemsettin, daha bunlar gibi nice deha zatı muhteremler.. Bunlardan bazıları tarikatların önderliğini yaparak; gönül feneri ile gönülleri aydınlatmışlar, bazıları da bulundukları semt ve bölgede, insanları eğitip, iyi insan olmaları açısından çok çok faydalı olmuşlardır. Hakk'a giden yol olduğu bilinen tarikat denince hatırıma gelenler; Nakşibendi, Kaadiri, Mevlevî, Rufaî v.b..

Sözü geçen tarikatların liderlerinden adı geçen şahsiyetlere, gerek yurdumuzda, gerekse yurt dışında birçok Müslüman toplumların son derece saygı gösterdikleri hepimizce bilinmektedir. Böyle olmasına rağmen bu şahsiyetlere saygısızlar da yok değil. Gayet de tabiîdir. Çünkü demokrasinin gereği hür olmaktır. Bu çerçeve içinde saygı duymayabilirler. Öyle ki; o zihniyetliler, iki cihanın selveri Peygamberimiz (S.A.V)'e dahi inanmamış müşrik duruma düşmüşlerdir. Bu ayrı bir konu, sadede gelelim:

İlk parağrafta belirttiğimiz Hulûsî Efendi de, Nakşibendi tarikatının Mürşîdlerinden olup Sivas'ta medfun İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Toprak Hazretlerine bağlıdır. Başlıkta adı geçen, Ekinözü ilçe merkezinden olup uzun yıllardır Elbistan ilçe merkezinde oturan  “Hacı Mevlüt Efendi” namı ile anılan Mevlüt Bozkurt ise Adıyaman-Kâhta ilçesi Menzil köyünden; gönül feneri ile gönülleri aydınlatan Seyda Hazretlerine bağlı olup O'nun, yani o kolun bir zaman Elbistan temsilciliğini yapmıştır.

Doğru olmasa da bu tarikatlara bağlı müritlerden bazıları; “benim  şeyhim daha üstün….”şeklinde ifadeler kullanırlar. Ben bu duruma  bizzat rastladım. Halbu ki, bunu Allah bilir. Benim bildiğim kadarı ile kişilerin, insan maneviyatını ölçme mahareti ve de teknik bir âleti yoktur. Varsa da bizce malûm değil. Bu bambaşka bir konu. Yorum yapacak; kültür, bilgi ve duyguya da sahip değilim. O, orada dursun, biz gelelim başlıkta söz ettiğimiz; Hulûsî Efendinin, Hacı Mevlüt Bozkurt'u, Yaşeyh'a tanıtması olayına.

Mevlüt Efendi bir gün matbaama geldi. Yıl 1998. Mevsim ilkbahar. Merhum olduğu için şimdi dostum olmasın, samimi dostum idi. Çay ikramımızdan sonra; “Mehmet efendi, sana bir anı ve hatıramı anlatacağım. Bu bir nevi sır ama, seni çok severim, bilmende fayda var. Vaktin müsaitse anlatayım” dedi. Buyurun, vaktim müsait demem üzerine, olayı şöyle anlattı:

“Yıl 1985, ay Ekim.. Ben Yukarı İçmecenin bir km. kuzey üst taraf dere yatağındaki bir çaykaradan (kaynayan su) abdest almaktaydım. Vakit ikindi sonu. Bu sırada, biraz aşağıda ihtiyar, ama dinç, sakallı bir kişi peyda oldu. Hangi taraftan geldiğine dikkat etmemişim. Baktım, O da oradaki bir çaykara'dan apdest almaya başladı. Gel buradaki su daha  iyi ve temiz dedim. O da, “fark etmez, burası da iyi” deyip apdestini aldı ve ben akabinde varıp hoş geldiniz dedikten sonra; sizi çok sevdim. Allah'ı seversen bu akşam benim misafirim olacaksın deyip sarıldım. Hiç karşılık vermedi ve kabul etti. Eve geldik. Yemekten önce, “bir bardak süt getiriniz” dedi. Dikkat ettim. Süt bardağını ağzına götürdü, fakat içmedi. “Şu bardaktaki sütten sıra ile birer yudum için bakalım” dedi. Ben, eşim, çocuklarım birer yudum içtik. Yemek geldi, “hayır ben yemeyeceğim” dedi. Yatsı namazını kıldıktan sonra balkona serilen yatağını gösterdik. Biz odamıza çekildik. Sabah oldu. Balkon kapısını açtık ki, serdiğimiz yatağa el dokunmamış. Akşam serildiği gibi durmaktadır. Biz; “hayırdır inşallah” deyip olayı kapattık.”

“Aradan -6- ay geçti. Tarih 04/ Mayıs 1986. İğde kasabasının Kur'an Kursu temeli atılıyormuş. Beni de davet ettiler. Davete icabet Hadis gereğidir. Gittim. Temele ilk harcı koymak için teşrif buyuran Hulûsî Efendi önde ben biraz arka ve yanda, kalabalık bir grupla tarladan giderken Hulûsî Efendi; “Ya Şeyh!..” diye seslendi. Biraz ötede yürümekte olan Muhittin Efendi (Tütüncü) (*) ; “buyurunuz Efendim” deyip yanına geldi. Beni göstererek; “şu adamı görüyor musun?' “Görüyorum Efendim” demesi üzerine; “bunun evine Hızır geldi de tanımadı” dedi. O zaman beynim zonkladı. İçimden “eyvah!..” dedim ama, iş işten geçti.” diyerek sözlerini bitirdi.

(*) Hulûsî Efendi; Tütüncüler ailesinin önde gelenlerinden ve iyi de hattat ve de kâtibi olan Muhittin Efendiye; Ya Şeyh” derdi.   

Not: Anlatan da, anlatılan da Hakkın rahmetine kavuştu. Anlatan Menzilin temsilcisi. Yukarıda söz ettiğim gibi kıskançlık olsaydı, Mevlüt Efendi, Sivas'ta İhramcızade Hacı İsmail Hakkı Toprak'a bağlı olan Hulûsî Efendi'nin bu yaşanan olayını söz etmez, içinde tutar, hiç de dışarıya ifşa etmezdi. Göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen bir şahsiyet olduğu için, yaşadığı olayı bana bizzat böyle samimi bir şekilde anlattı.  Ruhları şâd olsun.