ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

“Babamın Alacağı Oto Bana Zevk vermez, Ben Kazanıp, Ben Almalıyım…”

Başlıktaki cümleler, Alman Genç Azbrand'a ait. Malatya ili, Darende ilçesi Yenice kasabasından olup Elbistan'ın Kümbet Mahallesinde otururken, Almanya'ya işçi olarak giden ve de Köse Mamet namı ile anılan Mehmet Yücel'in bizzat şahit olduğu, bilhassa biz Türk'lerin, hele de Gençlerimizin ibret alacaklarına mutlak gözü ile baktığım olay şöyle seyreder:

Yer; Almanya'nın Lüdenşçheid İl merkezinin Şitat Bürünüg Havuzun (Mahallesi) nde bulunan  Pılatak Şital  (Demir Döküm) fabrikası.Yıl 1992. Başarılı işçi olması dolayısıyla yanına Ünüversite son sınıf öğrencisi Azbrand staj için gelmiş çalışmaya da başlamıştır. Bu gencin babası, fabrikanın sorumlu genel müdürüdür. Yani patrondan sonra gelen kişi. Onbin mark aylık almaktadır. Annesi de bir başka bölümde mühendis. O da onbin mark aylık alıyor. Ayrıca apartman ve birçok daireleri de mevcut. Yani hatırı sayılır bir zengin durumunda olan ailenin bir oğludur bu staj gören genç.

Azbrand'ın kaldığı konut altı km. uzaklıktadır. Ulaşımını bir başka arkadaşının otosundan faydalandığını gören Mehmet Yücel; “Senin annen ve baban on ar bin mark aylık alıyor. Bir haylı da apartman ve daireniz var. Onların aylık kirası da aldıkları aylıkların birkaç misli. Böyle bir zengin ailenin bir evladısın. Sana niçin bir oto almıyorlar?” diye sorduğunda; benim görüş ve kanaatıma göre, bilhassa gençlerimize tam bir ibret levhası olacak olan cevaba bakınız:

“ Onların alacakları oto bana zevk vermez. Ben kazanıp ben almalıyım.” şeklindedir.

Mehmet Yücel'in yine bizzat şahit olduğu buna benzer bir olay da şöyle seyretmiştir:

Zengin bir ailenin oğlu olan Willi, Mehmet Yücel'in yakın komşusudur. Sık sık da görüştüğü dostudur.

Onsekiz yaşını bitirdiği ay bir fabrikaya işçi olarak girmiş ve ilk aylığından bir taka yani eski oto almıştır. Taka diyorum, çünkü bu oto hurdalıkta satılan otolardan. Öyle ki,  modeli çok eski. Kışın çok kar ve buz olduğundan, atılan tuzun etkisi ile kaportanın çok yeri delinmiş ve tamir edilmiştir. Otonun durumu böyle. Willi, bu otoyu hergün yıkar, içini süpürür, çapıtla kurular, v.s.. Bu durumu gören komşusu Mehmet Yücel; “kardeşim, sen şu eskiden de eski otoyu, sanki yeni bir oto gibi yağlayıp yıkıyor, bakım yapıyorsun. Bu hurdalık malına, değer mi bu kadar bakım? Ailen oldukça zengin. Hem annen, hem baban en modern otoya sahipler. Bir de sana alsınlar” deyince;

“O'nların alacağı oto bana zevk vermez.. Senin hurda gibi gördüğün otoyu ben ilk aylığım ile aldım. Yani, ben kazanıp ben aldım.. O'nların modern otosundan, hurdalıktan aldığım bu oto daha iyi benim yanımda” cevabını verir.

Diğer ayrı bir konuyu da şöyle anlattı Mehmet Yücel; Çalıştığı fabrikanın sahibi Doktor Peyte Pilata, yılbaşı dolayısıyla işçilerine, o yere 30 km. mesafede olan bir lokantada ziyafet çekmiş, dönüşte kısa bir yoldan gelmiştir. Bu kestirme yolun yakıt tasarrufunu hesap eden fabrikatör; beraberinde olan Mehmet Yücel'e; “bu, kestirme yoldan geldiğim için iki mark kârım var” diyerek övünür.

Gençler!.., Gençler!..: Yukarıda okuduğunuz üç ayrı konu; iyi düşünülür ve dikkat süzgecinden geçirilirse sizler için bir ibret levhasıdır. Tekrar tekrar okuyunuz. O gençlerin, kendilerinin kazançlarındaki zevk ve de haz oldukça önemlidir. Bizde, maalesef ebeveynin mirasına bel bağlamak hastalık halindedir. Hattâ bu yüzden kavgalara ve daha üzücüsü cinayetlere kadar uzanan nefret verici olaylara rastlanmaktadır. Ayrıca; fabrikatörün, kestirme yoldan geldiği için iki mark kâr etmesi olayı yabana atılacak bir durum değildir. Demek istiyorum ki; Alman Gençlerin kendi kazançlarından aldıkları haz, zevk ve de koskoca bir fabrikatörün kısa yoldan geldiği için iki mark kâr etmesi… “Damlaya damlaya göl olur” ata sözünü o kişi şiar edinmiş, hedef aldığı işi başarının zirvesine çıkartmıştır. Burada, savurganlığın kötü bir şey olduğunu, tutumlu olmanın da insana zevk vermesi  gerektiğinin kolayca anlaşıldığını sanıyorum. Bizden hatırlatmak…