|
Efüsüyün'ün, Cemile'yi, Kabakçıosman'a Gelin Götürmesi Olayı
Malatya ili Darende ilçesi Yenice
kasabası Taşmahle kümesinden “Efüsüyün” namı ile anılan, 1978'lerde merhum olan
Hüseyin Aslan, bir tiyatro sanatçısı gibi oyunbaz, mukallitliğin ustasıdır.
Taşmahle kümesi ile Aşağı Mahalle'yi
Cellez deresi ikiye böler. “Kabakçılar” lakabı ile anılan ailenin 90'lık bir
uluçınarı var; Kabakçı Osman. Hatırı sayılır ve sevilir bir şahsiyet. Ancak,
muhterem eşi Şerife nine, ebediyete zamansız uğurlandığından, yılların dul'u.
Dul yaşamaya da alışmış; kızı Elif Hafız (Recep) Kaygusuz'dan ve oğlu İsmail-Eşe
- Koç çiftlerinden torunları cıvıl, cıvıl. Onlarla rahat ve neş'eli zaman
geçirmektedir. Olacak ya, yakın komşusu, ağrıyıp incinmediği ve incitmediği
Efüsüyün'ün annesi Cemile Hanım da yılların dul'u. O da 85'lik uluçınar.
Yıl 1955'ler. Muzipliğiyle tanınır
Efüsüyün, bir gün annesi Cemile Hanım'ı, “bir misafirliğe gideceğiz” diyerek
giyindirip kuşandırdıktan sonra eşeğe bindirir. Kabakçı Osman'a, oğlu tarafından
gelin (!) götürüldüğünün farkında olmayan Cemile Hanım; “Oğlum, kime gidiyoruz?”
diye sorar. Cevap; “anne sana sonra derim” deyip eşeği nodurlar. Filmin
figüranı, diğer deyimle düğün seğmeni olarak beraberine 5-6 genci de alır.
Ayrıca o semtte oynayan 10-15 kadar çocuğu da peşine takar. Gidecekleri mesafe
-100- metre. Komşulardan durumu izleyenler; “durun bakalım; Efüsüyün yine bir
film çeviriyor?” deyip merakla beklemektedirler.
Gelin taşıma aracı olan eşeğe;
Kabakçı Osman'ın kapısına vardığında “çüüüşş” deyip eşeği durdurur.. Osman
Efendinin kapısını çalar. “Kim o?” deyip kapıyı açan Kabakçı Osman; “buyur,
yavrum Hüseyin, ne diyorsun?” diye sorduğunda aldığı cevap ilginçten de ilginç;
“Yıllardır dul'sun. Biliyorsun, annem de yılların dul'u. Yakın komşu olmamız
dolayısıyla birbirinizin huyunu-iyi biliyorsunuz. Allah'ın emri, Peygamberimizin
kavli, İmamı Âzâm Efendimizin de içtihadı üzere, Annem Cemile Hanım'ı sana gelin
getirdim. Farz olan nikâhınızı kıymış oldum. Şimdi gidip Böcük Hocayı da (Mehmet
Kurnaz) getirip, sünnet olan nikâhınızı da kıydıracağım. Allah hayırlı eylesin.
Yuvanız şen, rızkınız bol olsun” demesi üzerine; Osman Efendi; “ Yavrum, yavrum,
ben oldukça yaşlandım. O, bizden geçti. Beni hatırladığına teşekkür ederim.
Doğru söyle Hüseyin; bu çevirdiğin filimden anneyin haberi var mı? Bu
soytarılığı bırak artık.” der. Osman Koç'un bu sitemli ve anlamlı sözlerini
dinleyince durumu anlayan Cemile Hanım, oğlunun film çevirdiğini ve mukallitlik
yaptığını o anda anlar. Kafasının tası atar. Oğluna verip veriştirir. İnsan
annesine böyle şaka yapar mı? Yazıklar olsun sana” diye tepkisini dile getirir.
Olay o günden beri anılar içine
girer, söz başı geldiğinde konuşulup gülüşülür. Ruhları şâd olsun.
Kaynak, Taşmahle kümesi'nden olup
halen Elbistan'da oturan ve Efüsüyün'ün yakın komşusu ve benim de teyzem olan
Elif Yücel (Dilekçi).
Efüsüyün'den Bir Anı Daha:
Muhterem eşi
Döndü hanım baş ağrısından muzdariptir. Yıl 1965'ler. Doktora götürmeyi
düşünmez. Patatesi kesip tuzladıktan sonra başına bağlar. Bir iki gün iyi olur.
Nevar ki ağrı yine başlar.
Bundan
rahatsız olan Efüsüyün, eşi Döndü Hanım'ı Elif Dilekçi Teyzeye götürür. “Bizim
Döndü Hanım'ın ağrıyan başına okuyacaksın.” der. Elif Teyze; “oğlum Hüseyin, sen
delimi oldun? Belki sen de biliyorsun; ben hoca'ya bile gitmedim” der. Der ama,
ne mümkün. Efüsüyün bu.. Haber anlamaz, söz dinlemez. Kurtuluş yok. Başka bilgi
ve kültüre sahip olmayan Elif Teyze; “Allah, Allah, Allah!.. Şifadır ya
Resûlûllah” deyip üç defa Döndü Hanımın başına üfürür. “Verende değil, alanda”
deyip, söz dinlemez Efüsüyün'ü gönderir. “El düşekliği” diyerek beş kuruş para
verir, bu okuma karşılığında. “Almam” dediyse de, bunda da haber anlamaz. “Bir
fakire vereyim” deyip ısrar ettiği beş kuruşu alır. Gerçekten ertesi gün bir
fakire verir. O, orada dursun.
Aradan bir
hafta geçer. Yine öyle bir grup arkadaşı ile oturmakta olan Efüsüyün, oradan
geçmekte olan Elif Teyze'nin önünü keser; “bizim Hanımın başının ağrısı geçmedi.
O gün verdiğim beş kuruşu geri vereceksin” demez mi? Bunu duyan grup
arkadaşlarından bir kahkaha yükselir. Zaten, onun da isteği esas böyle bir
şenlik çıkartmaktı. Onu da başarmış oldu.
Bir Anısı Daha:
Efüsüyün Çukurovada çerçilik yapmaktadır. Yıl 1948'ler. Köy ağasının
hizmetkârının kaldığı yerde misafirdir. Uzun kış geceleri. Burada da bir komedi
düşünür. Yalanın kemiği yok ki boğazına dursun. Efüsüyün başlar konuşmaya:
“Bizim köyde, Efüsüyün adında bir ağa var. Dört çift öküzü var. Şu kadar arazisi
var. Dört hizmetkârı var. Hülâsa, şöyle varlıklı, böyle varlıklı. Fakat, bu
ağanın bir kötü yanı var, misafir kabul etmez” deyince, ağzının çapıdını çeken
hizmetkâr; “öyle ağanın avradını ……yim” demesi üzerine, “o ağanın ben de
avradını …..yim” der. Bu durumu daha sonra anlatırken; “ baktım ki avrat elden
gidiyor, bu kere ben de, onun yaptığı küfrü tekrarladım” deyip gülerdi,
rahmetlik. Ruhu şâd olsun…
|