ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Efüsüyün'ün, Cemile'yi, Kabakçıosman'a Gelin Götürmesi Olayı

Malatya ili Darende ilçesi Yenice kasabası Taşmahle kümesinden  “Efüsüyün” namı ile anılan, 1978'lerde merhum olan Hüseyin Aslan, bir tiyatro sanatçısı gibi oyunbaz, mukallitliğin ustasıdır.

Taşmahle kümesi ile Aşağı Mahalle'yi Cellez deresi ikiye böler. “Kabakçılar” lakabı ile anılan ailenin 90'lık bir uluçınarı var; Kabakçı Osman. Hatırı sayılır ve sevilir bir şahsiyet. Ancak, muhterem eşi Şerife nine, ebediyete zamansız uğurlandığından, yılların dul'u. Dul yaşamaya da alışmış; kızı Elif Hafız (Recep) Kaygusuz'dan ve oğlu İsmail-Eşe - Koç çiftlerinden  torunları cıvıl, cıvıl. Onlarla rahat ve neş'eli zaman geçirmektedir. Olacak ya, yakın komşusu, ağrıyıp incinmediği ve incitmediği Efüsüyün'ün annesi Cemile Hanım da yılların dul'u. O da 85'lik uluçınar.

Yıl 1955'ler. Muzipliğiyle tanınır Efüsüyün, bir gün annesi Cemile Hanım'ı, “bir misafirliğe gideceğiz” diyerek giyindirip kuşandırdıktan sonra eşeğe bindirir. Kabakçı Osman'a, oğlu tarafından gelin (!) götürüldüğünün farkında olmayan Cemile Hanım; “Oğlum, kime gidiyoruz?” diye sorar. Cevap; “anne sana sonra derim” deyip eşeği nodurlar. Filmin figüranı, diğer deyimle düğün seğmeni olarak beraberine 5-6 genci de alır. Ayrıca o semtte oynayan 10-15 kadar çocuğu da peşine takar. Gidecekleri mesafe -100- metre. Komşulardan durumu izleyenler; “durun bakalım; Efüsüyün yine bir film çeviriyor?” deyip merakla beklemektedirler.

Gelin taşıma aracı olan eşeğe; Kabakçı Osman'ın kapısına vardığında “çüüüşş” deyip eşeği durdurur.. Osman Efendinin kapısını çalar. “Kim o?” deyip kapıyı açan Kabakçı Osman; “buyur, yavrum Hüseyin, ne diyorsun?” diye sorduğunda aldığı cevap ilginçten de ilginç; “Yıllardır dul'sun. Biliyorsun, annem de yılların dul'u. Yakın komşu olmamız dolayısıyla birbirinizin huyunu-iyi biliyorsunuz. Allah'ın emri, Peygamberimizin kavli, İmamı Âzâm Efendimizin de içtihadı üzere, Annem Cemile Hanım'ı sana gelin getirdim. Farz olan nikâhınızı kıymış oldum. Şimdi gidip Böcük Hocayı da (Mehmet Kurnaz) getirip, sünnet olan nikâhınızı da kıydıracağım. Allah hayırlı eylesin. Yuvanız şen, rızkınız bol olsun” demesi üzerine; Osman Efendi; “ Yavrum, yavrum, ben oldukça yaşlandım. O, bizden geçti. Beni hatırladığına teşekkür ederim. Doğru söyle Hüseyin; bu çevirdiğin filimden anneyin haberi var mı? Bu soytarılığı bırak artık.” der. Osman Koç'un bu sitemli ve anlamlı sözlerini dinleyince durumu anlayan Cemile Hanım, oğlunun film çevirdiğini ve mukallitlik yaptığını o anda anlar. Kafasının tası atar. Oğluna verip veriştirir. İnsan annesine böyle şaka yapar mı? Yazıklar olsun sana” diye tepkisini dile getirir.

Olay o günden beri anılar içine girer, söz başı geldiğinde konuşulup gülüşülür.  Ruhları şâd olsun.

Kaynak, Taşmahle kümesi'nden olup halen Elbistan'da oturan  ve Efüsüyün'ün yakın komşusu ve benim de teyzem olan Elif Yücel (Dilekçi).

 

Efüsüyün'den Bir Anı Daha:

Muhterem eşi Döndü hanım baş ağrısından muzdariptir. Yıl 1965'ler. Doktora götürmeyi düşünmez. Patatesi kesip tuzladıktan sonra başına bağlar. Bir iki gün iyi olur. Nevar ki ağrı yine başlar. 

Bundan rahatsız olan Efüsüyün, eşi Döndü Hanım'ı Elif Dilekçi Teyzeye  götürür. “Bizim Döndü Hanım'ın ağrıyan başına okuyacaksın.” der. Elif Teyze; “oğlum Hüseyin, sen delimi oldun? Belki sen de biliyorsun; ben hoca'ya bile gitmedim” der. Der ama, ne mümkün. Efüsüyün bu.. Haber anlamaz, söz dinlemez. Kurtuluş yok. Başka bilgi ve kültüre sahip olmayan Elif Teyze; “Allah, Allah, Allah!.. Şifadır ya Resûlûllah” deyip üç defa Döndü Hanımın başına üfürür. “Verende değil, alanda” deyip, söz dinlemez Efüsüyün'ü gönderir. “El düşekliği” diyerek beş kuruş para verir, bu okuma karşılığında. “Almam” dediyse de, bunda da haber anlamaz. “Bir fakire vereyim” deyip ısrar ettiği beş kuruşu alır. Gerçekten ertesi gün bir fakire verir. O, orada dursun.

Aradan bir hafta geçer. Yine öyle bir grup arkadaşı ile oturmakta olan Efüsüyün, oradan geçmekte olan Elif Teyze'nin önünü keser; “bizim Hanımın başının ağrısı geçmedi. O gün verdiğim beş kuruşu geri vereceksin” demez mi? Bunu duyan grup arkadaşlarından bir kahkaha yükselir. Zaten, onun da isteği esas böyle bir şenlik çıkartmaktı. Onu da başarmış oldu.

Bir Anısı Daha:

Efüsüyün Çukurovada çerçilik yapmaktadır. Yıl 1948'ler. Köy ağasının hizmetkârının kaldığı yerde misafirdir. Uzun kış geceleri. Burada da bir komedi düşünür. Yalanın kemiği yok ki boğazına dursun. Efüsüyün başlar konuşmaya: “Bizim köyde, Efüsüyün adında bir ağa var. Dört çift öküzü var. Şu kadar arazisi var. Dört hizmetkârı var. Hülâsa, şöyle varlıklı, böyle varlıklı. Fakat, bu ağanın bir kötü yanı var, misafir kabul etmez” deyince, ağzının çapıdını çeken hizmetkâr; “öyle ağanın avradını ……yim” demesi üzerine, “o ağanın ben de avradını …..yim” der. Bu durumu daha sonra anlatırken; “ baktım ki avrat elden gidiyor, bu kere ben de, onun yaptığı küfrü tekrarladım” deyip gülerdi, rahmetlik. Ruhu şâd olsun…