ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Palloğ Mustafa'nın Korkması, Eşeğinin Peşinden Koşması Olayı

Demir-Doğrama işleri ve Römork yapma san'atında adını konuşturan ve yurdumuzun tüm çiftçilerince; “En sağlam römork Elbistan'da yapılmaktadır” dedirten ustalardan olan ve de “Palloğ Mustafa” namı ile anılan Mustafa Çolak'ın başından geçen ilginç korkması olayı şöyle seyreder:

Yıl 1959. Ay Nisan. -6- yaşında olan çocuğu Sabri, akraba çocukları ile Karaelbistan köyüne (şimdi kasaba) gittiğini öğrenen Mustafa Çolak usta, eşeğini hazırlar, akşamdan gidip çocuğu getirmeyi programlar, açıktan da söz eder. O anda Karaelbistan'a akşam gidip geleceğini dinleyen mukallit arkadaşları; “anlaşıldı, akşam Karaelbistan'a gidip gece döneceksin. Hazır ol. Yoluna bir tuzak kurup, sana iyi bir oyun yapıp korkutacağız. Şimdiden haber veriyoruz. Dedi, demedi, deme.” diye şakavari ortalığa bir söz atarlar.

Gerçekten vakit geçmiş akşam ezanı okunmuştur. Namazı kılıp yola çıkar. -5- km. mesafe olan Karaelbistan'a vardığında yatsı çoktan geçmiştir. Hoş geldin faslından ve ikram edilen kahveyi içtikten sonra çocuğu sorar. Nevar ki Sabri çoktan uyumuştur. O'nu uyandırmak istemez. “Bunu, yarın siz şehre gelirken getiriniz” der. Onlar da “memnuniyetle” deyip uğurlarlar. Palloğ Mustafa Elbistan yolculuğuna devam ededursun. Biz gelelim, O'nu bekleyen ve tehlike arzeden korkması olayına:

Hani, gündüz mukallit arkadaşları; “Karaelbistan'dan dönerken sana oyun yapıp, bir tuzak kurarak korkutacağız” demiş lerdiya.. “ O, hafızasında yer ettiğinden, heran böyle bir oyun ile karşılaşabileceğini aklından silmiş değil. Onun mâlihülyası ile yolculuk sürmektedir. 

Olacak ya, aynı gün, Soysallı köyü Tepeobası mezrasından Dolucalar ailesine mensup Durmuş Dolu ve eşi mantar zehirlenmesinden Elbistan D. Hastanesine kaldırılmışlar, ne üzücü ki kurtarılamayarak hayatlarını kaybetmişlerdir. Cenazelerinin de kılınma işlemi yerine getirilen iki naaşın köye kağnıyla taşınması oldukça zor. Hele de otops işleminden geçen cesetlerin.. Cenaze yakınları kısa bir meşveret yapıp, bunların Gariplik mezarlığına defnini uygun bulurlar. Her iki tabutu mezarlığın doğu kıyısı, yola yakın yere bırakırlar. Vakit yatsı sonu olduğu için defin sabaha bırakılmıştır.

O gün yaşanan acıklı ve son derece üzücü olaydan haberi olmayan Palloğ Mustafa, eşek üstünde türküsünü çağırarak gelmekte, mezarlığa da yaklaşmaktadır. Ayın ışığı olması dolayısıyla yol ve etraf rahatça izlenilebilen bir gece. Bir de ne görsün, yolun kıyısında iki tane tabut.. “Hımmm!.., bunlar gündüz sana oyun yapacağız diyen mukallit arkadaşlarım. “Çüüüş” deyip eşekten inen Palloğ Mustafa, tabutun üstüne doğru giderken; “…ulan,  tabuta girip saklanarak siz beni korkutacağınızı mı sanıyorsunuz?” deyip, ön kısımda duran tabuta doğru hışımla varır, üstünü açarak sumsuklamak (bir nevi yumruk) ister. O ceset kadına aittir. Saçlar dağılmış, renk morarmış, acayip bir yaratık gibi korkunç bir manzara ile karşılaşır. “Anaaam!..” diyerek yüksek sesle bir feryat koparıp Kızılcaoba Mahallesine doğru koşmaya başlar. “Beni kurtarııın!..!” diye ara ara da bağırmayı sürdürür.

O anda, koyunun peşinden kuzusunun koştuğu gibi eşeği de peşine takılarak biraz geriden, eşkin  veya rahvan bir yürüyüş ile gelmekte, ayakları yere değip kalktıkça da nal sesleri korkuyu artırmaktadır. Ancak, eşeğinin olay yerinde kaldığını düşünen veya unutan Mustafa Usta, “ölü hortladı, peşime düştü, bu onun ayak sesleri, beni yakalamaya çalışmaktadır” diye hem bağırır, hem de  koşmayı hızlandırır. “Aha beni yakaladı, aha yakalayacak” ürküntü ve korkusu içinde koşmakta iken, Garipliğin güney kıyısı istikametindeki karşı sokağa geldiğini hesaplayıp dönmeyi düşünür. Ne var ki hesabı tam tutturamaz. Birkaç metre beride Hacımahmutların bahçesine ayrılan küçük bir geçide dönmesi ile önündeki arkın içine sırtüstü düşmesi bir olur.

Sırtı yerde, gözler havada. Bir de ne görsün, eşeği; kulaklarını dikmiş, perişan halde su içinde yatan sahibi ve emektarı Mustafa Çolak Usta'yı çaresizlik içinde izlemektedir. Başka ne yapabilir ki?… Elinden tutup kaldıracak değil ya… Feryat ve figan içinde; “komşulaaar, yetişiiin, hortlak beni kovalıyooor!... beni kurtarııın!..” diye az önce yaptığı feryadı o semtte oturanlar duyup  gelirler. Bir de ne görsünler? Palloğ Mustafa su arkının içinde çaresiz yatmaktadır. Tutup kaldırırlar. Korkudan dili tutulmuştur. Başından geçen serüveni anlatacak durumda değil. Sağolsunlar, derhal eşeğine bindirip evine kadar götürürler. Büyük bir badire atlattığı anlaşılır. Ancak, muhterem Selvinaz Hanım, eşi Mustafa Çolak Usta'nın başından geçen serencamın mahiyetini bilmemektedir. Dilinin tutulduğunu anlamıştır. Serdiği yatağa yatması ile uyuması bir olur. Sabahleyin uyandığında, eşinin sorularına dili peltekleyerek cevap vermeye çalışır ve kısmen tatmin edecek bilgi verir. Palloğ Mustafa sevilen ve sayılan bir şahsiyettir. Geçmiş olsuna gelen  gelene. Az sonra,  aklıselim komşulardan biri derhal Devlet Hastanesine kaldırılmasını gerçekleştirir. O günün, D. Hastanesi Başhekimi Opr. Dr.Mirza Mirzali. Muayene eder, tahlilden geçirir. Korktuğundandır ki dili pelteklemektedir. Ciddî bir korku hastalığının olduğunu  söyler. Örnekleri de görülmüştür. Her duyan ve durumun mahiyetini öğrenen, “yazık oldu. Palloğ Mustafa'nın ölümü yaklaşıyormuş. Ödü koptuğu için ölümü bekleniyormuş v.s..  40 gün içinde ölecekmiş.” Özetle, herkes Palloğ Mustafa'yı konuşmaktadır. Dr. Mirzali, evinde ve işyerinde kaldığı zamanlarda takip edilmesini önerir.  Ara, ara bazı ilaçlar vermek suretiyle bu tedavi ve kontrol -40- gün sürer. Gerçekten kırk gün sonra moralı düzelir, kontrol edip tam kırk gün, denetim altında tutar. Çünkü böylesi hastaların ödü koparak 40 gün içinde norrmal hayata döner. İlginç ve de ibret alınacak olay o yıllardan beri unutulmaz anılar içine girmiştir. Yeri ve zamanı geldiğinde durum söz edilmekte, dikkatle dinlenmektedir. Ruhu şâd olsun.

Kaynak;  Köprübaşı Mh. Gariplik semtinde oturan, Çarşı içinde Tüfek tamirciliği yapan Ahmet Duran Çakmak. Mantar uğruna ocağı sönen Dolu ailesi faciasının kaynağı da; aynı köyden olup, Elbistan'da oturan AEL'den emekli Derviş Şahin.

Gençler;  hiçbir kimse; “ben böyle bir iş ve olay ile karşılaşmam” diyemez. İnsanız. Bu ve buna benzer bir olayla karşılaştığınız takdirde, kendinizi ona göre hazırlayınız. Metin ve mert olunuz. Yaşanan esprili ve komedi olayın içine düşen gibi korkmayınız. Ölü hortlayıp peşinize düşse bile, bir besmele çektiğiniz anda o sıkıntı kaybolur. Sevgilerimle.