|
Palloğ Mustafa'nın Korkması, Eşeğinin Peşinden Koşması Olayı
Demir-Doğrama işleri ve Römork yapma
san'atında adını konuşturan ve yurdumuzun tüm çiftçilerince; “En sağlam römork
Elbistan'da yapılmaktadır” dedirten ustalardan olan ve de “Palloğ Mustafa” namı
ile anılan Mustafa Çolak'ın başından geçen ilginç korkması olayı şöyle seyreder:
Yıl 1959. Ay Nisan. -6- yaşında olan
çocuğu Sabri, akraba çocukları ile Karaelbistan köyüne (şimdi kasaba) gittiğini
öğrenen Mustafa Çolak usta, eşeğini hazırlar, akşamdan gidip çocuğu getirmeyi
programlar, açıktan da söz eder. O anda Karaelbistan'a akşam gidip geleceğini
dinleyen mukallit arkadaşları; “anlaşıldı, akşam Karaelbistan'a gidip gece
döneceksin. Hazır ol. Yoluna bir tuzak kurup, sana iyi bir oyun yapıp
korkutacağız. Şimdiden haber veriyoruz. Dedi, demedi, deme.” diye şakavari
ortalığa bir söz atarlar.
Gerçekten vakit geçmiş akşam ezanı
okunmuştur. Namazı kılıp yola çıkar. -5- km. mesafe olan Karaelbistan'a
vardığında yatsı çoktan geçmiştir. Hoş geldin faslından ve ikram edilen kahveyi
içtikten sonra çocuğu sorar. Nevar ki Sabri çoktan uyumuştur. O'nu uyandırmak
istemez. “Bunu, yarın siz şehre gelirken getiriniz” der. Onlar da “memnuniyetle”
deyip uğurlarlar. Palloğ Mustafa Elbistan yolculuğuna devam ededursun. Biz
gelelim, O'nu bekleyen ve tehlike arzeden korkması olayına:
Hani, gündüz mukallit arkadaşları;
“Karaelbistan'dan dönerken sana oyun yapıp, bir tuzak kurarak korkutacağız”
demiş lerdiya.. “ O, hafızasında yer ettiğinden, heran böyle bir oyun ile
karşılaşabileceğini aklından silmiş değil. Onun mâlihülyası ile yolculuk
sürmektedir.
Olacak ya, aynı gün, Soysallı köyü
Tepeobası mezrasından Dolucalar ailesine mensup Durmuş Dolu ve eşi mantar
zehirlenmesinden Elbistan D. Hastanesine kaldırılmışlar, ne üzücü ki
kurtarılamayarak hayatlarını kaybetmişlerdir. Cenazelerinin de kılınma işlemi
yerine getirilen iki naaşın köye kağnıyla taşınması oldukça zor. Hele de otops
işleminden geçen cesetlerin.. Cenaze yakınları kısa bir meşveret yapıp, bunların
Gariplik mezarlığına defnini uygun bulurlar. Her iki tabutu mezarlığın doğu
kıyısı, yola yakın yere bırakırlar. Vakit yatsı sonu olduğu için defin sabaha
bırakılmıştır.
O gün yaşanan acıklı ve son derece
üzücü olaydan haberi olmayan Palloğ Mustafa, eşek üstünde türküsünü çağırarak
gelmekte, mezarlığa da yaklaşmaktadır. Ayın ışığı olması dolayısıyla yol ve
etraf rahatça izlenilebilen bir gece. Bir de ne görsün, yolun kıyısında iki tane
tabut.. “Hımmm!.., bunlar gündüz sana oyun yapacağız diyen mukallit
arkadaşlarım. “Çüüüş” deyip eşekten inen Palloğ Mustafa, tabutun üstüne doğru
giderken; “…ulan, tabuta girip saklanarak siz beni korkutacağınızı mı
sanıyorsunuz?” deyip, ön kısımda duran tabuta doğru hışımla varır, üstünü açarak
sumsuklamak (bir nevi yumruk) ister. O ceset kadına aittir. Saçlar dağılmış,
renk morarmış, acayip bir yaratık gibi korkunç bir manzara ile karşılaşır. “Anaaam!..”
diyerek yüksek sesle bir feryat koparıp Kızılcaoba Mahallesine doğru koşmaya
başlar. “Beni kurtarııın!..!” diye ara ara da bağırmayı sürdürür.
O anda, koyunun peşinden kuzusunun
koştuğu gibi eşeği de peşine takılarak biraz geriden, eşkin veya rahvan bir
yürüyüş ile gelmekte, ayakları yere değip kalktıkça da nal sesleri korkuyu
artırmaktadır. Ancak, eşeğinin olay yerinde kaldığını düşünen veya unutan
Mustafa Usta, “ölü hortladı, peşime düştü, bu onun ayak sesleri, beni yakalamaya
çalışmaktadır” diye hem bağırır, hem de koşmayı hızlandırır. “Aha beni
yakaladı, aha yakalayacak” ürküntü ve korkusu içinde koşmakta iken, Garipliğin
güney kıyısı istikametindeki karşı sokağa geldiğini hesaplayıp dönmeyi düşünür.
Ne var ki hesabı tam tutturamaz. Birkaç metre beride Hacımahmutların bahçesine
ayrılan küçük bir geçide dönmesi ile önündeki arkın içine sırtüstü düşmesi bir
olur.
Sırtı yerde, gözler havada. Bir de
ne görsün, eşeği; kulaklarını dikmiş, perişan halde su içinde yatan sahibi ve
emektarı Mustafa Çolak Usta'yı çaresizlik içinde izlemektedir. Başka ne
yapabilir ki?… Elinden tutup kaldıracak değil ya… Feryat ve figan içinde;
“komşulaaar, yetişiiin, hortlak beni kovalıyooor!... beni kurtarııın!..” diye az
önce yaptığı feryadı o semtte oturanlar duyup gelirler. Bir de ne görsünler?
Palloğ Mustafa su arkının içinde çaresiz yatmaktadır. Tutup kaldırırlar.
Korkudan dili tutulmuştur. Başından geçen serüveni anlatacak durumda değil.
Sağolsunlar, derhal eşeğine bindirip evine kadar götürürler. Büyük bir badire
atlattığı anlaşılır. Ancak, muhterem Selvinaz Hanım, eşi Mustafa Çolak Usta'nın
başından geçen serencamın mahiyetini bilmemektedir. Dilinin tutulduğunu
anlamıştır. Serdiği yatağa yatması ile uyuması bir olur. Sabahleyin uyandığında,
eşinin sorularına dili peltekleyerek cevap vermeye çalışır ve kısmen tatmin
edecek bilgi verir. Palloğ Mustafa sevilen ve sayılan bir şahsiyettir. Geçmiş
olsuna gelen gelene. Az sonra, aklıselim komşulardan biri derhal Devlet
Hastanesine kaldırılmasını gerçekleştirir. O günün, D. Hastanesi Başhekimi Opr.
Dr.Mirza Mirzali. Muayene eder, tahlilden geçirir. Korktuğundandır ki dili
pelteklemektedir. Ciddî bir korku hastalığının olduğunu söyler. Örnekleri de
görülmüştür. Her duyan ve durumun mahiyetini öğrenen, “yazık oldu. Palloğ
Mustafa'nın ölümü yaklaşıyormuş. Ödü koptuğu için ölümü bekleniyormuş v.s.. 40
gün içinde ölecekmiş.” Özetle, herkes Palloğ Mustafa'yı konuşmaktadır. Dr.
Mirzali, evinde ve işyerinde kaldığı zamanlarda takip edilmesini önerir. Ara,
ara bazı ilaçlar vermek suretiyle bu tedavi ve kontrol -40- gün sürer. Gerçekten
kırk gün sonra moralı düzelir, kontrol edip tam kırk gün, denetim altında tutar.
Çünkü böylesi hastaların ödü koparak 40 gün içinde norrmal hayata döner. İlginç
ve de ibret alınacak olay o yıllardan beri unutulmaz anılar içine girmiştir.
Yeri ve zamanı geldiğinde durum söz edilmekte, dikkatle dinlenmektedir. Ruhu şâd
olsun.
Kaynak; Köprübaşı Mh. Gariplik
semtinde oturan, Çarşı içinde Tüfek tamirciliği yapan Ahmet Duran Çakmak. Mantar
uğruna ocağı sönen Dolu ailesi faciasının kaynağı da; aynı köyden olup,
Elbistan'da oturan AEL'den emekli Derviş Şahin.
Gençler; hiçbir kimse; “ben böyle
bir iş ve olay ile karşılaşmam” diyemez. İnsanız. Bu ve buna benzer bir olayla
karşılaştığınız takdirde, kendinizi ona göre hazırlayınız. Metin ve mert olunuz.
Yaşanan esprili ve komedi olayın içine düşen gibi korkmayınız. Ölü hortlayıp
peşinize düşse bile, bir besmele çektiğiniz anda o sıkıntı kaybolur.
Sevgilerimle.
|