|
Celâ
Çarşı İçinde Kırılan Rakı ve Şarap Şişeleri
Yıl 1965'ler, yer, Elbistan ilçesine
bağlı Celâ kasabası (*).. 400 yıl önce yaşayan, ünlü hiciv şairi Abdurrahim
KARAKOÇ da aynı yerden olup aynı kasaba belediyesinin muhasebecisidir.
Celâ Kasabası halkından Bayram
Yetişgen Tekel bayiliği almış, tabiî ki sigara, kibrit ve çay ile birlikte
şarap ve rakı da satmaya başlamıştır. Evet, kasabada bu bir yenilik(!)... Bu,
sözde yeniliğin ürünü hemen meyvesini vermiş, gençler den iştahı
kabaranlar bilhassa akşamdan sonra piknik usulü kıyı, köşe semtlerde şarap, rakı
içmeye başlayanlar olmuştur. Menhus içki öyle bir şey ki; içki içenlerin
anlattıklarına göre içildikten sonra kafanın tutması, sarhoş olunması
kaçınılmazdır.
İçkiyi içtikten sonra ne yaptığının
farkında olmayan gençler, gecenin geç vaktinde nâra atarak halkı ister istemez
rahatsız etmeye başlamışlardır. Türkü ve şarkılar söyleyerek cadde ve sokaklarda
dolaşan bu gençlere, öteki gençlerden de imrenmeye başlayanların, hattâ
katılanların sayısının arttığını gören aydın görüşlü Abdurrahim KARAKOÇ, bir gün
Tekel Bayiî Bayram Yetişgen'in ziyaretine varır. Hoş beşten sonra, içkinin
CELÂ'ya getirmeye başladığı ve daha da getireceği zarardan bahsetmeye başlar.
Bayram; “Bunun böyle gençlere zarar vereceğini ben de hesap edememişim. İnan ki
çok pişmanım. Açık konuşuyorum, senin kadar ben de üzgünüm. Fakat, ben buna şu
kadar sermaye bağladım. Bunu nasıl yaparım? Bu sıkıntıdan nasıl kurtulurum? O'nu
düşünüyorum” deyince Abdurrahim KARAKOÇ; “Say bakalım, şurada görünen ve de
görünmeyen tüm rakı ve şarap şişelerini. Ve de yekûnu kaç lira tutmaktadır?.”
der. Bir sayım ve hesap; toplam yedi bin lira değer taşıdığını söylemesi üzerine
KARAKOÇ, Bayram YETİŞGEN'e şöyle der:
“Bak, Bayramcığım, bu içki tüm
kötülüklerin başı ve de anasıdır. Yarın kasabamızda cinayetlere kadar varan
olaylara sebep olursa şaşma. İyi dinle; ben sana bir teklifte bulunacağım.
Şurada ne kadar şarap ve rakı varsa satın alıp, içkiye gönül koyanlara ve tüm
CELÂ halkına ibret olsun için imha etmek istiyorum.” Der. Bayram derhal “Evet
hazırım.” KARAKOÇ; “Belki sen de biliyorsun. Benim aldığım aylık bin lira.
Hepsini bu gün ödeyemem. Ancak, iki veya üç taksitte ödeyebilirim. Fakat, bir
şartım var, bundan sonra bunu kasabamızda satarsan, şart olsun çarşının içinde
seni rezil ve rüsvay eder, hattâ başının belâsı olurum” der. Bu teklifimi kabul
ediyorsan hemen mukavele yapalım.” demesi üzerine, Bayram derhal yeniden bir
sayım yapar. Gerçekten -7 bin liralık şarap ve rakı olduğu tespit edilir.
KARAKOÇ karşıdan iki genç çağırır. Bu durumdan gören ve duyanların ibret
almasını da düşünen KARAKOÇ, gençler bir taraftan, kendisi bir taraftan ne kadar
şarap ve rakı şişesi varsa caddenin ortasına hızla vurmak suretiyle kırmaya
başlarlar. Bayramın da şişeleri kırmaya yardım etmesi gerçekten takdire şâyan..
Çarşı ve etrafı pis bir koku alır. “Bu neyin nesi?” diyen diyene. O muhitteki
insanlar toplanır ve durumu öğrenirler ki hayırlı bir iş.. Bu durumdan son
derece memnun olan Celâ'nın güzîde insanları özel bir toplantı ve de işin
kritiğini yaparlar. Bir akıldane; “Komşular, şu uygulama tüm kasabamızın
menfaatınadır. Büyük bir belâyı savmış oluyoruz. “Bir başa iki yumruk çok” ata
sözüdür. Yâni bu para Abdurrahime çok gelir. “Elin attığı taş ırak gider.” Bu
paranın 6 bin lirasını bizler paylaşıp verelim, bin lirasını da KARAKOÇ versin”
der ve bu teklif kabul görür. Bu fikir derhal uygulamaya konulur. Bayramın
hesabı peşin kapanmış olur. Durumdan Celâ halkı son derece memnun. Bilhassa
anne ve babalar Abdurrahim KARAKOÇ'a, O'nun teklifini kabul edip derhal
uygulamaya koyan Bayram YETİŞKEN'e teşekkür ve dua ederler.
Unutulmaz anılar içine giren bu
olay, söz başı geldiğinde halen konuşulmakta, gülüşülmekte ve takdirle
yâdedilmektedir.
Kaynak, Abdurrahim Karakoç'tan
bizzat dinledim.
(*) CELÂ; 1958'de kasaba, 1991'de de
Ekinözü adı ile ilçe olmuştur.
|