ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Umursamazlığıyla Tanınan Şako Süleyman

Ekinözü ilçesine bağlı Ortaören köyü Şakolar mezrasından “Şako Süleyman” namı ile anılan Süleyman Şakalar (1905 dğl.); umursamazlığı ile tanınır, uykusuzluğa da hiç mi hiç dayanamayanlardan. O dönemde İki çift öküz sahibi olan ailenin zengin sayıldığını o dönemi yaşayanların çoğu bilir. İşte bu kişi de iki çift öküz sahibi olup, oda ve sofrası açıklardan. Hayır ve haseneyi de sever. Ayrıca, Şako Süleyman'ın bir de komik yanı var; “Dünya yıkılsa altında bir merteğim yok” diyenlerden tabir yerinde ise.Yani hiçbir sıkıntı umurunda değil. O'nun için de “UMURSAMAZ SÜLEYMAN” denilmiştir.

Yıl 1968. Mevsim ilkbahar. Ay Mart sonları. Bir gün bağda, üzüm bıdamaktadır. Geçen yıldan çıkan filizlerle (Piç de denir) birlikte fazlalık dalları seçerek kesmektedir.. Akşam olmuş, Karakaş adını verdiği eşeğine binmiş, tutmuş köyün yolunu. Mesafe bir km.den fazla. Yolda, traktörün çamurda tekerin iz yapıp kuruduğu çukura gelince ayakları askıda kalır, eşek yoluna devam eder. Kendisinin uykusu geldiğinden hemen yan tarafa oturması ile yere yatıp uykuya dalması bir olur. Süleyman Efendiye göre; “Of bee!. Ne güzel bir yer, ne de tatlı bir uyku...”. Karakaş ise yoluna devam etmektedir. Biraz sonra eve varır. Eşi Ayşe hanım; eşi Süleyman Efendinin eşekle birlikte gelmeyişini görünce telaşlanır. Evlatlarına; “Çocuklar, eşeğimiz geldi, babanız yoktur. Az önce inmiş evin etrafında mı dolaşıyor?.  Bir bakın” talimatı verir. Etrafı tur yaparlar, kimsecikler yok. Aileyi bir telaş alır. “Eyvah!.. Bu, ya kalp krizinden öldü, ya da bir istemez tarafından öldürüldü…” Feryat figan başlamıştır. Durumu, ağlaşmalardan öğrenen komşular da eve gelmiş, yapılan meşveret sonucu aranmasına karar verilmiştir. Eline pilli el feneri ve evlerindeki deniz fenerlerini yakan koşup, avcı kolu arama ekibine katılırlar. Bir de ne görsünler; yolun yarı yerinde traktör tekerinin iz yaptığı yerin bitişiğinde derin bir uyku çekmekte olan Şako Süleyman'a; “Kalk, kalk, Süleyman kalk” diye çağrıldığında, kendisini yatağında sanarak; “O da  ne? sabah mı oldu?” diye uyanır. Ellerinde deniz feneri, pilli el feneri (Elektrik de denir), ailesinden, komşularından kalabalık bir grup insan. “Hayrola? bir durum mu var? Ben neredeyim?” diyerek kendisini toparlamaya çalışır. Hatırlar ki bağdan gelirken orada eşekten usulca inmiş ve çok yorulduğundan uykusu gelip, “Şurada biraz kestireyim” demişti. Anlar ki, kendisinin kaybolduğunu sanıp aramaya çıkanlardan oluşan grup.

Diğer Bir Anısı da şöyle:

Bir gün, muhterem eşi Ayşe Hanım komşu kadınlarını “YA-Sîn” okutma ziyafetine çağırır. Bu ailenin kömbesi meşhurdur. Öğlen vakti yenilmek üzere pişirdiği kömbeyi, Süleyman Efendinin oburluğunu, görürse yiyeceğini bildiği için, evin az ötesindeki ekmekliğin bir yerine saklar. Süleyman Efendi de kömbeye hiç mi hiç dayanamaz. O'nun sakladığını görmüştür. Bir dengine getirip kömbeyi alması ile öteki bir odada âfiyetle yemesi bir olur. Akabinde kendisi evden uzaklaşır. Komşu kadınları eve gelmiş Kur'an okuma faslı bitmiştir. Hemen sofrayı açar. Ayranı, yoğurdu koyduktan sonra; bekleyiniz, kömbe pişirdim, ekmeklikten alıp geleyim” der. Ayşe teyze, bir de ne görsün, kömbenin yerinde yeller esiyor. “Vay Süleyman vay!.. Görünce yer diye iyi saklamıştım. Bunu nasıl gördün?” der kendi kendine. “Ölü dirilmez. Olan olmuştur. Sağlık olsun” deyip misafirlerin yanına gelir. Serancamı anlatması üzerine gülmedik kimse kalmaz. “Afiyet olsun Süleyman amca. Sayende bizler de iyice gülerek stres attık” derler. Böylece, Ayşe Hanım yeniden yemek yapmak suretiyle muhterem misafirlerini ağırlar, durumdan dolayı da özür diler.

Diğer bir anısı da şöyle seyretmiştir: İki harmanı var. Her nasılsa birisinde yangın çıkar. Köy seferber olmuş, yangının diğer harmana sıçramaması için mücadele etmektedir. Bizim ki o anda ne yapsa beğenirsiniz? Harmanın az ötesindeki söğüdün gölgesine oturup bağdaş kurduktan sonra şapkasını önüne koyar. Çıkarttığı tabakadan sigara sarmaya başlar. Senin ki ala dağdan serin. Harman yanıyormuş. Yok ötekine sıçrayacakmış… Umurunda değil… O telaşlı sırada oğlu Hisar'a; “ Oğlum boş ver, ikinci harmanı sürmekten (dövmekten) kurtuldunuz.” Der. İşte, şu durumlara göre, Şako Süleyman'a verilen Umursamaz lakabı tevekkeli verilmemiştir. Ruhları şâdolsun.

Kaynak; Ekinözü Soysallı köyünden olup Elbistan'da oturan, AEL'den emekli Derviş Şahin.

Not: Gençler!. Gençler!..;  Şako Süleyman gibi, hattâ daha çok zengin olmaya gayret ediniz. Onun gibi cömert, odası açık ve de ekmek sahibi olunuz. Hayır ve haseneti de enaz onun kadar seviniz. Fakat umursamazlığı ile oburluğu kendisiyle öte dünyaya gitmiş olsun. Çünkü; “Az ye, az uyu, az konuş” Hadis gereğidir.