|
İnancına Sahip Çıkan Sarhoş
Yıl 1995. Mevsim yaz sonları.
Anlatacağım olay; Tekirdağ ili Şarköy ilçesinin deniz kenarı yazlık sitede
geçer, ilginç durum şöyle seyreder:
Darende'nin Karaoğuz köyünden (Şabük,
Sakızlı) olup İstanbul'da ticaretle uğraşan Osman Meral'ın yazlığı, kendisi
kadar dost ve yakın komşularının da piknik yeri olup ayrıca sofrası açıklardan
da olduğunu söylersek; “Yanılmışsın” diyen dostlarının çıkacağını sanmıyorum.
Mangal sofrasından sonra çay da demlenmiştir. Tavuk ve balık şiş'in üzerine de
çay… Bilindiği gibi çay, hem yorgunluk giderir, hem de hazım yönünden çok iyi
olur. Evet, çay faslı başlamıştır. Sofrasına gelen esnaftan Zekeriya Çelik,
Enver Doyuran, Mehmet Çelik, Necati Güneş, aynı zamanda Osman Meral'ın misafiri
Hüseyin Derindere ve Şevki Karabulut'tan oluşan grup çay sohbetine, diğer
deyimle, çay muhabbetine dalmışlardır. Âdetâ felekten bir gün çalmaktadırlar.
Böyle sohbet, böyle sevgi ve muhabbet tüm dostlar başına..
Ne tesadüf ki, o sitede oturan,
Şarköyden olup Almanya'da çalışırken izne gelen Almancı Ali B. de biraz ötede
bir çilingir sofrası kurmuş demlenmeye başlamıştır. Almancı, birkaç bardak
atınca cömertliği tutar, çay içen sofra komşularını sofrasına davet eder.
Bunlardan hiç birisi o sofranın adamı değil. Ancak, misafir Hüseyin Derindere
hariç. Almancının davetinden birkaç dakika sonra; “Haklı olarak siz bu arkadaşın
davetini bir nevi ret ettiniz. Davete icabet sünnettir(!). Bari ben katılıyım da
gönlü hoş olsun” deyip kalkarak o sofraya oturur. Bilindiği gibi, bütün
kötülüklerin anası da, babası da rakı, şarap ve diğer uyuşturuculardır.
Hepimizce malûm; içki şişede durduğu gibi hiç mi hiç durmaz. Bunu bütün insanlık
bilir. Bu iki kafadar, dozajını kaçırıncaya kadar içerler. Artık iyice sarhoş
olan Almancı; “Benden yiğit yoktur” dercesine başlar sağa-sola küfürler
savurmaya.. (Sarhoştan başka ne beklenir ki?).. Bu kere de, başlar mukaddesata
ve inanca küfür etmeye.. Derindere de zaten derecesini bulmuş, his ve duygu
açısından Ahmet B.nin de siniri iyice tepesine çıkmıştır. Deyim yerinde ise iki
aslan (!) karşı karşıya. Bir dinleyip, iki dinleyen Hüseyin Derindere, “Kendine
gel, dikkatli ol” şeklinde uyarır, ikaz eder. Yine aldırış etmeyip küfürü
sürdürmesi üzerine sabrı taşar. Adamın dalgınlığından da istifade ederek,
kalkmasına fırsat vermeden başına çöker ve öyle ki birkaç yumruktan sonra
boğazına sarılıp sıkmaya başlar. “Beni boğuyor, yetişin” diye seslendiği anda;
“Ulan terbiyesiz; sen beni üç-beş bardak rakı uğruna, inancıma ve mukaddesatıma
küfür mü ettireceğini zannediyorsun? Değil biçkaç bardak rakı, dünyayı versen
ben mukaddesatıma küfür ettirmem ve küfür edene de iyi diyemem” diyerek adamın
boğazını sıkmaya devam ederken, Zekeriya ile Osman yetişip elinden alır, olay da
burada noktalanır. Ruhları şâd olsun. Kaynak; Kadir MeralL.
NOT: Gençler!., Gençler!.. İyi
dikkat ediniz.. Yukarıdaki olayı çok dikkatli okuyunuz. İçkinin ne kadar kötü
bir şey olduğunu hesap edip, dirseğinizi masaya dikip, elinizi de yüzünüze koyup
tekrar tekrar düşününüz.. İçkiye heves eden kim olursa olsun, akıbeti bu olay
gibi olacağı tartışılmaz. Az önce sofrada dost olup, içki içen iki kişinin az
sonra düşman kesilip, boğazına sarılıp boğmaya kadar gitmesi ne kadar
düşündürücü değil mi? Bu itibarla, siz, siz olun, içkiye ve de tüm
uyuşturuculara kesinkes heves etmeyiniz. Aksi halde sizin ve sizlerin de akıbeti
yukarıdaki üzücü olay gibi duruma düşmeniz kaçınılmaz olur. Atalar; “İçki
öldürür, kumar söndürür, spor güldürür” diye boşa mı demişler?. Hatırlatmak
istedik. Takdir yine de sizlerin…
|