ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

“Senin Yaptığını Çorumlu Bile Yapmaz!..”

Bu, halka mal edilmiş beş cümleden oluşan deyimi, yeri ve zamanı geldiğinde örnek vererek çok kişiler konuşur, gûya muhatabının kendisine sıkıntı verdiğini anlatmak ister. Konuşur da içeriğini doğru dürüst kendisi de bilmez, diğerleri de bilmez. Çıkla, (Aynen) “Alın dağlar size bir tüfek” misali konuşur. Yazıma kaynak olan, İstanbul'da Meral Yayın Evi eski kurucusu ve eski sahibi Kadir Meral, araştırıp öğrenmiştir. O istisna.. Şu anda elinizde okumakta olduğunuz UN SANDIĞI kitabın yazarı ve yarım asırlık gazeteci bendeniz de bilmeyenler içindeyim.

İfade, görünüş itibariyle kabalık sergiler gibi. Belki gibisi de fazla. Hal bu ki, gerek o yörede seyyar çerçilik, gerekse açık pazarlarda sergicilik yapan Darendelilerden, gerekse Çorum'da memurluk yapan ve işçi olarak çalışan Elbistan'lılardan sorarak edindiğim bilgilere göre Çorum'lular çok sevecen, güler yüz ve tatlı dilli, çehrelerinden tebessüm eksik olmayan insanlar imiş. Dahası; iyi insanların harman olduğu bir yer imiş. Eğitime de çok önem vermelerindendir ki aydın, kültürlü insanlar yetiştirdiği, hattâ sanayi dalında mükemmel atılımlar yaptıkları da bilinmektedir. Ama, bu yazacağım olay istisna. Bir köyün misafir almaması söz konusudur. Ancak Mehmet AĞA hariç.. İlginçten de ilginç; O da gelen misafiri döverek gönderir. Ne üzücü ki, bu durum ili, ilçesi, kasaba ve köyleriyle tüm Çorum'luya mal edilmiştir. İşte bendeniz bunun aydınlatılmasına çalışacağım:

Türkiye'de, belki ilk defa, vereceği anekdot (Yaşanmış olay) uygun görüldüğü takdirde  her arzu edenin ortak olabileceği bir kitap serisi başlattım. Bir nevi KÜLTÜR ANONİM ORTAKLIĞI. Kitabımın adı UN SANDIĞI.. yaşanmış olayları içeren, 222 sayfadan oluşan kitabımın bir ve ikinci ciltleri yayınlandı. Üçüncü cildi ise yazmaktayım. Yıl 2005, ay Haziran. Bu, sözü geçen duruma da, kitabımın seyrine uygun olduğu için yer vermiş bulunuyorum. Bunu yazmamla hem kapalı kutu gibi konusu meçhul, tüm Çorum'luyu misafir kabul etmez gösteren çirkin diyecek bu olayı aydınlatmış olacağımı, hem de Muhterem ÇORUM'lu kardeşlerimizi bu töhmetten kurtaracağımı sanıyorum.

Yıl 1970'ler. Çorum'lu Osman Karaman İstanbul- Beyazıt civarında bir marketin sahibidir. İşi de oldukça iyi. Çehresinden tebessüm eksik olmayan esnafın müşterisi de çok olur.Yakın dostu olan Kadir Meral bir gün bu olayın oluş ve geliş seyrini sorar. Osman Efendi sıradan biri değil. Bayağı kültürlü ve oldukça da bilgili.. Soruyu tebessümle karşılar. Biraz da güldükten sonra “Kadir Efendi, bu sorduğun olayın oluş şeklini, “Çorum'luların  dahi yüzde 98'i bilmez. Ben ise dedemden bizzat dinlemiştim. Onun için, durumu yakından bilmekteyim. Köyün adı da hatırımda.. Bu köy il merkezine bağlı. Ancak, bugünkü kuşağı rencide etmemek için açıklamam doğru değil.” dedikten sonra, vaziyeti şöyle anlatır:

……..Köyü halkı her nasılsa misafir kabul etmez. Yıl 1940'lar. Mevsim son bahar. Havalar iyice soğumuştur. Yalnız,  köyün en öte ucunda oturan, mali durumu da çok iyi olan Memeda (Mehmet AĞA) misafir kabul eder. Eder ama, O'nun hoşa gitmeyen bir yanı; gelen misafiri dövmeden göndermemesidir. Fakat içeriği meçhul. Bir gün, köye Darendeli bir çerçi gelir. Zaten; çerçi denince Darende, Darende denince çerçilik akla gelir. Onların çerçilik soy kütüğü sayılır. Malûm şimdi de esnaf, tüccar. Ayna, tarak, makas, bıçak, iğne, iplik ve bunlara benzer ev ihtiyaçları satan çerçi köyde alışverişini sürdürür.. Vakit geçmiş, karanlık çökmek üzere.. Kapı kapı gezerek; “Misafir alır mısınız?” diye dolaşır. Ne var ki, hep kapılar yüzüne kapanır. Yakında ulaşabileceği bir köy de yok.. Çaresiz. Köy meydanında eşeğinin yularını tutup beklemeye başlar. O arada yanına gelen köy sakinlerinden biri; “Kardeşim bu köy misafir almaz.. Ancak, köyün en üst tarafında Memeda namı ile anılan bir Ağa var. O, misafir alır. Alır ama, O, her gelen misafiri de dövmeden göndermez. Buna razı isen git, kapısını çal” der. Hayretler içinde kalır. “Ağa, gelen misafiri döver” ne demek?. Bir türlü hafızası almaz. Almaz ama, kendisi de çaresiz…

“Hasbünallah ve niğmelvekîl” der. ALLAH'ı vekil tayin eder. Eder ama, bu çerçi;   bu kitabın yazarı ben âcizane gibi sıradan bir kul.. ALLAH; her şeye kaadir ama, O'nun zuhuratına mazhar olacak hâl sahibi değil… Hava da zaten kışlı. Dışarıda kalsa donma tehlikesi var. Çaresiz, Mehmet Ağanın kapısını çalar. Oda açık. “Buyurunuz” denir. Önden sona, gerek hizmetkârların, gerekse evlatlarının hizmet etmeleri anında, yeri geldiğinde ise AĞA'nın talimatlarına; “Peki efendim, olur efendim, emriniz baş üstüne efendim” ile vevap verir ve denilenleri harfiyyen uygular. Sabah olmuş, kahvaltı yapılmış, evden ayrılma saatı gelmişir. Yukarıda da  sözü geçtiği gibi; deyim yerinde ise ev sahibinin kuzusuymuş gibi hareket eder. Hiç bir işe karışmaz. Çerçi; “Ağa, ben gideceğim. Siz her gelen misafiri dövmeden göndermezmişsiniz. Haydı, beni de döv ki, yolum uzak, hemen müsaade isteyeyim” deyince, Ağanın gözleri dolu dolu olur; “Ah!.. evladım. Senin gibi misafire can kurban. Başımın üstünde yeri var. O, döverek gönderdiğim misafirler; (Aman Efendim. Size zahmet oldu. Size eziyet ettik. O öyle değil şöyle) gibi sözümün ve sözümüzün üstüne söz koyan, dolayısıyla işimize karışan misafirleri ben dövdüm ve de döverim. O dövdüklerim de, gittikleri illerde, ilçe kasaba ve köylerde yedikleri sopanın acısını unutmayarak; “Bana şöyle eziyet etti. Beni sopayla şöyle dövdü” diye konuşarak adımızı her yere duyurduklarını ben de duymaktayım. Öyle ki, durum tüm yurda yayılacağa benziyor. Hattâ, başkaları bir başka konuya örnek verip; “Senin yaptığını Çorum'lu bile yapmaz” diyorlarmış. Bu kulağımıza gelmeye başladı. Gelsin. Umurumda değil. Onlar da ev sahibinin işine karışmasınlar... “Akıllı misafir ev sahibinin işine karışmaz” deyimi ata sözü gibidir.. Haydı, senin yolun açık olsun Çerçi kardeş. Güle, güle git... Sen dövülmeye değil sevilmeye, eli öpülmeye layıksın.” diyerek uğurlar. Böylece, işbu kitabın yazarı ben de; “Senin yaptığını, ÇORUM'lu bile yapmaz” deyiminin sırrını çözdüğümü, muhterem okurlarıma, dolayısıyla bu günün insanına duyurduğumu, gelecek kuşağa, gelecek nesile de duyuracağımı sanıyorum. Bu işin oluş ve geliş şekli, aslı, astarı bundan ibarettir. Kalın sağlıcakla.  Kaynak; Kadir MERAL.