|
“Senin Yaptığını Çorumlu Bile Yapmaz!..”
Bu, halka mal edilmiş beş cümleden
oluşan deyimi, yeri ve zamanı geldiğinde örnek vererek çok kişiler konuşur, gûya
muhatabının kendisine sıkıntı verdiğini anlatmak ister. Konuşur da içeriğini
doğru dürüst kendisi de bilmez, diğerleri de bilmez. Çıkla, (Aynen) “Alın dağlar
size bir tüfek” misali konuşur. Yazıma kaynak olan, İstanbul'da Meral Yayın Evi
eski kurucusu ve eski sahibi Kadir Meral, araştırıp öğrenmiştir. O istisna.. Şu
anda elinizde okumakta olduğunuz UN SANDIĞI kitabın yazarı ve yarım asırlık
gazeteci bendeniz de bilmeyenler içindeyim.
İfade, görünüş itibariyle kabalık
sergiler gibi. Belki gibisi de fazla. Hal bu ki, gerek o yörede seyyar çerçilik,
gerekse açık pazarlarda sergicilik yapan Darendelilerden, gerekse Çorum'da
memurluk yapan ve işçi olarak çalışan Elbistan'lılardan sorarak edindiğim
bilgilere göre Çorum'lular çok sevecen, güler yüz ve tatlı dilli, çehrelerinden
tebessüm eksik olmayan insanlar imiş. Dahası; iyi insanların harman olduğu bir
yer imiş. Eğitime de çok önem vermelerindendir ki aydın, kültürlü insanlar
yetiştirdiği, hattâ sanayi dalında mükemmel atılımlar yaptıkları da
bilinmektedir. Ama, bu yazacağım olay istisna. Bir köyün misafir almaması söz
konusudur. Ancak Mehmet AĞA hariç.. İlginçten de ilginç; O da gelen misafiri
döverek gönderir. Ne üzücü ki, bu durum ili, ilçesi, kasaba ve köyleriyle tüm
Çorum'luya mal edilmiştir. İşte bendeniz bunun aydınlatılmasına çalışacağım:
Türkiye'de, belki ilk defa, vereceği
anekdot (Yaşanmış olay) uygun görüldüğü takdirde her arzu edenin ortak
olabileceği bir kitap serisi başlattım. Bir nevi KÜLTÜR ANONİM ORTAKLIĞI.
Kitabımın adı UN SANDIĞI.. yaşanmış olayları içeren, 222 sayfadan oluşan
kitabımın bir ve ikinci ciltleri yayınlandı. Üçüncü cildi ise yazmaktayım. Yıl
2005, ay Haziran. Bu, sözü geçen duruma da, kitabımın seyrine uygun olduğu için
yer vermiş bulunuyorum. Bunu yazmamla hem kapalı kutu gibi konusu meçhul, tüm
Çorum'luyu misafir kabul etmez gösteren çirkin diyecek bu olayı aydınlatmış
olacağımı, hem de Muhterem ÇORUM'lu kardeşlerimizi bu töhmetten kurtaracağımı
sanıyorum.
Yıl 1970'ler. Çorum'lu Osman Karaman
İstanbul- Beyazıt civarında bir marketin sahibidir. İşi de oldukça iyi.
Çehresinden tebessüm eksik olmayan esnafın müşterisi de çok olur.Yakın dostu
olan Kadir Meral bir gün bu olayın oluş ve geliş seyrini sorar. Osman Efendi
sıradan biri değil. Bayağı kültürlü ve oldukça da bilgili.. Soruyu tebessümle
karşılar. Biraz da güldükten sonra “Kadir Efendi, bu sorduğun olayın oluş
şeklini, “Çorum'luların dahi yüzde 98'i bilmez. Ben ise dedemden bizzat
dinlemiştim. Onun için, durumu yakından bilmekteyim. Köyün adı da hatırımda.. Bu
köy il merkezine bağlı. Ancak, bugünkü kuşağı rencide etmemek için açıklamam
doğru değil.” dedikten sonra, vaziyeti şöyle anlatır:
……..Köyü halkı her nasılsa misafir
kabul etmez. Yıl 1940'lar. Mevsim son bahar. Havalar iyice soğumuştur. Yalnız,
köyün en öte ucunda oturan, mali durumu da çok iyi olan Memeda (Mehmet AĞA)
misafir kabul eder. Eder ama, O'nun hoşa gitmeyen bir yanı; gelen misafiri
dövmeden göndermemesidir. Fakat içeriği meçhul. Bir gün, köye Darendeli bir
çerçi gelir. Zaten; çerçi denince Darende, Darende denince çerçilik akla gelir.
Onların çerçilik soy kütüğü sayılır. Malûm şimdi de esnaf, tüccar. Ayna, tarak,
makas, bıçak, iğne, iplik ve bunlara benzer ev ihtiyaçları satan çerçi köyde
alışverişini sürdürür.. Vakit geçmiş, karanlık çökmek üzere.. Kapı kapı gezerek;
“Misafir alır mısınız?” diye dolaşır. Ne var ki, hep kapılar yüzüne kapanır.
Yakında ulaşabileceği bir köy de yok.. Çaresiz. Köy meydanında eşeğinin yularını
tutup beklemeye başlar. O arada yanına gelen köy sakinlerinden biri; “Kardeşim
bu köy misafir almaz.. Ancak, köyün en üst tarafında Memeda namı ile anılan bir
Ağa var. O, misafir alır. Alır ama, O, her gelen misafiri de dövmeden göndermez.
Buna razı isen git, kapısını çal” der. Hayretler içinde kalır. “Ağa, gelen
misafiri döver” ne demek?. Bir türlü hafızası almaz. Almaz ama, kendisi de
çaresiz…
“Hasbünallah ve niğmelvekîl” der.
ALLAH'ı vekil tayin eder. Eder ama, bu çerçi; bu kitabın yazarı ben âcizane
gibi sıradan bir kul.. ALLAH; her şeye kaadir ama, O'nun zuhuratına mazhar
olacak hâl sahibi değil… Hava da zaten kışlı. Dışarıda kalsa donma tehlikesi
var. Çaresiz, Mehmet Ağanın kapısını çalar. Oda açık. “Buyurunuz” denir. Önden
sona, gerek hizmetkârların, gerekse evlatlarının hizmet etmeleri anında, yeri
geldiğinde ise AĞA'nın talimatlarına; “Peki efendim, olur efendim, emriniz baş
üstüne efendim” ile vevap verir ve denilenleri harfiyyen uygular. Sabah olmuş,
kahvaltı yapılmış, evden ayrılma saatı gelmişir. Yukarıda da sözü geçtiği gibi;
deyim yerinde ise ev sahibinin kuzusuymuş gibi hareket eder. Hiç bir işe
karışmaz. Çerçi; “Ağa, ben gideceğim. Siz her gelen misafiri dövmeden
göndermezmişsiniz. Haydı, beni de döv ki, yolum uzak, hemen müsaade isteyeyim”
deyince, Ağanın gözleri dolu dolu olur; “Ah!.. evladım. Senin gibi misafire can
kurban. Başımın üstünde yeri var. O, döverek gönderdiğim misafirler; (Aman
Efendim. Size zahmet oldu. Size eziyet ettik. O öyle değil şöyle) gibi sözümün
ve sözümüzün üstüne söz koyan, dolayısıyla işimize karışan misafirleri ben
dövdüm ve de döverim. O dövdüklerim de, gittikleri illerde, ilçe kasaba ve
köylerde yedikleri sopanın acısını unutmayarak; “Bana şöyle eziyet etti. Beni
sopayla şöyle dövdü” diye konuşarak adımızı her yere duyurduklarını ben de
duymaktayım. Öyle ki, durum tüm yurda yayılacağa benziyor. Hattâ, başkaları bir
başka konuya örnek verip; “Senin yaptığını Çorum'lu bile yapmaz” diyorlarmış. Bu
kulağımıza gelmeye başladı. Gelsin. Umurumda değil. Onlar da ev sahibinin işine
karışmasınlar... “Akıllı misafir ev sahibinin işine karışmaz” deyimi ata sözü
gibidir.. Haydı, senin yolun açık olsun Çerçi kardeş. Güle, güle git... Sen
dövülmeye değil sevilmeye, eli öpülmeye layıksın.” diyerek uğurlar. Böylece,
işbu kitabın yazarı ben de; “Senin yaptığını, ÇORUM'lu bile yapmaz” deyiminin
sırrını çözdüğümü, muhterem okurlarıma, dolayısıyla bu günün insanına
duyurduğumu, gelecek kuşağa, gelecek nesile de duyuracağımı sanıyorum. Bu işin
oluş ve geliş şekli, aslı, astarı bundan ibarettir. Kalın sağlıcakla. Kaynak;
Kadir MERAL.
|