|
Yurdumuzu Bölmek İsteyen Bîçarelere Örnek Bir Vesîka Ve ABD Başkanı George
Walker Bush'a Mektup:
Bay George Walker Bush;
hatırlayacağınız üzere, ülkeniz subaylarından görevli bir grubun 28 Eylül 2006
günü, bir saflık, diğer deyimle boş bulunmaları sonucu masaya koydukları
harita'da; “Türk-Kürt” diye yurdumuzun bölünmesini gösteren çizgiyi gören
kahraman ordumuzun, Atatürk kafalı uyanık Subayları derhal sinirlenip kınayarak
toplantıyı terk etmiş, bilindiği gibi bu üzücü durum basında geniş yer almış,
Türkiye tarafından protesto edilmiş, siz de ülkeniz adına özür
dilemiştiniz.
Sizin bu haritadan kesinlikle
haberiniz var elbette.. Bizzat talimatınız olmadan böyle bir harita çizilemez,
yapılamaz.. Aklıselim her insan bunu bilir, bilmesi de gerekir.
50 Yıllık bir gazeteci ve yazar
olarak; açık konuşayım, ben de siz Bush'u akıllı bir lider sanıyordum. Meğer
yanılmışım. Yanıldığımı; damdan düşer gibi âni bir kararla, “Kitle imha
silahları var” deyip, elle tutulur, gözle görülür bir bulgu ve belge olmadan,
çıkla; suyun üst tarafında oturan kurdun, “Suyu bulandırıyorsun” diyerek kuzuyu
yemesi misâli, delileri dahi güldüren bir bahane ile Irak'ı işgal edip, 3 yılda
3 bin 500'e yaklaşan kendi askerinizin ölmesinden ve bir milyonu aşkın da
savunmasız ve de suçsuz Irak'lıyı öldürerek ülkeyi kan gölüne çevirdiğinizden
anladım, her haliyle de anlaşılmaktadır… Bu dünyaca tescil edildi. Ayrıca siz,
aşırı ırkçısınız.. Bu his ve duygunuzdan olsa gerek, bilhassa Müslüman insanları
öldürmekten zevk duyan bir ruh'a sahipsiniz. Soruyorum; bu iddiamı inkâr
edebilir, ya da beni yalanla ya bilir misiniz?.
Bay Bush; Köpeksiz köy bulup,
değneksiz girip çöreklendiğiniz Irak'tan bâzan yönünüzü Türkiye'ye de
döndürerek, yurdumuzu bölmeye çalıştığınız nerden bakılsa belli oluyor gibi.
Belki gibisi de fazla…
Bay Bush, gerçekten sizde “Akıl yok”
diyecek kadar aklın az imiş. Eğer tam akıllı olsaydınız, Türk Tarihini okur,
Mustafa Kemal Atatürk komite ve rehberliğinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında
nasıl başarı elde ettiğimizi gözden geçirir, ibret alır, aslında manevi bir sır
olan bu muammayı çözmeye çalışırdınız… Zaten, tarihimizi okumuş ve bu sırrı
çözmüş olsaydınız, siz de severek Müslüman olurdunuz. Sayıda az olduğu gibi
teçhizatta da çok zayıf, ancak İman'da son derece güçlü Türk Askerinin
Çanakkale'de, daha sonra da Afyonkarahisar başta Ege havalisinde işgal
kuvvetlerine karşı nasıl birlik ve beraberlikle kocaman düşman ordusunu,
ordularını hezimete uğrattıklarını anlar, ibret alır ve böyle bir çirkinden de
çirkin teşebbüse geçip, Türk Yurdu'nu harita üzerinde dahi bölmeyi aklınızdan
bile geçirmezdiniz...Şu da bir gerçek ki; kafanızın kalın olduğunun en bariz ve
en açık delili, Irak'ı başınıza belâ etmenizdir.. Soruyorum; bu çirkin teşebbüs
ve serserice hareketleriniz yüzünden; kendi ülkenizin de yüzde 80'i başta tüm
Dünyanın istenmeyen, nefret edilen adamı durumuna düşer miydiniz?.
Size, Sayın demeye dilim varmıyor
Bay Bush:
Un Sandığı 3. cilt kitabımın bu
sayfasından; gerek İnternet, gerek görüntülü veya yazılı medya kanalı ile
kulağınıza gitmesi üzerine; ihtimal kendinizi yoklar, “Ben bu kadar mı kötü adam
olmuşum?, Bu kadar mı dünya insanlığının gözünden düşmüşüm?, Bu kadar mı nefret
kazanmışım?” deyip, dağılan aklınızı başınıza toplarsınız ümidi ile size bu
mektubu yazıyor, önemli bir konuyu dile getirmek istiyorum, dikkatle okur ve de
sözlerimi dinlerseniz, şöyle ki:
Değerli Müftü ve Vaiz'lerimizden
dinlediğimize göre, anlatacağım durum âyet ile sabit.. İlgili âyette: “Bir
toplumu yönetenler azgınlaşır, onlara yani halkına işkence, zulüm yapmaya
başlarsa, bir başka zalimi O'nun başına musallat ederek ahdimizi alırız”
deniliyor. Bunun canlı örneği, tüm dünyanın gözü önünde yaşandı. Irak Devlet
Bşk. Saddam Hüseyin, Irak halkının büyük bir kesimine son derece zulüm-işkence
yapmasının ardından, O'nun başına siz zâlimi musallat etti ve cezasını idam
edilerek ödedi. Var mı bunun başka yorum ve tartışması?
Şimdi, siz Bush'a sesleniyorum: eğer
var ise, yani ataist değilseniz dinin gibi inan, petrolü uğruna işkal ettiğiniz
Irak'ta, Saddam Hüseyin'den çok daha vahşi oldunuz!.. Daha zâlim oldunuz!..
Sadist oldunuz… Üstelik bu ülke halkını birbirine düşman ettiniz, “İt de ölürse
kârdan, kurt da ölürse kârdan” prensibini sergiliyorsunuz… Apaçık; “Benim emelim
bu ülkenin petrolüne hakim olmak” diyerek bu ülkeyi bandıranız altına almak
değil de nedir?
Yukarıda da değindiğim gibi bu
vahşetten zevk alıyorsunuz… Vicdan ve merhametten sıyrıldığınız için,
askerleriniz kurdun kuzuya acımadığı gibi saldırıyor, bebek, çocuk, kadın-kız,
ihtiyar-genç demeden, sayısı iki milyonu aşan Irak'lıyı öldürdüğünüz için
Saddam'dan çok daha beter, beterden de beter oldunuz... Yine, sizin bizzat
talimatınızla olsa gerek; Karakolunuz durumunda olan İsrail, tam dediğiniz
doğrultu da, iki askerin kaçırılması bahanesi ile Lübnan'a saldırdı, 40 gün gibi
zaman içinde iki milyonu aşkın masum ve savunmasız insanı öldürdü. Bu ülke
vatandaşını da Müslüman olduğu için öldürttüğünüz herkesçe malûm… Bu anormal
davranışınız, dünyayı: Müslüman-Hıristiyan savaşına doğru götürmesinden de
endişe edilmiyor değil. Aklı-selim insanların kanaat göstergeleri bu yönde.
Altıncı hisler, içgüdüler bu sinyali vermektedir dedikten sonra, sizin bu
davranış ve fütursuz hareketlerinizden dolayı, sözü edilen Âyete göre, şimdi
sıra sizde Bay Bush bu kesin!..
Cenabı Allah sizin üzerinize bir
başkasını musallat edecek, ya da; muhtelif dönemlerde peygamberlerine itaat,
Allah'ın bir ve varlığını kabul etmeyen toplumlar gibi, bir tufan, bir belâ
göndererek sizi, ne var ki “Kurunun yerine yaş da yanar” misâli toplumunuzu
helâk edecektir. Bunu sürpriz sanmayınız. Bu belâ pek yakında kapınızı
çalacaktır. Bu kehânet değil, Kur'an-ı Kerimin ifadesidir. Sözü geçen âyetin
muhatabı dünyada bir tek zâlim lider var, O da sizsiniz…
Şu bir gerçek ki, Kur'an-ı Kerim ne
demiş ise O çıkmış ve de çıkacaktır da. Çünkü O Allah kelâmıdır. Yineliyorum;
sizin başınıza büyükten de büyük bir belâ gelecektir. Ancak, yineliyorum,
tekrarlıyorum; “kurunun yerine yaş da yanar” misâli, suçlu-suçsuz; sizin
yüzünüzden ülkenizin halkı da bu belâ ve âfetten kurtulamayacaktır.. Bunu
kehanet sanmayınız…
Bay Bush; kabul ederseniz, bu
felâketten kurtulmanızın bir yolu var, şöyle ki; Allah, affı mağfiret sahibidir.
Başta siz, sizin gibi gaddar ruhlu olan erkânınız, kurmayınız teker teker tövbe
eder, yaratıcımızdan afv diler; “Eşhedüenlâilâhe İllallâh ve Eşhedüenne
Muhammeden Abdühü ve Resulüh” diyerek şehadet getirip Müslüman olursanız, belki
bu belâdan-tufandan kurtulursunuz. Öyle ki, Müslümanlığın zevkini aldığınız
takdirde; değil insan öldürme, insan gönlünü dahi kırmayacak,
kıramayacaksınızdır. Çünkü, İslâm Dini; gönül kırmayı Kâbe yıkmak kadar günah,
gönül yapmayı da Kâbe yapmak kadar sevap kabul etmiştir. Bir Müslüman'ın nasıl
olması lazım geldiğini izah eden, Darende'de medfun Hulûsî Efendi” namı ile
anılan Es-seyyid Hulûsî Ateş Hazretlerinin aşağıdaki “İnsanlığa Nasihat”, yorumu
yapılacak olursa birkaç cilt kitap olması mümkün olan şiirini bir ibret levhası
olarak, 1. ve 2. cilt kitaplarımda yer verdiğim gibi 3. cilt olan bu kitabıma da
almış bulunuyor, bilhassa siz Bush'ın dikkatine sunuyorum:
İNSANLIĞA NASİHAT
Âlemi sen kendinin kölesi, kulu
sanma;
Sen HAKK için âlemin kölesi ol,
kulu ol!..
Nefsin hevası ile
mağrur olup aldanma;
Yüzüne bassın
kadem, her ayağın yolu ol!..
Garezsiz ve ivazsız hizmet et
her canlıya
Kimsesizin, düşkünün ayağı ol,
eli ol!..
ALLAH için herkese
hürmet et de sev sevil;
Her göze diken
olma, sümbülü ol, gülü ol!..
İncitme sen kimseyi, kimseye
incinme hem;
Güler yüzlü, tatlı dil, her
ağızın balı ol!..
Nefsine yan çıkıp
da Kâbeyi yıksan dahi;
İncitme, gönül
yıkma, ger uslu, ger deli ol!..
Güneş gibi şefkatli, yer gibi
tevazûlu;
Su gibi sehâvetli, merhametle
dolu ol!..
Gökçek gerek
Dervişin sanı yoksula baya;
Suçluların suçundan
geçip hoşgörülü ol!..
Varlığından boşal kim, yokluğa
erişesin;
Sözünü gerçek söyle HULÛSİ'nin
dili ol!..
Bay Bush,
Gerek benim mektubumu, gerekse;
Hulûsî Efendi'nin yukarıda neşrettiğimiz “İnsanlığa Nasihat” şiirini
İngilizce'ye çevirtir, dikkatlice okursanız, Müslüman olmamanız için sebepler
ortadan kalkacaktır. Hem de sağlıklı bir Müslüman olacaksınız. Şunu da ifade
edeyim ki, aklınızı başınıza toplar, gerçekten siz Müslüman olursanız, ateistler
hariç bütün dinlere mensup toplumların büyük bir çoğunluğunun Müslüman olacağı
kanısındayım. 6. hissim bana böyle diyor. İnşallah yanılmıyorumdur. Öyle ki;
hakiki Müslümanlık; balı yağa katmışçasına ruha gıda verir, ruhunuz o kadar
rahatlar. Şurasını da size hatırlatayım ki, bir zamanlar Dünya'nın üçte ikisine
hakim olan Osmanlı İmparatorluğu, Müslümanlık ruhu sayesinde öyle geniş
toprakları sınırı içine almış, hiçbir kişiyi de; “Dinini değiştir” diye
zorlamamış, sade ve sade tebliğ etmiştir, o kadar. Benim ki de tebliğden
ibarettir. Ama, bu tebliği kabul ederseniz mutlu olacak; şunu unutma ki “Beni
felâha kavuşturdunuz” deyip şahsıma teşekkür edeceksiniz.
Bay Bush;
Sadede gelelim; siz dünyada en çok
yalan söyleyen lider olduğunuzun farkında mısınız? Belki de en küçüğü; PKK
konusunda Türkiye'ye verdiğiniz sözler. Hepsi yalan çıkmadı mı?. Ayrıca,
Irak'tan Kerkük'ü, bir kısmını da Türkiye sınırları içinden alarak bir Kürt
devleti kurmaya teşebbüsünüz olduğu halde, bunları inkâr etmeniz v.s.. Demek
istiyorum ki, bu yalan dolanlarla yaklaşarak yurdumuzu bölmeye çalıştığınız
açık. Dünyayı dize getiren Türk Ordusunun değerli komutanları bunun farkında
olmadığını ve ona göre tedbir almadığını mı sanıyorsunuz? Öyle ise çok çok
yanılıyorsunuz. Altını çize çize söylüyorum, Türk Ordusunun içinde öyle
Atatürkler var ki, sizin bütün oyunlarınızı, hilelerinizi boşa çıkartır,
pişmandan da pişman eder. Bunu hatırınızdan çıkartmamanızı önemle
hatırlatıyorum.
Bay George Bush, Atatürk
Komutasında; Askeriyle, Ordusuyla, Devletiyle, Hükümetiyle, milletiyle,
Çanakkale ve daha sonra da Afyonkarahisar ve Ege Kurtuluş Savaşında birlik ve
beraberlikle işkal kuvvetlerine nasıl karşı koymuşsak, onları nasıl denize
dökmüşsek, geldiklerine nasıl pişman etmişsek, bu gün de biz evlat ve torunları
aynı duygu ve hissi taşıdığımızı bilmenizi isterim. Ve yine, bu günkü Türk
Ordusu içinde yineliyorum; O gün savaşa komuta eden Atatürk gibi çok çok
Atatürkler var, bilmenizi isterim. Hatırlatıyorum; sakın ola yurdumuza yan gözle
bakmak gibi bir hataya düşmeyesiniz, hayâle kapılmayasınız… Binde bir ihtimal
böyle bir yanlışlık yaptığınız takdirde; az önce de dediğim gibi biz Türkler
dünyayı başınıza dar edecektir, dar edecektir de. Bundan en ufak bir şüphen,
kuşkun olmamasını önemle hatırlatıyorum.
Türk Milletinin birlik ve
beraberliğini yıllar önce Malatya_İzolu'da belgeleyip dünyaya haykıran bir
vesikayı, başta siz Bush olmak üzere, tüm sizin gibi düşünenlere ders olur diye
Un Sandığı 3. cilt kitabıma alıyor, bilginize sunuyorum:
Darende'nin Balaban kasabasından
olup halen Malatya'da oturan, 10'a yakın kitap ve kitapçığı yayınlanan Eğitimci,
Araştırmacı ve Yazar, 80 yaşına rağmen oldukça dinç Emekli Öğretmen Mehmet Ali
Cengiz'in; Yeni Malatya Gazetesi Ofset tesislerinde 1990'larda basılıp
yayınlanan, 95 sayfadan oluşan “İzolu Kale” adlı kitapçığından aldığım: gerek
İzolu ve Öteki Aşiret Ağaları ve gerekse Maraş'ın işgali sırasında kurtuluş
savaşına katılmak istedikleri konusunda Atatürk'e çektikleri telgraftır:
İZOLU
ve ÖTEKİ AŞİRET AĞALARININ
DÜNYAYA BİRLİK MESAJLARI:
“Kürtler,
küçük lokmanın çok kolay yutulacağını gününden çok önce anlamışlardır. Türk
birliğinden ayrılmak düşüncesinde bulunanları Kürtler; kendi milletlerinden
saymazlar. Kürtlerin kaderi, Türklerin kaderi ile birdir. Biz Kürtler Türkiye
Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka kurtarıcı beklemediğimiz gibi, Misak-ı
Milliye göre barış yapılmasını sağlamak için bütün varlığımızla Hükümetimize
yardımcı olacağımıza, T.B.M.M. Hükümeti içinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak
görüldüğünü hiçbir zaman işitmek istemediğimizi bildirir, başarılar diler,
saygılarımızı sunarız.”
İzolu Aşiret
Reisi Hacı Kaya, Aluçlu Aşiret Reisi Mehmet, Bariçkin Aşiret Reisi Halil,
Bükler Aşiret R. Hüseyin, Çörçü Aşiret R. Mehmet, Zeyve Aşiret R. Hüseyin.
Din
Âlimlerinden Bekir Sıtkı Halil, Hafız, Mehmet, Avni. Bölge ileri gelenlerinden;
İzdilili Fehmi, Hüseyin, Nail, Bulutlu İbrahim, Sadık, Zebunlu Halil.
Kitabın 61.
sayfasında yer alan bu bildirinin alt kısmında sayın Cengiz Hoca'nın yazısı
şöyle devam ediyor:
30 Ekim
1918'de itilaf devletleri ile Mondros'ta ateş kesip silahları bıraktıktan sonra,
Ordu'muz terhis edilmişti. Galip devletler ordumuzun terhis edilmesini fırsat
bilip, antlaşma kurallarını bozarak İstanbul, İzmir ve Güneydoğudaki Urfa, Antep
ve Maraş gibi illerimizi işgal etmeye başlamışlardı. Bu haksızlığa karşı Anadolu
başkaldırdı. Her tarafta Mustafa Kemal'in başlattığı “YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM…”
çağrısına katılmalar oldu. Bölgede kurulan MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETLERİ bütün
olanaklarını ortaya koyarak savaş haline geçtiler. Bunlardan birisi de İZOLU
MÜDAFA-İ Hukuk Cemiyeti idi.
Kurulan
cemiyetin başını, aşiret reisi İZOLU'lu Hacı Kaya ağa idi. Topladığı asker,
silah ve maddî destekle Maraş'ın düşman işgalinden kurtarılması için büyük
mücadele vermiş ve Mustafa Kemal'den teşekkür mektubu almıştır. İşte mektubun
örneği:
“Şifre:
Malatya'da Topçu Kumandanı Münir Bey'e: C. 13. 2. 36 İzoli Müdafai Hukuk
Cemiyeti ve Aşiret Reisi Hacı Kaya Bey ve hissiyat-ı vatanperveranesine teşekkür
ederiz. Kahramanmaraşlı kardeşlerimizin imdatlarını şitap eden kuva-i mîlliyenin
tahlisi için icap eden ihzârâta devam edilmekle beraber mensup olduğumuz heyet-i
merkeziye ile de irtibat tesis buyrulması rica olunur. 16 Şubat 36 (1920)
Heyet-i
Temsiliye Namına Mustafa Kemal (2)
Mustafa Kemal
(Atatürk) ile Hacı Kaya, Sebâti Ağa ileriki günlerde ayrıca mektuplaşmışlar.
Hattâ Maraş'ta Fransızların Besni ve Pazarcık kuvvetlerini imha etme durumunda
oldukları bir zamanda İZOLU milisleri imdatlarına yetişip kurtarmışlardı.(3)…
|