|
Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'a Kayısıcılarımız Adına Açık Mektup
Şu bir gerçek ki, UN SANDIĞI'na
mutlaka UN konulacak diye bir mecburiyet yok. Adı Un Sandığı'dır. Eskiden,
Anadolu'nun bir çok evinde kullanılan bu bir ihtiyaç maddesi olup, halen de bazı
evlerde bulunmaktadır. Sandığın unu tükendikten sonra; buğday, döğme, bulgur,
düğürcük konur, mercimek, nohut. fasulye ve daha akla gelebilecek her türlü
baklagiller veya hububatgiller v.s. konur. Bu çerçevede kitabım çeşitli konular
içermektedir.
Benim, UN SANDIĞI adını verdiğim
kitabım da buna benzer. Müstehcen olmama, sözü edilen ilgili tarafı da kırmama
kaydı başta, kitabıma konulacak konular; daha önce de yazdığım gibi okuyan stres
atacak, kıssadan hisse alacak, hele de gençler ibret alacak ve kendilerine ders
çıkartacak konular, benim deyimimle yaşanmış olaylar, yeni deyimle (anekdot)
hikâyelerin bu gün dışına taşarak yeni yaşanan ve de geniş bir kayısı
yetiştiriciler topluluğunu yakından ilgilendiren bir olaya yer vermek istiyorum
:
AÇIK MEKTUP.. Bu başlığı taşıyan ve
de 13 Nisan 2006 tarihli Gazetemiz ELBİSTANIN SESİ'nde Kayısıcılarımızın vahamet
arz eden durumunu dile getiren; Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'a
yazdığım mektubu, çok az bir düzeltmelerle kitabıma alıyorum:
“Başbakanımız Sayın Recep Tayyip
ERDOĞAN'a sesleniyoruz:
Müşkül Durumda Olan Kayısıcılarımız;
Fındık da Olduğu Gibi; DEVLET DESTEĞİ İSTİYOR!..
Sayın Başbakanım; evvel Allah, Yüce
Milletimizin verdiği güven ve de lütfettikleri oy sayesinde, ADALET VE KALKINMA
PARTİSİ (AKP) olarak iktidara geldiniz. Hayırlı olsun dileğimizi tekrarlıyor,
işi çok da güzel ve güven verici şekilde götürüyorsunuz. Bundan dolayı da tebrik
ve takdirlerimizi sunuyoruz, yerel bir gazete olarak.
Sayın Erdoğan; Malatya havalisi ile,
Malatya'nın alternatifi durumuna yaklaşan Elbistan ve havalisinde aile sayısı
yüz binlere varan KAYISI YETİŞTİRİCİSİ; emeğinin karşılığını alamama-sından
dolayı son derece müşkül durumda...Öyle ki, bundan dört yıl önce kg. dört
Ytl.'ye satılan kayısı, bu gün kg. 50 Ykr.'den başlayarak birinci kalitedeki
kayısı azami iki milyon, yani 2 Ytl.'ye ancak satılabilmektedir. İlaç başta,
çeşitli masrafı ise en az iki misli, belki üç misli artmıştır. Başka bir gelir
kaynağı da olmayan (ki, iş bulmak zaten zor) bu aileler, inanır mısınız;
benzetmede hata olmaz; 1940'ların sıkıntısını çekmektedirler âdetâ... Çünkü;
sosyal yönden, bildiğiniz gibi masraflar o nispette artmış, geliri ise çok
farklı düşüş kaydetmiştir...
Sayın Başbakanım, konuşmalarınızda;
"DOĞRUDAN DESTEK, ayrıca akaryakıtta indirim vs. ile destekliyoruz çiftçimizi"
diyorsunuz. Allah razı olsun, az da olsa bir çay ve kahvaltı parası.. Bu inkâr
edilmiyor. Ancak, kayısı bahçeleri, bildiğiniz gibi, çok parçalar halinde küçük
arazilerde yetiştirilmiş ve de yetiştirilmektedir.. Şu bilinmiş ola ki;
akaryakıtta indirim, yapılan zarurî masraflar karşısında “Devede bir kulak”
misalidir.. Doğrudan Destekten ise; 500 dönüm, bin dönüm ve daha fazla arazi
sahipleri mükemmel rant elde etmektedirler. Bizim, zat-ı âlilerine duyurmak
istediğimiz sorun; varını yoğunu, diğer deyimle bütün ümidini kayısıcılığa
bağlayan, aldığı ürünü de maliyetine dahi satamayarak açıktan zarar eden, bu
durum karşısında nerdeyse açlıktan ağzı kokacak duruma gelen kayısıcılarımızın
vahim durumuyla ilgilidir. Onlara tercüman olmak için zat-ı âlilerini rahatsız
ediyoruz. Çünkü, bendeniz, yokluk içinde kıvrananlar başta, haksızlığa
uğrayanların mücadelesini vermiş ve onların derdine karınca kararınca derman
olmaya çalışmışımdır, elli yıllık yerel bir gazeteci olarak…
Bağışlanacağımı umarak bu his ve
tutkumu burada siz değerli Başbakanıma aşağıda ki soruları mesleğim gereği
soruyor, feryat ve figan içinde çırpınan kayısıcılarımızın derdine derman
olmanızı ısrarla istirham ediyorum:
Lütfen; bu sese kulak veriniz!..
Zira bu ses; kocaman bir topluluğun sesidir derken, önemli olduğuna inandığım
bir konuya da açıklık getirmek istiyorum şöyle ki;
Kayısının insan sağlığına,
bağırsak yumuşatma başta bir çok hastalığa şifası uzmanlarca ısrarla ifade
edilmektedir. Karadenizli kardeşlerimiz bağışlasınlar; yine uzmanların ifadesine
göre, kayısının şifası fındıktan çok daha farklıdır. Hattâ, yine uzmanlar;
“İNSANLAR KAYISININ ŞİFASINI BİLSE, HER GÜN YEDİ ADET KAYISI YER” demektedirler.
Çünkü; kayısının şifası bilimsel olarak tespit ve teşhis edilmiş durumdadır.
Malatya Tarım İl Md.lüğünce yapılan tanıtım broşürlerinde belirtilen şifa
listesini yayınlamaya kitabımın sayfaları yetersizdir. Bu böyle olduğu halde
dünya insanlığına şifa derecesi tanıtılamamıştır. Bu da ayrı bir konu. Bu kadar
şifalı olmadığı halde Fındığa Devlet Desteği verilmiştir. Bu duruma; “Bir torpil
mahsulü” deniliyor. Helal olsun Karadeniz bölgesi Milletvekillerine.. Ama ve
ama, bizim Millet Vekillerimiz her nasılsa, insan sağlığına böyle şifası olan
kayısı üreticilerinin sorunlarını; geçmiş de dahil Başbakanlarımıza
duyuramamışlar, dolayısıyla DEVLET DESTEĞİ sağlayamamışlardır.
Sayın Başbakanım; kayısının şifasını
bir an için Fındık şifası seviyesinde kabul edelim; o zaman, FINDIĞA DEVLET
DESTEĞİ VERİLİYOR da, kayısıya Devlet Desteği niçin verilmiyor? Bunu zatınızdan
soran bir siyasetçimiz yoksa, (Kİ; YOK, DURUMA GÖRE..) Olanların da hatırı
geçmemiş olabilir.., O zaman, bir basın mensubu olarak, bendeniz görevi icabı
soruyor:
- "Öte dünyada, bu konu ile ilgili,
siz sorguya çekilmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?"
"Geçmişte, Karadeniz toplumuna bu
hak verilmiş, KAYISI'cıya verilmemiş, bunlara haksızlık yapılmış, hiç olmazsa,
bu hatayı ben düzelteyim, bu haksızlığa ben son vereyim” diyemez misiniz?.
Aslında, bu durum görevinizin içine de girse gerek diye düşünüyor, soruyu
yineliyorum; Öte dünyada, bu toplumun uğradığı haksızlığın önlenmesine emir
vermediğiniz için,
-Sorguya çekilmeyeceğinizi mi
sanıyorsunuz?
-Bu konuda bir garantiniz var mı?
- Garantiniz olmadığına göre; -Vebal
altında kaldığınızın farkında mısınız? ... diye sormak zorunda kaldım
zatınızdan...
-Biz, yerel gazeteciyiz. Lügat
parçalayarak yetişmedik. Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan
gazetecileriz...
-Belki bir başbakana böyle soru
sormak kuralı aşmış olabilir. Ama, öte dünyada sorguya çekileceğime, bu dünyada
sorguya çekilmemi tercih ettim. Lütfen bırakınız da içimizden geldiği gibi
konuşalım, belki derdimizi böyle daha iyi anlatabilirim diye böyle konuştum.
Siz büyük insansınız. Bunun bilinci
içindeyim. Büyüklerin bir iyi tarafı da hataları affedici olmasıdır.. Bu
sebeple, bu sorularım kural dışına çıkmışsa bağışlayıcı tarafınızın ağırlıkta
olacağını bildiğim için böyle sordum, böyle konuştum.
Sayın Başbakanım, "Aşk ağlatır, dert
söyletir" diye bir cevize var. O misal;
-Bu camianın sorunları, görevim
açısından beni dert sahibi etmiştir. Lütfen; ÖMERÜL FARUK'un (R. Anh.)
meziyetlerini bir okuyunuz. Nasıl adalet uygulamış, bir gözden geçiriniz... Un
çuvalını gece sırtına alıp, açlıktan ağlaşan çocuklarını, kazanda taş kaynatarak
avutmaya çalışan dul kadının kapısını nasıl çaldığını bir düşününüz..
İşte, bu kayısıcılarımız arasında,
belki taş kaynatan yoktur ama, unu suya karıştırıp kaynatarak çocuklarının
karınlarını doyurmaya çalışan aileler çoktur. Etrafınızdaki yiğitlerin; tabanı
size gül-gülistanlık göstermelerine, doğruluk tarafı var ise de, onlara yüzde
yüz rağbet etmeyiniz demek zorunda kalıyorum. Çünkü bu aileleri yakından
tanımaktayım, onların derdi ile hemderdim…
-Ah!.. Tebdil-i kıyafetle, bu
ailelerin içine bir girseniz!.. Ruhu sıkıldığından köy kahvesine giden ve
parasını ödeyemediği için çayı borca içen yiğitlerimizi bir görseniz..
- Gırtlağına kadar borca giren
aileleri bir görseniz!..
- "Yarın icracı kapıya gelirse ben
ne yapacağım?" diyerek derin derin düşünen aile reislerinin hallerini bir
görseniz?
-Açık söyleyeyim ki; bunu
uygulasanız; benzi solmuş durumda olan yiğitlerimizi bizzat göreceksinizdir...
Hani, Cenabı ALLAH, İki cihanın Selveri Peygamberimiz (SAV)'e: "YA MUHAMMED; SEN
ONLARI BENZİNDEN TANIRSIN..." buyruğu Âyetin muhatabı olan o zamanın
ashaplarının çektiği açlık gibi, bu gün, bu ıstırabı çekenler çoğunluktadır.
Onurunu zedelememek için, aç olduğunu bildirmemektedirler; bu günkü
kayısıcılarımız...
-Soruyorum: Bu gün bu, perişanlık
içinde kıvrananlara kim acıyacak acaba?... İnanır mısınız? bu koca toplumun tek
ümidi sizdiniz… Siz de böyle bunlara yaklaşmaz, bir tebdil-i kıyafetle yaklaşıp,
bu acıklı hallerini bizzat görmezseniz, bunların hali ne olur? diye;
bağışlayınız tekrar tekrar soruyorum bir yerel basın olarak...
Sayın BAŞBAKANIM; Bu topluma DEVLET
DESTEĞİNİN VERİLMESİ İLE HAZİNEMİZİN zarar edeceğini mi sanıyorsunuz?
-Hayııır!.. Bu düşüncedeyseniz, kesinlikle yanılıyorsunuz!.. Çünkü bu mahsul bir
çok ülkelere değeri nispetinde satılacak, satan kurum da geniş kâr edecektir. Bu
tartışmasız bir konudur, durumdur.
Kayısıcılıkta Malatya ve havalisi
dünyada birinci sıradadır. Şifası da ilmen ve tıbban tespit edildiğine göre;
yineliyorum; bu topluluğa acıyıp DEVLET DESTEĞİ VERİRSENİZ; yaptığınız en
hayırlı işler zincirine bir halka da bunun ile eklemiş olacaksınız…
Varolsun Devletimiz ve de Yüce
Milletimiz sayesinde oldukça büyüktür. Bu hizmeti bu topluluğa lütfederseniz,
hem çok büyük bir manevi vebalden kurtulacak, hem de hazinemiz para
kazanacaktır. Örneğin; KAYISI verilip petrol alınamaz mı? Veya benzeri
ALIŞ-VERİŞLER... Bu önemli hizmetin gerçekleşmesine talimatınız, bu topluluğun
ıstırabını sona erdirecek ve de onların gönüllerini daha iyi kazanacaksınızdır.
Bundan en ufak bir kuşkunuz olmasın…
Bu feryat ve figanı duyacağınızdan
kuşkum yoktur. Umarım, iş bu kitabımızı maiyetinizdeki görevliler zatınızdan
saklamazlar. Dolayısıyla okur, gereğine emir verir, iki bölge halkı
KAYISICILARINA DÜĞÜN-BAYRAM ETTİRİRSİNİZdir.
Takdir sizin diyor, selam ve
saygılarımı sunuyor, başarınızın artarak devamını diliyoruz, diliyorum.
Mehmet GÖÇER
|