|
“Bu
Kitabın Adı Neden UN SANDIĞI?” Diye Soran Sayın Okurlarıma:
Şu bir gerçek ki, her kitabın adı,
sayın okurlar için bir şemadır. Şöyle veya böyle O isim yaklaşık da olsa bir
anlam taşımalıdır, taşımaktadır da. Bilindiği gibi, UN SANDIĞI 1. cilt kitabımda
olayın hikâyesi mevcut. 2. Ciltte ise, son sayfa-son paragrafta üç satırda
özetlemiştim. Ama, yetersiz olduğunu daha sonra anladım. Bu hikâye tam
konulmadığı için yüzlerce okuyucum: “neden UN SANDIĞI?” diye beni soru yağmuruna
tuttular ve haklı olarak tutacaktırlar da.
Son derece haklı ve yerinde olan bu
sorunun cevapsız kalmaması gerektiği kanısında olduğum için, bu kitabım dahil,
başımın ayağımdan önce ihtiyarlamadığı müddetçe serisinin devam edeceğini
düşündüğüm her cilde Un Sandığı hikâyemin konulmasını uygun buldum:
UN SANDIĞI
ELİF Aslantaş'ın; Nişanlısı Durdu
Gök'ü UN SANDIĞI'na hapsetmesi, kendisinin de 7-8 yıl sonra misilleme yapması
olayından bahsedeceğim bu bölümde.
Dünyada eşine ender rastlanacağını
sandığım komikten de komik, ilginçten de ilginç aşk olayı, Kahramanmaraş ili
Elbistan ilçesine bağlı Âlembey köyü ile; o tarihte yine Elbistan'a bağlı Tanır
köyünde yaşanır, (şimdi kasaba ve de Afşin ilçesine bağlı).
Yıl 1898'ler. Kahramanmaraş ili
Elbistan ilçesi Âlembey köyünden CİNALİ'ye; işini iyi ve plânlı yaptığı için
halk, kendisine bu lakabı takmıştır. Ali efendi bir komşusu ile beraber, Binboğa
Dağı'nın doğu eteği, TANIR köyünün kuzey batı üst kesimlerine, kağnıları çekip
oduna giderler. Oğlu DURDU da birliktedir.
Odun yüklü iki kağnı ile
gelirlerken, öküzlerin yayılması (otlatılması) gerektiğinden, TANIR'ın tam
girişinde mola verirler. 16 yaşında olan DURDU, alt kesimdeki bahçeye iner. (Bu
bahçe; sonradan soyadını Aslantaş olarak alan, halk tarafından Hacıağa namı ile
anılan Hacı Aslantaş'a aittir). Kardeş olan üç kız da bahçededirler. Çelimsiz,
zayıf, üst baş pejmürde olan çocuğun yanına gelen kızlar; “Haydı, çık salla da
dut yiyelim” derler. DURDU gerekeni yapar. Dut yerlerken; “Birimizi beğen al,
evlenelim” diyerek alay (dalga) geçerler. O fasıl biter. DURDU, köy içinde olan
babasının yanına gelip, “Birimizi beğen al, evlenelim” diyen, ancak alay
geçtiklerini fark etmeyen kızların kısa serancamını anlatır ve talip olmasını
ister.
CİN ALİ akıllı ve de o yeri bilen
adam. O bahçenin Hacıağa'ya (Hacı Aslantaş) ait olduğunu ve kızların da O Ağanın
kızları olduğunu bilmektedir. Oğlunun isteğine şöyle cevap verir: “Oğlum DURDU;
şu haline bak!. Normal bir elbisen bile yok. Biz nereee? Hacağa nere?” Demesine
oduncu arkadaşı ve de komşusu araya girerek: “Ali, sen çocuğun teklifini niçin
reddediyorsun? Biz gidip isteyelim. ALLAH yazdıysa olur” demesi üzerine, Ağanın
yanına giderler. Hoşbeşten, hal hatırdan sonra, bahçede geçen esprili durumu da
anlatıp; “ALLAH'ın emri, Peygamberimiz Hazreti MUHAMMED (SAV)in kavli, İMAMI
ÂZAM efendimizin iştihadı üzere, kızıyın birine talibiz” derler.
Olacak ya, AĞA, damat adayını
görmeden, tanımadan yeşil ışık yakarak; “O kızlarımın birisini, ELMALI köyünden
MEMEDA'nın (Mehmet Yüksel) oğluna verdik. Birisini de ELBİSTAN'dan UĞURLUOĞLU
ailesinden Rasih adında bir gence verdik. (Bu kızın Âlembey köyünden bir gence
nişanlılı diyenler de var). Küçük kızım ELİF'i de ÂLEMBEY köyünden CİNALİ'nin
oğluna verelim. Allah yazdı ise ne derim?” der. Sürpriz mi sürpriz.
Köye gelen CİNALİ elbette CİN'liğini
gösterecektir. Durumu hanımına anlatır. Bir meşveret (hasbihal) yaparlar. İyi
de, bu işin amması var. (Engeli var). DURDU, bu hali ile giderse, bu kızı
vermeleri mümkün değil. Cinali; “Hanııım!.., hanım!., ben çaresini buldum. Çetin
ailesinin oğlu Mehmet çok güzel ve yakışıklı bir delikanlı. O'nu göndeririz.
Beğenmemeleri söz konusu olmaz. Daha sonra, DURDU'nun adını anarak kızı isteriz.
O anda zaten nikâhı da kıyılır. Nikâhın kıyılması örf ve adetlerimizdendir.
Nikâhtan sonra kız bizim olmuş olur. Ağa da sesini çıkartamaz” ifadesine
karşılık, Hanımı da; “Sen uygun görüyorsan, ben de uygun gördüm” der.
Ertesi gün, Mehmet Çetin'i “Durdu”
TANIR'a gönderirler. Zaten tembihlidirler. Yani Durdu'nun köye geleceğinden
haberleri var. Kız da, annesi de, babası da sözde Durdu'yu görüp beğenirler. O
fasıl tamam.. Hafta içinde komşularından bir ekip oluşturan CİNALİ, TANIR'a
gider. Karşı tarafın akrabalarından da mini dünür törenine gelenlerle oda dolup
taşar. Allah'ın emri, Peygamberimiz Hazreti MUHAMMED (SAV)'in kavli anılarak kız
istenir. Önceden söz verildiği için itiraz yok. Hacı Ağa; “ALLAH yazdı ise ne
diyelim, ben de verdim” der. O anda imam da hazır. ELİF ile DURDU'nun nikâhı
kıyılır. “Her iki başlı hayırlı olsun” diyerek herkes mini törenden ayrılırlar.
Daha sonra, kadınlardan oluşan bir
ekip, giysi bohçasını götürüp, bir Reşat altını, bir küpe ve bir de altın yüzük
takıp dönerler. Aradan bir kaç gün geçer. DURDU'nun nişanlı görmeye gitmesi ve
bir gece misafir kalması usuldandır. Buna da Mehmet Çetin gönderilecek değil ya…
“Mızrak çuvalda gizlenmez” atasözüdür. Bu serancamlı durum mutlaka duyulacak.
Cinali'nin daha önce dediği gibi; “Duyulsa da mühim değil”. Kızın nikâhı
kıyıldığı için bundan Ağanın dönmesi imkân harici. Bunun bilinci içinde olan
CİNALİ; DURDU'yu giyindirir. Kadim dostlarından olan Âlemdar köyünden (şimdi
kasaba) KEL HÜSEYİN'in yanına katıp TANIR'a (şimdi kasaba) gönderir. DURDU'yu
Hacıağanın evine götürüp takdim ettikten sonra kendisi döner.
Ağa ailesi, akşam yemeğini DURDU ile
birlikte yer. Kaynana, kayınbaba bir de bakarlar ki gördükleri damat adayı
değil. Bir sessizlik gider. Az sonra bir foturdama (homurdanma) başlar.
CİNALİ'nin kendilerini düşürdüğünü anlarlar. Ama yapacak bir şey yok. “Ağı ise
de yutmak zorundayız. Çünkü Elif'in nikahı kıyıldı” diyen karı-koca; “Bakalım ne
diyecek?” deyip ELİF'i, annesinin hazırlayıp, damadın kalacağı odaya
gönderirler. ELİF, bir de ne görsün; geçenler bahçede dut sallarken, “Evlenelim”
diye alay geçtikleri çocuk… ELİF, DURDU'dan babayiğit. Elini eline değdirmeden;
“Ulan, benim nişanlım sen misin?” deyip, DURDU'yu kucaklar, odadaki UN
SANDIĞI'na koyduğu gibi, kapağı da kapatır. “Aç, ben gideyim” diye yalvarıp
ağlar. Hiç aldırış etmez. Şafak sökerken, ELİF kapağı, daha sonra da odanın
kapısını açar. Akabinde arkasından bir de tepik (Tekme) vurup gönderir.
Bu durum duyulur. “CİNALİ Hacıağayı
düşürmüş. Başka bir genç gösterip, ELİF'i oğlu DURDU'ya nişanlamış, akabinde de
nikâhını kıydırdmış.” diye her yerde konuşulmaya başlanır. Özetle, olay günün
gündemine oturur. Buna son derece üzülen HACIAĞA, bir ara; “Kimsenin görmediği
yerde, denk gelirse vurun” diye ağzından laf kaçırdığı da etrafa yayılır. Derken
durum bir kör düğüm haline gelir.
Günler haftaları, haftalar ayları,
aylar yılları kovalaya dursun. İşin iç yüzünü bilmeyenler, birçok yerden ELİF'e
dünürcü gelirler. Ağa, İslam Dini kurallarını bilen ve de uygulayan aklı başında
bir adam. Nikâhı kıyılan kızı ELİF'i başkasına vermesi mümkün değil. Şu hale
göre durum; Cinali'nin tezgâhladığı şekle gelmiş oluyor.
CİNALİ'ye gelince, O da bu durumdan
pek memnun olmamaya başlar ama, oldu bir kere. “Çala çala bir havaya dönecektir
elbette” der durur. Ağa, kızı ELİF'i başkasına vermesinin mümkün olmadığının
tabiî ki bilinci içinde. CİN ALİ'nin sıksık aracı gönderip, özür dileyerek
barışmak isteğini AĞA hep reddeder. O, orada dursun.
Adı üstünde CİNALİ. Oğlu DURDU'nun
evlenme çağına geldiği halde zayıf ve cılız kalmasından rahatsız. Bünyesi bir
türlü gelişmemektedir. Pek gelişeceğe de benzemiyor. Bu durumu eşiyle konuşur;
"Hanım; DURDU'nun bu zayıf ve cılızlığı beni çok rahatsız ediyor. Eğer bu bir
hastalık ise, CENÂB-I ALLAH: "Ben, bin (1000) dert yarattım, bin bir (1001) deva
yarattım" buyuruyor." “Ben derim ki, sen-ben, DURDU'yu alıp ASHABÜ-L KEHF'e
gidelim. Bir gece Yedi Uyurların 309 yıl uyudukları mağarada yatalım. ALLAH'a
dua edelim. ALLAH'ın methüsenâ ettiği sevgili kullarının yüzü-suyu hürmetine
oğlumuz DURDU da diğer delikanlılar gibi, belki daha güçlü bir bünyeye kavuşur"
teklifinde bulunur ve ittifakla aldıkları kararı uygulayıp dönerler.
Ne var ki, CİNALİ bir sıkıntı ile
daha karşılaşır. Oğlu DURDU, Elbistan ağaları Hacıhaliller ailesinden Ali
Efendinin (Erten) küheylan atının bakımını yaparken, tekme vurması sonucu bir
gözü kör olur. Böylece, bu sıkıntı tam 7 yıl sürer.
Biz gelelim DURDU'nun durumuna. 16
yaşında iken nişanlanan DURDU, 23-24 yaşlarına gelir. Sanki bir zuhurat olmuş,
ALLAH'ın bir lütfüyle kucaklaşmıştır. Çünkü YEDİ UYURLAR Mağarasında yaptıkları
duayı CENAB-I ALLAH kabul etmiş; cılız, zayıf olduğundan dolayı bir gece UN
SANDIĞI'nda hapis yatıp, sabahleyin de nişanlısı Elif tarafından tekme vurulup
kovulan DURDU'nun bünyesinde büyük bir gelişme olmuştur. 1.95 boy, 110 okka
sıklet, (bir okka, bir kilo 333 gr.) bünyeye ulaşmış, acı da bir kuvvete
sahiptir.
Bu zaman içinde, güreşe merak sarar.
Derken, ÂLEMBEY ve etraf köy düğün güreşlerinde başı hep Durdu pehlivan
almaktadır. Ne üzücü ki; tek gözünü kaybetmesi dolayısı ile, ister istemez
adının baş tarafına “KÖR” kelimesi eklenir, istemeyerek de olsa; “KÖR DURDU”
namı ile anılmaya başlanır.
Bu arada, Afşin ilçe merkezi
ağalarından ÇÖLBEYİ, TANIR'dan HACIAĞA, Lorşun (Altunelma kasabası) köyünden
DİRGEN ALİ (Ali Binboğa) adındaki ünlü ağalar, karşılıklı bir güreş tertip
etmişlerdir. Tüm bölge pehlivanları davetlidir. Her ağanın pehlivanları daha
önceden belirlendiği bilinmektedir.
İkramiye büyük. Bunu duyan Afşin
ilçe merkezinden bir pehlivan, DURDU'nun iyi güreştiğini bilmektedir. Doğru
Âlembey'e gelip Durdu'yu TANIR'a götürür. Üç ağa arasında iddialı bir güreş
olduğu için tahminlerin üstünde izleyici katılır. Olacak ya, Hacıağa'nın
grubundaki pehlivanlar yıkılır. İki ağanın pehlivanları finale kalmıştır. Ağa
üzülmeye başladığı sırada, Afşin'li pehlivan DURDU'yu göstererek; “Ağa, şu adam
da iyi güreşir” diye öneride bulunur. Ağa; “Güreşir misin oğlum?” diye sorar.
Kayın babası olduğunu tanımadığı Hacıağaya; “Güreşirim Ağa” der. Hacıağa'nın
görüp tanımadığı bir pehlivan. O da damat adayı olduğunu bilmemektedir. Durumuna
bakar. İyi bir bünyeye sahip. Bu arada, Afşinli pehlivan yeniden destekleyip iyi
güreştiğini söylemesi üzerine; “Peki güreş bakalım. Bizim pehlivanlar hep
yıkıldı. Kendini göster, yüzümüzü ağart” der.
DURDU soyunur. Yaptığı peşrev
(Perdah) ile dikkat çeker. “Ben çangalı takarsam, 3-4 yaşındaki kavak ve söğüt
ağacını sökerim” demesi ile de ün yapmaya başlayan DURDU pehlivan, tuttuğunu tuş
eder. Derken; finala kalan arka arkaya tam 9 (Dokuz) pehlivanı yıkar.
Başpehlivanlık ikramiyesini, diğer deyimle şalvarı alır. “Görmediğimiz bir
pehlivan. Bu kim imiş?” diyen diyene. Bu sırada; “Bu pehlivan, Hacıağa'nın
damadı imiş” diye bir yaygara kopar. Ağa damadını, damat da kayınbabasını
tanımıyor. Aradan 7-8 yıl geçmiştir. Bir hayli serancam da malûm. Zayıf, cılız
bir çocuk durumundaki DURDU'nun, 110 okka gibi bir sıklete geleceğini kim
düşünür? Bu bir ALLAH vergisi. Tanımamada da haklılar. Durum anlaşılır. Hacıağa;
“Gel bakalım gel, eve gidelim” der. Ağa, damat adayı DURDU ile evine henüz
varmadan ELİF'e müjdeci gider. “Senin nişanlın baş pehlivan oldu” diye çocuklar
Elif'ten müjde isterler. Derken Ağa da eve gelir. O da hanımına müjdeler. “Benim
yüzümü ağarttı. Bu bizim damat imiş” der. Çifte döşek serilir. Yemek faslından
sonra, 7 - 8 yıl önceki macera yaşanan oda annesi tarafından hazırlanmış ve baş
başa bırakılmışlardır. Elma, Armut ve çerezden oluşan yatsılık getiren Elif,
DURDU'nun tek gözünü kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşadığını anlaması üzerine;
“Üzülme, tek başa tek göz yeter” diyerek teselli eder. Biraz sonra; “Gel bakalım
ELİF gel, sana ahdim var idi” demesi ile ELİF'i kucaklayıp aynı UN SANDIĞI'na
kapatıp hapseder. Bu kere de Elif yalvarmaya başlar. “Hayır, şafak sökünceye
kadar, benim gibi sen de bu sandıkta hapis yatacaksın. (Eden bulur)” deyip şafak
sökünceye kadar bekler. Daha sonra barışırlar. “Geçmişin üzerine bir tapan
çekelim.” derler. Bir süre sonra da düğünleri yapılır.
İlginç olay, Elbistan-Afşin ovası ve
çevresinde, halen; olay bu gün olmuş gibi konuşulmaktadır. Zaten enteresanlığı
dolayısı ile unutulacak gibi değil. Hele yaşlılar, bu durumu konuşurlarken, bir
tiyatro sahnesi gibi söyleyip gülüşmektedirler. Ruhları şâd olsun.
Kaynak; Alembey köyünden Durdu
KANCI (85) ve İbrahim DOĞAN (75).
Not: Bu röportajımdan sonra;
yaklaşık 7-8 ay ara ile vefat ettiler. Ruhları şâdolsun…
|