ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

“Üzümünü Ye, Bağını Sorma!..”

Başlıktaki 4 kelimeden oluşan sözcük, bilindiği gibi topluma mal edilmiş bir vecize ve de Atasözü gibi kullanılır. Öyle ki; güncelliğini de her zaman koruyan ve yeri geldiğinde her zaman konuşulan vecizelerdendir. Anlatacağım komik olay; Erzurum İl'i, Örtülü ilçesinin ...... köyünde yaşanır, durum şöyle seyreder: 

Örtülü'nün Üskühat köyünden emekli İhsan Şimşek'ten dinlediğim komik olayı birlikte okuyup, birlikte göz atalım: Yıl 1945'ler;

O ilçenin ...... köyünden; Kuddoğ, Kına ve Kerem üç kardeştirler. Büyük ve küçükbaş hayvancılık bölge halkının geçim kaynağıdır. Herkes malını mevsimine göre köy arazilerinde kışlatır. Yaz gelince de yaylaya göçüp kara çadırlar kurulur. Bu insanlar, yaklaşık dört ay kadar o muhitin bol otlu dağ ve tepelerinde koyun ve keçilerini ve büyükbaş hayvanlarını otlatarak; sütünden, peynirinden, yoğurt çalıp yayarak tere yağından, kuzu, oğlak ve yünlerinden, inek ve danasından faydalanarak geçimlerini sağlamaktadırlar.       

Bu durum Anadolu'nun hemen çok yerinde yaşanan vazgeçilmez geçim kaynaklarındandır köylünün. Köylü, can ve mal emniyetinden memnun dense de, bazen, keçi, oğlak, koyun, kuzularının kaybolmasından şikâyetçilerdir. Ancak, durumu suçüstü yakalayamadıklarından bir şey de diyemiyorlar. Kuşkular üç kardeş üzerinde yoğunlaşmaktadır. Adı geçenler işlerini profesyonelce yaptıklarından bir türlü suçüstü yapamıyorlar. Bir bakarsın, fülanın oğlağı veya kuzusu, bir bakarsın fülanın keçisi, yada koyunu kaybolmuş v.s.. Bir yaygara, “Ah!., vah!..” birkaç gün dedikodusu olur ve unutulur. İnsanlar biraz da alışmışlar bu sıkıntıya. Bilhassa Kuddoğ'un boğazından helal lokma geçmediğini kendisi de söylermiş ara ara.. Yaz gelmiş, herkes yaylaya gitmiş. Kuddoğ'un göçü de gitmişse de, kendisi evden henüz ayrılmamış yaşlı annesi Berfi hanımla. Bir de kısır keçisi var. Ayağı kırılmış, gece ahırda, gündüz kapı önündeki bahçede bağlı. Sarılan bacağının tutması beklenmekte, yemi önüne konularak zayıf düşmemesine özen gösterilmektedir.

Kuddoğ bir akşam, kardeşi Kerem ve Kına'ya; “…Yahu ayak parmaklarımın arası bazen de damaklarım kaşınıyor. Bu durum, et canım istediği zaman olmaktadır. Haberiniz olsun…” der. Birazdan; “Yoruldum, Uykum geldi. Ben örtmenin altına gidiyorum” deyip vurur kafayı yere. Kına ile Kerem; “Köyde kesip yiyeceğimiz mal kalmadı. Kına; “Loğ, nasıl kalmadı, aha karşıda Kuddoğ'un keçisi yatıyor” Bu giderek zayıf düşer. Gel bunu kesip saç kavurması yapalım” derler ve de derhal uygulamaya koyarlar. Keçi kesilip kavurma yapıldıktan sonra Kuddoğ'a; “…Âbi, Âbi, kalk. Ayak parmaklarımın arası kaşınıyor” diyordun. Kalk onun ilacını bulduk!.” Derler. Kuddoğ bir de ne görsün bir sac dolusu kavrulmuş et. “Ulan Kerem, Ulan Kına;  herkes yaylaya çekildi. Bu eti nerden buldunuz? Ne kestiniz?” diye sorusuna; “…Sen yemene bak, üzümünü ye, bağını sorma” cevabını verirler. Kuddoğ, kurdun koyuna çöktüğü gibi, yufka ekmeği alıp ete hücum edip yemeye başlar. Ancak beklenmedik bir sıkıntı ile karşılaşan Kuddoğ, ağzındaki lokma, çiğner, çiğner bir türlü boğazından aşmayınca, “Ulan Kerem, Ulan Kına; benim, 65 yıldan beri boğazımdan helal lokma geçmedi. Bu, olmaya ki benim keçiyi kesip kavurma yapmayasınız… ?”  der ve kahkahalarla gülerler, Kerem; “…Ulan Kuddoğ, sen eriştin mi? Nasıl da bildin? Bu keçi zayıf düşer diye kestik” derler.

Evet, şimdi soruyorum: tüyü bitmedik yetimin hakkı olan Hazinemizden 35 hattâ 40 milyar dolar hortumlayan hırsızlar ile Kuddoğ, Kerem ve Kına kardeşlerin arasındaki fark nedir?

Böyle vurguncuları, hırsızları iş başına getiren siyasiler, millete karşı mahcubiyet duymuyorlar mı acaba?

Muhakkak ki, insanın insanlığı arkadaşı ile ölçülür. Bunlar o günün siyasilerinin arkadaşı olmasa idi o önemli göreve ve görevlere getirilirler miydi? Cevabını ilgilileri versin…