|
“Üzümünü Ye, Bağını Sorma!..”
Başlıktaki 4 kelimeden oluşan
sözcük, bilindiği gibi topluma mal edilmiş bir vecize ve de Atasözü gibi
kullanılır. Öyle ki; güncelliğini de her zaman koruyan ve yeri geldiğinde her
zaman konuşulan vecizelerdendir. Anlatacağım komik olay; Erzurum İl'i, Örtülü
ilçesinin ...... köyünde yaşanır, durum şöyle seyreder:
Örtülü'nün Üskühat köyünden emekli
İhsan Şimşek'ten dinlediğim komik olayı birlikte okuyup, birlikte göz atalım:
Yıl 1945'ler;
O ilçenin ...... köyünden; Kuddoğ,
Kına ve Kerem üç kardeştirler. Büyük ve küçükbaş hayvancılık bölge halkının
geçim kaynağıdır. Herkes malını mevsimine göre köy arazilerinde kışlatır. Yaz
gelince de yaylaya göçüp kara çadırlar kurulur. Bu insanlar, yaklaşık dört ay
kadar o muhitin bol otlu dağ ve tepelerinde koyun ve keçilerini ve büyükbaş
hayvanlarını otlatarak; sütünden, peynirinden, yoğurt çalıp yayarak tere
yağından, kuzu, oğlak ve yünlerinden, inek ve danasından faydalanarak
geçimlerini sağlamaktadırlar.
Bu durum Anadolu'nun hemen çok
yerinde yaşanan vazgeçilmez geçim kaynaklarındandır köylünün. Köylü, can ve mal
emniyetinden memnun dense de, bazen, keçi, oğlak, koyun, kuzularının
kaybolmasından şikâyetçilerdir. Ancak, durumu suçüstü yakalayamadıklarından bir
şey de diyemiyorlar. Kuşkular üç kardeş üzerinde yoğunlaşmaktadır. Adı geçenler
işlerini profesyonelce yaptıklarından bir türlü suçüstü yapamıyorlar. Bir
bakarsın, fülanın oğlağı veya kuzusu, bir bakarsın fülanın keçisi, yada koyunu
kaybolmuş v.s.. Bir yaygara, “Ah!., vah!..” birkaç gün dedikodusu olur ve
unutulur. İnsanlar biraz da alışmışlar bu sıkıntıya. Bilhassa Kuddoğ'un
boğazından helal lokma geçmediğini kendisi de söylermiş ara ara.. Yaz gelmiş,
herkes yaylaya gitmiş. Kuddoğ'un göçü de gitmişse de, kendisi evden henüz
ayrılmamış yaşlı annesi Berfi hanımla. Bir de kısır keçisi var. Ayağı kırılmış,
gece ahırda, gündüz kapı önündeki bahçede bağlı. Sarılan bacağının tutması
beklenmekte, yemi önüne konularak zayıf düşmemesine özen gösterilmektedir.
Kuddoğ bir akşam, kardeşi Kerem ve
Kına'ya; “…Yahu ayak parmaklarımın arası bazen de damaklarım kaşınıyor. Bu
durum, et canım istediği zaman olmaktadır. Haberiniz olsun…” der. Birazdan;
“Yoruldum, Uykum geldi. Ben örtmenin altına gidiyorum” deyip vurur kafayı yere.
Kına ile Kerem; “Köyde kesip yiyeceğimiz mal kalmadı. Kına; “Loğ, nasıl kalmadı,
aha karşıda Kuddoğ'un keçisi yatıyor” Bu giderek zayıf düşer. Gel bunu kesip saç
kavurması yapalım” derler ve de derhal uygulamaya koyarlar. Keçi kesilip kavurma
yapıldıktan sonra Kuddoğ'a; “…Âbi, Âbi, kalk. Ayak parmaklarımın arası
kaşınıyor” diyordun. Kalk onun ilacını bulduk!.” Derler. Kuddoğ bir de ne görsün
bir sac dolusu kavrulmuş et. “Ulan Kerem, Ulan Kına; herkes yaylaya çekildi. Bu
eti nerden buldunuz? Ne kestiniz?” diye sorusuna; “…Sen yemene bak, üzümünü ye,
bağını sorma” cevabını verirler. Kuddoğ, kurdun koyuna çöktüğü gibi, yufka
ekmeği alıp ete hücum edip yemeye başlar. Ancak beklenmedik bir sıkıntı ile
karşılaşan Kuddoğ, ağzındaki lokma, çiğner, çiğner bir türlü boğazından
aşmayınca, “Ulan Kerem, Ulan Kına; benim, 65 yıldan beri boğazımdan helal lokma
geçmedi. Bu, olmaya ki benim keçiyi kesip kavurma yapmayasınız… ?” der ve
kahkahalarla gülerler, Kerem; “…Ulan Kuddoğ, sen eriştin mi? Nasıl da bildin? Bu
keçi zayıf düşer diye kestik” derler.
Evet, şimdi soruyorum: tüyü bitmedik
yetimin hakkı olan Hazinemizden 35 hattâ 40 milyar dolar hortumlayan hırsızlar
ile Kuddoğ, Kerem ve Kına kardeşlerin arasındaki fark nedir?
Böyle vurguncuları, hırsızları iş
başına getiren siyasiler, millete karşı mahcubiyet duymuyorlar mı acaba?
Muhakkak ki, insanın insanlığı
arkadaşı ile ölçülür. Bunlar o günün siyasilerinin arkadaşı olmasa idi o önemli
göreve ve görevlere getirilirler miydi? Cevabını ilgilileri versin…
|