|
Bir
Şalvar Dolusu Elma Helalleşmesi
Bir şalvar dolusu elma deyip de
geçmeyiniz. Son derece muhtaç olan oğlunu bir şalvar dolusu elmaya işe aldırma
olayı hiç de hafife alınacak şey değil. İlginç olay, Darende merkezi 1950'lerde
yaşanır, durum şöyle seyreder:
Darende'nin Hacıderviş
Mahallesi'nden olup halen Adana'da oldukça geniş tesis olan kireç ocağı
işletmecisi; Es-Seyyid Hulûsî Efendi Vakfı-Somuncu Baba Külliyesi'nin Cennet'ten
bir köşe haline gelmesinin mimarı, dizaynına oldukça emeği geçen Yüksek Mimar
Mühendis Yücel Sarı ile aynı yerden olup, başarılı hizmetler vermesinin
karşılığında kademe kademe ilerleyerek Vakıflar Bankası Genel Md.lüğüne kadar
yükselen ve aynı makamdan emekli olan, halen İstanbul'da oturan, döneminde bazı
yerlere okul, cami , minare ve benzeri eserler kazandırması yanında halen de boş
durmayıp; Darendelilerin kurduğu derneği yönlendirip birlik ve beraberlikleri
için gayretleriyle de sevilip-sayılan Sami Erdem, ilkokul 2. sınıfta
okumaktadırlar. Bu iki can âdetâ bir olmuş, kafalar tutmuş, içtikleri su ayrı
gider denecek kadar çok sıkı arkadaştırlar. Bu afacanlar bir gün teneffüste
gezerken okulun arka tarafındaki bahçede bulunan ve de olgunlaşmak üzere olan
elmaya Yücel göz koyar, Sami'ye “Eh!. Şu elma artık yenecek duruma gelmiş” der.
Sami sessiz kalır. Çocuk olmaları dolayısıyla helâlı-haramı bilmedikleri dönem.
Zaten, bu yaştaki çocuktan malûm Allah bile pek hesap sormaz herhalde?.
Okul Müdürü Kemal Mersinli ise
hizmetli - (hademe) Hacı'ya; “Aman ha, bak şu elma çok güzel ürün verecek. Biraz
daha olgunlaşsın da indirelim. Buna sahip ol, bekle!..” diye sıkı emir verir.
Hal bu ki, okulun yakın çevresinde elma bahçeleri de var ama, yaramaz çocuklar
bu elmaya zarar verebilir kanısında ve de haklıdır.
Hoca vaaz verirken; “Yaramaz çocuk
akıllı olur diye Hadis var” dediğini duymuştum. Bu da o çerçevede olsa gerek,
Sami Erdem ile Yücel Sarı okulun en hareketli - yaramaz öğrencileri.. Ayakları
yere değmeyenlerden. Fırtına mı? Fırtına. Yücel Sarı biraz daha önde gibi.
Hani, Yücel elmaya göz koymuştu ya.
Sami'ye; “Elma yenecek durumda. Gel bunu yolalım” der. Sami; “Hademe Hacı amca
bekliyor, nasıl yolarız” der. Yücel; “Sen karışma, ben ona bir formül bulurum”
der. Yücel; “Hacı amca, müdürümüz Kemal bey, seni felan yerde bekliyor, her
halde bir diyeceği var” der. Tabiî ki gitmek zorunda. Ayrılır ayrılmaz, hemen
elmayı yolarlar. Ne var ki, sepet veya torba gibi bir şey yok. Hemen
pantolonlarını çıkartıp, ucunu bağladıktan sonra elmaları doldurup, heybe gibi
omuzlarına attıktan sonra, Hizmetli Hacı gelmeden uzaklaşıp giderler. Oldukça
cömertlikleri tutan iki afacan elmaları mahalle çocuklarına dörder beşer
dağıtarak ikram ederler.
Yücel, ertesi gün, hizmetlinin
yanına yaklaşır; “Aman, Hacı amca, elmayı kim yolmuş?” diyerek hayretini
bildirir(!). O da; “Hiç sorma, hangi yaramaz ise elmaları yolmuş, müdüre ne
diyeceğim bakalım? Beni cezalandırır ama, nasıl cezalandırır, onu düşünüyorum”
der ve Yücel'den hiç mi hiç şüphelenmez.
Aradan otuz (30) yıl geçer. Yücel
Sarı Hacc'a gidecektir. Konu-komşu, hısım-akraba ve dostları ile helâlleşmeyi
gerekir. Bu, İslam Dini'nin emridir. Bu helâlleşmeleri sırasında içinde ukde
gibi duran, arkadaşı Sami ile elma yolmaları yüzünden ceza alan Okul Hademesi
Hacı amcasının hak ve hukuku en önemlilerinden. Gidip helâlleşmeyi şarttır.
Gider, durumu arz eder. Elini öptükten sonra; “Hacı amca, sen hizmetli iken
okulun bahçesindeki elmaları, arkadaşım Sami ile ben yolmuştum. Bizim yüzümüzden
Müdür seni cezalandırdı. Şimdi Hacc'a gidiyorum. Hakkını helal et.” dedikten
sonra; “Sami nerde?” diye sorar. “Vakıflar Bankası Genel Müdürü” cevabını verir.
Hacı amca kafasını çalıştırır. Oğlu
işsiz. Derhal Ankara'nın yolunu tutar. Sami Erdem'in kapısını çalar; “Ben Sami
beyle görüşmek istiyorum” der. Sekreter, “Randevun olmazsa hemen görüşemezsin,
beklemen lazım” der. “Hayır şimdi görüşmem lazım” deyip kapıya hücum eder.
Sesler yükselince; Sami bey “Bu nedir?” diye kapıya çıkar ki, Hacı Amcası
karşısında. “Susun, bu adam benim dostum, arkadaşım” der. İçeri alır. Çay-kahve,
öğle yemeği o biçim. Hayrola Hacı amca, bir derdin mi var?” sorusuna, Yücel
Sarı'nın halelleşme olayını anlatır. “Senin de halelleşmen gerekmez mi?” diyen
Hacı amcasının eline varır; “Bana da hakkını helal et” diye yalvarmaya başlar.
Hacı amca; “Hayır, bu iş o kadar ucuz değil. Bir oğlum var. Buna, bu kurumda iş
verirsen hakkımı helal ederim” der. “Forum getiriniz” der. “Gelen forumları
doldur. Günü gelince oğlunu çağırırlar” diyen Sami beye; “Hayır, forumları aha
dolduruyorum. Şimdi işe almazsan, hakkımı helal etmem”demesi üzerine, Sami bey,
Özel Kalem Müdürünü çağırtır; “Hacı amcanın oğluna kurumumuzda iş vereceksiniz.
İşlemini derhal yapsınlar” emrini verir ve de uygulamaya konur.
Kaynak; Kendilerinden bizzat
dinleyen: Adana Abidinpaşa Caddesi'nde Manifaturacı Hikmet Çalışkan.
Not: “Falan bankadan 35 milyar dolar
buharlaştı, yok; falan ihale işinden şu kadar rüşvet verilirken falanlar
yakalandı” ve daha binlerce vurgunculuk, diğer deyimle modern hırsızlıkla tüyü
bitmedik yetimin hakkı olan hazinemizden trilyonlar yiyenler acaba hiç kul hakkı
düşünmüyorlar mı? Üstelik bunların hemen hepsi üniversite bitirenlerdir. Bunları
yetiştiren gerek aileleri, gerekse tabandan-tavana bunları okutan hocaları;
haramı-helâlı hiç mi öğretmediler acaba? . Garip mi? garip, tuhaf mı? tuhaf…
Bir tarafta; o da çocuk iken birkaç kilo elmanın halelleşmesini yapan iki
arkadaş, bir tarafta tüyü bitmedik yetimlerin hakkı olan Devletimizin
hazinesinden trilyonları aşıranlar…
T. C.ni Yönetenlere diyoruz ki;
şapkalarınızı önünüze koyup düşününüz, “Biz nerde yanlış yaptık? Nerde yanlış
yapıyoruz ki; böyle yüz karası suçu işleyen evlatlar yetiştirdik ve de pınarın
gözü diyecek kadar önemli mercide bunlara görev verdik?…
Bu yöneticilere; “İnsan arkadaşı ile
ölçülür” ata sözünü hatırlatmadan geçemiyoruz.
Bunun tek çaresi nedir? diye
sorulacak olursa, kişinin yalan söylememesidir. Bu ne demek mi? dediniz: İki
cihan Selveri Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (SAV); bir soru üzerine: “Benim
ümmetim, her türlü günahı işler, ancak; yalan söylemez” buyurmuştur. Bundan;
bütün kötülüklerin başının yalan olduğunu anlıyoruz... Bunun başka yorumu var
mı?
|