|
“Hulûsî Efendi Hazretleri, Bize Bir Keramet Gösterir misiniz?”
Başlıktaki ifadeler, eski Genel
Kurmay Bşk. Merhum Cemal Tural Paşa'nın eşi merhume Fatma Suna Tural'a ait.
Milli Güreşçilerimizden ve de
Akdeniz Olimpiyat Şampiyonu, Afşin'in Kabaağaç köyü Akçırı mezrasından Bekir
Böke'den dinlediğim ilginç olay şöyle seyreder:
Genel Kurmay Bşk. Cemal Tural Paşa,
ecdat sporu güreşe, dolayısıyla pehlivanlara hayrandır. Hepsini sever.
Karşılaştığında hatırlarını sorar, onlara moral verir. Söz açıldığında; “Siz,
Türk Milletinin onuru ve gururusunuz” der. Bir çok yüksek
meziyetlere sahip Tural Paşanın, bir meziyeti de; bir çok ülkelerde birçok ünlü
pehlivanları yenip Altın Madalya alarak yurda dönüp Türk Milletinin onurunu
yükselten Milli güreşçilerimize verdiği yüksek değer olsa gerek diye
düşünüyorum.
Ankara merkeze bağlı Macun köyünde
oturan, sofrasının da açıklığı ile tanınan Bekir Böke'yi Cemal paşa, eşi
muhterem Fatma Suna Hanım Efendi ile bir ziyarete gelir. Yakın bir akraba gibi
geniş sohbet ederler. Bu sohbet sırasında yeri geldiğinde Böke; Darende'de
metfun Somuncu Baba'dan ve O'nun 13. göbek torunu Osman Hulûsî Efendi'nin
misafirperverliği ve hoş sohbetinden, hoş görüsünden; "Yaradılanı severiz;
Yaratandan ötürü" diyen Yunus gibi bir duygu ve hisse sahip olduğundan ve daha
yüksek meziyetlerinden bahseder. Kendisinin de çok iyi dostu olduğunu sözlerine
ekler. Demir tavında gerek misali Böke, Hulûsî Efendinin “İnsanlığa Nasihat”
şiirini de okuyup kendisine ikram eder.
Yüksek Öğretmen Okulu mezunu ve
Öğretmenliği yanında okumayı da çok seven Fatma Suna Hanım Efendi, İnsanlığa
Nasihat şiirinin etkisinde kalır. Bir sohbette Bekir Böke'ye; “Hulûsi
Efendi'nin İnsanlığa Nasihat şiiri beni çok etkiledi. Darende'ye gidelim. Ben bu
zatı muhteremi ziyaret etmek istiyorum” der. Bir gün, akşam'dan binerler
otobüse. Sabahleyin Darende'de, Hulûsî Efendinin misafiridirler. Çay, sohbet o
biçim. Derken yemek. Bu sırada Fatma Suna Tural Hanım Efendi, Hulûsî Efendiye
döner, olacak ya; imtihan ediyormuş gibi: “….Efendi Hazretleri, bize bir
keramet, bir mûcize gösterir misiniz?” diye sormaz mı...
Bir an da olsa soğuk bir duş
havasından sonra, bu soruyu Hulûsî Efendi hoş görü ile karşılayıp şöyle
cevaplandırır:
“…Bizim, keramet ile, mucize ile
ilgimiz yok. Gaipten ise bir Allah bilir. Ancak, bize gelenlere şöyle öğütlerde
bulunuruz:
“Doğruluktan ayrılmayınız.. Yalan
söylemeyiniz. Anne, baba ve hocalarınıza kesin kes saygıda kusur etmeyiniz.
Yetim, öksüz, dul, düşkün ve kimsesizlere yardım ediniz. Çocuklarınızı mutlaka
ve mutlaka okutunuz. Yurt hepimizin, Devlet hepimizin. O'na hep birlikte sahip
çıkmalıyız. Polise ve Jandarmaya çalışmalarında yardımcı olunuz. O'nlar olmazsa
bizler de olamayız. Çünkü 'onlar Devlet adına bizim korumacımızdırlar. Ayrıca;
Devletimizin emir ve kurallarına mutlaka uymalıyız. Kesin kes aleyhinde
konuşmamalıyız. Devletimizin aleyhine konuşan kişinin durumunu; baltayı kendi
dizine vurmaya benzetiriz. Cephede nöbet tutmanın en büyük ibadetlerden olduğunu
önemle hatırlatırız. İslamın beş şartı olan kuralları yerine getiriniz.
İnsanlığa Nasihat şiirimde de belirttiğim gibi; İnsan gönlünü kırmanın Kâbe
yıkmak kadar günah olduğunu, İnsan gönlünü yapmanın ise Kâbe yapmak kadar sevap
olduğunu hatırlatır, öğütleriz. Tüyü bitmedik yetimin hakkı olan Hazinemize
sahip çıkmalıyız. Maliye vergisinde kusur etmemeliyiz. O vergi verilmezse,
Devletimiz ayakta duramaz. Ordumuz düşmana karşı savaşamaz. Bu ve buna benzer
öğüt ve telkinlerde bulunuruz. Bunları keramet kabul ederseniz, aha gösterdik…”
deyince bir gülme gider sofranın başında.
Un Sandığı 1. cilt kitabımın 80'inci
sayfada neşredilen Hulûsî Efendinin İnsanlığa Nasihat şiirini; tüm okurlarımıza
faydalı olur kanaatimle 143. sayfada aynen neşrediyoruz.
“Dünya insanlığı işbu nasihati okusa
ve de bu öğütler doğrultusunda hareket etse, öğrencileri bu çerçevede eğitse;
değil terör, değil komşu komşuyu incitme, değil hortumculuk, vurgunculuk,
kapkaççılık ortadan kalkar, tabir yerinde ise; kurt koyun ile yürür de, o kurt o
koyuna zarar vermez, rızkını başka yoldan arar…
Elli yıllık bir basın mensubu ve de
yazar olarak demek istiyorum ki; MEB'lığı, tabandan tavana tüm okullarda bu
terbiye doğrultusunda çocuklarımızı yetiştirse, bunu ısrarla iddia ediyorum,
ecdadımız Osmanlı yeniden zuhur eder, tüm ülkeler bize saygı duyar, bizden örnek
alır. Öyle ki, kötülük denen şey ortadan kalkar, bütün ve bütün insanlar barış
içinde yaşar. O zaman, teknolojisi de dahil dünyanın bir numaralı süper devleti
Türkiye olur. Yani Amerika ile yer değiştirir.
Hal böyle iken, bazı uzman
eğitimciler diyor ki; “Siz bu sesi, MEB Talim Terbiye Kuruluna duyuramazsınız. O
kapıdan içeri girdiremezsiniz…” Ben ise pek ümitsiz değilim. Bu durumu, MEB
sayın Hüseyin Çelik'in yüksek bilgisine, dolayısıyla Başbakanımız Sayın Recep
Tayyip Erdoğan ve kabinesi üyelerinin bilgilerine sunuyor, işbu nasihat
doğrultusunda çocuk yetiştirilirse yurdumuz bu sıkıntılardan kurtulur diyorum.
Aksi halde, vurmalar, öldürmeler, soygunlar, kapkaçlar kırıla gidecektir. Böyle
olunca da ahlâk çöküntüsü içinde yoğrulan gençlerin sayısı çoğalır, azalmaz,
azalmayacaktır da… Yineliyorum, aksi halde Adliye koridorları dolar, taşar,
taşacaktır da… Dolayısıyla huzursuzluk had safhaya çıkar, çıkacaktır da…
Toplumumuz diyor ki; "15-18 yaş arası evlenme çağına gelmiş, hattâ ve hattâ
çoluk-çocuk sahibi olmuş gençlerin çocuk kabul edilerek ceza verilememesi aklın,
mantığın aldığı, alacağı şey değil. Bu durumun ve bu tutumun yanlış olduğunu
Avrupa Birliğine (AB) anlatılmasında fayda var."
Takdir hükümetimizindir elbette.
|