ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

Eshab-ül Kehf Hakkında Dünya İnsanlarını Aydınlatıcı Mektup

Allah'ın, var ve 'Bir' olduğuna inanan insanlara soruyorum:

Mahkemece bilirkişi tayin edilerek, bir fizik prof., iki de astronomi uzmanı tarafından bilimsel olarak bin 800 yıldan beri, yeri meçhul olan Yedi Uyurlar'ın 309 yıl uyudukları mağaranın belirlendiğini duydunuz mu?. Duymadıysanız duyunuz. Zira, biz bu yeri mahkeme kanalı ile tespit yaptırdığımız için; aşağıda ifade etmeye çalışacağım hususlara lütfen kulak veriniz!..

İlgisi dolayısıyla, başta Müslüman ve Hıristiyan toplulukları olmak üzere Allah'ın varlığına ve 'Bir' olduğuna inananların bu sürpriz gelişmeyi ilgisine sunuyor, daha önce Elbistan'a bağlı nahiye iken 1940'lı yıllarda şirin bir ilçe olan biz Afşinliler; komşu ve kardeş ilçe biz Elbistanlılar, dolayısıyla biz Kahramanmaraşlılar, işbu kitabın yazarı, bu kutsal mekânın âşıkı ve bendesi Mehmet Göçer olarak, Eshabü'l Kehf  Külliyesini Koruma Derneği Başkanı Bekir Sıtkı Can olarak ve de bu önemli davanın kazanılmasında hukuksal rol oynayan Avukatımız Hacı Bayram Veli Arıkan olarak sizleri; Afşin'e davet ediyor, bu ilginç harikayı görünüz, görmenizde fayda var diyoruz, diyorum.

Ve yine; aldığını satan çerçi misâli, elde ettiği haberleri objektifçe insanlığa ulaştırarak bilgilendiren, aydınlatan, dolayısıyla bireylerin gönüllerini kazanan ajanslara, görüntülü ve yazılı basın mensuplarına diyoruz ki; Lütfen geliniz; bin 800 yıl önce yaşarken, başlarından büyük bir macera geçen ALLAH dostu Yedi Uyurlar'ın; Dekyanos döneminden başlamak üzere 309 yıl uyudukları mağarayı mutlaka ve mutlaka görünüz derken, müsaadenizle kısa bir özet yapmak istiyorum bu ilginçten de ilginç serencamı, şöyle ki:

Bu ALLAH dostları, rivayete göre; uyandıklarında acıktıklarını anlayıp arkadaşlarından Yemliha'yı fırından, 5 km. uzaklıkta olan Afşin'e ekmek almaya gönderirler. Fırıncı parayı görünce; “Sen gömü mü buldun? Bu Dekyanos döneminin parası” der. Tartışma büyür. Durum zamanın kıralına akseder. Sorgu sonucu, Kıral, erkânı ve kalabalık bir grup ile sözü geçen mağara önüne gelirler. Yemliha; “Kısa bir mühlet verin. Üstü-başı açık olan olur. Arkadaşlara haber vereyim. Ondan sonra size buyurunuz içeri girebilirsiniz derim” der. Teklif isabetli bulunur. Yemliha, arkadaşlarına sürpriz durumu, gelişmeyi anlattığında; “ALLAH'ım, hâlimiz ayan, malûm. Sana sığınıyoruz. Sen iyisini yaparsın” diye ettikleri dua anında kabul edilir. Sır ve kaybolurlar. Biraz sonra içeri girerler ki, kimseler yok...   

İşte ben yazar olarak diyorum ki; İsa Peygamber Aleyhisselamı Cenab-ı Allah nasıl göğe çağırdıysa, Ashaplarını da O'nun yanına çağırmış olmalı diye düşünüyorum… Bunun aksini kim söyleyebilir?. İçeri girildiğinde kimseye rastlanmadığı anlaşılan bu kişiler; Hazreti İSA Peygamberin yanına çağrılmadı da nereye gittiler? Psikologlar başta, ALLAH'a inanan bilim adamı beyefendiler; lütfen, son derece saygı duyduğum sizler cevap veriniz bu sualime… Ancak, Ateistler müstesna… Çünkü bu harikulâde olay onların ne kafasına sığar, ne de hafızaları alır… O'nlar, ALLAH'ın varlığına, dolayısıyla insanı ALLAH'ın yarattığına inanmıyorlar ki, buna da inansınlar. O inançsızlar; ”Ot gibi bittik, ot gibi yiteceğiz” derler, o kadar…

Elbette kaybı- İLLALLAH. Yani kaybı ALLAH bilir. Bunun bilinci içindeyim derken, büyük Âlimler verdiği vaizlerde; “İlginçten de ilginç bu harika olayı; İnsanın, öldükten sonra yeniden dirileceğinin sırrını ifşa etmektedir.” diye yorumlamaktadırlar. Mantıklısı da bu değil mi?           

Öyle bir kutsal mekân ki, Hıristiyan âleminin Papaz ve Hahamları bu yeri gördükten sonra umarım HACC ilan edecektirler diye düşünüyorum. Çünkü, yukarıda da belirtildiği gibi, bu tanınmış şahsiyetler İSA Peygamberin Havarileri, diğer deyimle Ashabıdırlar. Cenabı Allah O'nlara: “Dostlarım” demiş, Tanrılığını ilan eden Dekyanos'ın şerrinden korumaya almış, sığındıkları bu mağarada 309 yıl uyku vermiş, Kur'an-ı Kerimde anlatıldığı gibi bu konu, kutsal kitap İNCİL'de de yer almıştır.

Yeri gelmişken, diğer sayfamızda okuyacağınız Alman uyruklu Franz Babinger'in 1957 tarihindeki araştırmasından bir özet alıyorum bu sütunuma:

“…Ya Kur'an-ı Kerim-i inkâr edeceksin, ya da Eshabü'l Kehf'in Afşin'de olduğunu kabul edeceksin” diyor Babinger. Biz Müslümanlar, ilgili Âyette; “ALLAH bilir deyiniz” buyrulduğu için, böyle kesin konuşamıyoruz. Bu şahsiyet Hıristiyan olduğu için böyle konuşabilir. Üstelik bunu konuşan sıradan bir kişi değil, Şark İnceleme Enstitüsü Başkanıdır. Yani bir ilim yuvasının sorumlusudur. O'nu böyle pervasız konuşturan en önemli belge ve edindiği bilgi ise; güneşin doğar doğmaz O mağaraya girmesi, batarken de mağaraya dokunarak makaslayıp geçmesi. Bu benzerlikte böyle bir mağaranın mevcut olmamasındandır. Takdir, konumuza ilgi duyan tüm dünya insanlarının.

Israrla iddia ediyorum; İnanç harikaları açısından bu kutsal mekânın Dünyada ikinci bir örneği ve benzeri yoktur. “-Nasıl mı?” dediniz?. Arz ediyorum: Hıristiyanlık döneminde, Kilise'nin mermerden yapılmasına başlanan  mihrabı her nasılsa yarım kalmış, mimarı ve dizaynına dokunulmadan İslamiyet döneminde tamamlanmıştır. Üzerinde Haç bulunan mermer direkler ve mermer sütunlar mevcut. Kilise mükemmel bir görünüm arzetmektedir. Tekrar ısrarla iddia ediyorum; Dünyada iki ilâhi dini, gerek o tarih, gerekse sonraki yıllar itibariyle birbirine kaynaştıran, örtüştüren 2. bir Mihrap yoktur. Varsa göstersinler. O'nun için; altını çize çize “İkinci bir örneği yoktur” diyorum.    

Tarihçilik yönünden dünyanın ender yetiştirdiği şahsiyetlerden Ord. Prof. Elbistanlı Mükrimin Halil Yinanç'ın; yoğun çalışma sonucu tarihi kayıtları toparlamıştır. Erzurum-Şenkaya ilçesi Oyuktaş k. Emekli Bşçvş. İhsan Şimşek; Diyanet Ansiklopedisi fihristinin -E- bölümündeki 13 sayfadan oluşan bu bilgilerin fotokopisini bizzat şahsıma tevdi etti. Elbistan ve Afşin bölgesi tarihine önemli kaynaklardan faydalanıp Eshabü'l Kehf'i de özellikle değerlendirerek geniş yer vermiş, bu kutsal mekânın Afşin'de olduğunu altını çize çize vurgulamıştır. Ayrıca, öteki sayfalarımda çok önemli kaynakların bilgileri de mevcuttur.. Diğer taraftan, G. Ü. Kastamonu Fen ve Ed. Fakültesi Dekânı Prof. Dr. Abdullah Günen'in yaptığı araştırmalara göre, dünyanın 33 yerinde; “Eshabül Kehf bizim burada” diyen toplum varmış. Bunu, bizzat bir konuşmamızda ifade etti.

Hal böyle olduğuna göre; “Eshabü'l Kehf bizim ilimizde, bizim ilçemizde, bizim kasabamızda, bizim köyümüzde” diyenlere; Un Sandığı 3. Cilt kitabım kanalı ile ilgilenen 33 topluma yani otuzüç bölge halkına sesleniyorum: yukarıda arz ettiğim mihrap ve kilise gibi, ayrıca güneş doğar doğmaz mağaranın içine girdiği ve batarken de makaslayıp geçtiği gibi bir benzerlik arz eden mağara varsa lütfen gösteriniz. Afşin'de olduğu gibi, mahkeme kanalı ile bilimsel olarak tespit yaptırınız. O zaman: “Biz yanılmışız, bu kutsal mekân demek ki orası imiş” demeye hazırız.. Böyle belgelemeye var mısınız? Hodri Meydan!.. 

Yeri gelmişken bu konuya bir örnek verip bir açıklık daha getirmek istiyorum şöyle ki; Kahramanmaraşlı Ramazan Yanmaz Hoca, bir başkasından duyduğunu bizzat bana şöyle anlattı: verdiği vaki konferanslarıyla, binlerce cilt  kitap yayınlamalarıyla milyonlarca insanın gönlünü fetheden Eğitimci- Yazar Prof. Dr. Ahmet Akgündüz  bu harika külliyeyi mahallinde görünce:       

 “…1990'lı yıllarda, Eshabü'l Kehf bir başka yerde” diye, Zaman Gazetesinde 5-6 sayı yazı yazmıştım. Daha önce bu yeri görmüş olsaydım, O yazıyı yazmazdım. Şaşmaz yanılmaz bir Allah. Demek ki yanılmışım” demiştir. Bu sözün sahibi halen sağ ve de Hollanda İslam Üniversitesi Rektörüdür.. Afşin'in aksini iddia edenler; bunu böyle deyip demediğini O'ndan sorup öğrenebilirler.

Yine yeri gelmişken bir konu daha hatırlatmak istiyorum: “Eshabü'l Kehf bizde” diyen siz kardeşlerim; benim iddiamı değerlendirerek zahmet edip; “Bu adam bu kadar iddia ve ısrar ediyor, bir gidip görelim. Belki orası doğrudur.” Deyiniz. Yani bir de Afşin'deki Eshabü'l Kehf'i görünüz.. Öyle ki; bin sekiz yüz yıl ötelere dayanan Roma dönemi ile Selçuklu ve Osmanlı'nın hep burasına yatırım yaptıklarını göreceksiniz.. Yedi Uyurlar'ın uyandıklarından ve bu Sırrı- İlâhi'nin meydana çıkmasından sonra mağaranın önüne O dönemde harcı kisten yapılmış duvar sanatını görünüz, diğerleriyle mukayese yapınız… Mağaranın önünde Hıristiyanlar döneminde mermer sütunlar üzerine inşa edilmiş yukarıda da değindiğimiz gibi kilise (tabiî şimdi cami), yan tarafında üç katlı medrese, biraz ötesinde eşek, at, katır ve develerin de girebileceği kervansaray ve kişilerin de rahat edebileceği bölüm bölüm odaları görünüz. Akabinde, ellerinizi kalplerinizin üstüne koyup, vicdan hislerinizi yokladıktan sonra  karar veriniz!.. Bunu açıkça ilan ediyorum.. Denemesi bedava…

Şunu açıkça ifade etmek isterim ki: kısmen teferruatlı izahımıza rağmen derim ki; Dünyada ikinci bir örneği olmayan bu harikayı; dil ve kalem ile tarif etmemiz mümkün değil.. Yukarıda da değindiğim gibi, siz merak eden Sayın Bay ve Bayan Hanımefendiler; bu külliyeyi, bu kutsal makam ve mekânı yerinde gördükten sonra değerlendirmelisiniz..

Ayrıca, bu yerin tespit keşfinin seyrini ve gerçekleşme safhasını merak edenler olacaktır elbette.. Bunu da özellikle arz etmek isterim:

Halen Merkez Valisi, Elbistanlı Erol Uğurlu'ya telefon açtım. Eshabü'l Kehf tespit davası keşfinde bilirkişilik yapmak için Afşin Sulh Hukuk Mahkemesince akademik bilirkişi istendiğini, bu hususta bana yardımcı olmalarını istirham ettim. O da; “Ben bu sorunu çözmeye çalışırım” dedi. Akabinde, Sağlık Bakanlığı eski Müsteşarı, Gazi Ü.Tıp Fakültesi eski Dekânı ve halen Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elbistanlı Halûk Tokucoğlu'nu arar. Durumu anlatır. O da; Gazi Ü. Kastamonu Fen ve Edebiyat Fakültesi Dekânı, Elbistan'ın Çiçek Köyünden hemşerimiz Fizik Prof. Dr.Abdullah Günen'e durumu anlatınca: “Bin sekiz yüz (1800) yıldan beri yeri meçhul olan, kutsal kitap İncil ve Kur'an-ı Kerim'de de bahsi geçen önemli bir hadisenin aydınlatılmasına Mahkeme beni bilirkişi olarak çağırıyorsa memnuniyetle gelirim. Harcırah ta almayacağım.” der.

Vali Erol Uğurlu gelişmeyi bana tlf. ile bildirdi. Ben de hemen Avukatım Arıkan'a, O da Mahkemeye arz etti. Gazi Ü. Rektöründen, aracın yakıtı karşı taraftan ödenmek suretiyle resmen izin alarak Mahkemenin bildirdiği tarihte Afşin'e geldi. Hakime Yasemin Karabidek Hanımefendi kontrolünde yapılan keşifte, Prof. Günen; “Bu durum beni aşmaktadır. Astronomi uzmanı da gerekir” deyince 2. keşif için bir ay sonraya gün verildiği anda ilginç ve sürpriz bir durum yaşandı. Bunu ifşa etmeden geçemeyeceğim:

Rektörlüğün resmi otosu; geliş 150 Ytl., tabiî dönüş de 150, toplam 300 Ytl. (yani 300 milyon) tuttuğunu Günen bey zımmen açıkladı. İşin aksi, hesap edememişim, üzerimde o kadar para yok. “Sonra gönderirim de o anda pek makûl olmazdı. O anda, durumu anlayan Afşin Kaymakamı Yaşar Dönmez (daha sonra Mülkiye Müfettişi oldu) beni mahcup etmemek için cüzdanı çıkartıp 300 Ytl: takır takır saydı. Daha sonra da, bu parayı istemedi. Halen Artova Kaymakamı olan vazife âşıkı Yaşar Dönmez'in asâletini kısmen araştırdım; meğer bir Çerkez Beyi'nin oğlu veya torunuymuş. Yani ünlü şahsiyet Şeyh Şamil'in neslinden.  Eh, O zaman sürpriz de sayılmaz, öyle asîl bir aile evladına derken, istikbal vadeden Sayın Yaşar Dönmez'e; bölgemiz halkı adına teşekkür etmeden geçemeyeceğim.  

Sadede gelelim; evet, beklenen gün geldi. Mahkemenin isteği doğrultusunda, Ankara Ü. Fen Fakültesi Öğretim Ü. Astronomi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Birol Gürol ve Yrd. Doç. Dr. Zekeriya Müyesseroğlu bilirkişilikleriyle, 24/06/2005 saat 04.30'da olay yerine gidildi. Avukatımız Hacı Bayram Veli Arıkan, Eshabü'l Kehf Külliyesini Koruma Derneği Bşk. Bekir Sıtkı Can ve daha bir grup  hemşeri de keşif mahalline gelmişlerdi.. Herkes güneşin doğuşunu beklemekte, heyecan doruktaydı.

Nihayet beklenen an geldi. Saat 05.05 geçe doğan güneşin Mağaranın içine girdiği, Yediler'in uyudukları yerin hemen berisini kapladığı gözlendi. Tabiî ki Güneşin yükselmesi de beklenildi ve de güneş dört saat mağaranın içinde kaldıktan sonra ayrıldı. Ayrıca yıl içinde iki yüz iki (202) gün güneşin mağarada kaldığı, akşam aşarken de makaslayıp aştığı tespit edildi. Bu sırada gelen Hakime Hanımefendi, tespit duruşmasını başlatmadan önce, bilirkişilerle birlikte keşif mahallini gezip gördükten ve bazı bilgiler aldıktan sonra açık havada duruşmayı başlattı.

Avukatımız Hacı Bayram Veli Arıkan Mahkeme ile muhatap olduğu sırada sürpriz bir gelişme oldu; Afşin Bld. Bşk. İrfan Gedikbaşı; bu konuda özel talimat verdiğini ve Belediye Avukatının da belediye adına dahili dava olacağını  arz ettiği sırada, Avukatımız H. Bayram Veli Arıkan da:

“Avukatlık kanununun verdiği yetkiye dayanarak; Afşinli 17 avukat arkadaşıma istekleri doğrultusunda vekâlet verdim. Onların da dahili dava olmalarını arz ve talep ediyorum” demez mi? Fevkalâde bir olay. Hakime Hanım Efendi talepleri kabul edip zapta geçtiği gözlendi. Hakim Bilirkişileri dinledikten sonra, mahkeme tespit raporunun hazırlanması için, istek üzerine bir ay mühlet verilmesi ile duruşma sona erdi.     

Gerçekten bir ay sonra bir üst yazı ile birlikte;  güneşin mağaraya doğar doğmaz girdiği, yıl içinde kaç gün kaldığına dair cetvel ve mağaranın haritası mahkemeye geldi ve de teslim alındı. Rapor diğer sayfamızdadır. Bu bilgi ve belgeler ışığında değerlendirdikten sonra, bu kutsal mekân ve makamı herkesi ve herkesimi yine tekrarlıyorum görmeye davet ediyoruz, davet ediyorum. Saygılarımla, saygılarımızla.

NOT: 50 yıllık çalışmamın sonucunu kaleme alıp, yukarıdaki değerlendirmelerimden sonra, bir önemli konuya açıklık getirmek istiyorum şöyle ki; Düşündüm; satışını artırmak için, Un Sandığı kitabımın 1. cildinde yer alan, Elbistan'ın eski müftüsü merhum Reşit Yinanç'ın, ayrıca Kazakistanlı Kubay Nazar'ın; “Eshabül Kehf Afşinde'dir” konusundaki yazılarının doğru olup olmadığını belgelemem gerekiyordu. Bunu esas alarak,  yüce Mahkemeye başvurmayı gündeme aldım. Avukatım Hacı Bayram Veli Arıkan'a düşüncemi arz ettim. O da; “Niçin olmasın?” dedi. Uygulamaya koyduk. Demek istiyorum ki, talebim sade ve sade güneşin mağaraya doğar doğmaz girip girmediği yolundadır. Bunu ispat ettiğim takdirde, yukarıda da değindiğim gibi kitabımın satışı artacaktır. Yedi Uyurlar Mağarası burası mıdır? Değil midir?” şeklinde kesinlikle değildir. Yani, Yedi Uyurlar'ın yeri konusu ile Hakime Hanım Yasemin Karabidek'in kesinkes ilgisi yoktur. Zaten dilekçem O mahiyette olsaydı, kesin kes kabul edilmezdi. Durum bundan ibarettir. Avukatım Hacı Bayram Veli Arıkan bu inceliğe çok dikkat etmiş, başvuru dilekçesini ona göre yazmıştır. Bu hassas konuyu kamuya özellikle duyurmak isterim. Ancak, sözü geçen mağaraya, güneşin doğması ile içeri girdiğini ispat ettikten sonra, kuşkusuz şalvar benim, bizim önümüze konmuş oldu. Ve ben de gazeteci ve yazar olarak, ev sahibi durumunda; Dernek yönetimi ile Afşin Belediyesi ve hattâ Afşin Kaymakamlığı olarak, bu önemliden de önemli 'DÜNYA HARİKASI'nı insanlık âlemine duyurmak için sesleniyoruz, sesleniyorum!..                                                                                                                                        

Mehmet Göçer