|
Eshab-ül
Kehf Hakkında Dünya İnsanlarını Aydınlatıcı Mektup
Allah'ın, var ve 'Bir' olduğuna
inanan insanlara soruyorum:
Mahkemece bilirkişi tayin edilerek,
bir fizik prof., iki de astronomi uzmanı tarafından bilimsel olarak bin 800
yıldan beri, yeri meçhul olan Yedi Uyurlar'ın 309 yıl uyudukları mağaranın
belirlendiğini duydunuz mu?. Duymadıysanız duyunuz. Zira, biz bu yeri mahkeme
kanalı ile tespit yaptırdığımız için; aşağıda ifade etmeye çalışacağım hususlara
lütfen kulak veriniz!..
İlgisi dolayısıyla, başta Müslüman
ve Hıristiyan toplulukları olmak üzere Allah'ın varlığına ve 'Bir' olduğuna
inananların bu sürpriz gelişmeyi ilgisine sunuyor, daha önce Elbistan'a bağlı
nahiye iken 1940'lı yıllarda şirin bir ilçe olan biz Afşinliler; komşu ve kardeş
ilçe biz Elbistanlılar, dolayısıyla biz Kahramanmaraşlılar, işbu kitabın yazarı,
bu kutsal mekânın âşıkı ve bendesi Mehmet Göçer olarak, Eshabü'l Kehf
Külliyesini Koruma Derneği Başkanı Bekir Sıtkı Can olarak ve de bu önemli
davanın kazanılmasında hukuksal rol oynayan Avukatımız Hacı Bayram Veli Arıkan
olarak sizleri; Afşin'e davet ediyor, bu ilginç harikayı görünüz, görmenizde
fayda var diyoruz, diyorum.
Ve yine; aldığını satan çerçi misâli,
elde ettiği haberleri objektifçe insanlığa ulaştırarak bilgilendiren,
aydınlatan, dolayısıyla bireylerin gönüllerini kazanan ajanslara, görüntülü ve
yazılı basın mensuplarına diyoruz ki; Lütfen geliniz; bin 800 yıl önce yaşarken,
başlarından büyük bir macera geçen ALLAH dostu Yedi Uyurlar'ın; Dekyanos
döneminden başlamak üzere 309 yıl uyudukları mağarayı mutlaka ve mutlaka görünüz
derken, müsaadenizle kısa bir özet yapmak istiyorum bu ilginçten de ilginç
serencamı, şöyle ki:
Bu ALLAH dostları, rivayete göre;
uyandıklarında acıktıklarını anlayıp arkadaşlarından Yemliha'yı fırından, 5 km.
uzaklıkta olan Afşin'e ekmek almaya gönderirler. Fırıncı parayı görünce; “Sen
gömü mü buldun? Bu Dekyanos döneminin parası” der. Tartışma büyür. Durum zamanın
kıralına akseder. Sorgu sonucu, Kıral, erkânı ve kalabalık bir grup ile sözü
geçen mağara önüne gelirler. Yemliha; “Kısa bir mühlet verin. Üstü-başı açık
olan olur. Arkadaşlara haber vereyim. Ondan sonra size buyurunuz içeri
girebilirsiniz derim” der. Teklif isabetli bulunur. Yemliha, arkadaşlarına
sürpriz durumu, gelişmeyi anlattığında; “ALLAH'ım, hâlimiz ayan, malûm. Sana
sığınıyoruz. Sen iyisini yaparsın” diye ettikleri dua anında kabul edilir. Sır
ve kaybolurlar. Biraz sonra içeri girerler ki, kimseler yok...
İşte ben yazar olarak diyorum ki;
İsa Peygamber Aleyhisselamı Cenab-ı Allah nasıl göğe çağırdıysa, Ashaplarını da
O'nun yanına çağırmış olmalı diye düşünüyorum… Bunun aksini kim söyleyebilir?.
İçeri girildiğinde kimseye rastlanmadığı anlaşılan bu kişiler; Hazreti İSA
Peygamberin yanına çağrılmadı da nereye gittiler? Psikologlar başta, ALLAH'a
inanan bilim adamı beyefendiler; lütfen, son derece saygı duyduğum sizler cevap
veriniz bu sualime… Ancak, Ateistler müstesna… Çünkü bu harikulâde olay onların
ne kafasına sığar, ne de hafızaları alır… O'nlar, ALLAH'ın varlığına,
dolayısıyla insanı ALLAH'ın yarattığına inanmıyorlar ki, buna da inansınlar. O
inançsızlar; ”Ot gibi bittik, ot gibi yiteceğiz” derler, o kadar…
Elbette kaybı- İLLALLAH. Yani kaybı
ALLAH bilir. Bunun bilinci içindeyim derken, büyük Âlimler verdiği vaizlerde;
“İlginçten de ilginç bu harika olayı; İnsanın, öldükten sonra yeniden
dirileceğinin sırrını ifşa etmektedir.” diye yorumlamaktadırlar. Mantıklısı da
bu değil mi?
Öyle bir kutsal mekân ki, Hıristiyan
âleminin Papaz ve Hahamları bu yeri gördükten sonra umarım HACC ilan
edecektirler diye düşünüyorum. Çünkü, yukarıda da belirtildiği gibi, bu tanınmış
şahsiyetler İSA Peygamberin Havarileri, diğer deyimle Ashabıdırlar. Cenabı Allah
O'nlara: “Dostlarım” demiş, Tanrılığını ilan eden Dekyanos'ın şerrinden korumaya
almış, sığındıkları bu mağarada 309 yıl uyku vermiş, Kur'an-ı Kerimde
anlatıldığı gibi bu konu, kutsal kitap İNCİL'de de yer almıştır.
Yeri gelmişken, diğer sayfamızda
okuyacağınız Alman uyruklu Franz Babinger'in 1957 tarihindeki araştırmasından
bir özet alıyorum bu sütunuma:
“…Ya Kur'an-ı Kerim-i inkâr
edeceksin, ya da Eshabü'l Kehf'in Afşin'de olduğunu kabul edeceksin” diyor
Babinger. Biz Müslümanlar, ilgili Âyette; “ALLAH bilir deyiniz” buyrulduğu için,
böyle kesin konuşamıyoruz. Bu şahsiyet Hıristiyan olduğu için böyle konuşabilir.
Üstelik bunu konuşan sıradan bir kişi değil, Şark İnceleme Enstitüsü Başkanıdır.
Yani bir ilim yuvasının sorumlusudur. O'nu böyle pervasız konuşturan en önemli
belge ve edindiği bilgi ise; güneşin doğar doğmaz O mağaraya girmesi, batarken
de mağaraya dokunarak makaslayıp geçmesi. Bu benzerlikte böyle bir mağaranın
mevcut olmamasındandır. Takdir, konumuza ilgi duyan tüm dünya insanlarının.
Israrla iddia ediyorum; İnanç
harikaları açısından bu kutsal mekânın Dünyada ikinci bir örneği ve benzeri
yoktur. “-Nasıl mı?” dediniz?. Arz ediyorum: Hıristiyanlık döneminde, Kilise'nin
mermerden yapılmasına başlanan mihrabı her nasılsa yarım kalmış, mimarı ve
dizaynına dokunulmadan İslamiyet döneminde tamamlanmıştır. Üzerinde Haç bulunan
mermer direkler ve mermer sütunlar mevcut. Kilise mükemmel bir görünüm
arzetmektedir. Tekrar ısrarla iddia ediyorum; Dünyada iki ilâhi dini, gerek o
tarih, gerekse sonraki yıllar itibariyle birbirine kaynaştıran, örtüştüren 2.
bir Mihrap yoktur. Varsa göstersinler. O'nun için; altını çize çize “İkinci bir
örneği yoktur” diyorum.
Tarihçilik yönünden dünyanın ender
yetiştirdiği şahsiyetlerden Ord. Prof. Elbistanlı Mükrimin Halil Yinanç'ın;
yoğun çalışma sonucu tarihi kayıtları toparlamıştır. Erzurum-Şenkaya ilçesi
Oyuktaş k. Emekli Bşçvş. İhsan Şimşek; Diyanet Ansiklopedisi fihristinin -E-
bölümündeki 13 sayfadan oluşan bu bilgilerin fotokopisini bizzat şahsıma tevdi
etti. Elbistan ve Afşin bölgesi tarihine önemli kaynaklardan faydalanıp Eshabü'l
Kehf'i de özellikle değerlendirerek geniş yer vermiş, bu kutsal mekânın Afşin'de
olduğunu altını çize çize vurgulamıştır. Ayrıca, öteki sayfalarımda çok önemli
kaynakların bilgileri de mevcuttur.. Diğer taraftan, G. Ü. Kastamonu Fen ve Ed.
Fakültesi Dekânı Prof. Dr. Abdullah Günen'in yaptığı araştırmalara göre,
dünyanın 33 yerinde; “Eshabül Kehf bizim burada” diyen toplum varmış. Bunu,
bizzat bir konuşmamızda ifade etti.
Hal böyle olduğuna göre; “Eshabü'l
Kehf bizim ilimizde, bizim ilçemizde, bizim kasabamızda, bizim köyümüzde”
diyenlere; Un Sandığı 3. Cilt kitabım kanalı ile ilgilenen 33 topluma yani
otuzüç bölge halkına sesleniyorum: yukarıda arz ettiğim mihrap ve kilise gibi,
ayrıca güneş doğar doğmaz mağaranın içine girdiği ve batarken de makaslayıp
geçtiği gibi bir benzerlik arz eden mağara varsa lütfen gösteriniz. Afşin'de
olduğu gibi, mahkeme kanalı ile bilimsel olarak tespit yaptırınız. O zaman: “Biz
yanılmışız, bu kutsal mekân demek ki orası imiş” demeye hazırız.. Böyle
belgelemeye var mısınız? Hodri Meydan!..
Yeri gelmişken bu konuya bir örnek
verip bir açıklık daha getirmek istiyorum şöyle ki; Kahramanmaraşlı Ramazan
Yanmaz Hoca, bir başkasından duyduğunu bizzat bana şöyle anlattı: verdiği vaki
konferanslarıyla, binlerce cilt kitap yayınlamalarıyla milyonlarca insanın
gönlünü fetheden Eğitimci- Yazar Prof. Dr. Ahmet Akgündüz bu harika külliyeyi
mahallinde görünce:
“…1990'lı yıllarda, Eshabü'l Kehf
bir başka yerde” diye, Zaman Gazetesinde 5-6 sayı yazı yazmıştım. Daha önce bu
yeri görmüş olsaydım, O yazıyı yazmazdım. Şaşmaz yanılmaz bir Allah. Demek ki
yanılmışım” demiştir. Bu sözün sahibi halen sağ ve de Hollanda İslam
Üniversitesi Rektörüdür.. Afşin'in aksini iddia edenler; bunu böyle deyip
demediğini O'ndan sorup öğrenebilirler.
Yine yeri gelmişken bir konu daha
hatırlatmak istiyorum: “Eshabü'l Kehf bizde” diyen siz kardeşlerim; benim
iddiamı değerlendirerek zahmet edip; “Bu adam bu kadar iddia ve ısrar ediyor,
bir gidip görelim. Belki orası doğrudur.” Deyiniz. Yani bir de Afşin'deki
Eshabü'l Kehf'i görünüz.. Öyle ki; bin sekiz yüz yıl ötelere dayanan Roma dönemi
ile Selçuklu ve Osmanlı'nın hep burasına yatırım yaptıklarını göreceksiniz..
Yedi Uyurlar'ın uyandıklarından ve bu Sırrı- İlâhi'nin meydana çıkmasından sonra
mağaranın önüne O dönemde harcı kisten yapılmış duvar sanatını görünüz,
diğerleriyle mukayese yapınız… Mağaranın önünde Hıristiyanlar döneminde mermer
sütunlar üzerine inşa edilmiş yukarıda da değindiğimiz gibi kilise (tabiî şimdi
cami), yan tarafında üç katlı medrese, biraz ötesinde eşek, at, katır ve
develerin de girebileceği kervansaray ve kişilerin de rahat edebileceği bölüm
bölüm odaları görünüz. Akabinde, ellerinizi kalplerinizin üstüne koyup, vicdan
hislerinizi yokladıktan sonra karar veriniz!.. Bunu açıkça ilan ediyorum..
Denemesi bedava…
Şunu açıkça ifade etmek isterim ki:
kısmen teferruatlı izahımıza rağmen derim ki; Dünyada ikinci bir örneği olmayan
bu harikayı; dil ve kalem ile tarif etmemiz mümkün değil.. Yukarıda da
değindiğim gibi, siz merak eden Sayın Bay ve Bayan Hanımefendiler; bu külliyeyi,
bu kutsal makam ve mekânı yerinde gördükten sonra değerlendirmelisiniz..
Ayrıca, bu yerin tespit keşfinin
seyrini ve gerçekleşme safhasını merak edenler olacaktır elbette.. Bunu da
özellikle arz etmek isterim:
Halen Merkez Valisi, Elbistanlı Erol
Uğurlu'ya telefon açtım. Eshabü'l Kehf tespit davası keşfinde bilirkişilik
yapmak için Afşin Sulh Hukuk Mahkemesince akademik bilirkişi istendiğini, bu
hususta bana yardımcı olmalarını istirham ettim. O da; “Ben bu sorunu çözmeye
çalışırım” dedi. Akabinde, Sağlık Bakanlığı eski Müsteşarı, Gazi Ü.Tıp Fakültesi
eski Dekânı ve halen Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elbistanlı Halûk Tokucoğlu'nu arar.
Durumu anlatır. O da; Gazi Ü. Kastamonu Fen ve Edebiyat Fakültesi Dekânı,
Elbistan'ın Çiçek Köyünden hemşerimiz Fizik Prof. Dr.Abdullah Günen'e durumu
anlatınca: “Bin sekiz yüz (1800) yıldan beri yeri meçhul olan, kutsal kitap
İncil ve Kur'an-ı Kerim'de de bahsi geçen önemli bir hadisenin aydınlatılmasına
Mahkeme beni bilirkişi olarak çağırıyorsa memnuniyetle gelirim. Harcırah ta
almayacağım.” der.
Vali Erol Uğurlu gelişmeyi bana tlf.
ile bildirdi. Ben de hemen Avukatım Arıkan'a, O da Mahkemeye arz etti. Gazi Ü.
Rektöründen, aracın yakıtı karşı taraftan ödenmek suretiyle resmen izin alarak
Mahkemenin bildirdiği tarihte Afşin'e geldi. Hakime Yasemin Karabidek
Hanımefendi kontrolünde yapılan keşifte, Prof. Günen; “Bu durum beni aşmaktadır.
Astronomi uzmanı da gerekir” deyince 2. keşif için bir ay sonraya gün verildiği
anda ilginç ve sürpriz bir durum yaşandı. Bunu ifşa etmeden geçemeyeceğim:
Rektörlüğün resmi otosu; geliş 150
Ytl., tabiî dönüş de 150, toplam 300 Ytl. (yani 300 milyon) tuttuğunu Günen bey
zımmen açıkladı. İşin aksi, hesap edememişim, üzerimde o kadar para yok. “Sonra
gönderirim de o anda pek makûl olmazdı. O anda, durumu anlayan Afşin Kaymakamı
Yaşar Dönmez (daha sonra Mülkiye Müfettişi oldu) beni mahcup etmemek için
cüzdanı çıkartıp 300 Ytl: takır takır saydı. Daha sonra da, bu parayı istemedi.
Halen Artova Kaymakamı olan vazife âşıkı Yaşar Dönmez'in asâletini kısmen
araştırdım; meğer bir Çerkez Beyi'nin oğlu veya torunuymuş. Yani ünlü şahsiyet
Şeyh Şamil'in neslinden. Eh, O zaman sürpriz de sayılmaz, öyle asîl bir aile
evladına derken, istikbal vadeden Sayın Yaşar Dönmez'e; bölgemiz halkı adına
teşekkür etmeden geçemeyeceğim.
Sadede gelelim; evet, beklenen gün
geldi. Mahkemenin isteği doğrultusunda, Ankara Ü. Fen Fakültesi Öğretim Ü.
Astronomi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Birol Gürol ve Yrd. Doç. Dr. Zekeriya
Müyesseroğlu bilirkişilikleriyle, 24/06/2005 saat 04.30'da olay yerine gidildi.
Avukatımız Hacı Bayram Veli Arıkan, Eshabü'l Kehf Külliyesini Koruma Derneği
Bşk. Bekir Sıtkı Can ve daha bir grup hemşeri de keşif mahalline gelmişlerdi..
Herkes güneşin doğuşunu beklemekte, heyecan doruktaydı.
Nihayet beklenen an geldi. Saat
05.05 geçe doğan güneşin Mağaranın içine girdiği, Yediler'in uyudukları yerin
hemen berisini kapladığı gözlendi. Tabiî ki Güneşin yükselmesi de beklenildi ve
de güneş dört saat mağaranın içinde kaldıktan sonra ayrıldı. Ayrıca yıl içinde
iki yüz iki (202) gün güneşin mağarada kaldığı, akşam aşarken de makaslayıp
aştığı tespit edildi. Bu sırada gelen Hakime Hanımefendi, tespit duruşmasını
başlatmadan önce, bilirkişilerle birlikte keşif mahallini gezip gördükten ve
bazı bilgiler aldıktan sonra açık havada duruşmayı başlattı.
Avukatımız Hacı Bayram Veli Arıkan
Mahkeme ile muhatap olduğu sırada sürpriz bir gelişme oldu; Afşin Bld. Bşk.
İrfan Gedikbaşı; bu konuda özel talimat verdiğini ve Belediye Avukatının da
belediye adına dahili dava olacağını arz ettiği sırada, Avukatımız H. Bayram
Veli Arıkan da:
“Avukatlık kanununun verdiği yetkiye
dayanarak; Afşinli 17 avukat arkadaşıma istekleri doğrultusunda vekâlet verdim.
Onların da dahili dava olmalarını arz ve talep ediyorum” demez mi? Fevkalâde bir
olay. Hakime Hanım Efendi talepleri kabul edip zapta geçtiği gözlendi. Hakim
Bilirkişileri dinledikten sonra, mahkeme tespit raporunun hazırlanması için,
istek üzerine bir ay mühlet verilmesi ile duruşma sona erdi.
Gerçekten bir ay sonra bir üst yazı
ile birlikte; güneşin mağaraya doğar doğmaz girdiği, yıl içinde kaç gün
kaldığına dair cetvel ve mağaranın haritası mahkemeye geldi ve de teslim alındı.
Rapor diğer sayfamızdadır. Bu bilgi ve belgeler ışığında değerlendirdikten
sonra, bu kutsal mekân ve makamı herkesi ve herkesimi yine tekrarlıyorum görmeye
davet ediyoruz, davet ediyorum. Saygılarımla, saygılarımızla.
NOT: 50 yıllık çalışmamın sonucunu
kaleme alıp, yukarıdaki değerlendirmelerimden sonra, bir önemli konuya açıklık
getirmek istiyorum şöyle ki; Düşündüm; satışını artırmak için, Un Sandığı
kitabımın 1. cildinde yer alan, Elbistan'ın eski müftüsü merhum Reşit Yinanç'ın,
ayrıca Kazakistanlı Kubay Nazar'ın; “Eshabül Kehf Afşinde'dir” konusundaki
yazılarının doğru olup olmadığını belgelemem gerekiyordu. Bunu esas alarak,
yüce Mahkemeye başvurmayı gündeme aldım. Avukatım Hacı Bayram Veli Arıkan'a
düşüncemi arz ettim. O da; “Niçin olmasın?” dedi. Uygulamaya koyduk. Demek
istiyorum ki, talebim sade ve sade güneşin mağaraya doğar doğmaz girip girmediği
yolundadır. Bunu ispat ettiğim takdirde, yukarıda da değindiğim gibi kitabımın
satışı artacaktır. Yedi Uyurlar Mağarası burası mıdır? Değil midir?” şeklinde
kesinlikle değildir. Yani, Yedi Uyurlar'ın yeri konusu ile Hakime Hanım Yasemin
Karabidek'in kesinkes ilgisi yoktur. Zaten dilekçem O mahiyette olsaydı, kesin
kes kabul edilmezdi. Durum bundan ibarettir. Avukatım Hacı Bayram Veli Arıkan bu
inceliğe çok dikkat etmiş, başvuru dilekçesini ona göre yazmıştır. Bu hassas
konuyu kamuya özellikle duyurmak isterim. Ancak, sözü geçen mağaraya, güneşin
doğması ile içeri girdiğini ispat ettikten sonra, kuşkusuz şalvar benim, bizim
önümüze konmuş oldu. Ve ben de gazeteci ve yazar olarak, ev sahibi durumunda;
Dernek yönetimi ile Afşin Belediyesi ve hattâ Afşin Kaymakamlığı olarak, bu
önemliden de önemli 'DÜNYA HARİKASI'nı insanlık âlemine duyurmak için
sesleniyoruz,
sesleniyorum!..
Mehmet Göçer
|