ANA SAYFA
     UN SANDIĞI

 

  Un Sandığı

Hakkında Ne Dediler ?

  Un sandığ - 1

  Un sandığ - 2

  Un sandığ - 3

  Kitabı Nasıl Alırım?

     MEHMET GÖÇER

 

  Hayatı

  Yaptıkları

  Eshab-ı Kehf Hakkında

Yaptığı çalışmalar

 

     LİNKLER

 

  www.elbistaninsesi.com

 

  www.yediuyurlar.com

 

   ZİYARETÇİ DEFTERİ

  OKU           YAZ

     SAYAC

     İLETİŞİM

    SİTE DESIGN BY

Mevlüt Köşker

 

    YAYINEVİ

Elbistanın Sesi Yayınları
GÖÇER OFSET
Tel.: 0.344- 415 40 40
415 40 41 - 415 03 08
0 542 237 05 19
Her hakkı mahfuzdur.
İzin alınmadan iktibas edilemez.
www.elbistaninsesi.com
gazete@elbistaninsesi.com
Dulkadiroğlu Cad.Melek Sk. No:4
Elbistan

MAĞARA YÂRÂNİ YEDİ UYURLAR

ESHABÜ'L KEHF'İN AFŞİN'DE OLDUĞUNA DAİR ELDE ETTİĞİM BİLGİ, BULGU VE BELGELER :

06 TEMMUZ 1992 tarih ve 2989 sayılı ELBİSTANIN SESİ GAZETESİNDE: DULKADİROĞLU BEYLİĞİ şahsiyetlerinden SULTAN ALÂADDEVLE BİN SÜLEYMAN NASREDDİN'in, 505 (Beş yüz beş) Yıl önce yayınladığı oldukça uzun, bir Diyanet müfettişinden elde ettiğim VASİYET NAME kitabımda çok yer kaplayacağından, yalnız 08. parağrafın 41. satırından itibaren bölümü aynen neşrediyorum:

“……Elbistan muzafatından Efsus karyesinde yarısı bütün hukuku ve rüsumile vakfettim. Bu da halis malimden olup, ahrette azlık (azık) olsun Allah-ı Zülcelal Hazretlerinin inayetiyle vakfeyledim. Bunu da İmamı Âzam kavline göre, vakıf kıldım. EFSUS köyünün diğer yarısını bütün hukuk ve rüsumile ESHABÜ'L KEHF MEDRESESİ'ne vakfeyledim. Naşanut köyünü ve Ceridi, bütün hukuk ve rusumile koyun vergileri ile vakıf eyledim ve Boynuyoğunlu'da bütün şer'i hukuk  ve örfi rusumile ve âdetiağnamı ile serbesiyet üzere vakfıdır. Keza, Kayapınar, Resul, Hacilar, Sevinsağir ve Sevinkebir ve Çanakçı'da ESHABÜ'L KEHF medresesine vakıftır. Bunlar sahih ve şer'î surede açık ve muteber yolda mühkem ve müseccel vakıflardır. Bunların cümlesini mütevelliye teslim ederek İmamı Azam hazretleri kavline göre sıhhat lüzumuna hüküm edilmiştir. Erbabı vukufdan ve Bac Pazar Eshab-ı Kehf'den maada kimse onlara müdahale edemez. Çünkü sahih şer'i suretde mühkem  müseccel vakıfdırlar. Bu vakıfları yaptıktan sonra şöyle şart ettim ki bina eyleyup vakfettiğim bu medresenin müderrisliği el akdem üzere Maraş ulemasına aittir. Sonra Meraşlı olmayıp asıl ecnebi oldukları halde dedesi, babası ve kendisi Meraş'ta oturan, sonra babası ve kendisi sakin olan, sonra kendisi sakin olan bu tertip üzere medresede müderris olurlar, sonra Meraş'a en yakın olan köylerin ulemasına yakınından uzağa doğruya, sonra Meraş'a en yakın olan beldelerin ulemasına şart eylemiştir. Bunların cümlesinde istihkakdır. Akli ve nakli ilimlerden talim ve istihraca muktedir olmak, aklı selim tabi müstakîm geniş takrir sahibi, şarap içmekten ve mukeyyefat kullanmaktan uzak bulunmak lazımdır. Gözlerine hastalık olmayacak, tatlı sözlü, güzel ahlâklı, derse devamlı olmak gerektir. Ancak ahkâm ve ayân indinde Meraş kadısı izinile tatili icab eder. Bir şer'i özür bulunursa devam etmeyebilir. Yine şart ettim ki tevliyat evladıma, evladı evladına aşağıya doğru nesil boyunca onlara aittir. Sonra kardeşlerime, sonra kardeşlerimin evladına aşağıya doğru aittir. Sonra kızlarımın evladına, sonra kızların evladına aşağıya doğru aittir. Sonra tevliyet kime münasip ise ona ait olacaktır. Bunların cümlesi zükurdan olacaktır. Umeradan olsun, başkalarından olsun her layık olan mütevelli olabilir. Az veya çok miktarda muayyen vakıf tahsis etmiş olduğum her medresenin vakfı o medresenin müderrisine aittir. Evkafda tasarruf etmek murad eden her müderris evkafda tasarruf külfetine katlanmaktan aciz değilse idare eder ve tevliyetin öşrünü elile mütevelliye verir. Eğer tasarrufdan aciz ise o takdirde mütevelli tasarruf eder ve tevliyetin öşrünü alır, kalanını müderrise verir. Eğer medrese rakabeye muhtaç ise o zaman mütevelli tevliyetini öşrünü evvela medresenin rakabesine sarf eder, şayet kâfi gelirse, eğer kâfi gelmezse o zaman müderristen rakabeye kâfi gelecek miktarda bir meblağ alır. Onu rakabeye sarf eyler, böylelikle rakabe tamamlanır.

Vasiyetim şudur ki müderris, talebe, imam hatip, müezzin, ferraş kayyım, şeyh, fazıl ve eşrafdan olsun. Âyan ve ileri gelir takımından bulunsun, küçük ve sıbyanda olsun, akraba veya uzak olsun, bu evkafla ilgisi olan beni hayır duadan unutmasunlar. Ders ve namaz sonlarında bana dua etsinler. Benim son dileğim budur. Masrafları tayin ettim. evkafın tahsisatını yaptım.

Böylece işim temam oldu. Her kim ki yazılanı tağyir eder ve bu yazılanlara muhalif bir temessük ibraz ederse o iftiracı ve yalancıdır. Her kim ki benim ölümümden sonra bu nameyi değiştirmeye kalkışır, onun şartlarını bozmak isterse; Emir, Kadı, Muhafız, Vali olsun, âmil aşağı tabakadan âyan ve ahrardan olsun, uşak, zalim, ihtiyar-genç hangi sınıfdan olursa olsun bunu yaparsa, çok büyük zulüm işlemiş olur, en sıkıntılı gününde Allah'ın lağneti o gibi zalimlerin üzerine olsun. Her kim ki bu vakfın tamirine, onun devamına şartlarının tenfiz ve ifasına, kayıtlarının icra ve subutuna, ahkâmın tervicine alâmet ve hudutlarının muhafazasına çalışırsa; ahret gününde büyük Tanrının rızasına nail olur. Eshap yemin ile beraber (sidri mahdud) de haşır olunur. Allah-ı Teâlâ bu Vakfın tahribine çalışır, onu bozar, tamirine engel olursa, onun rüsum ve hududuna taarruz ederse, Allah onu parça parça etsin.

Bunun böylece yazılıp üzerine şahid ikame edilup edilmesi Hicretin 916 yılı Muharrem ayı'nın on dördüncü günü ceryan etmiştir…”                                            

PROF. Dr. FARUK SÜMER'in kaleme alıp, TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI VAKFINCA ISBN 975-7628-10-7 numara ile bastırılan  ESHABÜ'L KEHF (YEDİ UYURLAR) kitabından:

“KURAN'DA ESHÂBÜ'L-KEHF HAKKINDA BİLGİLER”

“ESHABÜ'L KEHF mağara arkadaşları demektir. Kehf Arapça'da mağara mânâsına geliyor. Eski Türkçe'de mağaraya “önür deniliyordu.Yine Türkçe bir kelime olan “in” ise, arslan, ayı, kurt ve diğerleri gibi vahşi hayvanların barındıkları yerlere veriliyordu.

ESHABÜ'L KEHF kimlerdir? Ne yapmışlardır? Bu ve diğer meseleleri cevaplandırmak için ilk önce KUR'AN-ı KERİM'deki âyetleri zikretmek, şüphesiz yerinde olacaktır.

Bilindiği üzere ESHÂBÜ'L KEHF ile ilgili âyetler KUR'AN-ın  XVII. (18) suresinde bulunmaktadır. Bu surenin âyetleri Mekke'de nâzil olmuş, yani orada indirilmiştir. 106 âyetten müteşekkil olan bu surenin 9-26 arasındaki âyetleri ESHÂBÜ'L  KEHF'e tahsis edilmiştir. Anlaşılacağı üzere, 106 âyetten ancak 17 âyette ESHABÜ'L  KEHF'den söz edilmiştir. Buna rağmen, bu sureye Eshabü'l Kehf suresi denilmiştir. Aynı surede HAZRET-İ MÛSA'nın bir adamla yaptığı yolculukta gördüğü hadiseler ile  Zülkarneyn Kıssa'sı da yer almıştır. Eshabü'l Kehf Suresi'nin başında: “Tanrı'ya sonsuz övüş olsun, o sapıtanlara uğrayacakları pek kötü akibeti haber vermek (inzâr) ve güzel davranışlı inananlara ebediyen sahip olacakları bir mükâfatı (ecr) müjdelemek için dosdoğru bir kitap indirmiştir.

-Tanrı kendisine “oğul edindi” diyenleri korkutmak için bu gerçek kitabı indirmiştir. Tanrı oğul edindi- diyenler yok mu, ne onlar, ne de ataları bir şey bilirler.

“Ağızlarından çıkan bu ağır söz sadece bir yalandan başka bir şey değildir.” İfadeleri yer alıyor ve 9. âyette: “ Sen Eshabü'l-Kehf'i  ve “rakîm”i (yani kitabeyi) kerametlerimizden (Min âyetinâ) biri mi sandın?

Sözleri ile Hazret-i Peygamber'e hitap edildikten sonra, mağara arkadaşları üzerine şu bilgiler veriliyor: Hani o zaman gençler bir mağaraya sığınıp; “Ey Rabbimiz, bize iyilikte bulun ve işimizde başarılı kıl” dediler. Onları, O mağaranın içinde uykuya daldırdık..Yıllarca hiçbir şey duymadılar. Sonra her iki taraftan hangisinin iddiasına isabet olduğunun bilinmesi için onları uyandırdık. Sana mağara arkadaşları hakkında gerçek haberleri anlatıyoruz. Şüphe yok ki onlar, Rablerine iman etmiş birkaç genç idiler. Biz de onların doğruluk yolundaki gayretlerini, hidayetlerini artırıp, kalplerini inançla güçlendirdik. O zaman onlar şöyle söylemişlerdi: “Rabbimiz göklerin ve yer yüzünün ıssıdır. (sahip, malik) Biz O'ndan başkasına tapmayız; taparsak bu gerçekten, pek saçma bir şey olur. Şu bizim kavmimiz yok mu? O'nlar, Tanrıdan başka ilâhlar edinmişler; fakat bunun için kuvvetli bir delil getirmeli idiler. Tanrı'ya karşı yalan uydurandan daha insafsız kim olabilir? Madem ki, onlardan ve onların taptıklarından ayrıldınız, mağaraya çekildiniz. Orada Rabbiniz lütuflarını size göstersin ve işinizi de kolaylaştırsın. Baksa idin güneşin, mağaranın sağ tarafından doğup sol tarafından battığını, onların da mağaranın ortasında olduğunu görürdün. Bu, Tanrı'nın mucizelerindendir.Tanrı, her kime doğru yolu göstermiş ise o doğru yoldadır.Her kimi saptırır ise,artık ona yol gösterecek birisi bulunmaz. Sen onları uyanık sanırsın, halbuki onlar uyumakta idiler. Biz onları sağa ve sola çevirip döndürdük. Köpekleri de ön ayaklarını uzatmış bir halde girişte yatıyordu. Sen onları görsen dehşete düşer, kaçardın. Sonra birbirleriyle soruşsunlar diye onları uyandırdık. Onlardan biri “ne kadar kaldık?”dedi. Bir gün veya daha az” cevabını verdiler. Tabiî bunu Tanrı daha iyi bilir” dediler. İçimizden biri şu gümüş para ile şehre gitsin; temiz yiyeceklerden alıp getirsin ve yerimizi öğrenmemeleri için de dikkatlice davransın; ellerine geçirdikleri takdirde ya bizi taşla öldürürler, yahut zorla kendi dinlerine döndürürler. Böyle olunca da, artık kurtulamayız. Sonra Tanrı'nın vaadinin doğru olduğunu ve bunda şüphe bulunmadığını bilmelerini Onlara duyurduk. Hani halk onlar hakkında çekişmiş ve üzerlerine bir bina yapın, demişlerdi. Halbuki Tanrı onların durumlarını daha iyi biliyordu. Çekişmede galip gelenler “Üzerine bir mescit yapacağız” dediler. Fakat şimdi mağara arkadaşlarının sayısı hakkında gayba taş atar gibi (hiçbir şeye dayanmadan) O'nlar üç kişidir, dördüncüsü köpektir; yahut dörttür, beşincisi köpektir; beştir altıncısı köpektir, hayır yedi kişi idiler, sekizincisi köpektir) diyecekler.

De ki Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onları ancak pek az kimse bilir. Artık bu hususta anlatılanın, belli olanın dışında kimse ile münakaşa etme, kimseye de bir şey sorma; hiçbir şey hakkında da Tanrı dilerse demeden “Ben bunu yarın yaparım” diye söyleme, unuttuğun zaman Tanrıyı an ve şöyle de: “Ulu Tanrı beni daha yakın bir zamanda doğruya ulaştır” ESHABÜ'L KEHF Mağaralarında üç yüz dokuz (309) yıl kaldılar. Bununla beraber, de ki; “Allah (C.C.) ne kadar durduklarını daha iyi bilir”.

“İşte, ESHABÜ'L  KEHF hakkında KUR'AN-ı KERİM'de bulunan bilgiler bunlardan ibarettir. Anlaşılacağı üzere bu bilgiler, Hazret-i Peygamber ile müşrikler arasında Eshabü'l - Kehf konusu üzerindeki, münakaşalar dolayısı ile yapılan açıklamalardır.”

     Bilirkişi Ekip Bşk. Prof. Dr. Abdullah GÜNEN'in mahkemeye sunduğu raporun üst yazısı:

 

T.C.

AFŞİN SULH HUKUK MAHKEMESİ

SAYIN HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO       : 2004/18 D.İş

KONUSU           : Bilirkişi raporudur.

Sayın Hakimliğinizce 19.04.2005 tarihli kararla ''Afşin Eshab-ı Kehf külliyesinde  Eshab-ı Kehf  mağarasına düşen güneş ışınlarının açısının tespiti için 07.05.2005 tarihinde bilirkişi olarak Prof. Dr. Abdullah GÜNEN tarafından keşif mahallinde inceleme yapılarak mahkemenize 08.06.2005 tarihinde ön rapor sunulmuştur. Ön raporda, konunun Astronomi ve Uzay bilimleri ile de ilgisi olması vurgulanarak bu alanda iki bilim adamının bilirkişi heyetine dahil edilmesi tavsiye edilmişti.

Hakimliğinizce bu öneri dikkate alınarak, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri öğretim üyeleri  Yrd. Doç. Dr. Zekeriya MÜYESSEROĞLU ve  Yrd. Doç. Dr. Birol GÜROL'u bilirkişi heyetine dahil edilmiştir. Bilirkişi heyeti Prof. Dr. Abdullah GÜNEN başkanlığında 24.06.2005 tarihinde saat 04:30'da keşif mahallinde hazır bulunarak güneşin doğuşunu ve mağaraya girişini gözlemleyerek gerekli inceleme ve ölçümleri yapmıştır. Bilirkişi heyetinin yapmış olduğu inceleme sonucu, mahkemenize tevdi edilmek üzere ekteki raporda sunulmaktadır.

Takdir yüce mahkemenindir.                     22.07.2005

                                             Prof.Dr. Abdullah GÜNEN

                                      G.Ü.Kastamonu Fen-Edb. Fak. Dekânı        

Eki: Üç adet Bilirkişi raporu

(Kroki ve tablodan mürekkep 4 sahife)         

 

BİLİRKİŞİ RAPORU

Konu : Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi'nde bulunan mağara içine Güneş ışığının düştüğü açı ve mağaranın ışık gördüğü zaman aralığının tesbiti yöntem :Konunun sonuca ulaştırılması için aşağıdaki işlemler yapılmıştır;

i) Olay yerinin enlem ve boylamının belirlenmesi (konum saptama),

ii) Mağara ağzı doğrultusunun belirlenmesi (mağara ağzının coğrafik kuzey doğrultusu ile yaptığı açı),

iii) Farklı tarihler için Güneş'in doğma/batma zamanları ve konumunun belirlenmesi,

iv) Güneş ışığının hangi konumlarda mağara ağzına düştüğünün saptanması.

Not : Bölgenin tarihi gelişimi içinde mağaranın önüne inşa edilen ek yapılar bu hesaplamada dikkate alınmamıştır.

Gözlem ve ölçümler : Üç kişiden oluşan bilirkişi heyetimiz, yukarıda belirtilen ölçümlerin yapılması için, 24 Haziran 2005 tarihi saat 04:30 da (ileri yaz saati uygulamasına göre) olay yerine gitmiştir. Saat 05:22'de Güneş'in ufkun üstüne çıktığı ve ışığın o anda mağara içine düştüğü gözlenmiştir. Mağara ağzının yöneldiği doğrultu göz önüne alındığında Güneş'in batışı sırasında hiç ışık almayacağı belirlenmiş ve bundan sonraki ölçüm ve hesaplar Güneş'in doğduğu konum ve sonrasındaki hareketi üzerine yapılmıştır.

Eshab-ı Kehf  Külliyesinin enlem ve boylamı GPS (Global Positioning System, Küresel Yerbulma Sistemi) aleti ile (6 metre duyarlıkta) ölçülmüştür. Bulunan değerler:

Enlem : 38° 15' 00".7 Kuzey,   Boylam: 36° 51' 17".5 Doğu

Ortalama deniz seviyesinden yükseklik : 1460 m.

     Mağara ağzına ilişkin doğrultunun belirlenmesi amacıyla pusula kullanılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda mağara ağzına ilişkin doğrultunun manyetik kuzey (azimutu) doğrultusu ile 115 açı yaptığı belirlenmiştir. Pusuladan okunan yönlerin manyetik kuzey kutbuna göre olması, buna karşın Güneş doğrultusunun coğrafik kutba göre belirlenmesi nedeniyle pusuladan okunan değer düzeltilmiştir. Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi'nin bulunduğu konum ve ölçüm yapılan tarih için bu düzeltme değeri 5 olarak hesaplanmıştır. Buna göre mağara ağzı doğrultusu coğrafik kuzey ile 110 lik açı yapmaktadır. Söz konusu coğrafik yönler ve diğerleri, ekte sunulan (Külliye'ye ilişkin, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan) proje üzerinde gösterilmiştir.

     Güneş'in doğma/batma zamanı ve konumları : Buradaki hesaplar için bilirkişi heyetimizce hazırlanmış bir bilgisayar programından yararlanılmıştır. Doğma zamanına ait konumlar azimut açısı olarak verilmiştir. Azimut açısı, kuzeyden doğuya doğru 0 ile 360 açı derecesi olarak dikkate alınmıştır. Çizelgede üçüncü sütunda verilen güneşin mağara içine düşme açısı, mağara ağzı doğrultusunun coğrafik kuzey ile yaptığı 110 açı derecesi ile 2. sütundaki azimutu arasındaki fark alınarak bulunmaktadır. Ayrıca çizelgede 2005 yılı için farklı tarihlerde Güneş'in doğduğu doğrultu, mağarayı aydınlatma süreleri verilmiştir.

     Sonuç : 13 Mart ile 1 Ekim tarihleri arasında (202 gün) Güneş doğarken mağara çine düşen Güneş ışınları tarafından aydınlatıldığı belirlenmiştir. (10 dakika ve daha uzun süre ile). Yılın en uzun günü olan 21 Haziran tarihinde Güneş 59.6 azimut açısı yani 50.4 derece ile doğmakta ve mağara içi, saat 05:22:07 den 09:29:31'e kadar ışık almaktadır. Mağaraya ışığın 1 saat ve daha uzun süre ile düştüğü gün sayısı toplam 170 (28 Mart ile 14 Eylül tarihleri arası) olarak tespit edilmiştir. 22  /  07  /  2005

 

G.Ü. Kastamonu Fen-Edebiyat Fak. Dekanı Prof . Dr. Abdullah GÜNEN

A.Ü. Fen Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Zekeriya MÜYESSEROĞLU         

A.Ü. Fen Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Birol GÜROL

A.Ü. Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Astronomi ve Uzay Bilimi     Güneşin aylara göre mağaraya giriş seyir cetveli ve Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi'nin bulunduğu bölgede Güneş'in doğduğu andaki azimut açıları, mağaraya geliş (düşüş) açıları ve mağaranın ışık alma süreleri çizelgesi 3.Cilt Un Sandığı kitabında yer almaktadır.

Şunu açıkça ilan ediyorum ki, bin 800 yıldır karanlıkta kalmış bir olayın aydınlatılmasına vesile olan kitabım, bu kutsal mekân hakkında, Kuran-ı Kerim'in ilgili Âyetindeki tarife uyan ikinci bir mağara gösterildiği takdirde, sergilediğimiz iddialarımızdan vazgeçmeye hazırız. Bu itibarla, çağımıza göre düzenlenen raporlar ile elde ettiğimiz  bulgu, bilgi ve belgeleri bu kitabımız kanalı ile Dünya insanlığının bilgisine ve de takdirine sunmuş bulunuyoruz.

Yaptığım araştırmalara göre Dünyada böyle 2. bir mağara bulunmadığını öğrendiğimiz için, Un Sandığı 3. cilt kitabım ile, burasının dünyada tek mağara olduğu iddiamızı şimdiden ilan ediyoruz, ediyorum.

 

Elime geçen yerel bir kitapçık ise şöyledir:

Afşin Tanır kasabasından merhum Hayâti Vasfi Taşyürek (şimdi olmasın) sıkı dostum idi. Yıl 1962. Mağara Yârâni Yedi Uyurlar -Eshabü'l Kehf başlığı altında matbaamıza getirdiği şiir ve nesir ile hazırladığı bilgi ve belgeler bugünkü konumuza âdeta doping sayılsa gerek. Merhumun ruhu şâd olsun diyor, bu önemli belgeyi de sayın okurlarımın, dolayısı ile tüm insanlığın bilgisine sunuyorum:

 

“Mağara Yârâni YEDİ UYURLAR ESHABÜ'L KEHF”

Başlıktaki cümleler, Hayati Vasfi Taşyürek'in bizzat kaleme aldığı kitapcığın kapağından alınmıştır. Fiyatı iki (2) Tl. olan, 1963'de Gençlik Basımevi adını taşıyan matbaamızda bastırılan, telif  hakkı Afşin İlkokul Yaptırma Derneğine bağışlanan ve de 32 sayfadan oluşan kitapcığı; hem yazarı Hayati Vasfi Taşyürek'in, hem ilgili okul yöneticilerinden bu eserciğe emeği geçip ebediyete intikal edenlerin ve hem de konunun asıl muhatabı YEDİ UYURLAR'ın ruhlarını şâd etmek için işbu UN SANDIĞI 3. cilt kitabıma alıyorum. Rahmetlik, kitapcığın birisini de bizzat imzalayarak şahsıma ikram etmişti.                          

1931 yılında Afşin ilçesine bağlı Tanır kasabasında dünyaya gelen, Efendi, İsmet ve Erdal adında 3 erkek çocuk babası, kitabımı yazmaya başladığım 16 Şubat 2005 tarihi itibarı ile, kayın biraderi Mustafa Kandeğer'den aldığım bilgiye göre 14 torun dedesi olan Hayâti Vasfi Taşyürek; 1950'den 1990'lara, yani vefatına kadar Afşin, Elbistan ve yöremiz, hattâ yöremiz de ne ki? nüktedanlığı, şair ve yazarlığı ve de 10'a yakın şiir kitabı ve kitapcığı ile İlimiz Kahramanmaraş'ı da aşarak yurdumuzda adından bahsettiren, sözün özü; yeri doldurulamayacak kültür yüklü bir şahsiyet idi..

Eshab'ül kehf, Roma dönemi; bin 800 yıl (1800) öncelerine dayandığı tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır. Roma döneminde yaşadığı bilinen Kral Dakyanos; Hıristiyanlık Dini'nin İsa Peygamber Aleyhisselam tarafından ilan edilmesine karşı çıkmıştır. Allah'ın varlığını ve de gönderdiği İncil Kitabıyla Hakk Din olan Hristiyanlığı kabul edenlere zulüm  işkence yapmaya, hattâ dininden dönmeyip israr edenleri öldürmeye başlamıştır. YEDİLER de buna, yani Dakyanos'a karşı çıkanlardandır. Bir rivayet 3'ü sağ, 3'ü de sol kolu danışmanları olan, diğer bir rivayete göre; asîl bir aileden, Allah'a inanmışlardan olan bu yiğitler,   bir kedinin âni hırçınlaşıp atlayarak kaçışından korktuğunu  görmüşler.  “SEN ALLAH OLAMAZSIN. BAK, BİR KEDİDEN KORKTUN” demişlerdir. Bunun üzerine; “Bu sır kalsın, ifşa ederseniz sizi öldürtürüm” diyen Dakyanos'tan korkarak kaçmaya karar vermişler.

Yolda rastladıkları çoban da ALLAH''a inananlardandır. Durumu anlatıp saklanacak bir mağara aradıklarını söyleyince; “ Ben de ALLAH'a inananlardanım. Rivayete göre; "Kabul ederseniz ben de size katılmak isterim” deyip, birlikte yola devam ederler. O anda hikmet-i ilâhi çobanın koyunları taş olur. Afşin'in 6 km. batısındaki bir mağaraya sığınırlar. (Güneş doğar doğmaz içine giren bu mağara, Emirli köyünün 3 km. batısındadır.) Nihayet, sözü geçen mağaraya sığınan ALLAH dostu YEDİ UYURLAR'ı nâzım, yani şiir ile tarif eden Hayati Vasfi Tayyürek'in; yukarıda da arzettiğim gibi şahsıma bizzat imzalayıp verdiği kitapçığını aşağıda aynen neşrediyorum. Konusu ve önemi açısından “Bir eser” diyecek kadar kıymetli bu eserciğe geçmeden önce, bu hususu içeren çalışmalarımdan, Un Sandığı 2. kitabımda değindiğim gibi elinizdeki bu 3. cilt  kitabımdan da  kısaca bilgi vermek istiyorum, şöyle ki:

 (*)Bir rivayete, diğer deyimle bu bölgede yaşayan insanların ağızdan ağıza aktarılarak bu günlere kadar gelen bilgiye göre; Dakyanos'un 1000 (Bin) adet boğası mevcut olup, Afşin'in batı arkasındaki 3200 rakımlı dağda otlatıldıkları için, bu dağa Binboğa  denilmiş, Coğrafya kitaplarına da bu ad (Binboğa Dağı) olarak geçmiştir. Dikkat edilecek olursa cümlenin akışı ile de çok güzel uyum sağlamaktadır. Bu konudaki belgelerimiz zincirine bir halka da bu olsa gerek diye düşünüyorum.

Bu itibarla Şair, Yazar ve Nükteci Hayati Vasfi Taşyürek'in nazımla dile getirdiği deyişleri aynen neşrediyorum:

 

“MAĞARA YÂRÂNİ YEDİ UYURLAR”

“Bu seriyi kaleme almaktan gayem, Yediler'e karşı duyduğum sonsuz hayranlığı dile getirmekten ibarettir. Deyimlerin esasını çevredeki söylentilerle bu konudaki araştırmalarım teşkil eder.

YEDİLER'in gerek isimleri, gerek uyudukları mağaranın bulunduğu yer hakkında söylenenlerin hepsine hürmet beslemekteyim.

Önce: “Zannetmem ki değer mekânlarında/ Bunların kıymeti İymanlarında” olduğuna göre, bundan ilerisinin incelemesi de, münakaşası da yetkili üstadlara düşer. Kaldı ki; bizim bu konu da hiçbir iddiamız yoktur. 309 sene bir mağarada uyuyan (7) yedi delikanlının ilahi kitaplarda hikâye edilen hayatlarını ve örnek hareketleri ile sonuçlarını destanlaştırmakla bir hayranlık ifade etmek istedik.

Bu ufak broşürle YEDİLER’in gerçek durağı olan Afşin'e küçük bir hizmette bulunabildimse bahtiyarım. TANIR:1959

                                            Hayati Vasfi TAŞYÜREK

 

YEDİ UYURLAR DESTANI

 

Yüzyıllar öncesi ARABİSUSTA (1)

Eşraftan sayılır yedi genç var dı.

Bu gençler bu devirde, her hususta

Hakkın birliğine inanırlardı.

Bu günlerde bu civarın âmiri

Takyanus denilen zâlimin biri (1)

Şerriyle korkutmuş idi her yeri

Puta kurban keser tapınırlardı.

Büstüne ibadet için o sultan

Bütün ülkesine eyledi ferman

Bu emri tutmayan yüzlerce insan

Kırbaçlar altında kıvranırlardı.

Hakk'a iman eden bu yedi gence

Sökmedi bu emir sıra gelince

Dediler; “yapsanız türlü işkence

Bizim kalbimizi Hakk aşkı sardı”                                                                                              

(1) Afşin'in asıl ismi Arabisus idi. Zamanla Arabsus, Arpsus, Erbsus ve Efsus olmuştur. Yarpuz da denilirdi.

(2-Takyanus; asıl ismi Takyus, Tacisus olduğu halde zamanla Takyanus, Dakyanoz şeklini almıştır.

 

Dakyanous Efsus'un bu gençlerini,

Takip etti bir zaman peşlerini,

Gençler de kesince ümitlerini,

Tek düşünceleri yurttan firar dı.

Dediler; “gidelim biraz kenara”

“Bakalım ne şekil alır manzara”

“İbadet     etmekten ise küffara”

Bu yolda yürümek en büyük kâr dı.

Çıktılar şehirden gizlice gençler

Fakat nereyeydi bu meçhul sefer?

Gezerken bir çobana rast geldiler

Çoban da İmanlı sırdaş arar dı.

Sordular; “var mıdır gizlenecek yer?”

Saklanalım biraz bulaşmasın şer

Çoban; “vardır” diye önde ilerler

Köpeği de peşi sıra koşar dı.

Durup konuştular “aman bu hayvan?”

“Bildirir bizleri en nâzik bir an”

Taşladılar; “gelme” diye bir zaman

Bunlar taşladıkça Kıtmır coşar dı.

Nihayet Mevlâsı dil verdi kelp'e;

“Ne istersiz benden? Biraz durun be!..”

“Sizdeki İymandan eser var bende

“Bu hale YEDİLER şaşırmışlar dı.

Çoban; “geldik” dedi “O mağaraya”

Uygun ise gizlenelim buraya,

YEDİLER toplandı hep bir araya

Kalplerini artık emniyet sardı.

Sığındıktan sonra Gâni Hüdâ'ya

Cümlesi gönülden var dı duaya

Emanet ettiler canı Mevlâ'ya

Bir huzur içinde uyumuşlar dı.

 

 

YEDİLERİN DUASI

Kavmimiz ayrıldı gerçek yolundan

Bizi selâmete erdir İlâhi.

Sen yardım etmezsen Takyus elinden,

Kaçıp kurtulmamız zordur Yârabbî.

Tanrı (*) eylediler bir âciz kulu

Bir kediden korkan olur mu Ulu,

Hakk'a kavuşur mu benliğin yolu?

Sapkınların gözü kördür İlâhi.

(*)Rivayete göre,Tacisus veya Thecianes bir gün odasında istirahat ederken, pencereden atlayan bir kedinin bu ani hareketinden irkilmiş ve korkmuştu. O'nun bu halini gören yakınları kediden korkan bir varlığın Tanrı sayılamayacağını ortaya atmışlardı.

DAKYANOS'un GAZABI

İşitince Dakyanos bu firarı;

Arattı, tarattı bütün civarı

Bulduramayınca uyuyanları

Taş olan kalbiyle kazaplanmıştı.

Sordurdu gençlerin yakınlarına

“Haber verin” diye “onları bana”

İhanet eder mi ata oğluna;

İçleri “bilmeyiz” diye yanmıştı.

Vadedildi “kim söylerse bu yeri?

“Buldurursa bize firarileri”

İhya olur bu vade bir serseri

“Ben bulurum” diye iştahlanmıştı.

Ararken kâfirin işi rast geldi;

Bu mutlu ve gizli mekânı buldu,

Zâlim Takyanus'un gözleri güldü

Buğuz dolu kalbi ferahlanmıştı.

Bir veziri memur edip bu hale;

Dedi; “çabuk ulaş sen o mahal'e

Mağranın kapısın kisle tut hele”

Böylece bir ölüm hesaplanmıştı.

Varırken kâfirler gurur içinde

Uyurdu YEDİLER huzur içinde

Pek vahşiyâne bu umur içinde

Vezirin yüreği paralanmıştı.

Belirdi kalbinde insaf eseri

Dedi; “belki tarih arar bu yeri,

Olsun tarihi bir kitabeleri”

Diye, özel bir taş hazırlanmıştı.

Mağranın kapısı kisle tutuldu

Böylece Takyanus dertten kurtuldu (!)

 

YEDİLER

Ana-Ata'sının boynunu bükmüş

Tenha bir mağrada durur YEDİLER.

Hak yolunda nice eziyet çekmiş;          

     Takyanus'dan haber verir YEDİLER

Zâlimin zulmünden yırarlar iken,

Çobanla hal hatır sorarlar iken,

Gizlenecek bir yer ararlar iken;

Çoban Pınarı'na varır YEDİLER.

Anlaşıp el ele verildiğinde;

Kıtmır'ın sırrına erildiğinde,

Sürünün taş olmuş görüldüğünde,

“Ah!..” diye dizine vurur YEDİLER.

Kul dünyada eker ahrette derer;

Hakk'ın hikmetine akıl mı erer?

Köpekleri bile cennete girer;

Sırattan korkusuz Yürür YEDİLER.

 

HRİSTİYANLIĞIN GELİŞİ

 

Devrinde PEYGAMBERKEN O HAZRETİ İSA'nın

On iki Havarisi (*) vardı Ruhu Rahman'ın

Erişince Efsus'a bir elçisi İSA'nın

Dediler; “var mı senin, şu put için kurban'ın?”

“Kapıda kesmedikçe, giremezsin kurbanı”

"İşte bu heykeldürür bu ülkenin Rabbâni”

Görünce bu muazzam gafleti Havariyyun;

“Ben dışarda kalayım şehir sizlerin olsun”

Diyerek sur dışında bir hamam icar etti

Sırrını gelenlere tek tek aşikâr etti.

"Ben ki Hava Dinini biliyorum" diyordu (**)

Çokları da Hakk dine inanıp gidiyordu

Bir Delikanlı geldi kolunda bir dilber kız

Dedi "Hamam komple bize ait yalınız"

(*  Havari elçi

(** Hava, dini o zaman Hristiyanlığa verilen isim Hakk Dini.

"Ücretin her ne ise emret fazlasıyla al"

"Ben buna razı olmam, bu bence fena bir hal"

Diye türlü itiraz ettiyse de hamamcı

Fikrinde israr etti durdu aslı haramcı

Havariyyun; "Ey!. Oğul, etme bu iş fenadır"

"Bana ne!.. son olacak fenalıklar sanadır"

Diyerek razı oldu bu icara çarnaçar,

Fakat O'nlar hamama girince kubbe uçar

Her iki haramzâde can verirler böylece

Ve devrin Hakimine haber gider şöylece

Hamamcı bilir idi Hava Dinini gerçek,

Gençleri bu sihirle öldürmüş olsa gerek

Bundan haberder olan İmin ehlinin biri,

Hemen geldi elçiye, dedi “terk et bu yeri”

Deminki ölen gençler… oğludur Takyanus'un

Çabuk uzaklaş buradan yoksa pişman olursun

Havariyyun sezince işin vahametini,

Terk etti o saatte zulüm memleketini

Yetişemedi O'na atlıları zalimin

Böyle girdi Efsus'a Musa'nın yaydığı Din.

BELİREN BEHRELER

Her faniye kısmet olan ölümden

Dakyonus da canın kurtaramadı.

Sonra gelenler de ecel önünden

Kurtuluşa çıkar yol bulamadı.

Döndü bir eyyamdır değişti çehre

Mü'min'den de Âmir bulundu şehre

İstedi Allah'tan manevi Behre (1)

Bu bürhane sebep neler olmadı.?

Efsus'ta bir sürü sahibi var dı

Bunu kışlatacak bir köm arar dı (2)

Kis ile tutulmuş mağrayı gördü

Kapısını açmak oldu muradı.

İşte bu mağara 7 Arslan'ın

İlk uyudukları nurlu mekânın

Kendisiydi; dostlar sırr-ı Rahman'ın

Hâlâ huzur içre uyuyorlardı.

(1)- Hazreti İsa Peygamberin göğe huruç etmesini Dakyonos'un din adamları noksanlık görüyorlardı. Bunun için Efsus'un Hristiyan Hakimi, Allah'tan bir mucize talep ediyordu….Sonra da iki fırkadan hangisi, O'nların mağarada ne kadar kaldıklarını hesap edip zaptedecek, ayırt edelim diye uyandırdık.

(2)- Koyun sürüsü için kışlak, ağıl.

 

YEDİLER UYANIYOR

 

YEDİLER mağranın açılmasından

Bilmem kaç gün sonra uyanmışlardı.

Karınlarının çok acıkmasından

Baş başa vererek konuşmuşlardı.

Dediler; “-Bir günün tamını veya .

“-Nısfını uyumuş olmalıyız ya”

Ne kadar uyuduklarını Mevlâ'ya

Koydular, çünkü çok acıkmışlardı.

Dediler; “-Yemliha, çarşıya git de

Bize biraz yiyecek temin et de

Ama, gayet gizli yolları güt de

Tutulma” diyerek yollamışlardı.

Yemliha Efsus'a yaklaşınca;

Değişiklik gördü şehre bakınca

Her gördüğünden bir şüphe kapınca

Yüreği sızladı, benzi sarardı.

Sordu bir yolcuya; “bura neresi?”

“-Takyanus diyarı, Efsus kalesi”

YEMLİHA şaşırdı;” bu, neyin nesi?”

“-Hakk Dine ne zaman inanmışlardı?”

Girdi hudutsuz bir şüpheyle şehre,

Görmedi şehirde bildik bir çehre,

Ancak tanıdığı yer ile kubbe;

Diğer bildikleri ne olmuşlardı?

Geldi bir fırına istedi ekmek,

Paraya fırıncı dedi; “Ne demek?”

“Bu para bir gömüden çıksa gerek;

“Yoksa bunu nereden almışlardı?”

Sordu; “Bu Dakyanus parası nerden?”

“Geçmiştir eline? “-Getirdin neden?”

“Doğru, evet öyle Yemlihayım ben”

“Buralıyım” deyince şaşmışlardı.

Dediler;”-Sen kimin YEMLİHA'sı sın?”

“-Tanımadık seni, sen yabancısın?”

“-Bilen varsa eğer bir kişi çıksın?”

Etrafını bütün halk sarmışlardı.

Halkı pek meraka attı Yemliha

“-Biz dün firar ettik” deyince daha

Dediler; “-Öyleyse gel padışaha”

Çünkü halk bu sırra şaşırmışlardı.

Yemliha daldı çok derin bir fikre

Başladı taptığı ALLAH'ı zikre,

Padışah bu halden erişti şükre

O'nlar Mevlâya bel bağlamışlardı.

Hakimin yakini olan kimseler,

“-Emir'e duanız kabul” edilir

YEMLİHA'yı tekrar hep dinlediler

Mü'minler gönülden ağlamışlardı.

Evinin yerine geldi YEMLİHA

Dedi; “-Yurdumuz du bura dün daha”

Devir dönmüş, zaman geçmiş iş heba

Bütün halkı büyük bir merak sardı.

“-Siz bu güne kadar neredeydiniz?”

“-Nerede kazanır, nerde yerdiniz?”

“-Uyuduğumuzu biliyoruz biz,

“Beni ekmek almağa salmışlardı”

“-İsterseniz eğer fülan mağrada”

“-Bekliyor yoldaşlar beni orada”

“-Beraber gidelim siz buyurunda

Cümlesi peşinden yollanmışlardı.

Mağraya pek yakın gelince millet,

YEMLİHA onlara eyledi minnet,

“-Hepimiz beraber girersek şâyet”

“-Korkarlar, doğru ya korkuturlardı”

Eğlendi burada bütün ahâli

Anlattı YEMLİHA  değişen hali

Yârenler halas'ın yok ihtimali

Cümlesi ALLAH'a niyaza vardı.

Mevlâ sevmiş idi YEDİLER'ini

Gizledi milletten sevdiklerini

Görmedi topluluk daha birini

Onlar beklemekte aldanmışlardı.

Nice bekledikten sonra daldılar;

Kimseyi bulmayıp şaşa kaldılar,

Elleri boş şehre yollandılar

YEDİLER böylece namlanmışlardı.

(1)- Bu yerin Azizler Pınarı olduğu, bu pınara da Azizler Pınarı denmesine sebep;

     YEMLİHA'nın: “Ey!. Azizler, siz durunuz. Ben yoldaşlarıma haber vereyim.” demesinden kaynaklandığına bağlanmaktadır.

İKİNCİ BİR RİVAYET

Tebdili kıyafet ettikten sonra

Korka korka şehre vardı YEMLİHA.

Hiçbir tanıdığa rastlamayınca

“-Bura nere?” diye sordu YEMLİHA.

Dün İSA'nın adı güç anılırken;

Herkesi İsa'vî görmekteyim ben

Tanımalarına imkân vermeden

Rızk alıp dönmeyi kurdu YEMLİHA.

Aldı bir dükkândan yiyecek ekmek

Paraya Fırıncı dedi “ne demek?”

“Bu bir define bulmuş olsa gerek”

Denince korkuyu ırdı YEMLİHA.

“-Bulduğun define nerede? söyle”

“Sırf senin olmasın, bölüşek şöyle”

“Kıyafetin başka işiniz hiyle”

Müşkül bir duruma erdi YEMLİHA.

“Biz YEDİ arkadaş, bize göre dün,

“Kaçtık pençesinden zalimin, zulmün”

“Nasıl da değişmiş vaziyet bu gün”

Diye doğru cevap verdi YEMLİHA.

“Defineden hisse vermezsen bize;”

“İyilik yakışmaz demektir size”

“Götürürüz seni hakimimize”

Vardı huzuruna girdi YEMLİHA.

Hakim iyi kalpli bir insan idi;

“Sen kimsin, bunu nerden aldın?” dedi,

Başındaki hali birbir söyledi,

Hakime de hüzün verdi YEMLİHA.

“Dakyanus öleli yüz yıllar oldu”

“Saltanat kimlerden kimlere kaldı?”

“Genç yaşın, çok ömrün aklımı aldı”

Deyince kelâma durdu YEMLİHA.

“Biz birkaç genç idik yaşardık burda”

Dakyanus bizleri bıraktı darda”

“Kaçtık Bencülüse dostlarım orda”

Diyerek hakimi yordu YEMLİHA.

“Buyurun gidelim, görün onları”

“Tekrar dinleyiniz bu olanları”

Takılıp peşinde yollananları

Mağranın dışına kordu YEMLİHA

RİVAYETİN DEVAMI

YİNE ŞİİRLE ANLATILIYOR

 

YEMLİHA'nın dönme vakti gelince;

Korkulu bir fikre daldı YEDİLER:

O'nu Takyus tuttu zannneyleyince,

Saldığına pişman oldu YEMLİHA.

Tuttuysa Dinine döndürdü O'nu;

Felâket olacak bu işin sonu,

“Kurtar bizi dardan, ey!.. lutfu gâni

Şeklinde tazarru kıldı YEMLİHA.

YEMLİHA bu anda girdi içeri,

Anlattı başından geçen işleri,

“Sizi bekliyorlar, çıkın dışarı”

Korkuyu bırakıp güldü YEDİLER.

Uyku çektikleri uzun yılları,

Bu arada gelip geçen halları,

Bunlar “Ba'sü bâdel mevt”in halları

Olduğunu şeksiz bildi YEDİLER.

 

“Kabzoldu ruhları derin uykuda”

“Hizmet olsun için Hakk'a Mabud'a”

“Konuldu her biri altın tabuta”

Bazılar der böyle oldu YEDİLER:

 

RÜYA

Hakimin düşüne girip YEDİLER;

“Bunu neye böyle yaptın?” dediler

“Biz ne altın tabut, ne taht isteriz”

“Ne de bahtımızdan hoş baht isteriz”

HAKK yoluna giren gerçek yolcular

Maddî arzulardan beri oldular,

Düşüp yorulanlar ziynet peşine

Derman bulamadı aşk ateşine

“Bizim de var idi uygun halimiz”

“Anamız, atamız, haylı malımız”

“Biz geçtik hepsinden Allah yolunda

“Dünyaya güvenmen ârif olun da”

“Tabutları gel al dışarı attık”

“Arama bizleri, bizleri battık,

“Nerede dedeler? Noldu babalar?”

“HAKK yolunda boşa gitmez çabalar”

“YEDİLER'den ibret alabilene”

“Ne mutlu İymanla ölebilene”

 

İSA MESCİDİ

Tabutları içi boş, dışarıda buldu Hâkim

Rüyasını düşünüp hayrete daldı Hâkim

Uyudukları yere bir MESCİT yaptırarak;

Her fırsatta saygıyla ziyaret kıldı Hâkim.

ESHA'ÜL KEHF'i ZİYARET

Şu fani hayatın her olağanı

En az ilâhî bir hikmet değimli?

Bak şu mağaranın YEDİ Arslan'ı

Beşere büyük bir ibret değil mi?

Zannetmem ki eğer mekânlarında;

Bunların kıymeti İmanlarında,

Dakyanus'a zulüm zamanlarında,

O Cevap ne haklı nisbet değil mi?

Selâmeti yurdu terk de buldular

Böylece Allah'a vasıl oldular,

Ah!.. ne kurtuldular, ne kurtuldular,

Ölmezlik en büyük niğmet değil mi?

Ufuklar zulmete olmuşken esir;

Gerçek aşk kalplere etmezken tesir,

Murad-ı İlâhi KELP dile gelir,

Ya bu, ne müstesna kısmet değil mi?

Taş olan sürünün işte izleri,

Ayrı bir âleme çeker gözleri,

Uyku seneleri aşmış izleri;

Melekler eylerdi hizmet değil mi?

İşte meskenleri mutlu MAĞARA,

YEDİLER burada kavuştu nura,

Hayati günahkâr çıkma huzura

Müslümana tövbe haslet değil mi?

(1) Koyuntaş, iki sürü halinde taş olan koyun ve kuzular.. Düzlükte ve köksüz olan ve sürüyü andıran bu taşlar, YEDİLER'den biri olan çobanın dua ettikleri zaman, taş haline gelen koyun ve diğerinin kuzu sürüsü olduğu söylenir.

Hasan Raşit Tankut'un; yazılarını şu manzumeyle ifade edeceğim:

 

HASAN RAŞİT DİYOR Kİ;

Hasan Raşit diyor ki,”Şehirleşen bu Efsus;

Selçuklar zamanında ismi idi Arbesus “

Allah'ın nusretine nail olan ordular;

Yarpuzu Hristiyan ve Ortodoks buldular

Halbuki o tarihte Maraş ile Elbistan

Eski Türk dinindeydi, Yarpuzsa Hristiyan

Âdil, Halife Ömer ordusu çağlıyordu,

Gayri dinli yerleri haraca bağlıyordu.

Haraç kabul eden il yıkılmazdı o zaman,

Efsus karşı gelince oldu hak ile yeksan.

Bu yüzden derindedir tarihi eserleri

Onlar çıkarıldıkça herkes anlar bu yeri.

Efsus'ta kolaylıkla ele geçen eserler,

Bizansın paraları mozayik nümuneler,

Devamı vardır elbet bu güzel eserlerin,

Göğe yükselmektedir anıtı YEDİLER'in,

Bunun her zerresinde ruhumuzdan zevk taşar,

Her nesil tarihinde eserleriyle yaşar.

Haraplanmağa doğru yüz tutması ne acı…

Bence ne acı değil, mutlak şâhâne acı.

 

 İsmail Hakkı KONYALI da ; “ESHAB'ÜL KEHF AFŞİN'de” diyor

Hayati Vasfi TAŞYÜREK'in şahsıma tevdi ettiği esercikte, büyük ilim adamı İsmail Hakkı KONYALI'nın, o tarihlerde yayınladığı TARİH HAZİNESİ mecmuasındaki bilgileri şöyle özetlemiştir:

“KURAN'