|
MAĞARA YÂRÂNİ YEDİ UYURLAR
ESHABÜ'L KEHF'İN AFŞİN'DE OLDUĞUNA
DAİR ELDE ETTİĞİM BİLGİ, BULGU VE BELGELER :
06 TEMMUZ 1992 tarih ve 2989 sayılı
ELBİSTANIN SESİ GAZETESİNDE: DULKADİROĞLU BEYLİĞİ şahsiyetlerinden SULTAN
ALÂADDEVLE BİN SÜLEYMAN NASREDDİN'in, 505 (Beş yüz beş) Yıl önce yayınladığı
oldukça uzun, bir Diyanet müfettişinden elde ettiğim VASİYET NAME kitabımda çok
yer kaplayacağından, yalnız 08. parağrafın 41. satırından itibaren bölümü aynen
neşrediyorum:
“……Elbistan muzafatından Efsus
karyesinde yarısı bütün hukuku ve rüsumile vakfettim. Bu da halis malimden olup,
ahrette azlık (azık) olsun Allah-ı Zülcelal Hazretlerinin inayetiyle
vakfeyledim. Bunu da İmamı Âzam kavline göre, vakıf kıldım. EFSUS köyünün diğer
yarısını bütün hukuk ve rüsumile ESHABÜ'L KEHF MEDRESESİ'ne vakfeyledim. Naşanut
köyünü ve Ceridi, bütün hukuk ve rusumile koyun vergileri ile vakıf eyledim ve
Boynuyoğunlu'da bütün şer'i hukuk ve örfi rusumile ve âdetiağnamı ile
serbesiyet üzere vakfıdır. Keza, Kayapınar, Resul, Hacilar, Sevinsağir ve
Sevinkebir ve Çanakçı'da ESHABÜ'L KEHF medresesine vakıftır. Bunlar sahih ve
şer'î surede açık ve muteber yolda mühkem ve müseccel vakıflardır. Bunların
cümlesini mütevelliye teslim ederek İmamı Azam hazretleri kavline göre sıhhat
lüzumuna hüküm edilmiştir. Erbabı vukufdan ve Bac Pazar Eshab-ı Kehf'den maada
kimse onlara müdahale edemez. Çünkü sahih şer'i suretde mühkem müseccel
vakıfdırlar. Bu vakıfları yaptıktan sonra şöyle şart ettim ki bina eyleyup
vakfettiğim bu medresenin müderrisliği el akdem üzere Maraş ulemasına aittir.
Sonra Meraşlı olmayıp asıl ecnebi oldukları halde dedesi, babası ve kendisi
Meraş'ta oturan, sonra babası ve kendisi sakin olan, sonra kendisi sakin olan bu
tertip üzere medresede müderris olurlar, sonra Meraş'a en yakın olan köylerin
ulemasına yakınından uzağa doğruya, sonra Meraş'a en yakın olan beldelerin
ulemasına şart eylemiştir. Bunların cümlesinde istihkakdır. Akli ve nakli
ilimlerden talim ve istihraca muktedir olmak, aklı selim tabi müstakîm geniş
takrir sahibi, şarap içmekten ve mukeyyefat kullanmaktan uzak bulunmak lazımdır.
Gözlerine hastalık olmayacak, tatlı sözlü, güzel ahlâklı, derse devamlı olmak
gerektir. Ancak ahkâm ve ayân indinde Meraş kadısı izinile tatili icab eder. Bir
şer'i özür bulunursa devam etmeyebilir. Yine şart ettim ki tevliyat evladıma,
evladı evladına aşağıya doğru nesil boyunca onlara aittir. Sonra kardeşlerime,
sonra kardeşlerimin evladına aşağıya doğru aittir. Sonra kızlarımın evladına,
sonra kızların evladına aşağıya doğru aittir. Sonra tevliyet kime münasip ise
ona ait olacaktır. Bunların cümlesi zükurdan olacaktır. Umeradan olsun,
başkalarından olsun her layık olan mütevelli olabilir. Az veya çok miktarda
muayyen vakıf tahsis etmiş olduğum her medresenin vakfı o medresenin müderrisine
aittir. Evkafda tasarruf etmek murad eden her müderris evkafda tasarruf
külfetine katlanmaktan aciz değilse idare eder ve tevliyetin öşrünü elile
mütevelliye verir. Eğer tasarrufdan aciz ise o takdirde mütevelli tasarruf eder
ve tevliyetin öşrünü alır, kalanını müderrise verir. Eğer medrese rakabeye
muhtaç ise o zaman mütevelli tevliyetini öşrünü evvela medresenin rakabesine
sarf eder, şayet kâfi gelirse, eğer kâfi gelmezse o zaman müderristen rakabeye
kâfi gelecek miktarda bir meblağ alır. Onu rakabeye sarf eyler, böylelikle
rakabe tamamlanır.
Vasiyetim şudur ki müderris, talebe,
imam hatip, müezzin, ferraş kayyım, şeyh, fazıl ve eşrafdan olsun. Âyan ve ileri
gelir takımından bulunsun, küçük ve sıbyanda olsun, akraba veya uzak olsun, bu
evkafla ilgisi olan beni hayır duadan unutmasunlar. Ders ve namaz sonlarında
bana dua etsinler. Benim son dileğim budur. Masrafları tayin ettim. evkafın
tahsisatını yaptım.
Böylece işim temam oldu. Her kim ki
yazılanı tağyir eder ve bu yazılanlara muhalif bir temessük ibraz ederse o
iftiracı ve yalancıdır. Her kim ki benim ölümümden sonra bu nameyi değiştirmeye
kalkışır, onun şartlarını bozmak isterse; Emir, Kadı, Muhafız, Vali olsun, âmil
aşağı tabakadan âyan ve ahrardan olsun, uşak, zalim, ihtiyar-genç hangi sınıfdan
olursa olsun bunu yaparsa, çok büyük zulüm işlemiş olur, en sıkıntılı gününde
Allah'ın lağneti o gibi zalimlerin üzerine olsun. Her kim ki bu vakfın tamirine,
onun devamına şartlarının tenfiz ve ifasına, kayıtlarının icra ve subutuna,
ahkâmın tervicine alâmet ve hudutlarının muhafazasına çalışırsa; ahret gününde
büyük Tanrının rızasına nail olur. Eshap yemin ile beraber (sidri mahdud) de
haşır olunur. Allah-ı Teâlâ bu Vakfın tahribine çalışır, onu bozar, tamirine
engel olursa, onun rüsum ve hududuna taarruz ederse, Allah onu parça parça
etsin.
Bunun böylece yazılıp üzerine şahid
ikame edilup edilmesi Hicretin 916 yılı Muharrem ayı'nın on dördüncü günü ceryan
etmiştir…”
PROF. Dr. FARUK SÜMER'in kaleme
alıp, TÜRK DÜNYASI ARAŞTIRMALARI VAKFINCA ISBN 975-7628-10-7 numara ile
bastırılan ESHABÜ'L KEHF (YEDİ UYURLAR) kitabından:
“KURAN'DA ESHÂBÜ'L-KEHF
HAKKINDA BİLGİLER”
“ESHABÜ'L KEHF mağara arkadaşları
demektir. Kehf Arapça'da mağara mânâsına geliyor. Eski Türkçe'de mağaraya “önür
deniliyordu.Yine Türkçe bir kelime olan “in” ise, arslan, ayı, kurt ve diğerleri
gibi vahşi hayvanların barındıkları yerlere veriliyordu.
ESHABÜ'L KEHF kimlerdir? Ne
yapmışlardır? Bu ve diğer meseleleri cevaplandırmak için ilk önce KUR'AN-ı
KERİM'deki âyetleri zikretmek, şüphesiz yerinde olacaktır.
Bilindiği üzere ESHÂBÜ'L KEHF ile
ilgili âyetler KUR'AN-ın XVII. (18) suresinde bulunmaktadır. Bu surenin
âyetleri Mekke'de nâzil olmuş, yani orada indirilmiştir. 106 âyetten müteşekkil
olan bu surenin 9-26 arasındaki âyetleri ESHÂBÜ'L KEHF'e tahsis edilmiştir.
Anlaşılacağı üzere, 106 âyetten ancak 17 âyette ESHABÜ'L KEHF'den söz
edilmiştir. Buna rağmen, bu sureye Eshabü'l Kehf suresi denilmiştir. Aynı surede
HAZRET-İ MÛSA'nın bir adamla yaptığı yolculukta gördüğü hadiseler ile
Zülkarneyn Kıssa'sı da yer almıştır. Eshabü'l Kehf Suresi'nin başında: “Tanrı'ya
sonsuz övüş olsun, o sapıtanlara uğrayacakları pek kötü akibeti haber vermek
(inzâr) ve güzel davranışlı inananlara ebediyen sahip olacakları bir mükâfatı
(ecr) müjdelemek için dosdoğru bir kitap indirmiştir.
-Tanrı kendisine “oğul edindi”
diyenleri korkutmak için bu gerçek kitabı indirmiştir. Tanrı oğul edindi-
diyenler yok mu, ne onlar, ne de ataları bir şey bilirler.
“Ağızlarından çıkan bu ağır söz
sadece bir yalandan başka bir şey değildir.” İfadeleri yer alıyor ve 9. âyette:
“ Sen Eshabü'l-Kehf'i ve “rakîm”i (yani kitabeyi) kerametlerimizden (Min
âyetinâ) biri mi sandın?
Sözleri ile Hazret-i Peygamber'e
hitap edildikten sonra, mağara arkadaşları üzerine şu bilgiler veriliyor: Hani o
zaman gençler bir mağaraya sığınıp; “Ey Rabbimiz, bize iyilikte bulun ve
işimizde başarılı kıl” dediler. Onları, O mağaranın içinde uykuya
daldırdık..Yıllarca hiçbir şey duymadılar. Sonra her iki taraftan hangisinin
iddiasına isabet olduğunun bilinmesi için onları uyandırdık. Sana mağara
arkadaşları hakkında gerçek haberleri anlatıyoruz. Şüphe yok ki onlar, Rablerine
iman etmiş birkaç genç idiler. Biz de onların doğruluk yolundaki gayretlerini,
hidayetlerini artırıp, kalplerini inançla güçlendirdik. O zaman onlar şöyle
söylemişlerdi: “Rabbimiz göklerin ve yer yüzünün ıssıdır. (sahip, malik) Biz
O'ndan başkasına tapmayız; taparsak bu gerçekten, pek saçma bir şey olur. Şu
bizim kavmimiz yok mu? O'nlar, Tanrıdan başka ilâhlar edinmişler; fakat bunun
için kuvvetli bir delil getirmeli idiler. Tanrı'ya karşı yalan uydurandan daha
insafsız kim olabilir? Madem ki, onlardan ve onların taptıklarından ayrıldınız,
mağaraya çekildiniz. Orada Rabbiniz lütuflarını size göstersin ve işinizi de
kolaylaştırsın. Baksa idin güneşin, mağaranın sağ tarafından doğup sol
tarafından battığını, onların da mağaranın ortasında olduğunu görürdün. Bu,
Tanrı'nın mucizelerindendir.Tanrı, her kime doğru yolu göstermiş ise o doğru
yoldadır.Her kimi saptırır ise,artık ona yol gösterecek birisi bulunmaz. Sen
onları uyanık sanırsın, halbuki onlar uyumakta idiler. Biz onları sağa ve sola
çevirip döndürdük. Köpekleri de ön ayaklarını uzatmış bir halde girişte
yatıyordu. Sen onları görsen dehşete düşer, kaçardın. Sonra birbirleriyle
soruşsunlar diye onları uyandırdık. Onlardan biri “ne kadar kaldık?”dedi. Bir
gün veya daha az” cevabını verdiler. Tabiî bunu Tanrı daha iyi bilir” dediler.
İçimizden biri şu gümüş para ile şehre gitsin; temiz yiyeceklerden alıp getirsin
ve yerimizi öğrenmemeleri için de dikkatlice davransın; ellerine geçirdikleri
takdirde ya bizi taşla öldürürler, yahut zorla kendi dinlerine döndürürler.
Böyle olunca da, artık kurtulamayız. Sonra Tanrı'nın vaadinin doğru olduğunu ve
bunda şüphe bulunmadığını bilmelerini Onlara duyurduk. Hani halk onlar hakkında
çekişmiş ve üzerlerine bir bina yapın, demişlerdi. Halbuki Tanrı onların
durumlarını daha iyi biliyordu. Çekişmede galip gelenler “Üzerine bir mescit
yapacağız” dediler. Fakat şimdi mağara arkadaşlarının sayısı hakkında gayba taş
atar gibi (hiçbir şeye dayanmadan) O'nlar üç kişidir, dördüncüsü köpektir; yahut
dörttür, beşincisi köpektir; beştir altıncısı köpektir, hayır yedi kişi idiler,
sekizincisi köpektir) diyecekler.
De ki Onların sayılarını Rabbim daha
iyi bilir. Onları ancak pek az kimse bilir. Artık bu hususta anlatılanın, belli
olanın dışında kimse ile münakaşa etme, kimseye de bir şey sorma; hiçbir şey
hakkında da Tanrı dilerse demeden “Ben bunu yarın yaparım” diye söyleme,
unuttuğun zaman Tanrıyı an ve şöyle de: “Ulu Tanrı beni daha yakın bir zamanda
doğruya ulaştır” ESHABÜ'L KEHF Mağaralarında üç yüz dokuz (309) yıl kaldılar.
Bununla beraber, de ki; “Allah (C.C.) ne kadar durduklarını daha iyi bilir”.
“İşte, ESHABÜ'L KEHF hakkında
KUR'AN-ı KERİM'de bulunan bilgiler bunlardan ibarettir. Anlaşılacağı üzere bu
bilgiler, Hazret-i Peygamber ile müşrikler arasında Eshabü'l - Kehf konusu
üzerindeki, münakaşalar dolayısı ile yapılan açıklamalardır.”
Bilirkişi Ekip Bşk. Prof. Dr.
Abdullah GÜNEN'in mahkemeye sunduğu raporun üst yazısı:
T.C.
AFŞİN SULH HUKUK MAHKEMESİ
SAYIN HAKİMLİĞİNE
DOSYA NO : 2004/18 D.İş
KONUSU : Bilirkişi
raporudur.
Sayın Hakimliğinizce 19.04.2005
tarihli kararla ''Afşin Eshab-ı Kehf külliyesinde Eshab-ı Kehf mağarasına
düşen güneş ışınlarının açısının tespiti için 07.05.2005 tarihinde bilirkişi
olarak Prof. Dr. Abdullah GÜNEN tarafından keşif mahallinde inceleme yapılarak
mahkemenize 08.06.2005 tarihinde ön rapor sunulmuştur. Ön raporda, konunun
Astronomi ve Uzay bilimleri ile de ilgisi olması vurgulanarak bu alanda iki
bilim adamının bilirkişi heyetine dahil edilmesi tavsiye edilmişti.
Hakimliğinizce bu öneri dikkate
alınarak, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri öğretim
üyeleri Yrd. Doç. Dr. Zekeriya MÜYESSEROĞLU ve Yrd. Doç. Dr. Birol GÜROL'u
bilirkişi heyetine dahil edilmiştir. Bilirkişi heyeti Prof. Dr. Abdullah GÜNEN
başkanlığında 24.06.2005 tarihinde saat 04:30'da keşif mahallinde hazır
bulunarak güneşin doğuşunu ve mağaraya girişini gözlemleyerek gerekli inceleme
ve ölçümleri yapmıştır. Bilirkişi heyetinin yapmış olduğu inceleme sonucu,
mahkemenize tevdi edilmek üzere ekteki raporda sunulmaktadır.
Takdir yüce mahkemenindir.
22.07.2005
Prof.Dr. Abdullah GÜNEN
G.Ü.Kastamonu Fen-Edb. Fak. Dekânı
Eki: Üç adet Bilirkişi raporu
(Kroki ve tablodan mürekkep 4
sahife)
BİLİRKİŞİ RAPORU
Konu : Afşin Eshab-ı Kehf
Külliyesi'nde bulunan mağara içine Güneş ışığının düştüğü açı ve mağaranın ışık
gördüğü zaman aralığının tesbiti yöntem :Konunun sonuca ulaştırılması için
aşağıdaki işlemler yapılmıştır;
i) Olay yerinin enlem ve boylamının
belirlenmesi (konum saptama),
ii) Mağara ağzı doğrultusunun
belirlenmesi (mağara ağzının coğrafik kuzey doğrultusu ile yaptığı açı),
iii) Farklı tarihler için Güneş'in
doğma/batma zamanları ve konumunun belirlenmesi,
iv) Güneş ışığının hangi konumlarda
mağara ağzına düştüğünün saptanması.
Not : Bölgenin tarihi gelişimi
içinde mağaranın önüne inşa edilen ek yapılar bu hesaplamada dikkate
alınmamıştır.
Gözlem ve ölçümler : Üç kişiden
oluşan bilirkişi heyetimiz, yukarıda belirtilen ölçümlerin yapılması için, 24
Haziran 2005 tarihi saat 04:30 da (ileri yaz saati uygulamasına göre) olay
yerine gitmiştir. Saat 05:22'de Güneş'in ufkun üstüne çıktığı ve ışığın o anda
mağara içine düştüğü gözlenmiştir. Mağara ağzının yöneldiği doğrultu göz önüne
alındığında Güneş'in batışı sırasında hiç ışık almayacağı belirlenmiş ve bundan
sonraki ölçüm ve hesaplar Güneş'in doğduğu konum ve sonrasındaki hareketi
üzerine yapılmıştır.
Eshab-ı Kehf Külliyesinin enlem ve
boylamı GPS (Global Positioning System, Küresel Yerbulma Sistemi) aleti ile (6
metre duyarlıkta) ölçülmüştür. Bulunan değerler:
Enlem : 38° 15' 00".7 Kuzey,
Boylam: 36° 51' 17".5 Doğu
Ortalama deniz seviyesinden
yükseklik : 1460 m.
Mağara ağzına ilişkin
doğrultunun belirlenmesi amacıyla pusula kullanılmıştır. Yapılan ölçümler
sonucunda mağara ağzına ilişkin doğrultunun manyetik kuzey (azimutu) doğrultusu
ile 115 açı yaptığı belirlenmiştir. Pusuladan okunan yönlerin manyetik kuzey
kutbuna göre olması, buna karşın Güneş doğrultusunun coğrafik kutba göre
belirlenmesi nedeniyle pusuladan okunan değer düzeltilmiştir. Afşin Eshab-ı Kehf
Külliyesi'nin bulunduğu konum ve ölçüm yapılan tarih için bu düzeltme değeri 5
olarak hesaplanmıştır. Buna göre mağara ağzı doğrultusu coğrafik kuzey ile 110
lik açı yapmaktadır. Söz konusu coğrafik yönler ve diğerleri, ekte sunulan
(Külliye'ye ilişkin, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
hazırlanan) proje üzerinde gösterilmiştir.
Güneş'in doğma/batma zamanı ve
konumları : Buradaki hesaplar için bilirkişi heyetimizce hazırlanmış bir
bilgisayar programından yararlanılmıştır. Doğma zamanına ait konumlar azimut
açısı olarak verilmiştir. Azimut açısı, kuzeyden doğuya doğru 0 ile 360 açı
derecesi olarak dikkate alınmıştır. Çizelgede üçüncü sütunda verilen güneşin
mağara içine düşme açısı, mağara ağzı doğrultusunun coğrafik kuzey ile yaptığı
110 açı derecesi ile 2. sütundaki azimutu arasındaki fark alınarak
bulunmaktadır. Ayrıca çizelgede 2005 yılı için farklı tarihlerde Güneş'in
doğduğu doğrultu, mağarayı aydınlatma süreleri verilmiştir.
Sonuç : 13 Mart ile 1 Ekim
tarihleri arasında (202 gün) Güneş doğarken mağara çine düşen Güneş ışınları
tarafından aydınlatıldığı belirlenmiştir. (10 dakika ve daha uzun süre ile).
Yılın en uzun günü olan 21 Haziran tarihinde Güneş 59.6 azimut açısı yani 50.4
derece ile doğmakta ve mağara içi, saat 05:22:07 den 09:29:31'e kadar ışık
almaktadır. Mağaraya ışığın 1 saat ve daha uzun süre ile düştüğü gün sayısı
toplam 170 (28 Mart ile 14 Eylül tarihleri arası) olarak tespit edilmiştir. 22
/ 07 / 2005
G.Ü. Kastamonu Fen-Edebiyat Fak.
Dekanı Prof . Dr. Abdullah GÜNEN
A.Ü. Fen Fakültesi Yrd. Doç. Dr.
Zekeriya MÜYESSEROĞLU
A.Ü. Fen Fakültesi Yrd. Doç. Dr.
Birol GÜROL
A.Ü. Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay
Bilimleri Astronomi ve Uzay Bilimi Güneşin aylara göre mağaraya giriş seyir
cetveli ve Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi'nin bulunduğu bölgede Güneş'in doğduğu
andaki azimut açıları, mağaraya geliş (düşüş) açıları ve mağaranın ışık alma
süreleri çizelgesi 3.Cilt Un Sandığı kitabında yer almaktadır.
Şunu açıkça ilan ediyorum ki, bin
800 yıldır karanlıkta kalmış bir olayın aydınlatılmasına vesile olan kitabım, bu
kutsal mekân hakkında, Kuran-ı Kerim'in ilgili Âyetindeki tarife uyan ikinci bir
mağara gösterildiği takdirde, sergilediğimiz iddialarımızdan vazgeçmeye hazırız.
Bu itibarla, çağımıza göre düzenlenen raporlar ile elde ettiğimiz bulgu, bilgi
ve belgeleri bu kitabımız kanalı ile Dünya insanlığının bilgisine ve de
takdirine sunmuş bulunuyoruz.
Yaptığım araştırmalara göre Dünyada
böyle 2. bir mağara bulunmadığını öğrendiğimiz için, Un Sandığı 3. cilt kitabım
ile, burasının dünyada tek mağara olduğu iddiamızı şimdiden ilan ediyoruz,
ediyorum.
Elime geçen yerel bir kitapçık ise
şöyledir:
Afşin Tanır kasabasından merhum
Hayâti Vasfi Taşyürek (şimdi olmasın) sıkı dostum idi. Yıl 1962. Mağara Yârâni
Yedi Uyurlar -Eshabü'l Kehf başlığı altında matbaamıza getirdiği şiir ve nesir
ile hazırladığı bilgi ve belgeler bugünkü konumuza âdeta doping sayılsa gerek.
Merhumun ruhu şâd olsun diyor, bu önemli belgeyi de sayın okurlarımın, dolayısı
ile tüm insanlığın bilgisine sunuyorum:
“Mağara Yârâni YEDİ
UYURLAR ESHABÜ'L KEHF”
Başlıktaki cümleler, Hayati Vasfi
Taşyürek'in bizzat kaleme aldığı kitapcığın kapağından alınmıştır. Fiyatı iki
(2) Tl. olan, 1963'de Gençlik Basımevi adını taşıyan matbaamızda bastırılan,
telif hakkı Afşin İlkokul Yaptırma Derneğine bağışlanan ve de 32 sayfadan
oluşan kitapcığı; hem yazarı Hayati Vasfi Taşyürek'in, hem ilgili okul
yöneticilerinden bu eserciğe emeği geçip ebediyete intikal edenlerin ve hem de
konunun asıl muhatabı YEDİ UYURLAR'ın ruhlarını şâd etmek için işbu UN SANDIĞI
3. cilt kitabıma alıyorum. Rahmetlik, kitapcığın birisini de bizzat imzalayarak
şahsıma ikram etmişti.
1931 yılında Afşin ilçesine bağlı
Tanır kasabasında dünyaya gelen, Efendi, İsmet ve Erdal adında 3 erkek çocuk
babası, kitabımı yazmaya başladığım 16 Şubat 2005 tarihi itibarı ile, kayın
biraderi Mustafa Kandeğer'den aldığım bilgiye göre 14 torun dedesi olan Hayâti
Vasfi Taşyürek; 1950'den 1990'lara, yani vefatına kadar Afşin, Elbistan ve
yöremiz, hattâ yöremiz de ne ki? nüktedanlığı, şair ve yazarlığı ve de 10'a
yakın şiir kitabı ve kitapcığı ile İlimiz Kahramanmaraş'ı da aşarak yurdumuzda
adından bahsettiren, sözün özü; yeri doldurulamayacak kültür yüklü bir şahsiyet
idi..
Eshab'ül kehf, Roma dönemi; bin 800
yıl (1800) öncelerine dayandığı tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır. Roma
döneminde yaşadığı bilinen Kral Dakyanos; Hıristiyanlık Dini'nin İsa Peygamber
Aleyhisselam tarafından ilan edilmesine karşı çıkmıştır. Allah'ın varlığını ve
de gönderdiği İncil Kitabıyla Hakk Din olan Hristiyanlığı kabul edenlere zulüm
işkence yapmaya, hattâ dininden dönmeyip israr edenleri öldürmeye başlamıştır.
YEDİLER de buna, yani Dakyanos'a karşı çıkanlardandır. Bir rivayet 3'ü sağ, 3'ü
de sol kolu danışmanları olan, diğer bir rivayete göre; asîl bir aileden,
Allah'a inanmışlardan olan bu yiğitler, bir kedinin âni hırçınlaşıp atlayarak
kaçışından korktuğunu görmüşler. “SEN ALLAH OLAMAZSIN. BAK, BİR KEDİDEN
KORKTUN” demişlerdir. Bunun üzerine; “Bu sır kalsın, ifşa ederseniz sizi
öldürtürüm” diyen Dakyanos'tan korkarak kaçmaya karar vermişler.
Yolda rastladıkları çoban da
ALLAH''a inananlardandır. Durumu anlatıp saklanacak bir mağara aradıklarını
söyleyince; “ Ben de ALLAH'a inananlardanım. Rivayete göre; "Kabul ederseniz ben
de size katılmak isterim” deyip, birlikte yola devam ederler. O anda hikmet-i
ilâhi çobanın koyunları taş olur. Afşin'in 6 km. batısındaki bir mağaraya
sığınırlar. (Güneş doğar doğmaz içine giren bu mağara, Emirli köyünün 3 km.
batısındadır.) Nihayet, sözü geçen mağaraya sığınan ALLAH dostu YEDİ UYURLAR'ı
nâzım, yani şiir ile tarif eden Hayati Vasfi Tayyürek'in; yukarıda da arzettiğim
gibi şahsıma bizzat imzalayıp verdiği kitapçığını aşağıda aynen neşrediyorum.
Konusu ve önemi açısından “Bir eser” diyecek kadar kıymetli bu eserciğe geçmeden
önce, bu hususu içeren çalışmalarımdan, Un Sandığı 2. kitabımda değindiğim gibi
elinizdeki bu 3. cilt kitabımdan da kısaca bilgi vermek istiyorum, şöyle ki:
(*)Bir rivayete, diğer deyimle bu
bölgede yaşayan insanların ağızdan ağıza aktarılarak bu günlere kadar gelen
bilgiye göre; Dakyanos'un 1000 (Bin) adet boğası mevcut olup, Afşin'in batı
arkasındaki 3200 rakımlı dağda otlatıldıkları için, bu dağa Binboğa denilmiş,
Coğrafya kitaplarına da bu ad (Binboğa Dağı) olarak geçmiştir. Dikkat edilecek
olursa cümlenin akışı ile de çok güzel uyum sağlamaktadır. Bu konudaki
belgelerimiz zincirine bir halka da bu olsa gerek diye düşünüyorum.
Bu itibarla Şair, Yazar ve Nükteci
Hayati Vasfi Taşyürek'in nazımla dile getirdiği deyişleri aynen neşrediyorum:
“MAĞARA YÂRÂNİ YEDİ
UYURLAR”
“Bu seriyi kaleme almaktan gayem,
Yediler'e karşı duyduğum sonsuz hayranlığı dile getirmekten ibarettir.
Deyimlerin esasını çevredeki söylentilerle bu konudaki araştırmalarım teşkil
eder.
YEDİLER'in gerek isimleri, gerek
uyudukları mağaranın bulunduğu yer hakkında söylenenlerin hepsine hürmet
beslemekteyim.
Önce: “Zannetmem ki değer
mekânlarında/ Bunların kıymeti İymanlarında” olduğuna göre, bundan ilerisinin
incelemesi de, münakaşası da yetkili üstadlara düşer. Kaldı ki; bizim bu konu da
hiçbir iddiamız yoktur. 309 sene bir mağarada uyuyan (7) yedi delikanlının ilahi
kitaplarda hikâye edilen hayatlarını ve örnek hareketleri ile sonuçlarını
destanlaştırmakla bir hayranlık ifade etmek istedik.
Bu ufak broşürle YEDİLER’in gerçek
durağı olan Afşin'e küçük bir hizmette bulunabildimse bahtiyarım. TANIR:1959
Hayati Vasfi TAŞYÜREK
YEDİ UYURLAR DESTANI
Yüzyıllar öncesi ARABİSUSTA (1)
Eşraftan sayılır yedi genç var dı.
Bu gençler bu devirde, her hususta
Hakkın birliğine inanırlardı.
Bu günlerde bu civarın âmiri
Takyanus denilen zâlimin biri (1)
Şerriyle korkutmuş idi her yeri
Puta kurban keser tapınırlardı.
Büstüne ibadet için o sultan
Bütün ülkesine eyledi ferman
Bu emri tutmayan yüzlerce insan
Kırbaçlar altında kıvranırlardı.
Hakk'a iman eden bu yedi gence
Sökmedi bu emir sıra gelince
Dediler; “yapsanız türlü işkence
Bizim kalbimizi Hakk aşkı
sardı”
(1) Afşin'in asıl ismi Arabisus idi.
Zamanla Arabsus, Arpsus, Erbsus ve Efsus olmuştur. Yarpuz da denilirdi.
(2-Takyanus; asıl ismi Takyus,
Tacisus olduğu halde zamanla Takyanus, Dakyanoz şeklini almıştır.
Dakyanous Efsus'un bu gençlerini,
Takip etti bir zaman peşlerini,
Gençler de kesince ümitlerini,
Tek düşünceleri yurttan firar dı.
Dediler; “gidelim biraz kenara”
“Bakalım ne şekil alır manzara”
“İbadet etmekten ise küffara”
Bu yolda yürümek en büyük kâr dı.
Çıktılar şehirden gizlice gençler
Fakat nereyeydi bu meçhul sefer?
Gezerken bir çobana rast geldiler
Çoban da İmanlı sırdaş arar dı.
Sordular; “var mıdır gizlenecek
yer?”
Saklanalım biraz bulaşmasın şer
Çoban; “vardır” diye önde ilerler
Köpeği de peşi sıra koşar dı.
Durup konuştular “aman bu hayvan?”
“Bildirir bizleri en nâzik bir an”
Taşladılar; “gelme” diye bir zaman
Bunlar taşladıkça Kıtmır coşar dı.
Nihayet Mevlâsı dil verdi kelp'e;
“Ne istersiz benden? Biraz durun
be!..”
“Sizdeki İymandan eser var bende
“Bu hale YEDİLER şaşırmışlar dı.
Çoban; “geldik” dedi “O mağaraya”
Uygun ise gizlenelim buraya,
YEDİLER toplandı hep bir araya
Kalplerini artık emniyet sardı.
Sığındıktan sonra Gâni Hüdâ'ya
Cümlesi gönülden var dı duaya
Emanet ettiler canı Mevlâ'ya
Bir huzur içinde uyumuşlar dı.
YEDİLERİN DUASI
Kavmimiz ayrıldı gerçek yolundan
Bizi selâmete erdir İlâhi.
Sen yardım etmezsen Takyus elinden,
Kaçıp kurtulmamız zordur Yârabbî.
Tanrı (*) eylediler bir âciz kulu
Bir kediden korkan olur mu Ulu,
Hakk'a kavuşur mu benliğin yolu?
Sapkınların gözü kördür İlâhi.
(*)Rivayete göre,Tacisus veya
Thecianes bir gün odasında istirahat ederken, pencereden atlayan bir kedinin bu
ani hareketinden irkilmiş ve korkmuştu. O'nun bu halini gören yakınları kediden
korkan bir varlığın Tanrı sayılamayacağını ortaya atmışlardı.
DAKYANOS'un GAZABI
İşitince Dakyanos bu firarı;
Arattı, tarattı bütün civarı
Bulduramayınca uyuyanları
Taş olan kalbiyle kazaplanmıştı.
Sordurdu gençlerin yakınlarına
“Haber verin” diye “onları bana”
İhanet eder mi ata oğluna;
İçleri “bilmeyiz” diye yanmıştı.
Vadedildi “kim söylerse bu yeri?
“Buldurursa bize firarileri”
İhya olur bu vade bir serseri
“Ben bulurum” diye iştahlanmıştı.
Ararken kâfirin işi rast geldi;
Bu mutlu ve gizli mekânı buldu,
Zâlim Takyanus'un gözleri güldü
Buğuz dolu kalbi ferahlanmıştı.
Bir veziri memur edip bu hale;
Dedi; “çabuk ulaş sen o mahal'e
Mağranın kapısın kisle tut hele”
Böylece bir ölüm hesaplanmıştı.
Varırken kâfirler gurur içinde
Uyurdu YEDİLER huzur içinde
Pek vahşiyâne bu umur içinde
Vezirin yüreği paralanmıştı.
Belirdi kalbinde insaf eseri
Dedi; “belki tarih arar bu yeri,
Olsun tarihi bir kitabeleri”
Diye, özel bir taş hazırlanmıştı.
Mağranın kapısı kisle tutuldu
Böylece Takyanus dertten kurtuldu
(!)
YEDİLER
Ana-Ata'sının boynunu bükmüş
Tenha bir mağrada durur YEDİLER.
Hak yolunda nice eziyet
çekmiş;
Takyanus'dan haber verir
YEDİLER
Zâlimin zulmünden yırarlar iken,
Çobanla hal hatır sorarlar iken,
Gizlenecek bir yer ararlar iken;
Çoban Pınarı'na varır YEDİLER.
Anlaşıp el ele verildiğinde;
Kıtmır'ın sırrına erildiğinde,
Sürünün taş olmuş görüldüğünde,
“Ah!..” diye dizine vurur YEDİLER.
Kul dünyada eker ahrette derer;
Hakk'ın hikmetine akıl mı erer?
Köpekleri bile cennete girer;
Sırattan korkusuz Yürür YEDİLER.
HRİSTİYANLIĞIN GELİŞİ
Devrinde PEYGAMBERKEN O HAZRETİ
İSA'nın
On iki Havarisi (*) vardı Ruhu
Rahman'ın
Erişince Efsus'a bir elçisi İSA'nın
Dediler; “var mı senin, şu put için
kurban'ın?”
“Kapıda kesmedikçe, giremezsin
kurbanı”
"İşte bu heykeldürür bu ülkenin
Rabbâni”
Görünce bu muazzam gafleti
Havariyyun;
“Ben dışarda kalayım şehir sizlerin
olsun”
Diyerek sur dışında bir hamam icar
etti
Sırrını gelenlere tek tek aşikâr
etti.
"Ben ki Hava Dinini biliyorum"
diyordu (**)
Çokları da Hakk dine inanıp
gidiyordu
Bir Delikanlı geldi kolunda bir
dilber kız
Dedi "Hamam komple bize ait yalınız"
(* Havari elçi
(** Hava, dini o zaman Hristiyanlığa
verilen isim Hakk Dini.
"Ücretin her ne ise emret fazlasıyla
al"
"Ben buna razı olmam, bu bence fena
bir hal"
Diye türlü itiraz ettiyse de hamamcı
Fikrinde israr etti durdu aslı
haramcı
Havariyyun; "Ey!. Oğul, etme bu iş
fenadır"
"Bana ne!.. son olacak fenalıklar
sanadır"
Diyerek razı oldu bu icara çarnaçar,
Fakat O'nlar hamama girince kubbe
uçar
Her iki haramzâde can verirler
böylece
Ve devrin Hakimine haber gider
şöylece
Hamamcı bilir idi Hava Dinini
gerçek,
Gençleri bu sihirle öldürmüş olsa
gerek
Bundan haberder olan İmin ehlinin
biri,
Hemen geldi elçiye, dedi “terk et bu
yeri”
Deminki ölen gençler… oğludur
Takyanus'un
Çabuk uzaklaş buradan yoksa pişman
olursun
Havariyyun sezince işin vahametini,
Terk etti o saatte zulüm memleketini
Yetişemedi O'na atlıları zalimin
Böyle girdi Efsus'a Musa'nın yaydığı
Din.
BELİREN BEHRELER
Her faniye kısmet olan ölümden
Dakyonus da canın kurtaramadı.
Sonra gelenler de ecel önünden
Kurtuluşa çıkar yol bulamadı.
Döndü bir eyyamdır değişti çehre
Mü'min'den de Âmir bulundu şehre
İstedi Allah'tan manevi Behre (1)
Bu bürhane sebep neler olmadı.?
Efsus'ta bir sürü sahibi var dı
Bunu kışlatacak bir köm arar dı (2)
Kis ile tutulmuş mağrayı gördü
Kapısını açmak oldu muradı.
İşte bu mağara 7 Arslan'ın
İlk uyudukları nurlu mekânın
Kendisiydi; dostlar sırr-ı Rahman'ın
Hâlâ huzur içre uyuyorlardı.
(1)- Hazreti İsa Peygamberin göğe
huruç etmesini Dakyonos'un din adamları noksanlık görüyorlardı. Bunun için
Efsus'un Hristiyan Hakimi, Allah'tan bir mucize talep ediyordu….Sonra da iki
fırkadan hangisi, O'nların mağarada ne kadar kaldıklarını hesap edip zaptedecek,
ayırt edelim diye uyandırdık.
(2)- Koyun sürüsü için kışlak, ağıl.
YEDİLER UYANIYOR
YEDİLER mağranın açılmasından
Bilmem kaç gün sonra uyanmışlardı.
Karınlarının çok acıkmasından
Baş başa vererek konuşmuşlardı.
Dediler; “-Bir günün tamını veya .
“-Nısfını uyumuş olmalıyız ya”
Ne kadar uyuduklarını Mevlâ'ya
Koydular, çünkü çok acıkmışlardı.
Dediler; “-Yemliha, çarşıya git de
Bize biraz yiyecek temin et de
Ama, gayet gizli yolları güt de
Tutulma” diyerek yollamışlardı.
Yemliha Efsus'a yaklaşınca;
Değişiklik gördü şehre bakınca
Her gördüğünden bir şüphe kapınca
Yüreği sızladı, benzi sarardı.
Sordu bir yolcuya; “bura neresi?”
“-Takyanus diyarı, Efsus kalesi”
YEMLİHA şaşırdı;” bu, neyin nesi?”
“-Hakk Dine ne zaman inanmışlardı?”
Girdi hudutsuz bir şüpheyle şehre,
Görmedi şehirde bildik bir çehre,
Ancak tanıdığı yer ile kubbe;
Diğer bildikleri ne olmuşlardı?
Geldi bir fırına istedi ekmek,
Paraya fırıncı dedi; “Ne demek?”
“Bu para bir gömüden çıksa gerek;
“Yoksa bunu nereden almışlardı?”
Sordu; “Bu Dakyanus parası nerden?”
“Geçmiştir eline? “-Getirdin neden?”
“Doğru, evet öyle Yemlihayım ben”
“Buralıyım” deyince şaşmışlardı.
Dediler;”-Sen kimin YEMLİHA'sı sın?”
“-Tanımadık seni, sen yabancısın?”
“-Bilen varsa eğer bir kişi çıksın?”
Etrafını bütün halk sarmışlardı.
Halkı pek meraka attı Yemliha
“-Biz dün firar ettik” deyince daha
Dediler; “-Öyleyse gel padışaha”
Çünkü halk bu sırra şaşırmışlardı.
Yemliha daldı çok derin bir fikre
Başladı taptığı ALLAH'ı zikre,
Padışah bu halden erişti şükre
O'nlar Mevlâya bel bağlamışlardı.
Hakimin yakini olan kimseler,
“-Emir'e duanız kabul” edilir
YEMLİHA'yı tekrar hep dinlediler
Mü'minler gönülden ağlamışlardı.
Evinin yerine geldi YEMLİHA
Dedi; “-Yurdumuz du bura dün daha”
Devir dönmüş, zaman geçmiş iş heba
Bütün halkı büyük bir merak sardı.
“-Siz bu güne kadar neredeydiniz?”
“-Nerede kazanır, nerde yerdiniz?”
“-Uyuduğumuzu biliyoruz biz,
“Beni ekmek almağa salmışlardı”
“-İsterseniz eğer fülan mağrada”
“-Bekliyor yoldaşlar beni orada”
“-Beraber gidelim siz buyurunda
Cümlesi peşinden yollanmışlardı.
Mağraya pek yakın gelince millet,
YEMLİHA onlara eyledi minnet,
“-Hepimiz beraber girersek şâyet”
“-Korkarlar, doğru ya korkuturlardı”
Eğlendi burada bütün ahâli
Anlattı YEMLİHA değişen hali
Yârenler halas'ın yok ihtimali
Cümlesi ALLAH'a niyaza vardı.
Mevlâ sevmiş idi YEDİLER'ini
Gizledi milletten sevdiklerini
Görmedi topluluk daha birini
Onlar beklemekte aldanmışlardı.
Nice bekledikten sonra daldılar;
Kimseyi bulmayıp şaşa kaldılar,
Elleri boş şehre yollandılar
YEDİLER böylece namlanmışlardı.
(1)- Bu yerin Azizler Pınarı olduğu,
bu pınara da Azizler Pınarı denmesine sebep;
YEMLİHA'nın: “Ey!. Azizler, siz
durunuz. Ben yoldaşlarıma haber vereyim.” demesinden kaynaklandığına
bağlanmaktadır.
İKİNCİ BİR RİVAYET
Tebdili kıyafet ettikten sonra
Korka korka şehre vardı YEMLİHA.
Hiçbir tanıdığa rastlamayınca
“-Bura nere?” diye sordu YEMLİHA.
Dün İSA'nın adı güç anılırken;
Herkesi İsa'vî görmekteyim ben
Tanımalarına imkân vermeden
Rızk alıp dönmeyi kurdu YEMLİHA.
Aldı bir dükkândan yiyecek ekmek
Paraya Fırıncı dedi “ne demek?”
“Bu bir define bulmuş olsa gerek”
Denince korkuyu ırdı YEMLİHA.
“-Bulduğun define nerede? söyle”
“Sırf senin olmasın, bölüşek şöyle”
“Kıyafetin başka işiniz hiyle”
Müşkül bir duruma erdi YEMLİHA.
“Biz YEDİ arkadaş, bize göre dün,
“Kaçtık pençesinden zalimin, zulmün”
“Nasıl da değişmiş vaziyet bu gün”
Diye doğru cevap verdi YEMLİHA.
“Defineden hisse vermezsen bize;”
“İyilik yakışmaz demektir size”
“Götürürüz seni hakimimize”
Vardı huzuruna girdi YEMLİHA.
Hakim iyi kalpli bir insan idi;
“Sen kimsin, bunu nerden aldın?”
dedi,
Başındaki hali birbir söyledi,
Hakime de hüzün verdi YEMLİHA.
“Dakyanus öleli yüz yıllar oldu”
“Saltanat kimlerden kimlere kaldı?”
“Genç yaşın, çok ömrün aklımı aldı”
Deyince kelâma durdu YEMLİHA.
“Biz birkaç genç idik yaşardık
burda”
Dakyanus bizleri bıraktı darda”
“Kaçtık Bencülüse dostlarım orda”
Diyerek hakimi yordu YEMLİHA.
“Buyurun gidelim, görün onları”
“Tekrar dinleyiniz bu olanları”
Takılıp peşinde yollananları
Mağranın dışına kordu YEMLİHA
RİVAYETİN DEVAMI
YİNE ŞİİRLE ANLATILIYOR
YEMLİHA'nın dönme vakti gelince;
Korkulu bir fikre daldı YEDİLER:
O'nu Takyus tuttu zannneyleyince,
Saldığına pişman oldu YEMLİHA.
Tuttuysa Dinine döndürdü O'nu;
Felâket olacak bu işin sonu,
“Kurtar bizi dardan, ey!.. lutfu
gâni
Şeklinde tazarru kıldı YEMLİHA.
YEMLİHA bu anda girdi içeri,
Anlattı başından geçen işleri,
“Sizi bekliyorlar, çıkın dışarı”
Korkuyu bırakıp güldü YEDİLER.
Uyku çektikleri uzun yılları,
Bu arada gelip geçen halları,
Bunlar “Ba'sü bâdel mevt”in halları
Olduğunu şeksiz bildi YEDİLER.
“Kabzoldu ruhları derin uykuda”
“Hizmet olsun için Hakk'a Mabud'a”
“Konuldu her biri altın tabuta”
Bazılar der böyle oldu YEDİLER:
RÜYA
Hakimin düşüne girip YEDİLER;
“Bunu neye böyle yaptın?” dediler
“Biz ne altın tabut, ne taht
isteriz”
“Ne de bahtımızdan hoş baht isteriz”
HAKK yoluna giren gerçek yolcular
Maddî arzulardan beri oldular,
Düşüp yorulanlar ziynet peşine
Derman bulamadı aşk ateşine
“Bizim de var idi uygun halimiz”
“Anamız, atamız, haylı malımız”
“Biz geçtik hepsinden Allah yolunda
“Dünyaya güvenmen ârif olun da”
“Tabutları gel al dışarı attık”
“Arama bizleri, bizleri battık,
“Nerede dedeler? Noldu babalar?”
“HAKK yolunda boşa gitmez çabalar”
“YEDİLER'den ibret alabilene”
“Ne mutlu İymanla ölebilene”
İSA MESCİDİ
Tabutları içi boş, dışarıda buldu
Hâkim
Rüyasını düşünüp hayrete daldı Hâkim
Uyudukları yere bir MESCİT
yaptırarak;
Her fırsatta saygıyla ziyaret kıldı
Hâkim.
ESHA'ÜL KEHF'i ZİYARET
Şu fani hayatın her olağanı
En az ilâhî bir hikmet değimli?
Bak şu mağaranın YEDİ Arslan'ı
Beşere büyük bir ibret değil mi?
Zannetmem ki eğer mekânlarında;
Bunların kıymeti İmanlarında,
Dakyanus'a zulüm zamanlarında,
O Cevap ne haklı nisbet değil mi?
Selâmeti yurdu terk de buldular
Böylece Allah'a vasıl oldular,
Ah!.. ne kurtuldular, ne
kurtuldular,
Ölmezlik en büyük niğmet değil mi?
Ufuklar zulmete olmuşken esir;
Gerçek aşk kalplere etmezken tesir,
Murad-ı İlâhi KELP dile gelir,
Ya bu, ne müstesna kısmet değil mi?
Taş olan sürünün işte izleri,
Ayrı bir âleme çeker gözleri,
Uyku seneleri aşmış izleri;
Melekler eylerdi hizmet değil mi?
İşte meskenleri mutlu MAĞARA,
YEDİLER burada kavuştu nura,
Hayati günahkâr çıkma huzura
Müslümana tövbe haslet değil mi?
(1) Koyuntaş, iki sürü halinde taş
olan koyun ve kuzular.. Düzlükte ve köksüz olan ve sürüyü andıran bu taşlar,
YEDİLER'den biri olan çobanın dua ettikleri zaman, taş haline gelen koyun ve
diğerinin kuzu sürüsü olduğu söylenir.
Hasan Raşit Tankut'un; yazılarını şu
manzumeyle ifade edeceğim:
HASAN RAŞİT DİYOR Kİ;
Hasan Raşit diyor ki,”Şehirleşen bu
Efsus;
Selçuklar zamanında ismi idi Arbesus
“
Allah'ın nusretine nail olan
ordular;
Yarpuzu Hristiyan ve Ortodoks
buldular
Halbuki o tarihte Maraş ile Elbistan
Eski Türk dinindeydi, Yarpuzsa
Hristiyan
Âdil, Halife Ömer ordusu çağlıyordu,
Gayri dinli yerleri haraca
bağlıyordu.
Haraç kabul eden il yıkılmazdı o
zaman,
Efsus karşı gelince oldu hak ile
yeksan.
Bu yüzden derindedir tarihi eserleri
Onlar çıkarıldıkça herkes anlar bu
yeri.
Efsus'ta kolaylıkla ele geçen
eserler,
Bizansın paraları mozayik nümuneler,
Devamı vardır elbet bu güzel
eserlerin,
Göğe yükselmektedir anıtı
YEDİLER'in,
Bunun her zerresinde ruhumuzdan zevk
taşar,
Her nesil tarihinde eserleriyle
yaşar.
Haraplanmağa doğru yüz tutması ne
acı…
Bence ne acı değil, mutlak şâhâne
acı.
İsmail Hakkı KONYALI da ; “ESHAB'ÜL
KEHF AFŞİN'de” diyor
Hayati Vasfi TAŞYÜREK'in şahsıma
tevdi ettiği esercikte, büyük ilim adamı İsmail Hakkı KONYALI'nın, o tarihlerde
yayınladığı TARİH HAZİNESİ mecmuasındaki bilgileri şöyle özetlemiştir:
“KURAN' |