|
Bahisle Kazanılan Bir Koyun, 7 de Kuzusunun Kuzusu
Bahisle kazanılan bir koyun, 7 de
kuzusunun kuzusu olayı; Malatya ili Darende ilçesi Başkaya (Melik) köyü Dinek
mezrasında yaşanır, olay şöyle meydana gelir:
Yıl 1972, mevsim sonbahar, Ekim
ayının ilk haftası. Dinek'ten Yusuf Dalyan'ın kızı Rahime Dalyan (Raney)
Elbistan'ın Evcihüyük köyünden Vahabağa namı ile anılan Vahap Yıldırım'ın oğlu
Hüseyin Yıldırım'a gelin gelecektir. Elbistan'dan giden düğün alayı,
misafirperverlikte mahir, Dineklilerin misafiridirler. Şenliğe şenlik katmakta
usta Matbaacı Hüseyin Göçer de düğün seğmenlerindendir. Oda tıklım tıklım dolu.
Bazen sıra türküsü, bazı komedi oyunlar, bazen de yüzük oyunları v.s. kırıla
gitmektedir.
Balaban'dan Behlül dayının oğlu
renkli sima Hasan Özer aynı mezranın okulunda 4 yıldan beri öğretmendir. O da,
Elbistan'dan gelen düğün seğmenlerine “Hoş geldiniz” dedikten sonra hoş sohbete
katılmıştır. Hasan Öğretmen babası Behlül Efendi gibi şenliğine şenlik katmayı
iyi bilmektedir. Zaten öğretmenlerimiz büyükle büyük, küçükle küçük olmanın
ustasıdırlar..
Hasan Öğretmen'in eşi bir çocuk
annesi Rukiye Hanım ilk doğumdan sonra çocuk yapmamıştır. Olacak ya; o hafta
Rukiye hanım hastalanmış, doktorun verdiği iğneler ile mezrada tedavisi
sürmektedir. Evin sahibesi Esme Teyze de bir komedyan gibi şen ve şakraklardan.
O da, bitişik odayı dolduran kendisi gibi şen kadınlarla şenliğe şenlik
katmaktadırlar.
Rukiye hanıma vaki iğne vurulduğunu
gören Esme Teyze, bir oyun düşünür, öteki odada oturan Hasan Öğretmeni,
“Kadınların bulunduğu odanın kapısına gelsin” diye haber gönderir. Kapıya gelip
bir ayağını da içeri atan Hasan Öğretmen; kapıdan eğilerek; “Buyur Esme Teyze,
beni çağırmışsın” der. Bir elini Rukiye hanımın sırtına koyduktan sonra; “Siz,
bu kadına, bu iğneleri, bir çocuğumuz daha olsun diye vurduruyorsunuz”
iddiasını, damdan düşer gibi ortaya atar. Bu sürpriz iddia kadınların
kahkahalarla gülmesine yol açar. Bununla da yetinmez, Esme Teyze işi iddiaya
dökerek şöyle der; “ Hasan Hoca, benim anladığım kadarı ile siz bu iğnelerle bir
çocuğumuz daha olsun diye mücadele ediyorsunuz.. Bu iğneler üzerine Rukiyenin
çocuğu olursa ben size bir koyun vereceğim. Aksi halde, sen bana bir poşu
alacaksın” der. O da; “Şahit olun ahâli. Ben bu iddiayı seve seve kabul
ediyorum.”der. Kadınlar bölümünde bu fasıl kapanır.
Derken, bu esprili olay erkeklerin
bulunduğu odaya taşınır. Anlatılması ile oda kahkahaya boğulur. Bu sürpriz
iddiayı dikkatlice dinleyen Hüseyin Göçer'in keyfi gelmiştir. Olayı iyice
genişletir ve de kızıştırır. Bu iddia, odayı dolduran cemaatın dikkatini tamı
tamına üzerine çeker. Hüseyin Göçer bahsinde senede bağlanmasını gerçekleştirir.
Esme Teyzenin zihninde, Rukiye
hanımın bundan sonra çocuğu olmaz şeklinde yanlış bir düşünce yer ettiği için
kuşkusuz bu bahse girdiği erkekler odasında da iyice tartışılıp
konuşulur..İddiası şu: bir, bir buçuk yıl içinde Rukiye Hanımdan dünyaya çocuk
gelirse, Esme Teyze Hasan Öğretmene bir koyun verecektir. Aksi halde, Hasan
Öğretmen Esme Teyzeye bir poşu alacaktır.Hasan Öğretmen bahsi tekrarlar; “Şahit
olunuz. Kadınlar odasında da ilan ettim, burada da ilan ediyor ve sizleri de
şahit tutuyorum; bu bahsi kabul ettim”der. Hüseyin Göçer alemi eline alır, bu
bahsin senedini yazar, şahitler ve bahisçi Hasan Öğretmen imzaladıktan ve Esme
Teyzenin de parmak izi alındıktan sonra, taraflara birer suret verilir, bu fasıl
böyle kapanır.
Olacak ya, bir, bir buçuk yıl sonra
Hasan Öğretmenin eşi Rukiye Hanımın, Nihal adını verdikleri kızları dünyaya
gelir. (Nihal; halen Almanya'da bulunan M. Selçuk Özden'in eşi). İki ay kadar
sonra, Hasan Öğretmen eşi Rukiye Hanıma durumu hatırlatır. Çocuğu kucağına al,
Esme Teyzegillere gidiyoruz. “Olmaz dediğin çocuk işte.oldu. Adı da Nihal.
Koyunumuzu ver diyelim” der. İkindi sonu kapıyı çalan Hasan-Rukiye Özer
ailesini; Esme Teyze güler-yüz ve tatlı dille karşılar. Çifte döşek serilmiştir.
İzzet-ikram o biçim..
Yemek ve kahve ikramından sonra sözü
açan Hasan Öğretmen; Esme Teyzeye, Nihal'ın dünyaya geldiğini hatırlatır, bahse
konu olan koyunu ister.
Osmanlı terbiyesine göre yetişen
Esme Teyze; “Hay hay, oğlum. Sen haklısın. Ben bahsi kaybettim. Bizler, bu senet
olmasa dahi sözümüzün eriyiz. Pencereden bak, karşıdan gelmekte olan sürüyü
karşıla. Beğendiğin koyunu seç al” der. Hasan Öğretmen beğendiği koyunu tutar.
“İşte benim koyunum” der. Ancak, bizim koyunu koyacak ahırımız yok. Bunu
bellilikle. Ben gelip götürene kadar koyun sizde kalsın, türesin. Ne zaman
gelirsem o zaman götürürüm” der. Esme Teyze; “Başım- gözüm üstüne” der. Bu fasıl
da kapanır.
Hasan Öğretmen, 5 yıl kaldığı Dinek
okulundan başka yere atanmıştır. Aradan 6 yıl geçer. Bir koyun, türeyip sayısı 7
olmuştur.. Her yıl, “koyunlarını gel götür” haberine rağmen Hasan Öğretmen bir
türlü iyi bir ortam bulup koyunlarını götürememiştir. Ortamı bulup Dinek'e gelen
Hasan Öğretmen, Esme Teyzenin misafiridir. Akşam olur. Sohbet başlar. Derken;
Esme Teyzeye koyunu hatırlatınca, şöyle cevap verir;
“Bir olan koyunuyun sayısı
kuzuları ile 7 oldu. Hepsi işaretli.. Alıp götürebilirsin” der
Not; İşte Anadolu'nun kültür yapısı, yaşantısı, kardeşlik sevgisi, örf âdet ve
geleneklerinden küçük bir anı ve de örnek bir davranış…Bir gazeteci ve yazar
olarak; Dünyada bu kültür yapısında ikinci bir ülke var mı ola? diye merak
ettiğimi de belirtmeden geçemiyorum. Ölenlerin ruhları şâd, kalanların gönlü
şen, ömrü uzun olsun. Âmin.
|